BOŞLUKLARIN TANRISI ARGÜMANINA CEVAP

Boşlukların Tanrısı Argümanı(God of the Gaps), bilimsel olarak cevap veremediğimiz şeylerde “Bunu Tanrı yapıyor” dediğimizi ileri sürer. Yani, bilimde boşluklar olan yerlere Tanrı’yı koyduğumuzu iddia eder. Peki biz Tanrı’yı boşlukları doldurmak için mi kullanıyoruz? Yoksa boşluklar doldukça Tanrı’nın yaratışının farkına daha mı iyi varıyoruz?

 

1. YANILGILAR BATAKLIĞINDA BİR ARGÜMAN

Tarihe baktığınızda Antik Mısır Tanrıları, Antik Yunan Tanrıları gibi inanışlar böyle yapmaktadır.[1][2] Örneğin, şimşek çaktığında bunun güçlü bir varlık tarafından yapıldığını söylerler. Gördükleri bu tip şeylerin arkasında Tanrısal bir gücün olduğunu iddia ederler. Tarihte bu özellikle milattan önce oldukça fazla bir inanıştır. Thales, Anaksimenes, Anaksimandros gibi kişiler bu algıyı yıkmaya çalışmış ve “Orada bir güç yok. Bu bir doğa olayı” demişlerdir.[3] Peki, bizim açıklamaya çalıştığımız Tanrı da boşlukları doldurmak için mi?

Tarihsel süreçten bir yanıt vermek gerekiyorsa Isaac Newton’dan örnek verebiliriz. Isaac Newton birçok doğa olayını açıklamıştı.[4] En azından mantıklı ve evrenle uyumlu cevaplar getirebilmişti. O zamanlarda Newton’un her şeyi açıkladığı düşünülüyordu. Hatta Alexander Pope hakkında şöyle der:

Doğa ve Doğanın yasası karanlıkta saklıydı. Tanrı: Newton olsun! dedi ve her şey aydınlandı.[5]

O dönemde Tanrı inancına sahip insanlar “Bilimsel şeyleri açıklıyoruz, o halde Tanrı’ha ihtiyacımız yok.” demedi. Böyle bir şey demek de saçma olacaktır. Zira(Aşağıdaki Henry Ford alegorimizde de göreceğiniz üzere) bilimin bir şeyleri açıklamasından yola çıkarak Tanrı’yı kabul etmemek saçmadır. Bilim, sadece belirli metotları olan bir arşatırma alanıdır. Tanrı’nın direkt bilimsel kanıtını bulamadığımızdan dolayı zaten bilimden Tanrı’nın yokluğuna çıkmak saçmadır. Bilim açıklayabildiği her şeyi açıklasaydı da hala önemli sorular cevapsız kalacaktı. Çünkü bilim, sadece belirli konularla ilgilenir. Hatta bilimin yapılabilirliği için çok büyük önem teşkil eden “evren anlaşılabilir” ve “beynimiz bu evreni anlayabilir” görüşleri metafiziksel kanıtlara dayanmaktadırlar. Anlayacağınız üzere bilim dışında zaten çok önemli alanlar durmaktadır. Bilim, alanı gereği onlarla ilgilenmemektedir(Örneğin zaman nedir, nedenselliğin doğası nedir, bilinç nedir, fiziksel olmak ne demektir gibi gerçeklik hakkındaki “genel” sorular metafiziğin alanıdır, bilimin değil).Sonuç olarak, bilimden dolayı Tanrı’nın varlığına veya yokluğuna çıkmak mantıksızdır. Ve geçmişteki insanlar da bunun farkına vararak “Bir şeyleri bilimsel olarak inceliyoruz, o halde Tanrı’ya ihtiyacımız yok” dememişlerdir. Çünkü bilim, bulduğu şeylerin doğasını açıklamamaktadır(Aşağıda yapacağımız Henry Ford alegorisi tam olarak da buna değinmektedir).

 

Newton’un zamanında çoğu şeyin Newton sayesinde açığa çıktığı düşünülüyordu. O, birçok bilim açısından çok önemli bir isim olmuş ve bir devrim yaratmıştı. Bunlara rağmenn Newton, bu bilimsel açıklamalar sayesinde Tanrı’nın varlığını daha iyi anladığını iddia etti.[6][7] Hiç kimse “Artık gezegenlerin hareketlerini anlıyoruz. O halde Tanrı’ya ihtiyacımız yok.” demedi. Bu nedenle Newton, açıklayamadığı için boşlukları dolduran bir Tanrı’ya değil, tam aksine dolu olan kısımları anlamlı bir hale çeviren Tanrı’ya inandı.

 

Oxford Üniversitesi’nde bir Matematik profesörü olan John C. Lennox, boşlukların Tanrı’sı argümanı hakkında şöyle diyor:

İki tarz boşluk vardır. Bunlardan bir tanesi bilimin doldurabileceği boşluktur. Diğeri de bilimin açıklandıkça ortaya çıkardığı boşluktur. 1953 yılında Miller ve Urey yaptıkları deney ile hayatın yapı taşları olan proteinlerdeki amino asitleri keşfettiler. Ve bu o zaman hayatın sırrının keşfi olarak görüldü, bunun sonucunda Nobel ödülü de aldılar. Bunun üzerinden 50 yıl geçti ve çok daha büyük sorunlarla karşılaşıyoruz. O zamanlar DNA kodunun dijital yapısını bilmiyorlardı. Zamanla her şey daha da karmaşık bir hale geldi. O halde, benim inandığım Tanrı boşlukları dolduran bir Tanrı değildir. Bilim, Tanrı’nın varlığına dair deliller sunar ve beni Tanrı’ya inanmaya yönelten bilimsel olarak anlayamadığım şeyler değil, bilimsel olarak anlayabildiğim şeylerdir.[8]

 

Bu iddia Tanrı’ya inanan bilim adamlarına ve felsefecilere baktığımızda yok olmaktadır. Yani, iddia zaten Tanrı’ya inananlar hakkında bir iddia olduğu için, daha bu evrede bile iddia çökmektedir. Hatta Francis Collins isimli bilim adamı, DNA hakkında araştırmalar yapması sonucunda “Laboratuvarda Tanrı’yı hissettim”[9] diyerek bu araştırmalarını açıkladı. Tarihte adını duyurmuş birkaç teist bilim insanı: Anselmus, Gregor Mendel, Galileo Galilei, Isaac Newton, John Bachman, Biruni, Nicolaus Copernicus, Blaise Pascal, İbni Sina, El-Harizmi, El-Kindi, Fred Hoyle, El-Farabi, Francis Bacon, Johannes Kepler, Nicole Oresme, Gottfried Leibniz, Isaac Milner, Michael Faraday, Heinrich Hertz, Cahit Arf, Immanuel Bonfils, İbni Bişr, Isaac Barrow, Eş-Şatir, Wilhelm Röntgen, Ernest Rutherford, Petrus Alphonsi, Riazuddin, El-Cahiz, George Price, Kurt Gödel, El-Fergani, John F. Haught, El-Battani, Ali Javan, Pierre Duhem, İbni Heysem, Ernan McMullin, Sameera Moussa, Guglielmo Marconi, Cabir bin Hayyan, Werner Heisenberg, Ali bin Abbas, Arthur Eddington, Fred Hoyle, Hüseyin Tevfik Paşa, İbni Nefis, Kerim Erim, James Clerck Maxwell, Max Born, Max Planck, İbni Miskeveyh, Karl Stern, John Ray, İbni Haldun, Jean Guitton, Akşemseddin, Abdus Salam, El-Cezeri, Fatma El-Fihri, Henry Margenau, Allan Sandage, Nasiruddin Tusi, Abraham Zacuto, İbni Firnas, Meryem El-İcliyye, William Turner, Selman Akbulut, Edward Hitchcock, İbni Miskiveyh, Pierre Gassendi, Fazlur Rahman Khan, Şerafettin Sabuncuoğlu, Robert Main. Saydıklarımız dışında binlerce, on binlerce bilim insanı teizmin Tanrı’sına inanmıştır. Bu insanlar Tanrı’ya boşluklardan dolayı inanmıyorlar. Hatta üstte saydığımız geçmiş dönemlerde yaşamış olanların birçoğu bugünkü bilimin temelini atmış ve bilimin alanlarını belirlemiş kişilerdir. Bugünlerde de Tanrı’ya, var olan boşlukları doldurduğu için inanmamaktayız. Ayrıca bilirsiniz ki artık çoğu bilim insanının Tanrı’yı reddettiğine dair bir görüş egemendir. Bu konu hakkındaki Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist Midir? adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

 

2. ASIL OLARAK

Bazı kimseler bahsettiğimiz Tanrı’yı Zeus gibi hayali karakterlerle karıştırmaktadır(Peki neden Zeus olamaz?). Bizler boşlukları doldurduğumuz bir Tanrı’ya değil, boşlukları bilimsel gerçeklerle doldurduktan sonra varlığı açığa çıkan Tanrı’ya inanıyoruz. Tanrı, şimşeklerin çakmasını yarattığı ölçülerle ayarlamaktadır. Bu da tam olarak bizim bilim dediğimiz şeydir. Kaldı ki, Tanrı’nın varlığına dair onlarca argüman bilimin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır ve bilimsel gerçeklere dayanmaktadır. Geçmişte bazı tanrı tasavvurlarının boşlukları doldurmak için uydurulduğu gerçeği diğer tüm tanrı inanışlarının da öyle olduğunu göstermemektedir. Bilim, biz teistlerin korktuğu bir şey değil -tam tersine- sahip çıktığı ve Tanrı’nın sanatına tanık olma açısından değer verdiği bir şeydir. İbn Heysem şöyle demektedir:

Ben sürekli bilgi ve gerçeğin peşinde koştum. Allah’ın ihtişamına ve yakınlığına erişebilmek için gerçek ile bilgiyi aramaktan daha iyi bir yol olmadığına inandım.[10]

 

Bilimin gelişmesiyle Tanrı’nın yok olacağını savunanlar Tanrı varlığını(Ontolojik varlık) anlayamamış kişilerdir. Bilim ne kadar gelişirse gelişsin Tanrı’yı yok etmeyecektir. Bu tür bir iddiayı sunan kimse Tanrı’nın nasıl kanıtlanacağını düşünmektedir? Yani fizik hakkında bir deney yapıp “İşte Tanrı var/yok” diyebileceğimizi mi sanmaktadır? Tanrı felsefenin konusundur, tabii ki felsefi argümanlardaki öncüller bilimden beslenebilir ama bilim tek başına hiçbir işe yaramaz bu konuda. Bilim, bilimin yapılabilirliği konusunda da işe yaramaz, bilimin alanı bu değildir çünkü. Bilimi tek gerçek olarak görmek ve metafiziği boş görmek de kendi ayağına sıkmaktır. Çünkü bilimin tek gerçek olduğu görüşü dahi metafiziksel bir görüştür.

 

Bu konu açısından önemli bir alegori yapalım; Ford marka bir otomobili ele alalım. Dünyanın ilkel kalmış yerlerinden birinde yaşayan, onu ilk kez gören ve modern mühendislik hakkında hiçbir şey bilmeyen birinin, o aracın motorunun içinde aracı hareket ettiren bir tanrının(Örneğin Henry Ford’un, yani Ford markasının kurucusunun) olduğuna inanması mümkündür. Hatta aynı adam, motorun içinde bulunan Henry Ford’un kendisinden hoşnut olursa aracın güzelce gideceğini, eğer Henry Ford onu sevmez ise aracın gitmeyeceğini -veya yavaş gideceğini- bile düşünebilir. Elbette daha sonra mühendislik çalışarak ve aracı parçalarına ayırarak, o aracın içinde Henry Ford’un olmadığını da keşfedebilir. Hatta arabanın nasıl çalıştığını açıklamak için, Henry Ford’a ihtiyacı olmadığını anlamak için çok zeki olmasına gerek bile yoktur. İçten yanmalı motorların genel prensiplerini anlamak aracın nasıl çalıştığını açıklaması için o kişiye yetecektir. Veya en azından aracı parçalarsa içinde Henry Ford’un olmadığını görüp düşündüğü sistemin yanlış olduğunu da düşünebilir. Buraya kadar tamam… Fakat sonradan o kişi, motorun çalışma prensiplerini anlamanın, başlangıçta onu tasarlayan Henry Ford’un varlığına inanmayı gereksiz hale getirdiğine karar verirse, bu çok büyük bir hata olur. Eğer o kişi bunu yaparsa, felsefi terminolojiyle bir kategori hatası yapmış olacaktır. Oysa ki mekanizmayı tasarlayan bir Henry Ford olmasaydı, onun anlamaya çalışacağı bir şey de olmayacaktı. Tanrı konusu da aynen böyledir. Tanrı’nın varlığı hakkında direkt olarak fiziksel, kimyasal, biyolojik kanıtlar bulunamaz. Zaten bu bir eksiklik değildir, aksine, böyle kanıtlar beklemek çok saçmadır. Çünkü Tanrı, örneğin şimşeklerin çakmasını yarattığı ölçülerle ayarlamaktadır(Yağmur yağması, bir çocuğun doğması, evrenin genişlemesi, zıt yüklü parçacıkların birbirini çekmesi, canlıların evrimi gibi konular da böyledir). Tanrı’nın bunları yaptığını anlamamız için Tanrı’yı direkt olarak gözlemlememize gerek yoktur. Tanrı’nın da iddiası(Dinler için söylüyorum) bu yönde değildir. İşte bu nedenle felsefi olarak verilmiş argümanlarda Tanrı’nın yaptığı şeylerin izini bulabiliriz. Bir saatin tüm parçalarını tek tek incelemek(Bilim), entegre olmuş bir bütün olarak saatin nasıl çalıştığını kavramamıza yetmez. İşte bu nedenle Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu kanıtlamak için bilim gibi birçok konunun felsefesini yapmak gereklidir. Arabanın içinde Henry Ford’u direkt olarak görmemek, arabanın oluşumunda onun bir parmağı olmadığını göstermez.

 

Son olarak şunu da söylemek gerekir, boşlukların Tanrı’sı argümanı korkuluk safsatasına(Straw man fallacy) düşmüş bir argümandır. Korkuluk safsatası, karşıdaki görüşün sunmadığı bir şeyi karşıdaki görüş sunmuş gibi gösterip; bir korkuluk yaratıp ona karşı “savaşmaya” benzer. Tabii ki gerçek bir insandansa korkulukla karşı karşıya gelmek kolaydır. Teistler, bilimdeki boşluklar nedeniyle Tanrı’ya inanamadığı halde teistlerin bilimdeki boşluklar yüzünden Tanrı’ya inandığını söyleyen bu argüman korkuluk safsatasına düşmüştür.

 

Kaynaklar

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Yunan_mitolojisi

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Antik_M%C4%B1s%C4%B1r_tanr%C4%B1lar%C4%B1

[3] https://tr.wikipedia.org/wiki/Milet

[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Isaac_Newton

[5] https://tr.wikiquote.org/wiki/Alexander_Pope

[6] http://www.enisdoko.com/wp-content/uploads/2011/07/D%C3%A2hi-ve-Dindar-Isaac-Newton.pdf

[7] http://biologos.org/common-questions/gods-relationship-to-creation/god-of-the-gaps

[8] https://www.youtube.com/watch?v=zSb4nX3Zzq0

[9] http://blog.milliyet.com.tr/ateist-dr–collins—dna-da-allah-i-gordum-/Blog/?BlogNo=102944

[10] C. Plott, Global History of Philosophy: The Period of Scholasticism, Motilal Banarsidass, Delhi, 2000, Sf. 465

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

2 Responses

  1. Timur Göne dedi ki:

    “eğer tanrı her şeyi biliyorsa, her şeye gücü yetme özelliğini kullanarak yapacağı şeyler zaten önceden bellidir. demek ki tanrı bu belirli eylemleri değiştiremeyecektir, ki bu da her şeyi yapabilme gücünün olmadığı anlamına gelir.”

    ”Tanrı Yanılgısı” adlı kitaptan bir alıntıdır. Bu söz hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz?

    • Furkan dedi ki:

      Basitçe açıklama gerekirse şöyle denebilir; eğer ki Tanrı eylemlerini önceden belirlemişse(Ki belirlediğini kabul ediyoruz, her şeyi bildiği için) Tanrı’nın eylemleri değiştirmesi için eylemlerinden pişman olması gerekir. Bu yüzden Tanrı’nın, eylemlerini değiştirememesi kusurluluk değil, kusursuzluğunun bir sonucudur. Tanrı önceden biliyor diyelim “şey”leri. Zaten planı kusursuzdur, niye değiştirsin ki? Eğer değiştirmesi gereken bir şey varsa zaten yine O’nun kusursuz planı dahilindedir, değiştirir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir