ARAPÇA BİLENLER KUR’AN’I DAHA İYİ ANLAR ARGÜMANINA CEVAP

image_pdf

Bazı kimseler “Arap’ın kendi dili, Kur’an’ı sen mi daha iyi anlayacaksın?” gibi eleştiriler yapmaktadırlar. Fakat bu eleştiri hiçbir mantığa dayanmayan, hiçbir anlamı olmayan ve sadece Türkiye’deki “yeni ateist” kesmi kandırabilecek potansiyele sahip bir eleştiridir. Türkiye’deki en popüler ateist sayfalardan birisi olan -ve ne felsefe, ne de teoloji üstüne en ufak bir bilgiye sahip olan, ilmi hassasiyetin “i”sini bilmeyen- Karikateist’in bir iddiası da budur hatta.

 

Neden bu iddianın mantıksız ve saçma olduğunu bu yazımızda inceleyeceğiz. İslamiyet’i İslamla ilgisi olmayan ve hiçbir temeli olmayan iddialarla eleştirmemelisiniz. Eğer eleştiriyorsanız Tanrı’nın ontolojik olarak varlığı hakkında argümanlar ile ve/veya teolojik birtakım argümanlarla eleştirin. Gerçekten bu konuyu pek çoğu kimse önemsemiyor ve anlamsız bir şekilde etrafına saldırıyor. Bu konu üstüne, örneğin Kur’an’da Savaş Ayetleri adlı yazımızı, Yeni Ateizme Eleştiri adlı yazımızı, Kur’an Çelişkileri İddialarındaki Temel Hata adlı yazımızı okumanızı öneririm.

 

1- Bu iddia, anlamın yalnızca dil bilerek anlaşılacağı üzerine kuruludur

Aşağıda(2. maddede) bir metnin anlaşılması için dil bilmek yeterli midir sorusunu sorgulayacağız. Fakat şimdi bu iddiayı kendi öncülü ile çökertelim. Arap asıllı olmayan birisi Arapça hakkında daha uzman olabilir. Hatta tarihteki çoğu Arapça uzmanı Arap asıllı değildir. Bunlardan birisi de Zemahşeri’dir.[1] Zemahşerinin Arapçayla ilgili Kuran’daki yaptığı bazı tespitleri bugüne kadar hiçbir Arap yapmayı başaramamıştır. Hatta birçok Arap bile Zemahşeri’nin Kur’an tefsirinden istifade etmektedir. İddia bu bir örnek ile bile çelişmektedir, dolayısıyla bir cümleyi anlamak için tek bilmemiz gereken dil olsa bile bu iddia geçersizdir.

 

Üstte verdiğimiz örnek bile başlı başına bu iddiayı yıkmaktadır. Ayrıca önemli bir nokta vardır ki; Kur’an klasik Arapça’dır. Yani şu anda Arap vatandaşların konuştuğu Arapça ile aynı değildir(Modern Arapça)! Klasik Türkçe ile bugünkü Türkçe arasında bile birçok fark varken, Arapça gibi bir dili düşünün. Klasik Arapça ile modern Arapça arasında oldukça fark vardır. Dolayısıyla, mealciler az çok klasik Arapça bildiği için, Kur’an meali okuyan bir Türk, Kur’an’ı modern Arapça konuşan bir Arap’tan daha iyi anlayabilir.

 

2- Peki bir metni anlamak için yalnızca dil bilmek yeterli midir?

Açılımı İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı olan OECD kurumu, birçok ülkede farklı farklı alanlarda araştırma yapıyor ve istatistiklerini çıkarıyor .[2] OECD kurumu, birçok ülkedeki 15 yaşındaki çocukları teste sokuyor; PISA testi. Arap çocuklarından çok daha zeki olan Türk çocuklarımız(!) ise bu testte, kendi dilinde olan bir yazıyı anlama bölümünde 42. olmuştur.[3] Gördüğünüz gibi, bu istatistikler dahi malum iddiayı yıkmaktadır.

 

Eğer Avrupa’ya bakarsanız, çoğu üniversite ilk yıllarda “bilimsel makale anlama” kursu vermektedir.[4][5] Bu kursta özel dil eğitimi bile dahil edilmiyor. Dilin zaten bilindiği varsayılıyor veya üniversite başlangıcında dil sınavı yapılıyor. Dil dışında ise birçok anlama metodu öğretiliyor. Örneğin makalenin neresinde hangi bilgiyi öğrenebilirim, makalenin neresinden başlamalıyım, bir makaleden nasıl sonuç çıkartabilirim vb. konular. Hatta bazı üniversitelerde bu kurslara mantık dersleri de zorunlu tutuluyor. Her alanda elbette farklı anlama metodları vardır. Dinin de elbette kendine göre anlama metodu vardır. Dil ise bu metodlardan sadece biridir. Dile hakim olmakla otomatik olarak Kuran’ı doğru anlamış olmuyorsunuz, çünkü Kuran’ı anlamak için diğer metodlara da başvurmak gerekiyor. Eğer dil yeterli olsaydı, Einstein’ın ana dili olan Almanca’da yazdığı bir makaleyi, sıradan bir Alman vatandaş İngiliz bir fizikçiden daha iyi anlamalıydı. Bu iddianın saçmalık olduğunu gören bazı arkadaşlarımız aynı mantığı Kur’an için kullanmıyor, ve ne yazık ki yobazlık yapıyorlar. Tabii bu kişilerin kendini “sorguluyor” diye tanıtması da cabası…

 

3- Farklı farklı mealler var – birçok farklı görüş var. Peki hangisine bakacağız?

Peki Kur’an-ı Kerim’i anlamak nedir ve ne tür metotlar gerektirir? İşte burada şunu vurgulamalıyız: Kur’an-ı Kerim’i iki türlü anlamak vardır. Birincisi, mümin olmak için normal bir insanın anlamasıdır. İkincisi, ayetlerin daha derinine inen akademik, entelektüel bir anlamadır. İkinci tür anlama, mümin olmak için gerekli olan bir şey değildir. Kur’an-ı Kerim şunları söyler:

Zuhruf Suresi 3. ayet – Biz onu düşünüp anlayabilesiniz diye Arapça bir Kur’an yaptık.

Hud Suresi 1. ayet – Elif, Lâm, Râ. Hakîm ve Habîr olandan bir kitaptır ki bu, ayetleri önce muhkem kılınmış, sonra ayrıntılı hale getirilmiştir.

 

Kur’an-ı Kerim bunları söylerken şu amacı barındırır: Yahu biz size (Kur’an-ı Kerim’in hitap ettiği kavme; Hz. Muhammed’in kavmine) anladığınız dilden indirdik bu Kur’an’ı(Arapça). Allah var ve bir diyorum, ahiret var diyorum, bunların bilincinde olarak ahlâklı bir şekilde yaşayın diyorum. Siz bu dediklerimin neyini anlamıyorsunuz ki sanki?

 

Bildiğiniz üzere bu tarz bir anlama, normal bir insanın hayatında mümin olmak için yeterli bir anlamadır. Bu tür anlaşılmayı hepimiz biliyoruz zaten. Örneğin mümin olduğunu söyleypi de zina yapanlar, zinayı yasaklayan ayeti bilmedikleri için mi zina yapıyorlar sanki? Hırsızlığın kötü bir şey olduğunu söyleyen ayeti bilmiyorlar da mı kötülük yapıyorlar? Haksızlık ve adaletsizliğin kötü olduğunu defalarca vurgulayan onlarca ayeti bilmiyorlar da mı yapıyorlar? Zulmetmenin günah olduğunu bilmiyorlar mı? Bunları herhangi bir ateist bile bilecektir ve “Evet, bunu yapmak dinde günahtır.” diyecektir. Görüdüğü üzere, bu tarz anlamaya hepimiz sahibiz. Fakat diğer türlü bir anlama; ayetlerin detaylıca incelenmesi ve anlamlandırılması – yorumlanması tamamen ilmi bir uğraştır ve birçok farklı ilme vâkıf olmayı gerektirir. Bununla birlikte, düzgün bir metot benimsemek ve ilmi bir hassasiyet taşımak gerekir. İkinci tarz bir anlamda sayabileceğimiz 3 temel metot vardır:

1. Elbette dil. Bu daha önce de bahsettiğimiz gibi klasik Arapça’dır. Klasik Arapça sözlükleri ve Zemahşeri gibi klasik Arapça tefsirleri kullanıldığında, bir Türk, Arapça bilmeden bile bu metoda kolaylıkla erişebilir. Yeter ki din hakkında kandırılmayacak kadar aklı olsun! Aşağıdaki kendi iddiamda da izah edeceğim üzere, bu metot klasik Arapça’dan hiç anlamayan birisi için bile geçerli olmaktadır.

2. Bir konu ile ilgili tüm ayetleri alarak konuya bakmalısınız. Bunun gerekliliği de Hud Suresi 1. ayette verilir. Örneğin savaş ayetlerinde çok çarptırma yapılmaktadır. Mesela sadece Tevbe Suresi 5. ayete bakarak kimileri “Kur’an kafirleri öldürün diyor, kötü bir kitap” demektedir. Lakin, Tevbe Suresi 1-2-3-4-5-6-7. ayetlere bakarsanız anlayacaksınız ki kafirler Müslümanlara savaş açmıştır ve Müslümanlar da karşılık vermektediler. Zaten, Tevbe Suresi 6-7. ayetlerde de “Savaşırken bozgunculuk yapmayın” ve “Barış isterlerse savaşta diretmeyin” gibi ifadeler geçmektedir. Yani, savaşın da bir adabı vardır. Ve, sadece bu suredeki savaş ayetlerine bakarak da olmaz. Diğer ayetlerede bakmalıyız. Direkt savaş hakkında olan ayetler Bakara Suresi’nde, Muhammed Suresi’nde, Nisa Suresi’nde, Hac Suresi’nde, Mumtehine Suresi’nde, Haşr Suresi’nde, Şura Suresi’nde, İsra Suresi’nde, Nahl Suresi’nde, Maide Suresi’nde geçmektedir. Kur’an’ın bütününe baktığınızda da görürsünüz ki, savaş açmak İslam’da yasaktır! Savaş açan kişi kafirdir. Ve savaş açan kişiye karşı savaşmak, yani nefis-i müdafaa caizdir(Şura Suresi 40-41-42. ayetlerini ve En’am Suresi 151. ayeti okuyunuz). Bir insanın öldürülmesi ise ancak bir kişi karşılığı veya bozgunculuk karşılığında olmaktadır(Hac Suresi 39. ayeti ve Maide Suresi 32. ayeti okuyunuz). Fakat, kişiyi öldürmeyi değil de affetmeyi ve barışa yönelik işler yapmayı esas almak daha hayırlıdır(İsra Suresi 33. ayeti ve Nahl Suresi 126. ayeti okuyunuz).

3. Ayetin bağlamını, indiği zamanı-zemini ve amacını bilmek. Örneğin Bakara Suresi’nin 158. ayeti -kelime kelime çeviri yapacaksak- şöyle söylemektedir:

Şüphesiz Safa ile Merve Allah’ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur.

 

Bu ayeti bu şekilde okuduğunuzda Allah’ın ne bağlamda bunu söylediğini anlayamayacaksınzıdır. Bir önceki ayetlerden bir bakıma bir şeyler çıkartsanız da net bir görüşünüz olmayacaktır. Bu tarz bir çeviriyi okuyan kimsenin, “Allah’ın nişanelerinden ve/veya işaretlerinden olduğu bizzat Allah tarafından bildirilen Safa ile Merve’yi Hac veya umre esnasında ziyaret etmek sevap olması gerekirken niçin ayette ‘sakınca veya günah yoktur’ denilmiştir?” demesi yerinde olacaktır. İşte bunları gidermek için ayetleri bağlamıyla birlikte okumak gerekiyor. Bu ayet şu şekilde okunmalıdır ki anlaşılabilsin:

[Ey Müminler!] Safa ve Merve [adlı iki tepe her ne kadar İslam öncesi dönemlerde İsaf ve Naile adlı putların bulunduğu mekanlar olsa da] Allah’ın değer atfettiği birer nişane, birer semboldür. Bu yüzden, hac veya umre yapan kişinin bu iki tepe arasında sa’y etmesinde [ibadet maksadıyla hızlıca gidip gelmesinde] sakınca yoktur.

 

Yani, ayetlerin bağlamı göz ardı edilemez. Kur’an-ı Kerim hitâbi bir dile sahip olduğu için direkt olarak konuşur. Bu konuşmayı okuyacak birisi o toplumun algısını bilmediği sürece ve bu konuşmanın ne bağlamda olduğunu bilmediği sürece tam olarak o konuşmayı anlayamayacaktır. Unutmayalım ki Kur’an-ı Kerim masa başında yazılmış bir kitap değildir. Kur’an-ı Kerim, sözlü olarak insanlara aktarılmıştır ve sözlü(Hitâbi) dilin getirdiği özelliklere sahiptir. Yani, daha genel olarak Kur’an-ı Kerim’in hitâbi özellikleri göz ardı edildiği için Kur’an-ı Kerim’i anlamlandırma konusunda bu tür iddialarda bulunanlar hataya düşmektedirler. Her şeyden önce, Kur’an-ı Kerim’in Allah merkezli bir dile sahip olduğu unutulmamalıdır(Örneğin Enfal Suresi’nin 17. ayetinde, Allah’ın varlığı ve her şeyin O’ndan vuku bulduğu konusuna vurgu yapmak için “Onları siz değil, Allah öldürmüştür.” denmektedir). Hitâbi dilin getirdiği özellikler konusunda ayrıca birçok şey yazılabilir. Fakat yazıyı uzatmamak adına kısa bir örnek vereceğiz ve bir alıntıyla hitâbi dilin küçük bir analizini yapmış olacağız. Örneğimiz şu şekildedir: Diyelim ki edebiyat öğretmeniniz tahtaya 5 tane cümle yazdı ve sınıftan birilerini kaldırıp bu cümleleri öğelerine ayırmalarını istedi. Sonrasında o kişiler kalkıp öğretmenin dediğini yaptılar ve bu 5 cümleyi sildiler. Tahtaya yeni cümleler yazdılar. Öğretmen, bu yeni cümleleri öğelerine ayrıcak 5 kişiyi kaldırırken size “Yavrucuğum, kalk ilk cümleyi sen öğelerine ayır.” dedi. İşte burada hitâbi dilin bir özelliğini görüyoruz. Aslında sizin, öğelerine ayıracağınız cümle ilk cümle değil, 6. cümledir. Fakat, tahtada şu anda -her ne kadar yanında “6.” yazsa da- olan ilk cümle o cümle olduğu için öğretmen “ilk cümleyi sen öğelerine ayır” dedi. Özellikle, “Şu anda tahtada olan cümleler arasındaki ilk cümleyi…” diye lafı uzatmadı. Çünkü öğretmenin kestirme yolla ve aslında yazılı bir metinde kusurlu sayılacak bir yolla size söylemesi yeterli olacaktır. İşte bu, günlük hayatımızda da çokça kullandığımız hitâbi dildir. Kur’an-ı Kerim de bu dile sahiptir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, olaylar üzerine sözlü yolla indirilmiştir. Kur’an’ın bu yönü bir kenara bırakılırsa elbette Kur’an’ı anlama yolunda karşımıza birçok sorun çıkacaktır. Ve, aslında kendi metodumuzun çelişkisinden ortaya çıkan bir nedenden dolayı kitapta çelişiyormuş gibi gözüken ifadeler de bulunabilir. Hitâbi dil konusunu daha geniş bir şekilde ifade edecek olursak, şöyle bir alıntı yapalım:

Kitabî dil hitabî dilden farklıdır; bağlamın esas olduğu hitabî dilde belirtilmesine gerek olmayan zaman, mekân gibi hususlar, halkın ortak geçmiş tecrübeleri, toplumun konu hakkındaki ortak bilgileri, kelimelere dökülmesine gerek olmayan, yani, konuşanların ve dinleyenlerin diğer noktalar sayesinde paylaştığı anlamlar yazılı dilde veril(e)mediği, yani muhataba yansıtılmadığı için, hitabî dilin muhatapları tarafından rahatça anlaşılan mâna/mesaj, yazılı metnin bağlamadan bîhaber muhatapları tarafından anlaşılmaz; böylece, bilimselci yorumlarda olduğu gibi gerçek anlamla alâkası olmayan saçma sapan anlamlar ortaya çıkar; çünkü, yazılı metin hepsine müsaittir, çok su götürebilmekte, hepsini kaldırabilmektedir. Nitekim iç savaşlarda Kur’an’ın bağlamından habersiz cahil kitleler(Havâric), ilgili ayetlere alâkasız anlamlar atfettikleri için Hazret-i Peygamber’in dizinin dibinde yetişen âlim sehabiler “Kur’an’ın gerçek anlamının sağlanması” demek olan sünneti esas almışlardır.[6]

 

Kimilerinin iddiası “Arap’tan daha mı iyi anlayacaksın? Onlar daha iyi anlar çünkü kendi dilleri.” iken benim karşı iddiam Kur’an-ı Kerim’i, tutarlı bir metot benimseyen ve yalnızca Türkçe tefsirlere bakan birisinin klasik Arapça bilen birisinden daha iyi anlaması mümkündür şeklindedir. Kısaca izah etmek gerekirse; eğer klasik Arapça bilen birisi ayetleri anlama konusunda mantığa ve diğer ayetlerle uyum konusuna bakmıyorsa bu durumda kesinlikle sorun çıkacaktır. Bunun yanı sıra sadece Türkçe tefsirlere bakan birisi, tefsir eden hocaların iddialarına ve neye dayandıklarına bakarak Kur’an’ı çok daha iyi anlayabilir. Ve şunu unutmamalıyız, her şeyi paketçi düşünce içine alarak değerlendirmeyiniz! Yani bir hocanın bir görüşü diğerinden daha makul durmaktayken o hocanın başka görüşleri çok mantıksız ve alakasız olabilir. Paketçi bir düşünce içine alarak, sorgulama işlemi yapılamaz. Günümüz Türk ateistlerinin en büyük sıkıntılarından birisi de budur.

 

Kaynak

[1] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=440235

[2] http://www.oecd.org/about/

[3] http://www.oecd360.org/turkey?utm_source=oecdorg&utm_medium=focusbox&utm_campaign=oecd360launch

[4] http://www.owlnet.rice.edu/~cainproj/courses/HowToReadSciArticle.pdf

[5] https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=8&ved=0ahUKEwi5rZrLluvTAhVFrRQKHSL0BC0QFghxMAc&url=http%3A%2F%2Fscu.edu.au%2Fteachinglearning%2Fdownload.php%3Fdoc_id%3D14402%26site_id%3D301%26file_ext%3D.pdf&usg=AFQjCNHifyTMFL70gU8nAC4N9X1-nJfOIw

Yazının bir kısmı Ateistlere Cevap adlı sayfadan alınmıştır, o sayfayı da takip etmenizi öneririz. Yazıdaki tüm ayetlerin mealleri Kur’an Meali adlı siteden alınmıştır. O sitede her ayet için 40 farklı meal ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

Furkan

O kimseler ki her hâl ve ahvalde Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve "Rabbimiz!" derler, "Sen bu kâinatı boş yere yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi cehennem ateşinden muhafaza buyur!"

You may also like...

1 Response

  1. Furkancan dedi ki:

    Yazılarınız çok iyi fakat daha uzun olmasını ve daha sık gelmesini isterim. Ayrıca islamı doğru şekilde yayma ve yanlışları ortadan kaldırma çabanız içinde teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir