DİN VE BİLİM ÇATIŞIR MI?

Bu yazıda din ve bilimin çatıştığına dair öne sürülen tarihsel, felsefi ve teolojik iddiaları inceleyeceğiz. Tarihsel anlamda sorun şu ki, doğa bilimlerine önem verdiğini söyleyen ve bilimsel metodu benimsediğini iddia eden kimseler nedense sosyal bilimlerde aynı şeyleri yapmamakta ve hep safsatalara(Mantık hatalarına) düşmektedirler. Aynı şekilde, hiçbir tarihsel kanıta dayanmadan iddialara sunmaktadırlar. Ve günümüzün insanlarınca düzgün bir temele dayanan görüşün ve kanıtların önemi olmadığı; popülaritenin ve ünvanların önemi olduğu için herkes istediğine inanmaktadır. Bununla birlikte “inanç” gibi kelimeler, bilim ve felsefe gibi alanlar istismar edilmektedir. Hatta bunlar çok popüler olan bilim insanlarınca yapılmaktadır. Tarihsel anlamda yapılan hatalar felsefi ve teolojik anlamda da yapılmaktadır. İnsanlar düzgün bir temele dayanmadan atıp tutmaktadır. Bu yazıda birçok konuya değineceğiz. Yazının tamamını dikkatli bir şekilde okumanızı ve eğer ki bir itirazınız varsa yorum kısmında belirtmenizi öneririm. Yazının başlıkları şu şekildedir:

1. Tarihsel Yalanlar ve Gerçekler

  1. Bilimin ve Dinin Çatıştığına Dair Tarihsel Örnekler
  2. Bilim Tarihinde Din
  3. Bilim İnsanları Din ve Bilimin Çatışması Hakkında Ne Diyor?

2. Felsefi Açıdan Değerlendirme

3. Teolojik Açıdan Değerlendirme

4. Bilim ve Din İlişkisi Modelleri

 

1. TARİHSEL YALANLAR VE GERÇEKLER

1. Bilimin ve Dinin Çatıştığına Dair Tarihsel Örnekler

Galileo’nun, Dünya’nın dönmesi konusunda kiliseyle çatıştığı ve sonrasında asıldığı masalını; geçmişte Dünya’nın yuvarlak olduğu biliniyordu fakat sonrasında din adamları bu bilgiyi yok edip Dünya’nın düz olduğu görüşünü yaygınlaştırdılar masalını; Ortaçağ ve Yeniçağ’da din herkesi esir etmişti ve bilime karşıtlık vardı masalını çoğunuz duymuştur. İşin ilginç yanı, kendini “sorgulayan” olarak tanımlayan bu insanlar nedense bu konularda gerçekleri görmemek isterler. Diğer konularda “pozitif bilimlere” bakmayı öneren kimseler bu durumlara gelince nedense “pozitif” olanlara bakmıyor ve popüler iddialara bakıyorlar. Bu masallara karşılık pozitif tarihe baktığınızda, Galileo’nin “Dünya dönüyor” dediği için ne yargılandığını ne de asıldığını görürsünüz. Tarihte Dünya’nın yuvarlaklığı inkar edilen bir bilgi değildi! Malum dönemlerde bu tartışılan bir görüştü. Dünya’nın düz olduğunu savunanlar olduğu gibi yuvarlak olduğunu savunanlar da vardı. Ve, “Dünya düzdür” diyenler Hristiyanlık’tan yola çıkarak böyle demiyordu. Zaten bu konu bilimsel olarak tartışılmaktaydı. Günümüzün, “Kur’an’da Dünya’nın düz olduğu geçiyor” iddiasını ortaya atan subjektif insanları bu tarihsel bilgiyi de uydurmuşlar ne yazık ki. İşin gülünç yanı, Galileo’den daha önceki dönemlerde yaşayan Müslüman bilim insanları olan Battani ve Biruni gibi kişiler Dünya’nın döndüğüne dair matematiksel hesaplar bile yapmışlardı. Hatta Kitabü’l Esrar isimli eserinde tıp alanında çok önemli konulardan bahseden Er-Razi aynı zamanda Kur’an tefsircisiydi.[1]

 

Gelelim Galileo Galilei’ye. Galileo hiçbir zaman bilimsel düşüncelerinden dolayı yargılanmamıştır. Zaten o dönemde bilimsel düzeyde Güneş Merkezli ve Dünya Merkezli evren modelleri tartışılmaktaydı. Örneğin, Christoph Scheiner ve Orazio Grassi’nin Galileo’ya karşı sunduğu fikirde de onlar dini metinlere atıfta bulunmamıştır. Dünya merkezli görüşlerini bilimsel olarak ifade etmişlerdir.[100] Zaten dönemin en iyi bilim insanları bu iki evren modelini tartışıyor ve bilimsel düzeyde bir sonuca varmaya çalışıyorlardı. Galileo Roma’ya Papa V. Paul’u görmeye gidiyor. Papa tartışmadan kaçınmak için meseleyi başka görevlilere havale ediyor ve bu görevliler Galileo’nun teorisine bir kınama yayınlıyorlar. Ancak burada önemli olan şey; kilisenin resmi olarak Galileo’nun teorisini reddetmemiş olması. Dönemin Papa’sı olan Papa VIII. Urban’ın Papalık koltuğuna geçmesiyle(Papa VIII. Urban, Galileo’nun arkadaşıdır) birlikte Galileo, Güneş Merkezli Evren ve Dünya Merkezli Evren modelleri hakkında olan Dialogue Concerning the Two Chief World Systems kitabını kaleme alıyor. Fakat bu kitapta Papa’yı rahatsız eden bir şey var. Galileo, “Ahmak”(Simplicio) adlı bir karakter oluşturuyor eserinde. Eserdeki Ahmak adlı karakter Papa’nın görüşlerini savunuyor ve aynı Papa gibi konuşuyor.[3] Unutmamalısınız ki bu dönem zaten Papa açısından çok karışık bir dönemdir. Protestanlık ile başa çıkmaya çalışırken Galileo gibi önemli bir bilim insanının Papa’yı böyle küçük düşürmesi -haliyle- Papa’nın zoruna gidiyor. Böyle olunca Galileo yargılanıyor. Fakat şöyle bir şey var ki, -bir bilim insanı olduğundan dolayı- yargılanırken onu hapishaneye atmıyorlar. Ona özel bir malikane ayarlıyorlar. Aynı zamanda kızını görme(Kızı ileride rahibe olacaktır), kendi yemeğini kendi seçme, yemeğini kimle yiyeceğini seçme gibi daha birçok hak tanınıyor.[4] Dahası, Galileo zaten sıkı bir Hristiyan’dı.[5] Bu hikaye din ile bilimin çatıştığı konusunda hiçbir kanıt ve mantıksal çıkarım içermiyor. Şöyle de bilgi vereyim, Galileo Hristiyanlık hakkında şöyle diyor:

Kutsal metin yanılmaz, ama kutsal metinlerin yorumu yanılabilir. Bu yorumu düzgün yapmak için bilimsel araştırma gerekir.[6]

 

Bu, Papa açısından sorunlu bir sözdür. Papa’nın zaten otoritesinin sarsıldığı bir dönemde Galileo, “Eğer araştırırsanız Kutsal Metni, Papa’dan daha iyi anlayabilirsiniz” gibi bir görüşü savunuyor. Anlayacağınız üzere Galileo’nun yargılanması siyasal sebeplerden dolayı olmuş bir olaylardır. Ve söylemek gerekir ki, Galileo bu olayın sonunda ne yakılmıştır ne de başka bir şekilde öldürülmüştür. Hatta Galileo, Güneş merkezli sistemi savunurken de ayetlere atıflarda bulunmuştur.[101] Şuna da dikkat çekmek gerekir; Galileo’dan çok daha önce Kopernik de bu sistemi savunmuştur ve kilise “Bu sistem dinle çelişiyor, bunu savunamazsın” gibi bir şey söylememiştir. Hatta Kardinal Schoenberg ve Piskopos Giese gibi önemli din adamları kiliseyi, Kopernik’in bu sistemi savunan kitabının basılmasına teşvik etmiştir.[102] Buradan da anlaşılacağı üzere, kilise din nedeniyle Güneş merkezli evren modeline karşı çıkmamış ve Galileo’yu bu nedenle yargılamamıştır; Galileo, Papa’nın otoritesini sarstığı için yargılanmıştır. Kopernik ile Galileo’ya farklı davranılmasının nedeni tamamıyla dönemin siyasal sebeplerine dayanmaktadır. Reform, kilisenin İncil’i yorumlama otoritesini yıkmıştır; kilise ise siyasal bir otorite istediği için bu konuda çok büyük bir darbe almıştır. Ve otoritesini sarsan şeyleri cezalandırmayı seçmiştir(Tabii bu da dine dayanmamaktadır. Tamamen siyasal sebepleri vardır).[103] Şuna da vurgu yapmak gerekir ki, tabii ki bu iki sistem Hristiyanlık açısından da tartışılmıştır o dönemde. Evet, Yeşu’da geçen bir bölümden dolayı kilisenin Dünya merkezli evren modelini savunduğu doğrudur. Hatta Galileo -Augustinus gibi-, pasajın literal olarak anlaşılmasına karşı çıkmıştır. Yani Galileo, gerekli bölümün mecaz olarak alınmasının daha mantıklı olduğunu savunmuştur.[2] Sonuç olarak, dini konudaki tartışmalarında da Galileo, Papa’nın aksini savunduğu -ve bu yolla Papa’nın otoritesini sarstığı- için yargılanmaya maruz kalmıştır. Galileo’nun, söylediklerinin dinle çeliştiği için yargılanması gibi bir durum söz konusu değildir.

 

Gelelim Giordano Bruno’ya. Giordano Bruno olayı da Galileo’nin hikayesine benzer bir şekilde savunulur. Bruno bilim yaptığı için dine inanan kimseler tarafından suçlu bulunmuştur, tabii bu hangi tarihsel metinde yazıyorsa!? Bruno olayı zaten din-bilim çatışması olarak örnek gösterilemez. Zaten Bruno bir bilim insanı değil bir din adamıdır.[7] Bruno’nun yargılanma sebebi ise Üçleme İnancı’nı reddetmesi ve Antik Mısır’ın sihir tanrısı olan Thoth’a inanıyor olmasıydı.[8] Bruno ne yazık ki bundan dolayı ve diğer bazı siyasal sebeplerden dolayı yakılmıştır. Bir kimsenin herhangi bir görüşe inanıyor olmasından dolayı yargılanması da kötü bir olaydır. Fakat bu iddianın iddia ettiğinin tam tersine, Bruno’nun yargılanmasının bilimi savunmasıyla hiçbir ilgisi yoktur, Bruno mistik olaylara inanan ve bunların üstüne çalışan birisidir. Bunun yanında unutmamak gerekir ki, Katolik Kilisesi’nin yaptığı birçok olay zaten Hristiyanlar tarafından çokça eleştirilmiştir. Sebebi ise İncil’e uymayan şeyleri insanlara “İncil’de böyle” diye aktarmaya çalışmalarıdır. Konumuz tam olarak bu olmadığı için detaylıca bahsetmeyeceğim. Fakat görüldüğü üzere, popüler ateist sayfalar ve forumlar tarafından verilen tarihsel bilgiler hatalıdır. Ülkemizdeki ateist kesmin çoğu nedense felsefeden uzak, popüler bilimden öteye gidemeyen ve istediği şeylere inanan kimselerdir. Hatta, “Kur’an’da X’tir” dediklerinde bunun aksini söyleyeni de direkt olarak “Ayet bükücü” olarak adlandırırlar. Gerçek şu ki, “ayet bükücü” olduğuna dair dil bilimsel ve diğer ayetlerle uyumuna göre kanıtlar getirdin mi? İşte durum bundan ibaret, örneğin Karikateist gibi sayfaları takip eden ve Ateist Forum’da dolaşıp kendini teolog ve din filozofu zanneden bu kesim, istediği şeye inanmaktadır ve bunu inançlarında da diretmektedir. Hatta önemli bir kısmı da kendileri gibi olmayanları “cahil” olarak nitelendirmektedir. Açıkçası bu kişilerin olmasına şaşmamalı. Sanırım evrimsel olarak gelen bir şey; insanlar çoğunlukla kolayı seçer, özellikle de düşüncede. Dine inanan kesmin önemli bir kısmı da din hakkında bilgisiz, argümanlar ve karşıt argümanlar hakkında da bilgisizdir. Ateist kesim de aynen böyle, çoğu subjektif ve felsefeden bi haberdir. İşin kötü yanı, iki kesim de kendisi gibi olmayanı “cahil, bilgisiz” diye nitelendirir. Benim diyeceğim o ki, herhangi bir iddia sunulduğunda yapılan mantıklamaya ve kanıta bakın, bu iddia size çok olanaksız gelse bile…

 

Her nasılsa popülarite ateizminde Orta Çağ’da ve Yeni Çağ’da bilime değer verilmediği, din adamlarının bilim insanlarına kötü davrandığı gibi düşünceler vardır. Öncelikle, Orta Çağ’daki ve Yeni Çağ’daki genel sahneyi İslam dünyası ve Hristiyan dünyası olarak ayıracağım. Gelelim İslam dünyasına. İslam dünyasında bilimdeki çok büyük bir adımının temeli olan “Beytü’l Hikme” zaten din adamları tarafından kurulmuş ve yine bir din adamı olan İbni Mansûr tarafından geliştirilmiştir.[9] Antik Yunan’da yazılan kitaplar Arapça’ya çevrilmiş ve kişiler burada mantık, felsefe, matematik, astronomi gibi dersler görmüştür. Dünyanın ilk üniversitesini kuran Arap bir bilim insanı olan Fatıma El-Fihri olmuştur.[10] Bu yıllarda İslam dünyasında hiçbir bilim insanı bilim yaptığı için asılmamış veya yargılanmamış tam tersine “Allah’ın Elçisi” takma adıyla İspanya’dan Çin’e kadar gönderilmiş ve tüm dünyaya bilim ve felsefe öğretmişlerdir. Bazı hükümdarların bilim insanlarının yaptığı keşifler sonucu bilim insanlarına da hediyeler verdiği de bilinmektedir. Bu dönemdeki bilim kitaplarını da ilkel falan sanmayın. Gayet mantıksal bir temelle yazılmış, bilime çok büyük bir önem verilmiştir. Örneğin Farabi Tanrı’nın sıfatları hakkında teoriler ortaya atmıştır ve bugün dahi hiç de “ilkel” denilmeyecek fikirler üretmiştir. Kimya ve simya adlarının yaratıcısı olan Cabir bin Hayyan’dan tutun da[11], Dünya’nın eksen eğikliğini hesaplamış olan Eş-Şatir’e[12], çocuklara ve yetişkenlere matematik öğretmenliği yapan Lübna Hanım’dan[13] tutun da optiğin kurucusu olan ve Hevelius’un Selenogrophia eserinde aklın temsilcisi gösterilen İbni Heysem’e[14], bugünkü tıp aletlerinin temel mantığını oluşturan ve birçok cerrahi aleti geliştiren El-Zehravi’den[15] tutun da, kendisi de bir tür evrim teorisi ortaya atan İbni Miskeveyh’e[16] kadar birçok bilim insanı ortaya çıkmış ve hepsi de bilimi geliştirmek, doğruya ulaşmak adına çabalamıştır.

 

İslam dünyası adına bilim ve dinin çatıştığına dair İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ortaya atılır. 642 yılında Hz. Ömer İskenderiye’yi fethetmiştir. İddiaya göre John Philoponus, Ömer’e “Ganimetlerimizi zaten aldınız. Bari kitaplarımızı bırakın” demiştir. Ve Ömer de “Kitaplar Kur’an ile çelişkili şeyler söylüyorsa zararlıdır ve yakılmalıdır. Eğer Kur’an ile aynı şeyleri söylüyorlarsa da ihtiyacımız yoktur ve yine yakılmalıdır.” deyip, buradaki kitapları dört bin fırında, altı ay boyunca hamamların ısınması için yaktırmıştır. Bu iddiada şöyle bir sorun var ki, bu olaydan bahseden İbnü’l-Kıftî’nin eseri olayın gerçekleştiği yıldan yaklaşık 600 sene sonra yazılmıştır.[17] Böylesine büyük bir olay gerçekten gerçekleştiyse neden hiçbir Kıpti, Yahudi, Hristiyan veya Müslüman kişi bu olaydan asırlarca bahsetmedi? Hz. Ömer’in kütüphaneyi yaktırdığına dair bir tane bile kanıt yoktur. Ve olayda adı geçen John Philoponus, Hz. Ömer’den bir asır önce yaşamıştır. Bu iddialar gördüldüğü üzere hiçbir kanıta dayanmamakta ve çelişkiler barındırmaktadır. Bernard Lewis, Fr. Eusèbe Renaudot, Alfred J. Butler, Victor Chauvin, Paul Casanova, Gustave Le Bon Eugenio Griffini gibi tarihçiler de bu iddiayı reddetmiş ve çokça eleştirmiştir. Hatta ünlü ateist Bertrand Russell dahi o dönemde yaşayan Müslümanların açık fikirli olduğunu ve böyle bir olayın efsaneden ibaret olduğunu söylemiştir.[18] Benzeri iddialar Hristiyanları karalamak için kullanılır ki o iddialar da tutarsız ve kanıtsızdır. Peki bu kütüphaneye ne oldu? Bu kütüphane en büyük zararı MÖ 48 yıllarında Julius Sezar’ın şehri fethetmesi nedeniyle aldı. MS 389 yıllarında İmparator Theodosius’un emriyle de kütüphane çok büyük zarar görmüştü. Anlayacağınız üzere, Hz. Ömer orayı fethettiğinde zaten kütüphane çok küçülmüş ve baya zarar görmüştü. Dolayısıyla Hz. Ömer’in kiptaları yaktırdığı gibi bir durum yok.

 

İslam dünyası içinde çokça eleştirilen bir olay daha vardır; astronom ve matematikçi olan Takiyüddin’in rasathanesi’nin yıkılma olayı. “Dinci yobazlar gitti yıktılar.” gibi kanıtsız iddiaları ortaya atan kişilere inanmamanızı öneririm. Bu konuda durumlar biraz karışıktır. Öncelikle, rasathanenin açılmasının nedeni sadece astronomik gözlemler değildi. Geleceği tahmin etme, astroloji araştırmaları ve astronomi araştırmaları önem arz etmekteydi. Hoca Sadettin Efendi, Uluğ Bey’in yaptığı hesaplamaların tekrar yapılması için III. Murad’ı bir rasathanenin açılması konusunda ikna ediyor ve bu konuda Takiyüddin’e görev veriliyor. İşte bundan sonrası için farklı farklı yorumlar var. Örneğin bir yoruma göre Sadettin Efendi dönemin Şehyülislam’ı olan Ahmet Şemsettin Efendi ile bozuşuyor. Bunun üstüne Şemsettin Efendi, bazı bahaneler bularak III. Murad’a rasathanenin yıkılmasını öneriyor. Yani anlayacağınız üzere bu yoruma göre tamamen siyasi sebeplerden dolayı rasathane yıkılıyor. Diğer bir yoruma göre Takiyüddin tamamen kendi istekleri sonucunda rasathaneyi yıktırıyor. Bunun sebebi geçen bir kuyruklu yıldızın İran’ın fethini müjdelemesi ve Takiyüddin’in İran ile Osmanlı’nın arasının bozulmasını istemediği için rasathaneyi yıktırması olarak veriliyor. Bu yoruma göre Takiyüddin rasathaneyi toplarla yıktırmıştır ki İran’a daha fazla güven versin. Diğer bir yorum, Tarihçi Paul Lunde’ye göre dönemin bilim insanlarının geçeceğini hesapladığı bir kuyruklu yıldızdan dolayı III. Murad’ın Takiyüddin’den bir kehanette bulunmasını talep etmiştir. Takiyüddin de bu kuyruklu yıldızın barış ve mutluluk getireceği kehanetinde bulunmuştur. Fakat bu kuyruklu yıldızın dünyanın yakınından geçtiği dönemde veba salgınının artmasıyla birlikte Takiyüddin’in kehaneti yanlış çıkmış ve bu nedenle rasathaneye muhalif olanların sayısı artmıştır.[19] Bunun gibi sebeplerle üst rütbeli kişiler halkı kışkırtmış ve rasathanenin yıkımına sebep olmuştur. Fakat dediğimiz gibi bu konuda düzgün bir kanıt yok. Fakat genel olarak tarihçilerin görüşü siyasi sebeplerin rol oynadığı yönünde. Hadi çoğu Türk ateistin kabul ettiği, o zamanki bazı kimselerin uzay hakkındaki gözlemlere karşı çıktığı ve bu nedenle rasathaneyi yıktırdığı senaryosunu gerçek kabul edelim. Öncelikle, burada önemli bir nokta var; bu rasathaneyi kuran da Müslüman olduğunu savunuyor bu rasathaneyi yıkanlar da Müslüman olduğunu savunuyor. Peki bu durumda hangi taraf İslam’ın tek ve ana kaynağı olan Kur’an’a uygun gitmiştir? Bu durumun içindeki iki taraf da aynı dine inandığını savunup birbiriyle zıt düşüncedeler. Bu konuyu yazının 3. maddesinde dile getireceğiz.

 

Gelelim Hristiyan dünyasına… Bilinenin aksine Hristiyan dünyasında da herhangi bir bilim insanının bilim yaptığından dolayı yargılandığına dair herhangi bir tarihsel kanıt yoktur, hem de bir tane bile!(Siyasi sebeplerden dolayı yargılanan bilim insanları tabii ki olmuştur) Hatta Katolik Kilisesi bilim kitaplarının basımı ve dağıtımı ile uğraşıyor bu dönemde. Hristiyan camiası için Orta Çağ ve Yeni Çağ kötü bir çağ değildir. Sonraki döneme göre daha durgun olsa da bilimin küçümsendiği bir çağ falan değildir. Hristiyan bilim insanlarının yazdığı kitaplar da hiç mi hiç ilkel değildir. Bilim felsefesinde önemi büyük olan Pierre Maurice Duhem de bu kişilerin kitaplarını okuyarak hiç de ilkel olmadığını savunmuştur.[20] Çok akıllıca mantıklamalar yapan bu kişiler, birbirleri ile de tartışarak doğrunun peşinden gitmiştir. Tarihsel olarak daha bilgili olduğum İslam dünyasından örnek vermek gerekirse, Biruni, merak ettiği bilimsel konular hakkında birçok kişi tarafından saygı almış olan, hatta Avrupalıların yaptığı bir tasvirde “Hekimlerin Üç Büyük Hükümdarı”[21] arasında yer alan İbni Sina’ya mektuplar yazmıştır. Yazdığı bu mektuplarda aldığı cevaplar karşınsında teşekkür etmekle kalmamış, aldığı cevapları eleştirmiş ve daha da ileri giderek itiraz etmiştir.[22] Bu insanları “ilkel” görmek yaptıkları işleri araştırdıktan sonra hiç de kolay değildir.

 

Peki, şimdi bu olayları yeni ateistlerin anlattığı gibi gerçekleşmiş varsayalım. Yani, Takiyüddin’in rasathanesini Şeyhülislam’ın yıktırdığını, İskenderiye Kütüphanesi’ni Hz. Ömer’in talan ettiğini, Galileo’nun Papa tarafından yargılanıp asıldığını, Bruno’nun bilim yaptığı için yakıldığını varsayalım. Bu olaylar böyle gerçekleşmiş olsaydı din ile bilimin çatıştığını söyleyebilir miydik? Tabii ki hayır. Bu anlamda tarihsel olaylar hiçbir şey ifade etmemektedir. Bu tarihsel olaylarla, örneğin Takiyüddin’in rasathanesinden yola çıkarak en fazla İslam’ın belirli bir kolunun(Rasathaneyi yıkan tipteki düşüncenin) bilim ile çatıştığı savunulabilir. Ki, bu savunma da asla ve asla düzgün bir temele dayanmaz. Yani bu tarihsel örneklerle herhangi bir dindeki belirli bir kolun bilim ile çatıştığını söyleyemeyiz bile. Bunu söyleyebilmek için dinlerin bilimi yasaklayan ve bilimsel mantığa karşı çıkan hükümlerinin olup olmadığına bakmamız gerekir. Kur’an’da böyle hükümlerin olup olmadığına bu yazımızın 3. maddesinde bakacağız zaten. Ancak dediğimiz gibi, bu tarihsel olaylar yeni ateistlerin savunduğu şekilde olsa bile asla ve asla din ile bilimin çatıştığını göstermeye yetmez. Örneğin Takiyüddin’in rasathanesini yıkan kişiler yine o dönemin siyasal sebeplerini ve düşünce şeklini bize gösterir. Bu kişilerin dine uygun davranıp davranmadığını inandıkları dinin kaynağı olan kitaba bakmadan bilemeyiz. Bazı kimselerin, “Şu anda TÜBİTAK bilime hiç değer vermiyor. Müslüman ülkede ancak papaz eriğini imam eriğine çeviren projeler yapılır.” deyip din ile bilimin çatıştığını savunsa da, bu durum da aynı bu tarihsel olaylar gibidir. Din ile bilimin çatıştığı konusunda hiçbir önem arz etmemektedir. Kaldı ki TÜBİTAK olayı da yine siyasal sebepler içermektedir. Siyasi sebeplere çok girmek istemiyorum fakat, ülkemizin siyasal durumu bellidir. Demagoji ülkemizin siyasetinde çok büyük rol oynamaktadır. Hem TÜBİTAK gibi olayların aksine Atatürk gibi, bilime ve dine çok önem veren kişiler de örnek gösterilebilir. Bunu örnek alan birisi de “Din ile bilim biribirini tamamlar.” gibi bir yorum da yapabilir. Görüldüğü üzere, tarihsel “çatışmalar” olsa dahi hiçbir şey ifade etmiyor. Aynı metod ile bilimin kötülük yaydığı ile ilgili tarihsel bir argüman da sunulabilir. Bu argüman şöyle olur: Atom bombasının bulunmasının nedeni bilim değil miydi? Nazilerin olduğu dönemde bilim için birçok insana işkence yapıldı, bu bilimin kötülüğü değil midir? Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda inanılmaz bir şekilde kan döküldü, oradaki birçok silahı yaratan şey bilim değil miydi? Bilim için her gün yüzlerce hayvana acı çektirilmiyor mu? Ve daha verilebilecek bir çok örnek… İnanın din nedenli ve bilim nedenli diğer bir ayrım yaptığımızda, bilim nedenli olarak ayırdığımız tarafın din nedenli diye ayırdığımız taraftan kat be kat daha fazla kan döktüğünü görebilirsiniz. Şimdi “Sen bilim karşıtısın, pis yobaz.” diye eleştirmeyin. Dediğim şeyler doğru değil mi? Evet doğru. Ama merak etmeyin, ben bilim kötüdür falan demiyorum. Sadece yeni ateistlerin dinlerin kötülük yayması iddiasındaki mantıksal hatayı bilim üstünden gösteriyorum. Yeni ateistler bilimin kötülük yayması argümanına karşı “Bilim kötü değildir, bazı bilim adamları ve bilim adamlarının yaptığı şeyleri kullanan kimseler kötüdür.” gibi bir cevap verebilir ki bu benim de verdiğim bir cevaptır. İyi ama bilimin kötülük yaymasına karşın böyle cevap verenler ne olur da dinin kötülük yaymasına karşın aynı cevabı verenlere karşı çıkar? Bu yeni ateistlerin çelişkisi ve subjektifliği değil de nedir? Eğer tarihsel olayları örnek göstermeyip dini metinlerden bu “kötülüğü” gösterirse bunu tartışabiliriz ki sitemizde “Kur’an’daki Savaş Ayetleri” gibi teolojik açıklamların olduğu yazılar da var. Ama şu andaki konumuz “dinlerin kötülük yaydığı” iddiası ve bu iddianın tarihsel bir takım örneklerle ve şu anki IŞİD, El-Kaide gibi terörist örgütlerle örnek verilmesi. Bu iddiların irrasyonelliğini göstermişizdir diye düşünüyorum.  Yazının ilerleyen kısımlarında bundan daha iyi bahsedeceğiz, çok daha iyi anlayacaksınız. Yeni ateistler bunun gibi bir hatayı bir çok görüşlerinde ve iddialarında yapıyor.

(Atatürk’ün ateist veya deist olduğunu savunan bazı kimseler vardır. Atatürk’ün İslamiyet’e inandığına, ve hatta geleneksel dincileri Kur’an’ı satıp otoritesini güçlendirmek için çabaladığını düşündüğünden dolayı eleştiriler yaptığına dair kanıtlar içeren yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Kendisi, İslamiyet’in bilim ve akıl dini olduğuna inanmaktaydı. Bu nedenle de, halkı saçmalıklarla kandıran hocalarla arası pek iyi değildi. Bunun yanında İslamiyet’in doğru anlaşılması için birçok proje yaptırdı.)

 

2. Bilim Tarihinde Din

Pek çok kişinin iddia ettiğinin aksine, bilim tarihine bakarsanız birçok bilim insanının teist olduğunu göreceksiniz. Bilim yapmak için evrenin anlaşılabilir bir yapıda olduğu ve insanların beyninin evreni anlayabileceği gibi ön kabullere dayanmanız gerekiyor. Tarihteki birçok bilim insanı bu kabulleri Tanrı’nın yaratmasına dayandırmıştır. Çünkü birçok ayete göre ve mantıksal olarak da, eğer bir Tanrı bizleri yaratmışsa ve O’na ulaşmamızı istiyorsa evrenin anlaşılabilir bir yapıda olması en makul seçimdir. Tarihsel anlamda baktığımızda birçok bilim insanın teist olduğunu görürsünüz ve doğayı inceleme fikri de teist(Tanrı’nın birliğine inanan) düşünürlerden ve bilim insanlarından ortaya çıkmıştır. Ünlü Amerikan filozof Richard Rotry, dünyada bir düzenin olduğuna dair zeminin teist inançlar -tek Tanrılı dinler- tarafından ortaya atıldığını söylemiştir.[70] Örneğin, Antik Yunan’da bilginin yalnızca düşünülerek elde edilebileceğine inanılıyordu. Needham’ın da dediği gibi, evrenin araştırılabilir bir yapısının olduğu fikri tek Tanrılı dinlere dayanmaktadır.[71] Bilim sosyolojisinin kurucusu olan Robert Merton da dinin bilimsel zihni inşa ettiğini söyler.[72] Bugün birçok yeni ateist bilimi seküler bir uğraşmış gibi gösteriyorlar ve tarihte de hep öyle görüldüğüne dair bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar. Fakat kendi görüşleri bilimle çelişmekte ve tarihsel anlamda vermeye çalıştıkları izlenim de kanıtlar açısından tamamen hatalıdır. Buna dair Yeni Ateizme Eleştiri adlı yazımızı okuyabilirsiniz. Tarihsel açıdan, bilim kitapları yazan ve felsefeyle uğraşan birçok kişi kitaplarında hep Tanrı’ya atıf yapmışlardır ve bilim yaptıkları kadar Tanrı’nın varlığı hakkında da düşünmüşlerdir. Örneğin Felsefenin İlkeleri, Türlerin Kökeni, Bridgewater İncelemeleri, Mukaddime, Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri gibi köklü ve önemli eserlerde hep Tanrı’nın varlığına ve ayetlere atıflar bulunmaktadır.

 

Bilim tarihine bakarsanız çoğu bilim insanı teisttir. Hatta dine inandığından dolayı bilim yapanlar bile vardır(Bkz. Newton, Er-Razi). Hatta fizikte ve matematikte yeni bir çağ açan Newton, bilim eserlerinden çok ilahiyat konusunda eserler yazmıştır. Geçmişteki insanlara bakarsanız bilim yapma sebepleri çoğunlukla Tanrı’nın evreni anlaşılabilir yarattığı düşüncesiydi. Bilim de zaten bu nedenle teolojinin ürünü olmuştur. Kimilerinin savunduğunun aksine bilim, dinin yanında yardımcı olarak görülmüştür. Bazı kimseler “Orta Çağ’da ve Yeni Çağ’da dini zorlama vardı, bilim insanları o yüzden inanıyormuş gibi gözüktüler.” şeklinde bir itiraz getiriyorlar. Fakat bu hiçbir kanıta dayanmıyor ve hatta aleyhinde kanıtlar görüyoruz. Örneğin Newton, üçleme inancını reddetmiş ve dönemindeki kilise görüşlerini çokça eleştirmiştir.[23] Zaten dinsel bir baskı yüzünden inanmayı tercih etseydi “baskı” yapan kurum olan Roma Katolik Kilisesi’ni eleştirir miydi? Ve ilahiyat konusunda bu kadar eser yazar mıydı? Size tarihte adını çokça duyurmuş olan bazı teist bilim insanlarını yazmak istiyorum: Mendel, Galileo, Newton, Biruni, Kopernik, Pascal, Heisenberg, Haught, John Lennox, Lane Craig, Alan Guth, İbni Sina, El-Harizmi, El-Kindi, El-Farabi, Peter Kreeft, Abdus Salam, Francis Bacon, Kepler, Leibniz, Isaac Milner, Francis Collins, Michael Faraday, Hertz, Wilhelm Röntgen, Ernest Rutherford, George Price, McMullin, Marconi, Cabir bin Hayyan, Ali bin Abbas, İbni Miskeveyh, İbni Haldun, Akşemseddin, Nasiruddin Tusi, Cahit Arf, Rana Dajani, Ehab Abouheif, Jeffrey Lang, Keith Moore, Maurice Bucaille, Ahmed Zewail, Aquinas, Meryem Mirzahani, Ali Moshorafa, Rached Ghannouchi, Hugh Ross, Keith Ward, Paul Nelson, Arno Penzias, Michael Denton, Fred Hoyle, Billy Bryson, Lee Strobel, Karl Stern, Wernher von Braun, Barry Parker, Roger Penrose, Henry Fritz Schaefer, Vera Kistiakowsky, Arthur L. Schawlow, Tony Rothman, Arthur Eddington, John O’Keefe, George Ellis, Dean L. Overman, Kurt Gödel, John Polkinghorne, Allan Sandage, Freeman Dyson, Walter Bradley, Max Planck ve daha sayılababilecek binlercesi…

 

Şu anki duruma bakınca şaşırtıcı gelebilir ama bilim tarihinde İslam’ın çok büyük yeri var. İslam’a inanan ve sadece inanıyorum demekle kalmayıp gerekirse ilahiyat gerekirse de din felsefesi ile ilgilenmiş insanlar inanılmaz şeyler başarmışlar. Bu insanlar bilim konusunda kendilerine Kur’an’ı referans gösteriyorlar. Sosyolojik olarak bakacaksak da, Batı dünyasından geri kalmış olmasına rağmen tam da Kur’an’ın yayılmaya başladığı dönemden birkaç asır sonrasına kadar Araplar ve çevredeki ırkal bilimsel araştırmalar yapar hale geliyor. Üstte İbni Heysem, İbni Miskeveyh, Fatma El-Fihri, Eş-Şatir gibi bilim insanlarından örnek vermiştik. Özellikle “Felsefi Cevaplar” bölümünde birçok bilim insanını sıralayacağız. Şimdi de birkaç örnek vermek gerekirse, dünyada ilk defa akciğer dolaşımının tanımını yapan kişi İbni Nefis’tir.[24] Bazı çizimleri British Museum’da bulunmaktadır. Al-Cahiz’in 350’den fazla türden ve evrim kuramından bahsettiği Kitâbü’l-Hayevân adlı eseri vardır.[25][26][27] İslam hakkında yazdığı Menâkıb Cünd el-Hilafe ve Fuza’il el Etrak(Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri) gibi eserleri ve ilahiyat alanında da eserleri vardır.[28]  İslam dünyasında evrim fikrinden bahseden tek kişi tabii ki Al-Cahiz değildir. İhvan El-Safa topluluğu, İbni Miskiveyh, Farabi, Biruni ve El-Hazini de evrimden bahsetmiştir.[29]

 

Özellikle şundan bahsetmek istiyorum ki, bugün hacıların ve hocaların çıkıp “İslam’a uygun değil” dediği şeyler, Kur’an’ın yayılmaya başladığı ve İslam’ın Altın Çağı olarak anılan dönemde zaten Müslümanların araştırması olmuştur. Tıp ve matematik araştırmaları[31], astronomik araştırmalar[32] hep Müslüman bilim insanları tarafından yapılmıştır. Felsefe Açısından başlığındaki ikinci maddede Tanrı’ya inanan bilim insanlarının yaptığı birkaç şeyi kaynaklarıyla sıralayacağız. Anlayacağınız üzere, dinin bilim ile tarihsel anlamda çatışmasını bırakın, bilim teolojinin ürünü olmuştur ve tarihte büyük çoğunlukta Tanrı’ya inanan insanlar tarafından bilim yapılmıştır. Tarihte adını altın harflerle yazdırmış olan çoğu bilim insanı da teisttir. Bunun sağlamasını kendiniz de yapabilirsiniz(Biz aşağıda bunlardan örnekler vereceğiz).

 

Albert Einstein, Charles Robert Darwin, Nikola Tesla gibi kimselerin ateist olduğundan bahsedilse de bu insanlar ateist değildir. Tesla hakkında kesin bir bilgi olmamasıyla birlikte(Ben Hristiyan olduğunu düşünüyorum), Einstein da Darwin de agnostiktir.[33] Hatta şöyle bir şey söyleyeyim, Darwin’e destek veren ve ona bu yolda yardım eden Robert Chambers, Alfred Russel Wallace adlı bilim insanları da hep teisttir. Aynı şekilde Einstein’ın çok yakın arkadaş olduğu Gödel gibi kimseler de teisttir. Hatta Gödel’in Tanrı’nın varlığına dair ontolojik argümanı bile vardır.

 

Darwin’den J. Brodie Innes’e mektup, 27 Kasım 1878[34]

Müslüman bilim insanlarının bilime kattıklarından bahsetmek çok uzun sürecektir. İleriki zamanlarda birkaç bilim insanının araştırmaları ve eserleri hakkında detaylı yazılar yazmayı düşünüyoruz. Fakat şimdi Charles Robert Darwin konusuna gelmek istiyorum. Charles Darwin yeni ateistlerin iddia ettiği üzere dinlere karşı çıkan, dinin saçma olduğunu savunan ve evrim iddiasından dolayı din adamları tarafından aşağılanmış bir ateist miydi? İnanın bu iddiada geçen bir kelimenin bile doğru yanı yoktur. Her şeyden önce Charles Darwin bir ateist değil agnostiktir.[35] Ve Darwin’in agnostik olmasına da evrim teorisi sebep olmamıştır. Dahası, Türlerin Kökeni adlı kitapta Darwin’in Tanrı’ya birçok kez atıf da yapmıştır.[67] Hatta Darwin’e destek olan yoldaşlarından John William Draper, Robert Chambers, Alfred Russel Wallace(Kendisi de Darwin ile aynı dönemde bir evrim teorisi ortaya atmıştır) gibi isimler de teisttir. Şunu da eklemek istiyorum, bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını ve ayetlerden örnek vermesini o dönemde kilisenin saldırgan olmasına bağlıyor. Fakat bu hatalı. Kilise zaten saldırgan değil, hatta kendisi bilim kitaplarının basımına destek veriyor(Üstte buna da değinmiştik). Darwin, evrimin en önemli kitaplarından birisi olan ve kendisinin “Evrimin Babası” olarak anılmasına sebep olan Türlerin Kökeni kitabını yayınladığında bir teistti. Ve, Türlerin Kökeni kitabının birçok sayfasında Tanrı’nın evrim ile yarattığına atıf olduğu görebilirsiniz. En son sayfalarında da Adem’e “nefs” üflenmesi hakkında bir yorum yapar ve evrimde insanların gelişimine dikkat çeker.[79] Darwin, Evrim Ağacı adlı “bilim” sayfasının da slogan olarak kullandığı “Bu yaşam görüşünde ihtişam var” ifadesini Tanrı’nın evrimle yarattığını söyleyerek kullanmıştır. Zaten Darwin de evrim fikri nedeniyle dini ve Tanrı algısını reddetmemiştir. Desmond ve Moore’un ünlü Darwin biyografisinde Darwin’in Tanrı’dan uzaklaşmasının nedeninin daha çok psikolojik nedenler olduğuna dikkat çekilmiştir.[80] Darwin yaşadığı şeylerden dolayı -psikolojik sebeplerden dolayı- Tanrı’dan uzaklaşmıştır ve bazı felsefi düşüncelerin beraberinde de Tanrı’nın bilinemez olduğuna karar vermiştir. Bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını, “O dönemde evrim insanlar tarafından kötü karşılanırdı. Darwin de bir taktik yaparak Tanrı’ya atıf yaptı ve bağnaz sınıfın kabul etmesini kolaylaştırdı.” şeklinde yorumlamaktadır, fakat bu hiçbir tarihsel gerçeklik içermemektedir. Zira, Darwin otobiyografisinde o dönemlerde bir teist olduğuna ve Tanrı’nın evrimi yarattığını düşündüğüne inandığını söylemektedir, yani bu tür bir iddia zaten Darwin tarafından yalanlanmaktadır.[81]

 

Tarihte din-bilim çatışmasının olduğuna dair iddiaların çoğunun mit olduğunu aktardık. Bu konuda ileri okuma olarak kaynaklar kısmının hemen alatına Ronald L. Numbers’ın düzenlediği(İçinde Michael Ruse gibi, Katharine Park gibi birçok yazarın makalesi vardır) Galileo Goes To Jail and Other Myths About Science and Religion kitabını da bırakıyoruz.(Kitabın içinde “Darwin evrimi görünce hristiyanlıktan soğudu.”, “Akıllı tasarım iddiası evrime karşıt bir görüştür”, “Einstein kişisel bir Tanrı’ya inanıyordu” gibi mitlerin, tarihsel kanıtlarla, sosyolojik ve felsefi kanıtlarla yıkımı vardır) Din ile bilimin çatışmaması bir kenara, bilim, din adamlarının savunmasıyla ortaya çıkmış ve yüzyıllarca din adamları sayesinde ayakta durmuş bir alandır. Bununla birlikte, tarihsel anlamda bir kimse dini bir görüşten dolayı herhangi bir kimseyi öldürse de bunun o dine mal edilemeyeceğini, hatta o dine inanan diğer insanlara mal edilemeyeceğini ve hatta o kişiyle aynı dinin aynı kolundaki diğer insanlara mal edilemeyeceğini aktardık. Açıkçası ben yeni ateistlerden bunları objektifçe değerlendirmelerini pek beklemiyorum. Muhtemelen paylaştığımız kaynaklara da rağmen, “Yalancılar, dine inanan salaklar.” gibi itirazlar gelecektir, tam bir argümansal itiraz ya! Bu nedenle onların mantık düzleminde ben de bir iddia sunuyorum(Eğer bu yazıda dediklerimizi anlamadıysanız tam size laik bir iddia): Stalin ateist bir liderdir ve Stalin, döneminde genetik bilimiyle uğraşan bilim insanlarına işkenceler yaptırmıştır.[36] O halde ateizm yanlıştır. Muhteşem bir eleştiri yaptık, ateizm bu argümanla kesin bir şekilde çöktü(!)

 

3. Bilim İnsanları Din ve Bilimin Çatışması Hakkında Ne Diyor?

Son olarak günümüzdeki teist bilim insanlarına ve bilim insanlarının din ve bilim hakkında ne düşündüğüne bir göz gezdirelim. Öncelikle, tabii ki bilim insanları dinle bilimin tamamen uyumlu olduğunu veya çatıştığını söylese de bunun hiçbir değeri yoktur. Çünkü, hangi kişinin bunu dediği fark etmez, ne kadar kanıt verdiği fark eder. Eğer bilim insanları “Din ve bilim çatışmıyor” derken bir kanıt vermiyorsa ve “Din ve bilim çatışıyor” derken de kanıt vermiyorsa görüşleri bizler için çok da önemli değildir. Nature dergisinde yayınlanan, 1000 bilim insanı arasında yapılan araştırmaya göre ateist olan bilim insanlarının sayısı daha fazla çıkmıştır.[73] Fakat Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi, bu araştırmaların sonuçlarının bilim insanlarının “ateist” olduğu düşüncesinin çıkarılması için yetersiz olduğunu savundukları bir bildiri yayınlamışlardır.[73] Bilimin en güçlü savunucularından olan bu merkez, soruların sorulma biçiminin bilim insanlarının verecekleri cevapları çok ciddi şekilde etkileyeceğini savunmaktadırlar. Dolayısıyla bu araştırmaların, yapılanlardan çok daha titiz ve hassaslıkla yapılması gerektiği anlatılmaktadır. Prof. Elaine Howard Ecklund ve Christopher Scheitle’ın, 2198 adet fakültede görev alan bilim insanlarının dini görüşlerine dair yaptığı araştırmaya göre bilim insanlarının çoğu ateist değildir, hatta çoğunluğu teisttir.[75][76] Bu araştırma oldukça kapsamlıdır ve birçok farklı meslek grubundan birçok bilim insanının görüşleri alınmıştır. Araştırma birçok ülkede gerçekleştirilmiştir, sadece Amerika’da yapılmamıştır. Ve, bilim insanlarının çoğunluğu teist gibi duruyor. Anlayacağınız üzere, bu konuda net bir şey söylemek imkansızdır. Zaten, kişilerin ateizmi ne kadar savunabileceği, hangi sebeplerden dolayı ateist olduğu, teizme karşı argüman sunup sunamayacağı gibi birçok karmaşık durum önemlidir. Psikolojik sebeplerle ateist olanların da sayısı fazlaca var. Hatta üstte de dediğim gibi, bilim insanları felsefe alanında artık çok düşük olmaya başladılar ve ateizmi savunurken de çok basit felsefi hatalar yapıyorlar. Şunu da değinmek istiyorum, Amerika’nın en önemli 21 üniversitesinde bilim insanları arasında yapılan bir araştırmaya göre çok az bir kısmı bilim ile dinin çatışmakta olduğunu düşünüyorlar, yani genellikle bilim ile dinin çatışmadığına dair görüşte hemfikirler.[77] Kaldı ki, din ve bilimin çatıştığını düşünenlerin büyük bir çoğunluğu da zaten seküler ailede yetişmiş ve din eğitimi almamışlar.[78] Buradan da anlayacağınız üzere, bilim insanları bilim nedeniyle dini reddetmiyor, zaten çocukluklarındaki çevre nedeniyle dini reddediyorlar. Bu bilim insanlarının birçoğu din ve bilimin çatıştığına dair argüman dahi sunamayacaklardır. Örneğin İngiliz tarihçi Frank Turner İngiltere’de sekülerleşmenin en hızlı yaşandığı dönemi incelediğinde insanların dinden soğumasının altındaki en önemli nedenin bilim değil, dini kurumların baskısı olduğunu tespit etmiştir.[90]

Bu ve daha yapılan birçok araştırma(Geçmişte veya şimdilerde yapılması fark etmeden) gösteriyor ki birçok insanın dinden soğumasının nedeni bilimsel sebeplere değil, psikolojik sebeplere dayanıyor.

 

2. FELSEFİ AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Üstte görüldüğü üzere tarihsel olarak ortaya atılan ve kanıta sahip olmayan iddiaları verdik ve aslını yazdık. Din felsefesi ve bilim felsefesine girmeden önce sormamız gereken bir şey var, tarihsel olarak din-bilim alanında çatışmalar olsa da bu din ile bilimin çatıştığı anlamına gelir miydi ki? Gelmezdi. Çünkü, dinde bilime karşıtlık olmadığı halde din adamları güç kazanmak için, otoritesinin sarsılmaması için bilime karşı çıkmış da olabilir. O nedenle, tarihsel açıdan din-bilim çatışsa bile(Ki çatışmıyor, tam tersine birbirlerini destekliyorlar) bu din ile bilimin çatıştığı anlamına gelmezdi. Din ile bilimin çatıştığını düşünüyorsak ilgili dinin ayetleriyle çatışmalar göstermeliyiz.

 

Einstein’dan yeni bilim insanlarının(Hatta çok ünlü olanlarının da) felsefe konusunda çok hatalı olduğuna dair eleştiri içeren bir söz. Einstein’dan Robert A. Thornton’a mektup. 7 Aralık 1944.[37] Bugünlerde de manzara pek farklı değil. Çok iyi bilim insanları berbat felsefe yapıyorlar ve bu da çok büyük sorunlar çıkarıyor. Sırf iyi bilim insanları oldukları için, örneğin Tanrı gibi felsefi bir konuda söyledikleri de doğru kabul ediliyor. Ama din felsefesi literatürüne bakarsanız durum bu bilim insanlarının dediği gibi değil.

Din ile bilimin çatıştığına dair bazı iddialar var, bu iddialardan çok popüler olanlarına cevap vereceğiz. İddialar şöyledir:

1. “Din ile bilim yöntemsel açıdan çelişmektedir. Bilim deneylerle ilerlerken din dogmatiktir. Din araştırmayı kabul etmezken bilim araştırmalarla ayakta durur. Ben inanmak değil bilmek istiyorum.”
Bilim ile dinin yöntemsel açıdan farklı olması doğru bir çıkarımdır. Fakat bu bilim ile dinin çeliştiği anlamına gelmez. Din zaten Tanrı’dan geldiği iddia edilen metinlerdir, bu nedenle bilimden farkının olması gayet doğaldır. Bilim, gözlemlenebilen şeylerle ilgilenirken, dinin içinde hem gözlemlenebilen şeyler hem de ancak be ancak akıl yürütme ile doğrulanabilecek şeyler vardır. Örneğin bilim ile tarihin metodları da aynı değildir, bilim ile felsefenin metodları da aynı değildir, bilim ile hukukun metodları da aynı değildir. Ancak bu alanların bilim ile çeliştiğini söylemeyen insanlar nedense din ile bilimin çeliştiğini söyler. “Sadece bilim” görüşü(Bilimcilik) zaten doğru değildir ve içinde çelişkiler içerir. En basit çelişkisi, “Sadece bilim” görüşünün kendisi dahi bilimsel değildir ve deneylerle kanıtlanmamıştır, sadece felsefi bir düşünceye dayanır. Sadece bilimden bahsedilen bir yerde hukuktan da bahsedilemez. Hukuk bilimin konusu değildir, bu nedenle de “İki tane kuantum fizikçi çağıralım. Bir evrimsel biyolog ve bir de nörolog gelsin de hırsızlığın kötü bir şey olduğunu deneylerle kanıtlasınlar.” gibi bir söz duyamazsınız, bu zaten saçmadır. Bununla beraber hukuk alanının bilim ile çeliştiğini/çatıştığını söyleyemezsiniz. Bu konular zaten farklı konulardır ve birbiriyle çatışmazlar, sadece metodları farklıdır.

 

Dine bu yönde eleştiri getiren kimseler, siyasete de, felsefeye de aynı şekilde eleştiri getirmelidir ki subjektif olmadıklarını anlayalım. Çünkü felsefenin yöntemi de siyasetin yöntemi de bilimden farklıdır. Ama dediğimiz üzere, “Felsefe öldü” deseler de felsefeye düzgün temelli bir eleştiri getiremezler. Çünkü kendilerinin “Gerçek sadece deneylerle ortaya çıkar” görüşü deneylerle ortaya çıkarılmış bir görüş değildir ve felsefeye dayanır. Örneğin felsefe ve siyasetin bilimden farklı metodlara/yöntemlere sahip olması bu konuların içinde bilimin olmadığı anlamına gelmez. Nitekim siyaset bilimi ve bilim felsefesi gibi alanlar vardır. Mesela bilim felsefesinin önemi büyüktür, çünkü bilim sadece deneyler yapar ve gerisi ise bilim felsefesine kalmıştır. Ama unutmayın, bilim felsefesi ile bilimin yöntemi de aynı değildir. Ve bilimin ile dinin yönteminin farklı olması dinin bilimle çeliştiği gibi bir sonucu doğurmaz. Ancak be ancak bu ikisinin farklı alanlar olduğunu doğurur. Zaten bilimin ideolojisi olmaz, bu “ideoloji” konusu bilimin alanı değildir, felsefenin alanıdır. Din ise içinde bilimden tutun da sanata, hukuktan tutun da felsefeye kadar farklı farklı konular barındırır.

 

Ve dinin dogmatik olduğu ve bilimle ilgilenmediği yorumu doğru değildir. Bu yazının 3. maddedesinde dinin bilime dikkat çektiği birçok ayeti sıralayacağız. Şimdi söylemek istediğimiz şeyse şudur, din adamları ve din felsefecileri Tanrı’nın varlığına dair argüman sunmak için ve din kitaplarındaki ayetleri anlamak ve/veya kanıtlamak için dil bilimi, doğa bilimleri, tarih, arkeoloji, psikoloji, sosyoloji gibi alanları kullanır. Örneğin, kozmolojik ve teleolojik argümanlar fizik bilimini kullanarak Tanrı’nın varlığına dair felsefi bir iddia bildirir. Örneğin, Kur’an’daki tarihi ayetlerin doğruluğu için arkeoloji ve tarih biliminden yararlanılır(Hatta Kur’an’da Yunus Suresi 92. ayette geçen Firavun olayı ile ilgili kanıtlar Kahire Müzesinde bulunmaktadır). Dinin bilimle hiç ilgilenmediği görüşü sağlam bir görüş değildir anlayacağınız üzere. Ve bilimin yöntemi deneycilik iken, dinin içinde birden fazla yöntem vardır, çünkü dinin içinde birden fazla konu vardır. Bu yöntemler üstte saydığımız alanların yöntemi şeklinde ayrılabilir(Felsefenin yöntemi, bilimin yöntemi, arkeolojinin yöntemi vb.). Ve özellikle de İbrahimi dinlerde Tanrı’nın evreni anlaşılabilir yarattığı ve evrenden hareketle ona ulaşabileceğimiz yer almaktadır.

 

Tanrı’nın tam olarak bilinemeyeceği çoğu teist tarafından savunulan bir görüştür. Peki bilim tam olarak bilinemeyen şeylerle çatışmaz mıdır? Hayır, çatışmazdır. Bizlerin maddeyi bile tam anlamıyla kavrayamadığını zaten birçok bilim insanı söyler. Bilimde gelebileceğimiz en son noktaya geldiğimizi bile düşünsek, hala madde ile alakalı kavrayamayacağımız şeylerin olacağı çok açıktır. Maddenin de bu şekilde tam anlamıyla kavranamaz olması maddenin bilim ile çatıştığını gösterir mi? Tabii ki göstermez. Din için de aynısı geçerlidir. Unutmayın, bilim “Sadece deneycilik önemlidir” demez, “Benim metodum deneyciliktir” der. Bu fark anlaşıldığında din ile bilimin çatıştığı görüşü yıkılacaktır. Şuna da vurgu yapmak istiyorum, bilim, temelinde din ile eşittir. Çünkü dinin temeli metafizikseldir ve bilimin temeli de metafizikseldir. Bilim, temeli itibariyle tamamıyla felsefi düşünceye dayanmaktadır. Bilimin din ile benzer temel içermesine Einstein da vurgu yapmıştır.[88] Bugün bilim felsefesi bilmeyen birçok bilim insanı hatalı söylemlerde bulunuyor ve bilimin de felsefenin sonucunda doğduğunu anlamak istemiyorlar ne yazık ki. Mesela tümevarım metodu olsun, bilimin yapılması için temel düşünceler olan “Evren anlaşılabilir yapıdadır” ve “Beynimiz evreni anlayabilir” düşünceleri tamamen metafiziksel düşüncelerdir. Dolayısıyla bilim de temelinde bilimsel değildir. Zaten bu nedenledir ki bilim felsefesi alanı vardır. “Bilim tutarlı gözüküyor, bu nedenle bilim yapabiliriz” diyenler ise bilimin yapılabilirliğini bilimin yapılabilirliği ile kanıtladığından dolayı mantık hata yapmaktalar; bu mantıksal hataya kısır döngü safsatası denir. Bu, “Kur’an’da Kur’an’ın doğru olduğu yazıyor, o nedenle Kur’an’ın doğru olduğuna inanıyorum” demek ile eşdeğerdir. Bu duruma Mark Steiner ve J. B. S. Haldane gibi önemli kişiler de değinmiştir.[89]

 

Peki inanç nedir? İnanç, genelde yeni ateistler tarafından ististmar edilen bir kelimedir. İnanç ikiye ayrılır: Gerekçelendirilmiş inanç ve gerekçelendirilmemiş inanç. Her ne konuda olursa olsun, eğer o şeyin nesnel olduğunu düşünüyorsanız gerekçelendirmeniz gerekir. Dini gerekçelendirilmemiş bir inançla yaşayanların var olduğu gibi gerekçelendirip de inananlar da vardır. Benim tavsiyem her konuda gerekçelendirilmiş inançları önemsemeniz ve mantıksal bir temelle tartışmanızdır. İnanç gerekçelendirilmişse “bilmek” ile aynı şeydir. “Zıt yüklü parçacıkların birbirini çektiğini biliyorum ama zıt yüklü parçacıkların birbirini çektiğine inanmıyorum” demek ne kadar mantıklıdır? Ve bazıları peri masalları ile Tanrı fikrini karıştırmaktadır. Bu da din felsefesi alanına hakim olmadıklarından dolayı doğan bir hatadır. Bir kimse peri masallarını gerekçelendirilmiş bir inanca sokarsa peri masallarının da gerçekliği tartışılabilir ki şu ana kadar öyle bir şey yapan olmamıştır. Ancak Tanrı fikrini gerekçelendirilmiş bir inanca sokan milyonlarca kişi vardır. Sitemizde bu gerekçelendirilmiş inançlarla ilgili yazılar yayınlayacağız zaten. Yeni ateistler tarafından çokça dile getirilse de din felsefesi açısından “Neden Zeus değil?”, “Belki uzaylılar yaratmıştır?” görüşleri çok düşüktür ve herhangi bir ateist din felsefeci tarafından bile öne sürülmez. Çünkü Zeus fikrinin birçok çelişkisi vardır. Bununla birlikte bizi uzaylıların yaratmış olduğu fikri hiçbir bulgu ve o yönde felsefi bir argüman olmadığı için önemsenmez. Tabii ki uzaylıların bizleri yaratması Tanrı fikrini de çok etkilemez. O uzaylılar kendiliğinden mi var olmuştur, yoksa uzaylıların da başlangıcı var mıdır? Uzaylılar bizi farklı bir evrenden yaratmışsa, onların da başlangıcının olması kaçınılmazdır. Bu durumda uzaylılar Tanrı değil, ancak yaratıcı olabilir. Unutmayın, insanlar da bir yaratıcıdır ama Tanrı değil(Robotlar yaratabliyoruz. Ama evrenimizdee var olan imkanlarla yaratabiliyoruz. Yoktan bir şey yaratamadığımız için ve bizlerin bir başlangıcı olduğu için bizler Tanrı değiliz, ama yaratıcıyız). Yeri gelmişken söyleyeyim, Kur’an’daki “Yaratıcıların en hayırlısı” gibi sözler de bununla alakalıdır.

 

2. “Din adamları ancak be ancak inanırken ve mantıksal bir araştırma yapmazken bilim insanları araştırır ve inanmaz, bilir.”

Bu iddia tarihsel anlamda da genel anlamda da çok çelişkili ve yanlıştır. Tarihsel anlamda örnek olacak kişileri bu yazının 1. maddesinde verdik. Bu iddianın aksine birçok din adamı bilim insanı olmuş ve din kitaplarındaki konuları doğa bilimleriyle, tarih ile, sosyoloji ile, psikoloji ile araştırmış ve hatta Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanlar sunmuşlar. Bu felsefi argümanlar hayal kurmak üstüne kurulu değildir, bilimden beslenen ve öncülleri bilimi ilgilendiren birçok felsefi argüman vardır; Fine-Tuning Argument bunlardan bir tanesidir. Bunun yanında tamamen felsefi bir altyapıya sahip olan Plantinga’s Ontological Argument gibi argümanlar da vardır. Ayrıca, dinlerin doğru olduğunu ileri süren tarihsel, arkeolojik ve psikolojik argümanlar da vardır(Yani argümanlar bu bilimleri kullanarak bir iddia sunarlar). Bunlardan bir tanesine örnek de Kur’an’i Tutarlılık Argümanı’dır.

 

Şüphe duymak ne demektir? Şüphe duymak ateist olmak, teist olmak veya “Sadece bilim önemlidir. Ben inanmam, bilirim” görüşü gibi çelişkili görüşler benimsemek değildir. Şüpheci olmak, fikirleri mantıksal bir düzeyde düşünmek ve fikirlere olan itirazları da değerlendirerek sırf kendi ideolojinizi besliyor diye herhangi bir şeye inanmamaktır. “Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun her şeyden şüphe et.” sözüne sahip olan Rene Descartes de bir teisttir ve hatta Tanrı’nın varlığına dair bir ontolojik argümanı bile vardır.[38][39] Tarihten birkaç din adamı örnek vermek gerekiyorsa, bilimde çok büyük bir çağ yaratan Newton zaten kendini bir bilim insanı olarak değil bir din adamı olarak tanımlar ve bilim alanındaki yazılarından çok din alanında yazıları vardır.[40] Matematik felsefesi ve mantık alanlarında son yüzyılın en zeki ve başarılı bilim insanı görülen Kurt Gödel aynı zamanda bir din felsefecisidir ve Tanrı’nın varlığına dair bir ontolojik argümanı vardır.[41][42] Hatta kendisi İslamiyet’i mantıklı bulduğunu da söylemiştir.[43] Optik alanında ilk büyük sıçramayı yaratan ve dönemin dünyasında çok önemli bir yer edinen, bilimin metodlarını belirleyen[44] İbni Heysem bir Müslümandır.[45] Aynı şekilde, Heysem’in belirlediği bu metodları Avrupa’da yayan ve üstüne eklemeler yapan Francis Bacon da bir teisttir.[46] Hatta, “Az felsefe sizi Tanrı tanımazlığa götürür. Fakat derin bir felsefede Tanrı’ya ulaşırsınız.” sözünün gerçek sahibi de Francis Bacon’dır.[47] Draper’ın da aktardığı üzere, evrim teorisini sistematik bir şekilde sunan ve canlıları inceleyen ilk büyük eser de Al-Cahiz adlı Müslüman bir bilim insanına aittir.[48][49] Kalıtımın babası olarak anılan ve bu alanda çığır açacak görüşler bildirmiş ve önemli gözlemler yapmış olan Mendel zaten bir rahiptir.[50] Orta Çağ’da felsefe alanında en büyük insanlardan birisi olarak görülen ve dil felsefesi, siyaset felsefesi, din felsefesi, bilim felsefesi gibi alanlarda birçok önemli esere imza atmış olan Farabi bir Müslümandır ve hatta Allah’ın sıfatlarına ilişkin felsefi argümanı bile vardır.[51] Üstte de belirttiğimiz üzere(Yazının 1. maddesinde), evrim teorisini derinlemesine inceleyip buna gözlemsel bir çok kanıt veren Darwin de bir Hristiyandı. Fakat Türlerin Kökeni kitabını yazdıktan daha sonraları farklı sebeplerden dolayı agnostizmi seçti. Kendisinin de dediği şey evrim ile Tanrı görüşünün çelişmediğiydi.[52] Hatta yanındaki Robert Chambers, Alfred Russel Wallace gibi arkadaşları teistti ve bunların arasından Tanrı hakkında argüman üretenleri bile vardı. Hatta evrenin başlangıcı olduğuna dair felsefi bir argüman ortaya koyan ve matematik ile felsefeyi ilk birleştiren kişi El-Kindi adında bir Müslümandır.[53] Kitâbü Suveri’l-kevâkibi’s-sâbite eserinde birçok astronomik olaydan bahseden ve bu eserinden dolayı hem Ay’ın bir kraterine ismi verilen hem de 1960 yılında keşfedilen bir asteroide ismi verilen Abdurrahman es-Sufi bir Müslümandır.[54][55] Daha yakın tarihlerden örnek vereceksek, DNA’nın kodunu çözen grubun başında olan ve İnsan Genom Projesi’nin başkanı Francis Collins bir bilim insanıdır ve son teist konuşmalarıyla bilinir.[56] Hatta kuantum fiziğinde yeri büyük olan ve “Belirsizlik Yasası”nı öne sürmüş olan bilim insanı Werner Heisenberg bir teist ve din felsefecisidir.[57] 1918 yılında Nobel Fizik Ödülü’nün sahibi olmuş ve kuantum kuramının en büyük isimi olan Max Planck teisttir ve bir din felsefecisidir.[58] Femto kimyanın kurucusu olan ve bu alanda çok büyük işler başarıp 1999 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü alan Ahmed Zewail bir Müslümandır.[59] Elektromanyetik kuramının babası olan James Clerk Maxwell sıkı bir teisttir.[60] Son bir örnek daha verelim; 1979 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü almış ve elektrozayıf kuvvet etkileşimi alanında önemli başarılara imza atmış olan Abdus Salam İslamiyet’e inanan bir bilim insanıdır.[61] Hatta Nobel Ödülü’nü alırken Mülk Suresi’nin ilk ayetlerini okumuştur.[62]

 

Bu verdiğimiz örnekler diğer teistleri ve yaptıklarını düşündüklerimizde çok küçük örneklerdir. Fakat bunlar bile “Din adamları düşünmez” görüşünü tamamıyla yıkmakta ve hatta küçük düşürmektedir. Yazının ilk maddesinde de aktardığımız üzere, bilim zaten teolojinin bir dalı olarak tarihte boy göstermiştir. Son zamanlarda yeni ateistler gibi çelişkili görüşleri savunanlar kendilerini bu konuda meşale tutan olarak gösterse de tarihsel olarak da felsefi olarak da pek öyle değildir. Yeni ateistlerin felsefi çelişkilerini ortaya çıkarttığımız ve birçok iddialarına yanıt verdiğimiz yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. Bu yazı kendi alanında internetteki en kapsamlı yazıdır.

 

Anlayacağınız üzere, bu iddia hiçbir kanıt içermemekte ve doğruyu yansıtmamaktadır, gerçeklerle çelişmektedir. Elbette ki bazı bilimsel gerçekleri kabul etmeyen din adamları olabilir. Bunu dine mal etmek ve diğer din adamlarına mal etmek akıl işi değildir. Sadece bilim insanları şüphe duymaz. Ve din adamları da sadece din ile ilgilenip diğer alanları hiçe saymaz gibi bir şey yoktur, ve din adamları sadece dini önemseyip diğer alanları küçümsemez. Zaten dinin içinde diğer tüm alanlar vardır. Ve, tabii ki bunun gibi iddialar dinin araştırmayı emretmediği, dinin bilim yapmayı emretmediği gibi gerçekleri yık(a)maz.

 

Şuna da değinmek gerek. Bilim insanları, bugünün popülaritesinde anlatıldığı gibi pek de açık fikirli ve kanıt peşinde koşan kişiler olmayabilirler, nitekim tarih de bize böyle gösteriyor. Bugün de bunu deneyimliyoruz. Örneğin Thomas Kuhn da Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı eserinde -ki bu eser bilim sosyolojisinin en önemli eseridir-, özetle, bilim insanlarının sanıldığı kadar özgür düşün(e)mediklerini, içinde bulundukları paradigmanın ve aldıkları eğitimin etkisi ile bilimsel teorileri sorgulamadan kabul ettiklerini; sadece devrim zamanlarında bilimsel teorileri gerçek bir sorgulamaya tabi tuttuklarını belirtmişti.[99] Buna tarihsel anlamda birçok örnek verilebilir. Mesela bugünlerden bir örnek verelim. Evrenin başlangıcı varsa Tanrı fikrinin daha mantıklı olacağını düşünen Celal Şengör, birçok kanıta sahip olsa ve bugünün neredeyse tüm kozmologları kabul etse de Big Bang Teorisi’ni kabul etmemektedir. Hatta bu teoriye karşılık milattan önce yaşamış olan Anaksimandros’un “apeiron” fikrini ortaya sunmaktadır.[87] Big Bang Teorisi ise kozmologlar arasında, biyologlar arasında evrim teorisi neyse odur. Yani, kozmoloji için Big Bang Teorisi çok büyük bir öneme sahiptir. Nitekim, evrenin başlangıcına dair kanıtlar da entropi yasası, Hubble’ın gözlemleri ve Einstein’ın Genel İzafiyet Teorisi ile güçlenmişti, şimdilerde ise Borde-Guth-Vilenkin Kuramı ile çok daha büyük bir kesinlik kazandı(Celal Şengör temelinde evrenin başlangıcını reddiyor. Fakat birçok kanıt evrenin başlangıcının olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, birçok kozmoloğun doğru kabul ettiği Big Bang Teorisi de evrenin başlangıcını kabul ediyor ve zaten evrenin başlangıcını açıklıyor). Kaldı ki Şengör, “apeiron” derken de ne dediğini bilmemekte. Zira, apeiron, Şengör’ün tanımladığı şey olmaktan çok Tanrısal vasıflara sahip bir varlıktır, örneğin Aristo da Anaksimandros’un fikrindeki bu noktaya vurgu yapmıştır.[74] Örneğin Einstein dahi kendi teorisini bırakmak istememiş ve daha fazla kanıta sahip olan görüşü reddetmiştir.[68] Örneğin bir bilim yazarı olan John Maddox, dinlerin savunduğu bir görüşü kabul ediyor diye Big Bang Teorisi’ni kabul etmemiştir.[69] Anlayacağınız üzere, bilim insanları da normal, psikolojik olarak birçok şeyin etkisi altında kalan insanlardır ve sanıldığı gibi sürekli doğrunun peşinde koşan, çok iyi ve sürekli kanıtlara bakan insanlar değillerdir. Hatta bu konuda kaynaklar kısmının altına sosyolog olan Alper Bilgili’nin bir makalesini bırakıyorum. Kendisi malum makalede birçok örnek veriyor ve güzelce analiz ediyor, o makaleyi okumanızı kesinlikle öneririm.

 

3. “Evrim ve Tanrı görüşü çelişmektedir. Dindar kimseler de evrim gibi bilimsel bir bulguyu reddederler ki dinleri zarar görmesin.”

Dindar kimselerin bilimsel bulguyu reddettiğini söylemek dinin bilimsel bir bulguyu reddettiği anlamına gelmez. Bu yazının en başından beridir yazdığımız örneklerde de göreceğiniz üzere, dindarların bilimsel bulguyu reddetmesini bırakın birçok bilimsel bulgu dindarlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bugün bazı din adamları bulguları reddedebilirler, fakat sanki çoğunluğu reddediyormuş gibi böyle bir iddiayı sunmak yanlıştır.

 

Üstteki kitap el-Cahiz’in yazdığı Kitâbü’l-Hayevân‘dan iki sayfadır. Orijinal kitabı buradan inceleyebilirsiniz.

Evrimle çelişen dinlerin kendini değiştiriyor olduğu görüşü(Dinlerin evrim geçirdiği görüşü) tamamen yanılgı ve saçmalık üzerine kuruludur. Zaten evrim fikri ilk defa halka bu kadar inmiştir. Böyle bir fikirle ilk defa böylesine karşılan halk da tabii ki dinine bakmaktadır. Ve dinini daha önce hiç araştırmamış insanlar dine baktığında da evrimin İslam ile çelişmediğini görmektedir. Zaten Drapler’ın dediği gibi, diğer coğrafyalarda bu görüş yokken İslam’ın Altın Çağ’ında yaşayan İbni Miskiveyh, el-Cahiz gibi bilim insanları evrim teorisi öne sürmüşlerdi. Hatta, cansız varlıklardan canlı varlıkların oluştuğu düşüncesi de vardır bu görüşte. Örneğin İbni Haldun evrim ile ilgili görüşlerini Mukaddime eserinde şöyle bildirmiştir:

Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki “bağlantı” son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur. Daha sonra hayvanlar alemi sürekli genişler, çoğalır, yaratılış basamağında son olarak, düşünen ve ifade eden “insan” oluşur. İnsanların en üst basamağına, zeka ve idrakın olduğu ancak aktif düşünme ve ifadenin olmadığı maymunlar aleminden ulaşılmıştır.[63]

 

Tarihsel anlamda bakarsak, Darwin’in zamanında, Darwin’in de etkilendiği jeolog ve evrim felsefecisi olan Robert Chambers, Tanrı’nın evrimle yaratmasını daha üstün bir yaratma olarak görmüş ve bu fikri savunmuştur.[91] Dawkins tarafından Darwin’in en önemli halefi olarak anılan Ronald Aylmer Fisher, evrim ve Tanrı fikrinin çelişmediği savunmuş birisidir.[92] Hatta Theodosius Dobzhansky[93]Francisco Ayala[94]Simon Morris[95] gibi evrim teorisine çok büyük katkıda bulunmuş isimler de evrimin Tanrı fikriyle çelişmediği savunan ve bunu dile getiren kişilerdir. Charles Kingsley ve daha sonra İngiltere’nin en önemli iki din adamlarından biri(Canterbury başpiskoposu) olacak olan Frederick Temple, Darwin’in teorisini dinen sakıncalı bulmadığı gibi dinle uyumuna da vurgu yapmıştır.[96] Darwin’in en yakın dostlarından birisi olan ve Darwin’in okul yıllarında çokça konuştuğu botanikçi Asa Gray de Darwin’in teorisinde dinen bir sakınca görmemiş ve teorinin insanlar arasında yayılması için Darwin’e destek olmuştur.[97] Hatta Asa Gray, evrim bulgusunun kötülük problemini çözdüğünü savunmuştur. Darwin ile eş zamanlı olarak evrim teorisini ortaya atmış olan Russel Wallace da dine ve Tanrı’ya inanmayı bırakmamıştır.[98]

 

Tarihsel olarak İslam dünyasında da evrim teorisi hiçbir zaman Tanrı’yı reddeden bir bulgu olarak görülmemiştir. Seyyid Ahmed Han, Hasan el-Attar, el-Tahtavi ve Muhammed Abduh gibi 19. yüzyıl İslam düşünürleri evrim teorisinin İslam ile uyumuna dikkat çekmiştir.[85] Gerçekten de bizler, Ankebut Suresi 20. ayetin dediği gibi, evrim teorisini dünyayı dolaşarak ortaya atmış ve yaratılışımızın temeline inmişizdir. İsmail Fenni Ertuğrul, evrim teorisinin bilimle desteklenmediğini düşünse de İslam ile çelişmediğini de dile getirmiştir. Hatta Fenni, o dönemde Amerikan okullarında evrimin yasaklanmasına karşı çıkmış ve bilimi bilim dışı otoritelere değil, bilim insanlarına bırakılması gerektiğine vurgu yapmıştır.[86] Darwin’in yaşadığı dönemlerde yaşamış olan Ahmet Midhat Efendi de evrim teorisinin doğruluğundan şüphe duyduğunu belirtmiş fakat İslam ile evrimin çelişmediğine, hatta süreçli yaratılışa dair ayetlerin olduğuna vurgu yapmıştır. Ayrıca, İslamın Altın Çağında yaşamış olan İbni Miskiveyh, el-Cahiz, Biruni, İbni Haldun, İhvan al-Safa Grubu gibi bilim insanları kendilerince evrim teorisi öne sürmüşlerdir.[73] Malum bilim insanları cansız maddelerden canlı maddenin oluşmasına dair görüşler de bildirmiştir, hatta John William Draper şöyle demektedir:

İslam Dünyasında bazen, şaşırtıcı bir şekilde, bizim zamanımızda ve bizim tarafımızdan ortaya çıkarılmış olmasıyla övündüğümüz fikirlerle karşılaşıyoruz. Nitekim bizim modern evrim ve gelişim doktrinlerimiz Müslümanların okullarında öğretiliyordu. Aslına bakarsanız Müslümanlar bu görüşü bizden daha ileri taşıyıp inorganik ve mineral şeylere kadar genişletmişlerdir. Simyanın temel prensibi de madeni cisimlerin doğal gelişim sürecidir.[30]

 

Ve, illa ki tarihsel bir kanıt olmasına da gerek yok. Eğer dinin içinde evrimle çelişmeyen görüş varsa zaten sorun yaratmayacaktır. Kur’an evrim falan geçirmemektedir. Zaten evrimle çelişmiyordu, hala da çelişmiyor. Bu konu hakkındaki yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Bugünkü bazı din adamlarının evrimle Kur’an’ın çeliştiğini ileri sürmesini örnek olarak getiren kimselerin iddiası hiçbir şey ifade etmemektedir. Kur’an’ın evrim ile çelişip çelişmediği A kişinin, B kişinin demesiyle açıklanamaz. Eğer kişilerden cevaplar istiyorsanız tarihteki ilk kapsamlı evrim teorisini aktaran kişilerin İslamiyet’e inandığını da aktarmak gerekir ki yazımızda bundan defalarca bahsettik.(Tabii Heraklitus, Thales gibi kimselerin de evrimden bahsettiği görülür. Ama bu alanda kapsamlı bir yazı yazan ilk kişi, en azından eserini bildiğimiz ilk kişi el-Cahiz’dir) Olaylara kişiler üzerinden bakmak ve çoğunluk üzerinden bakmak safsatadır. Bunlar genellikle appeal to… safsatasına girerler. Ayrıca, Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır. Kişilerden bahsetmek veya “Sen mi bileceksin?” demek bir delil değildir. Madem bizim tersimizi savunuyorsunuz, o halde mantıksal bir temele dayanan delil getirin. “Ayetleri büküyorsunuz” demek bir delil değildir.

 

Yeni ateistlerin en çok savunduğu şeylerden bir tanesi “Evrim var, bu nedenle Tanrı yok” fikridir. Oysa ki Tanrı felsefi bir düşüncedir ve evrim buna bir cevap olamaz. Plantinga da, evrimin 5 temel iddiasını aktarır ve bu iddiaların hiçbirinin Tanrı görüşüyle çelişmediğini, dolayısıyla evrimi kabul eden birisinin Tanrı’yı da kabul edebileceğini söyler.[82] Prof. John Lennox da bilimsel yasalardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmeyi saçma bulur. Çünkü bilim, kendi alanı gereği Tanrı’nın varlığı ve yokluğuyla ilgili değildir ve hiçbir bilimsel bulgu Tanrı’yı reddedemez, O’nun varlığını da kanıtlayamaz. Ancak o bilimsel bulguların felsefi incelemesi Tanrı’nın varlığına ve yokluğuna dair bir şey ifade eder. Prof. John Lennox, bilim ve Tanrı arasında seçim yapmamızı söyleyenleri, “Jetlerin varlığı fizik yasalarına mı yoksa jet motorunun mucidi Frank Whittle’a mı bağlı?” şeklinde bir soru soran insana benzetir.[83] Bilimsel bulgulardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmek tutarlı bir görüş değildir. Örneğin yağmur nasıl yağmaktadır veya bir çocuk nasıl doğmaktadır? Belli ki yağmur da bir çocuğun doğumu da belirli doğa yasaları sayesinde gelişmektedir. Burada Tanrı’nın bir etkisini direkt olarak gözlemleyebildik mi? Hayır. Birçok teistin savunduğu şey zaten Tanrı’nın doğa yasalarını ayarladığı yönündedir. Yani bütün bu olaylar Tanrı’nın ayarladığı doğa yasaları sonucunda gelişmektedir, zaten teistlerde mitolojideki tanrılar gibi bir görüş yoktur. Evrim de aynen böyle. Tanrı, evrimin gelişmesi yönündeki doğa yasalarını ayarlamıştır(Biz teistik evrimcilere göre durum böledir. Şunu da değinmek istiyorum, akıllı tasarım ile teistik evrim aynı şeyler değillerdir. Akıllı tasarım bence de mantıksızdır. Fakat teistik evrim tutarlıdır. Akıllı tasarıma göre evrim dahi olsa, insanların gelişimi konusunda bilimin çözemeyeceği şeyler vardır. Teistik evrime göre ise Darwinizm direkt olarak kabul edilir fakat materyalist görüş benimsenmez. Yani teistik evrimcilerin evrimin bilimsel bulguları açısından bir sorunu yoktur). Dolayısıyla evrim gibi -var olan maddelerden “varlık”ların nasıl ortaya çıktığını açıklayan teoriler- Tanrı fikrini yıkamaz.Astrofizikçi olan Paul Davies de bilimden dolayı(Felsefi bir inceleme olmadan) Tanrı’yı reddedenlere şöyle söyler:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[84]

 

4. “Nuh’un gemiye o kadar hayvanı alması, Meryem’in bakire iken hamile kalması gibi olaylara inanmak akıl yoksunluğudur. Dindarlar salak kimselerdir.”

Bu tip iddialar daha çok yeni ateistler tarafından ortaya sunulmaktadır. Bu konuda en basit ve net cevap şudur; Tanrı’dan olduğunu iddia ettiğimiz kitaplarda zaten Meryem’in normal bir insan olmadığını ve bu olayın Tanrı aracılığıyla gerçekleştiği yazmaktadır. Yani, şu anda bilim ile bu tip şeylerin çelişmesi dinleri yanlış yapmaz. Dinin iddiası zaten her insana böyle olacağı değildir, tam tersine bu kimselere Tanrı aracılığıyla -özel olarak- bu olayların yaşatıldığıdır. Anlayacağını üzere “Nuh olayı çok saçma” demek dinleri eleştirmek adına zaten hiçbir şey ifade etmemektedir. Ancak dinlerin yanlışlığı ortaya çıkarılırsa bu olayların yanlışlığı ortaya çıkmış olur. İşte bu tip iddiaları ortaya sunan kişiler bunu anlamadığı için bir sorun oluşur. Ateist bir din felsefecisi olan Wielenberg’in de itirafı şu şekildedir: O zamana kadar, diyebilirim ki, Dawkins benzeri diyebileceğin eğilimler sergiliyordum. Dawkins, senin de farkında olduğun gibi, dini inançları sadece reddetmiyor, insanların bu inançlara sahip olmasını da aptalca buluyor. Bu tavrını da kimseden saklamıyor. Diyebilirim ki daha bilgisiz ve genç biriyken ben de bu fikirlere sahiptim. Ama din felsefesi konusunda çalışmak bu eğilimleri benden çekip çıkardı, ve bunun kesinlikle iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Aquinas, C.S. Lewis ve daha çağdaş olanlardan Alvin Plantinga gibi düşünürleri okuduğum zaman teizmin aptallar için doğru olan, saçma bir görüş olmadığını ve bu düşünürlerin çoğumuzdan -ve kesinlikle benden!- daha zeki olduklarını düşündüm. Ateizmi savunmaya devam etmeme rağmen, Dawkins benzeri eğilimlerim din felsefesi çalıştıkça ortadan kayboldu.[64] Birçok genç saçma ve mantık ile çelişen argümanlar sunan bazı teistleri gördükçe dinden soğuyor. Bununla beraber yeni ateistlerin -aslında çok çelişkili olan- yazılarını okuyup, derinlemesine bir inceleme yapmadan ateizmi seçiyor. Benim de size önerim şu, din felsefesi literatürüne biraz göz gezdirin. Hiç tahmin etmediğiniz şeyler ile karşılaşacaksınız. Ve her konuda kanıtlara dayanan bir akılcılığı benimseyin. Örneğin bir kimse ayetin çevirisini veriyorsa neye dayanarak böyle bir çeviri yaptığını sorgulayın. Sorgulamak demek popüler olmak demek değildir. Sorgulamak, benimsediğiniz görüşleri gerekçelendirilmiş bir inanca bağlamaktır, ve tabii ki karşıt görüşün de argümanlarını okuyup ona göre bir yol benimsemektir.

 

Peki yaptığımız “Tanrı her şeyi yapar” deyip akılcılığı bir kenara bırakmak mıdır? Durum gerçekten böyle değildir. Tanrı’nın bu konudaki iddiaları göze alınmalıdır. Yoksa zaten Tanrı isteseydi herkes iman da ederdi. Örneğin Nuh’un Tufanı konusunda Kur’an’ın iddiası Tanrı’nın belirli bir yardımının dokunduğudur. Demek ki Nuh’un Tufanı olayını bu çerçevede yargılamamız gerekir. Ama bu demek değildir ki her konuyu böyle yargılayalım. Zaten Kur’an’ın her konudaki iddiası bu değildir ve eğer bu olsaydı da çelişkiler yaratırdı. Nuh Tufanı’nı toptan “Tanrı yardım etmiş” şeklinde yargılamak da doğru değildir. Bu olayı parçalara bölmek gerekir. Örneğin Nuh’un gemiyi yapması, tufanın başlaması, tufan başladıktan sonra olanlar ve tufanın sonucu şeklinde parçalara ayrılabilir. Bu bağlamda diğer ayetlerle uyumuna göre ve dil bilimsel açıdan değerlendirilmeler yapılmalıdır. Bunlarla birlikte din felsefecileri de bu konunun üstüne düşünür. Kısacası anlayacağınız, bizler akılcılığı bir kenara bırakıp “Tanrı bu, her istediğini yapar” demiyoruz. Şunun gibi düşünün; bir metinde mecaz kullanılmış yerler vardır ve bu yerlere gelince “Burası mecazi bir anlatıma sahiptir.” denilebilir. Ama kitapta anlatılan her şeyi mecaza vurmak sorun yaratır.

 

Bunun yanında Adem-Havva gibi olaylardan tutun da Nuh’un gemisine kadar çoğu kişi düşük bir din bilgisine sahiptir(Kur’an’ı okuduğunu söyleyen çoğu ateist de, Kur’an’ı okuduğunu söyleyen çoğu teist de düşük bir din bilgisine sahiptir). Kur’an’da çelişki olduğunu savunan bazı yeni ateistlerin iddialarına baktığımda ve teistlerin bunlara cevabına baktığımda iki kısmın da bilgisizliğini görüyorum. Adem-Havva hikayesinin birçoğu kişinin bildiğinin aksine Kur’an’da hiç de öyle olmadığından bu yazıda da bahsetmiştik. Kur’an’ın evrim ile çelişmediğine dair yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. Ve dinin iddiası zaten Meryem’in, Tanrı’nın yaptığı bir takım şeylerle bakire olmasına rağmen doğurabildiğini söylemiştik, yani burada bilimle çelişen bir durum yoktur. Bu konu bilimin ilgili olduğu bir konu değildir çünkü, bu konu din felsefesinin ve teolojinin ilgili olduğu bir konudur. Eğer bilimsel anlamda böyle bir şey imkansız ise de bu dinin bilimle çeliştiğini ifade etmez, çünkü dinin iddiası zaten herkese böyle bir şey olacağı değildir.

 

Nuh Tufanı gibi olaylar birçok insan tarafından yanlış biliniyor ve yanlış aktarılıyor. Nuh Tufanı Nasıl Gerçekleşti?(Yazının üstüne tıklarsanız oraya yönlendirileceksiniz) adlı yazımızı kesinlikle okumanızı öneriyorum, çünkü muhtemelen siz de çok yanlış biliyorsunuz(Müslüman olsanız da olamasanız da çok büyük olasıklıkla yanlış biliyorsunuzdur). Kısaca bahsetmek gerekirse, Tevrat’a ve İncil’e göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasındaki amaç hayvan neslini kurtarmaktır, çünkü tufan tüm dünyada olmaktadır. Kur’an’da ise bu durum böyle değildir. Öncelikle Nuh’un gemisine bir bakalım, Hud Suresi 40. ayette “Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik…” gibi bir ifade geçmektedir. Demek ki Nuh’un gemisi buharlı bir gemidir. Tarihe bakarsanız yüzlerce tonluk taşların taşınarak çok büyük yapıların yapıldığını görürsünüz. Mısır Piramitleri, Tiahuanaco Antik Şehrindeki yapılar, Teotihuacan, Sacsayhuaman bunlara birkaç örnektir. Hatta bu yapıların çoğunluğu hem belirli takımyıldızlara göre dizilmiş hem de birbirleri ile aynı enlemde dizilmiştir. Anlayacağınız üzere, geçmişte yapılan bu şeyler pek de ilkel değildir. Açıkçası ben Nuh’un gemisinin de böyle şaşırtıcı bir yapıda olduğunu düşünmekteyim. Ve tabii ki en önemli konu, Nuh Tufanı tüm dünyada olmuş bir tufan değildir(Kur’an’a göre), belirli bir bölgede olmuş bir olaydır. Yani Kur’an’a göre Nuh Tufanı tüm dünyada olmuyor, belirli bir bölgede oluyor! Bunun kanıtları şunlardır:

1. Hiçbir surede tufan olayının tüm dünyada olduğunu söyleyen bir ayet yok. Ve herhangi bir ayette tufanın tüm dünyada olduğunu düşünmemize sebebiyet verecek bir ifade yok.

2. Ayetler Nuh’un belirli bir kavme geldiğini söylüyor(Bkz. Ankebut Suresi 14. ayet). Diğer tüm kıssalarda da peygamberler sadece kendi kavimleri ile ilgili olaylar yaşıyor. Hiçbir tanesi bile bir kavme geldiği halde tüm dünya ile ilgili bir olay yaşamıyor(Bkz. Şuara 208-209 ve tüm peygamber kıssaları).

3. Nuh seslenirken hep “Yâ kavmi”(Ey kavmim) şeklinde sesleniyor. Eğer ki Nuh belirli bir yere değil de tüm dünyadaki kişilere hitap etseydi seslenirken “Yâ eyyuhennâsu”(Ey insanlar) şeklinde seslenmeliydi.

 

Tufanın tüm dünyada olduğunu savunanların ileri sürdüğü ayete bir bakalım, Nuh Suresi 26. ayet şöyle der:

Nûh şöyle yakardı: “Rabbim! Yeryüzünde, kâfirlerden gezip dolaşacak hiç kimse bırakma!”

 

Burada, ancak düzgünce araştıran kişilerin göreceği önemli bir nokta vardır. Diğer tüm ayetlerde de peygamberler dua ettiğinde duasına anında bir cevap gelir(Sad 35-36, Şuara 168-169-170-171-172, Enbiya 87-88, Kamer 10-11 ve daha fazlası). Ancak Nuh’un bu ayette ve devamındaki ayetlerde ettiği duaya bir cevap gelmemiştir, çünkü duası kabul olmamıştır. Çünkü Allah herkese özgür irade vermektedir ve eğer herkesin iman etmesini isteseydi zaten bizleri bu şekilde yaratmazdı. Nuh Suresi 27-28. ayetler şöyle der:

“Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar. Rabbim! Beni, anne babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helâk ve perişanlığını artır!”

 

Sure burada sonlanmaktadır ve Nuh’un duasının üstüne “Dünyadaki tüm kafirleri cezalandırdık.” gibi bir tane bile ifade geçmemektedir ki Kur’an tüm peygamberlerin dualarından sonra hemen duanın kabul edildiğini ve nasıl gerçekleşeceğini yazar. Ama ilginçtir ki burada öyle olmamıştır. Eski Ahit’teki Yaratılış Bölümü’nde 7:19-23 kısımlarında ise Nuh’un gemisi dışında kalan her şeyin silinip süpürüldüğü yazar. Matta 24:37-39; Luka 17:26-27; Yeşaya 54:9; 1 Petrus 3:20; 2 Petrus 2:5; İbraniler 11:7 kısımları Nuh’un tufanının dünya çapında olduğuna işaret eder. Tevrat’ta da Tekvin 6:13-22 kısımlarında tufanın dünya çapında olduğu yazar. Ancak dediğimiz gibi, Kur’an’da buna dair hiçbir ifade yoktur ve yerel olduğunu anlayacağımız kısımlar bulunmaktadır.

 

Dolayısıyla tufan tüm dünyada olmamıştır, tufan bölgeseldir. Bazı insanlar Tevrat ve İncil’i Kur’an ile karıştırıyorlar, bunun sonucunda da yanlış kanılara varıyorlar. Ayrıca, tufanın sonucunda Nuh’un gemisinin oturduğu dağ Kur’an’a göre belli değildir. Malum ayetlerde geçen “cudi” kelimesi yüksek bir tepe anlamına gelmektedir. Anlayacağınız üzere, sular yüksek dağlara kadar ulaşamamıştır. Ve, bu sular nereden gelmiştir? Suların nereden geldiğine dair Kur’an, Kamer Suresi 11-12. ayetlerde “Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile. Ve fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.” ifadesini kullanır. Ayetteki “semâ” kelimesinden yola çıkarak çok fazla yağmur yağdığı yorumu yapılır. Peki hayvanların gemiye toplanması konusu? İşte çokça çarpıtılan kısım burasıdır. Hud Suresi 40. ayet şöyle der:

Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: “Yükle içine her birinden birer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları.” Ama Nûh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.

 

Hayvanların gemiye alınması konusundaki önemli nokta şu: Kur’an’a göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasının amacı İncil’de ve Tevrat’ta olduğu gibi hayvan nesilini kurtarmak değildir! Kur’an’a göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasının amacı belirli bir süre boyunca yaşamına devam etmektir. Ve dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, Nuh, hayvanları gemiye aldıktan sonra gemiyi harekete geçirmek için hazırlık yapmıyor. Önce gemiyi harekete geçirmek için hazırlıkları yapıyor(Ayette “tandır kaynayınca” ifadesi vardır) ve sonrasında “Yükle içine her birinden birer çift…” emri geliyor, bunun üstüne(Gemi çalışır durumdayken) hayvanlar toplanıyor. Bir analoji yapalım, diyelim ki bir arkadaşınızın evi yanıyor ve siz de alevlerin içine girebilecek kadar cesursunuz. Arkadaşınız size “Tüm eşyaları al.” derse belli ki evin içindeki kurtarabildiğiniz tüm eşyaları almanızı kastediyor, tüm dünyadaki ve yanmış-yanmamış tüm eşyaları almanızı kastetmiyor. Burada da aynen böyle. Kur’an’a göre Nuh’un amacı hayvanlarını neslini devam ettirmek olmadığı için(İncil ve Tevrat’ta amaç hayvanların neslini devam ettirmektir) yalnızca kendisine gerekli olan hayvanlardan birer çift yüklüyor gemisine. Yani, “Tüm hayvanlar” ifadesinden kasıt dünyadaki tüm hayvanlar olmadığı gibi o bölgedeki tüm hayvanlar da değildir. Kaldı ki balina, yunus gibi hayvanların da almasına gerek yok, çünkü bu hayvanlar zaten suda yaşıyor. Anlayacağınız üzere, Kur’an’a göre tufan gayet olası bir şekilde gerçekleşiyor. Bazıları İncil’i ve Tevrat’ı Kur’an ile karıştırdığı için ne yazık ki İncil’de ve Tevrat’ta yazan bazı olağan dışı şeyler Kur’an’a da bulaştırılıyor. Bunun sonucunda, Türkiye’deki ateistler ve teistler dini düzgün bir metodlar araştırmadığı için, ya “Nuh Tufanı salakça bir olay.” gibi görüşler, ya da “Allah o her şeyi yapar, bu kadar derinine inme.” gibi görüşler yayılıyor. Ve sonuç olarak, iki kesim de düzgün bir temele dayanamıyor.

 

Peki eski uygarlıklarda Nuh Tufanı gibi olayların geçmesi Kur’an’daki ifadelerin eski uygarlıklardan alındığını  göstermez mi? Öncelikle, Tevrat’a bakarsanız çoğu kıssayı anlatırken Sümer-Babil metinlerine aşırı derecede benzerlik gösterir. Örneğin Tevrat’ta anlatılan Nuh Tufanı olayı Gılgamış Destanı ile birçok benzerlik göstermektedir. Kur’an’da ise bu kadar benzerlik yoktur, hatta neredeyse sadece temeli bakımından(Tufan olması ve bir topluluğun belirli nedenlerden dolayı kurtulması gibi…) benzerlik gösterir. Açıkçası, diğer olayların da benzer şekilde geçmesini veya farklı şekilde geçmesini Kur’an’ın eski uygarlıklardan çalıntı olduğuna dair bir kanıt olarak görmüyorum. Eğer bu olaylar zamanında olmuşsa, birçok şeyi kayıt altına alan halk, zaten bu olayları da kayıt altına alacaktır. Hatta olayları kendi açılarından kayıt altına alacaklardır. Geçmişteki halkların destanlarını bilirsiniz, destanlar tarih konusunda bize belirli bir oranda ışık tutar. Geçmişteki halklar yaşanan olayları daha çok destan şeklinde, kendi açılarından yorumlayarak ele almıştır. Ben benzerlik olmasında hiçbir sorun görmüyorum. “Sümer Metinlerinde Kur’an ile benzer ifadeler geçiyor.” gibi bir önermeden mantıksal olarak “Kur’an, Sümer Metinlerinden alıntıdır.” gibi bir sonuç çıkmamaktadır. Ayrıca şu da var ki, Kur’an Sümer inanışlarıyla çelişki içeren birçok şeyden de bahseder. Daha ileride de tüm bu kanıtları toplayarak bir argüman öne sürmeyi düşünmekteyim. Ancak genel olarak bahsetmek gerekirse, eski uygarlıklarda benzer ifadelerin geçmesi pek de bir şey ifade etmiyor. Hatta Kur’an’da İslam görüşünün ilk insanlardan beri var olduğu söylenir. Eski uygarlıkların olan olayları kendilerince yorumlayarak kaydetmesinin yanında, eski uygarlıklar İslam görüşünü değiştirip ortaya yeni bir din sunmuş da olabilir. Örneğin “Gökler ve yer bitişik idi” gibi bir söylem Sümer metinlerinde de geçer. Ancak Sümer düşüncesine göre gökle yer Tanrıça Tiamat’ın bedeninden yaratılmıştır. İşte bu ve benzeri şeyler gerçekten İslam görüşünün tahrif edilmesiyle ortaya çıkmış da olabilir. Sümer metinlerinde çok tanrılı bir inancı görüyoruz ve Kur’an eski insanların kendince tanrı oluşturmasından ve gerçek din anlayışının tahrif edilmesinden de bahseder. Dolayısıyla bilimsel metodu önemseyen insanların gelip de “Sümerlerden Babillere, oradan da Samilere ve Yunanlara geçmiştir bu olay.” demesi gayet ilginç. Bilimsel metod diyorlar fakat bu konuda bilimsel metod nedense göz ardı ediliyor. Doğa bilimlerinde kanıtlara bakan kişiler nedense sosyal bilimlerde kanıtlara bakmayıp kendilerince yorumlamayı pek seviyorlar. Dediğim gibi, ben bu tür iddiaları çok güçlü bulmuyorum. Eğer Kur’an’ın yanlış olduğu düşünülüyorsa ayetler arasında çelişki ve bilimsel bir hata getirilmelidir(Ki çelişki olduğu iddia edilen birçok ayette de çelişki yoktur. Buna dair de bir yazı yayınlayacağım. Bilimle çeliştiği iddia edilen birkaç tane yazı gördüm. Bahsedilen ayetlerde bilimle bir çelişki göremedim. İleride bunlardan bahseden bir yazı yayınlayacağım). Bu tip tarihsel iddialar Kur’an’ın dediği gibi de yorumlanabilir ki bence Kur’an’ın dediği gibi yorumlanması daha tutarlıdır. Dolayısıyla “Kur’an onlardan alınmıştır, Kur’an uydurmadır” iddiaları çok da sağlam değildir. Kaldı ki olan tüm bu ifadeler Muhammed’in yaşadığı dönemde halk tarafından dile mi getiriliyordu? Peki Sümer inanışlarıyla ve hatta Muhammed’in dönemindeki bilim anlayışıyla çelişkili ifadeler Kur’an’da nasıl bulunabiliyor? Kur’an’daki, bebeğin cinsiyetini erkeğin belirlediği görüşü buna örnektir. Şimdi burada da bazı Antik Yunan kitaplarından örnekler getirenler olacaktır. Ancak biliyoruz ki Muhammed’in döneminde kabul gören görüş bebeğin cinsiyetini erkek ve kadının birlikte belirlediği görüşüdür. Muhammed, halkının bahsettiği bilimsel konular ve tarihi olaylar arasından hep doğruları seçmeyi nasıl başardı? Hatta muhtemelen Muhammed’in zamanında da kütüphanelerde tutulan Apokrif İnciller ile Kur’an tutarlı olmayı nasıl başarmaktadır? Hatta tufan olayından yola çıkarak Kur’an’ın Tanrı sözü olduğuna dair argüman bile vardır.

 

3. TEOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Kur’an iki konuda “ayet” kelimesini kullanır; bilimsel fenomenler ve Kur’an’daki sözler. Bugün bazı din adamları sanki böyle değilmiş gibi davransa da, İslam’ın ilk yayılmaya başladığı dönemlerde de göreceğiniz üzere, bilim Kur’an’ın kökeninde vardır. Peki ne oldu da kimya biliminin, algortimanın, birçok yıldızın ismini koyan İslam dünyası değişti? İnanan ben de hayretler içerisinde kalıyorum. Bu alanda kitap okumadığım için bir şey diyemeyeceğim ama, böyle bir değişimin olması Kur’an’da bilimin olmadığını ve akılcılığın olmadığını göstermez. Burada bilime yönlendiren birkaç ayeti yazacağız:

Kozmoloji – İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi 30. ayet)

Paleontoloji – De ki “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına göz gezdirin.” (Ankebut Suresi 20. ayet)

Jeomorfoloji – Yere bakmıyorlar mı nasıl yayılıp döşendi? (Gaşiye Suresi 20. ayet)

Zooloji – Muhakkak ki hayvanlardan alacağınız ibretler vardır. (Nahl Suresi 66. ayet)

Arkeoloji – Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonuna bakmazlar mı? (Rum Suresi 9. ayet)

Botanik – Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın. Kuşkusuz bunlarda inanan bir toplum için deliller vardır. (En’am Suresi 99. ayet)

Astronomi – Üzerlerindeki göğü nasıl kurduğumuza ve süslediğimize bakmazlar mı? Bir çatlağı da yoktur onun. (Kaf Suresi 6. ayet)

Orografya – Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı? (Gaşiye Suresi 9. ayet)

Biyoloji – Benliklerimizin içinde de nice ayetler var. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz? (Zariyat Suresi 21. ayet)

Planetoloji – Güneş ve Ay. Hesaba bağlıdır her birinin her şeyi. (Rahman Suresi 5. ayet)

Embriyoloji – Sizi bir tek candan yarattı; sonra o canlıdan onun eşini vücuda getirdi. Ve sizin için davarlardan sekiz çift indirmiştir. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratıştan öbürüne geçirerek oluşturuyor. İşte Allah! Budur sizin Rabbiniz! Yalnız O’nundur mülk ve saltanat! İlah yoktur O’ndan başka! Hal böyle iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?! (Zümer Suresi 6. ayet)

 

İmam Maturidi 800-900 yıllarında yaşamış bir imam ve düşünürdür. Kur’an’ın sadece akıl ve mantık ile yayılabileceğini düşünmüş, bu alanda çok önemli çalışmalar yapmıştır.[65]

Üstte de göreceğiniz üzere, bunlar bazı bilim dallarına yönlendiren birkaç ayettir. Kur’an genel anlamda kainattan birçok örnek verir. Kur’an din kitapları arasında kainattan bu kadar çok önem veren tek kitap olabilir. Kur’an birçok yerde akılcılıktan, her işi o konuda bilgin olanına bırakmaktan, bilgili olmadığı bir konuda konuşmamaktan da bahseder. Bu gibi konulardan bahseden birkaç Kur’an ayeti:

Müslümanların yapması gerekenler ve cahilliğe karşı tutum – Onlar yalan söze kulak vermezler. Boş lakırdıya rastladıklarında soylu bir tavırla geçip giderler. (Furkan Suresi 72. ayet)

Müslümanların yapması gerekenler ve cahilliğe karşı tutum – Affetmeyi esas al! İyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir! (A’raf Suresi 199. ayet )

Müslüman kimselerin evren hakkında düşünmesi hakkında – Onlar o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler. “Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin! Ateş azabından koru bizi!” (Ali İmran Suresi 191. ayet)

Müslüman kimselerin evren hakkında düşünmesi hakkında – Biz yeri, göğü ve ikisinin arasındaki şeyleri oyun olsun diye yaratmadık. (Enbiya Suresi 16. ayet)

Müslüman kimselerin evren hakkında düşünmesi hakkında – Biz gökleri, yeri ve bunların arasındakileri eğlenmek için yaratmadık. İkisini de sadece gerçeği göstermek için yarattık, ama onların çoğu bunu bilmiyor. (Duhan Suresi 38-39. ayet)

Aklını kullanmanın iyi bir şey olduğu hakkında – Ve derler ki: “Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık.” (Mülk Suresi 10. ayet)

Aklını kullanmanın iyi bir şey olduğu hakkında – Bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler. (Sad Suresi 29. ayet)

Bilginin önemi ve doğru kullanımı hakkında – Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır. (İsra Suresi 36. ayet)

Bilginin önemi ve doğru kullanımı hakkında – Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî’dir, çok iyi duyar; Basîr’dir, çok iyi görür. (Nisa Suresi 58. ayet)

(Çok önemli bir şey vardır, Kur’an, “aklınızı çalıştırmayacak mısınız?” sorusunu “iman etmez misiniz?” sorusundan daha fazla sorar. Mülk Suresi 10. ayete baktığınızda da bunun ayrımı vardır. Mülk Suresi 10. ayet, aklı çalıştırmak ile vahye uymayı eşit görüyor. O nedenle de ayette,”Söz dinleseydik(Vahye uysaydık) yahut aklımızı çalıştırsaydık” diyor. Dikkat edin, burada “ve” demiyor “veya” diyor. Aynı zamanda Kur’an kendisine açıklayıcı ve açık demesinin yanında Sad Suresi 29. ayette Kur’an’ı temiz akıllıların düzgün anlayabileceğini söylüyor. Yani, şüphe eden ve düşünürken önyargıya, kalıp yargıya takılmayan akılların Kur’an’ı anlayabileceğini söylüyor. Bu yüzden de birçok ayette çoğu kişinin düzgün anlamadığından bahsediyor zaten. Bununla beraber Furkan Suresi 72. ayette ve Araf Suresi 199. ayette cahillerle konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğinden, onlara saldırmak yerine konuşmamayı tercih etmenin daha rasyonel olduğundan söz ediyor. Ve yine Ali İmran Suresi 191. ayette, Enbiya Suresi 16. ayette ve Duhan Suresi’nin 38-39. ayetlerinde de kainatın üstüne düşünülmesi gereken bir şey olduğundan söz ediyor. İsra Suresi 36. ayette de dendiği üzere, bir kimse bilgisiz olduğu konuda konuşmamalı ve başkasına yanlış şeyler söylememeli. Nisa Suresi 58. ayette de akrabalara torpil yapma gibi şeyler engelleniyor ve o işin bilgilisinin söz sahibi olması gerektiğini bildiriyor.)

 

Kur’an’da bilimsel ayetlerin olduğu da doğrudur. Yani bilime yönlendiren Ankebut Suresi 20. ayet gibi ayetler dışında, Zariyat Suresi 47. ayet(Evrenin genişlediğinden söz eder) gibi direkt sonucu veren ayetler de vardır. Bazıları “Kur’an’da yazıyor madem neden siz bulmadınız?” demekteler ve bunların Kur’an’da yazmadığını kanıtlamaya çalışırlar. Öncelikle, Müslüman coğrafyasının bu bilgileri bulmaması Kur’an’da yazmadığını göstermez. Ve Kur’an’da zaten direkt olarak sonuç yazar. Kur’an’ın yapısı itibariyle, sadece Kur’an okuyarak bir bilimsel bulgu ortaya atılamaz. O nedenledir ki Kur’an’ın dedikleri bilim açısından önemli şeyler içerir ama Kur’an bir bilim kitabı değildir. Kur’an’ın iddiası “Beni okuyun ve tüm bilimsel bilgileri alın” değildir ki; Kur’an’ın iddiası, kitap ayetlerinin ve kainat ayetlerinin olduğudur. Kitap ayetlernin de kainat ayetlerinin de ancak be ancak akılla anlaşılabileceği söylenir. Üstte buna dikkat çeken birkaç ayeti de yazdık. Bilimsel anlamda evrenin genişlediğini bulmak için teleskobu bulmamız gerekti, teleskobu bulmak için İbni Heysem gibi bir optikçi gerekti, bu optikçinin bilgilerini ilerletecek Newton, Kepler, Galileo, Battani, Biruni, Einstein, Leeuwenhoek gibi daha birçok ismin doğrudan veya dolaylı olarak çalışmalar yürütmesi gerekti, doppler etkisini bulmamız/yorumlamamız gerekti, daha da ileri giderek tüm bu çalışmaları geliştirmemiz ve yenilememiz gerekti. Kur’an’dan direkt bilimsel bulgu çıkartılamaz ama bilimsel bir bulgudan sonra bunun Kur’an’da yazdığı anlaşılabilir. Eğer bu bilimsel bulguyu bulduktan sonra ayeti hiç olmayacak anlamlara çeken varsa, işte o kişi yanlış bir şey yapıyordur. Ama örneğin Zariyat Suresi 47. ayeti geçmiş yıllarda yaşayan İbni Zeydd, Zeccac, İbni Kesir, Fahreddin Razi, el-Firuzabadi, el-Taberani gibi birçok insanın öyle çevirdiğini görebilirsiniz(İnternet üzerinden diğer kişilere pek ulaşılmasa da İbni Kesir’in mealine kolayca ulaşabilir ve 1300 yıllarında bu ayeti böyle tercüme ettiğini görebilirsiniz). Farklı şekilde çeviren de olmuştur. Çünkü, bilimsel anlamda o zamana ters olan bu söylem(Evrenin genişlediği) kişilerin aklına yatmamış ve kelimenin farklı anlamlarını kullanarak çevirmişlerdir. “Ayetleri büküyorsunuz” demek bir eleştiri değildir. Eğer gerçekten öyle yazmıyor ise dil bilimsel açıdan ve mantıksal açıdan bir kanıt getirmeniz gerekir. İnternette gördüğüm üzere, birçok kişi “Bunlar ayetleri büküyor” gibi şeyler söylemektedir. Ama hala o ayeti neresinden büktüğümüzü ve neden öyle olmaması gerektiğini açıklamamaktadırlar ve ateistlerden tutun da hadisci İslamcılara kadar birçok kimse kişilerden örnek vererek “Herkes doğru da bir sen mi yanlışsın?” demektedirler. Bu felsefi bir hatadır ve olan durumun neden yanlış olduğunu açıklamamakta, sadece otoriteye göre yorum yapmaktadırlar. Bu safsataya da felsefi olarak appeal to authority(Otoriteye başvurma safsatası) adını veririz.[66]

 

Bu yazıda da belirttiğimiz üzere, Kur’an’ın bilimsel bulguyu verme yöntemi farklıdır ve Kur’an bir bilim kitabı değildir! Kur’an Tanrı’nın var olduğu hakkında uyarıcı bir kitaptır ve içinde tarihten tutun felsefeye, felsefeden tutun bilime kadar farklı farklı konular barındırır. Ve Kur’an’ın bilimsel bulguyu verme konusundaki farklılığın bilimle çeliştiği gibi bir sonuç doğurmadığını, sadece farklı alanlar olduğu gibi bir sonucun çıkabileceğini üstte vermiştik. Kur’an’da bilimsel metodu engelleyen bir ayet bulup getirirseniz ancak bu Kur’an’ın bilimi engellediğine dair kanıt teşkil edebilir. Ki öyle bir ayet yoktur. Eğer olduğunu düşünüyorsanız bu yazının yorumlarına yazabilirsiniz, okumak isterim doğrusu. Sadece “Bilime karşıdır” demek de bir delil değildir. Bizzat Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır.

 

4. BİLİM VE DİN İLİŞKİSİ MODELLERİ

Bu konuda özellikle üç görüş vardır. Görüşler şöyledir:

  1. Bilim ve Din Çatışmaktadır
  2. Bilim ve Din Ayrışmaktadır
  3. Bilim ve Din Uzlaşmaktadır

 

Yazıda da genel anlamda bahsettiğim üzere, açıkçası ben 3. görüşü kabullenmekteyim. Bilim ve dinin ayrıştığını(Alanlarının ayrı olduğunu ve birbirleriyle ilgilenmediğini) pek de tutarlı bulmuyorum. Kur’an’da da verdiğimiz üzere, Tanrı zaten birçok alanda doğa bilimlerine dikkat çekiyor ve bunların yapılması gerektiğini vurguluyor. Bilim tabii ki metodsal olarak din ile aynı değildir fakat bilim dinin alternatifi de değildir. Çünkü dinin içinde zaten bilim vardır, yani bilim dinden ayrı bir alan değildir. Biz Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanlarımızda da bilime çokça kullanıyoruz. Dolayısıyla bilim bize bir Tanrı’nın varlığını gösterme yolunda önemli bir araç oluyor. Aynı zamanda yaptığımız birçok ibadette zaten bilimi kullanıyoruz. Örneğin kıbleyi bilimle buluyoruz, namaz vakitlerini bilime ile hesaplıyoruz. Ben bu gibi nedenlerle bilim ile dinin ayrıştığını düşünmüyorum.

 

Peki, bilim ve din çatışmakta mıdır? Zaten bu yazıda genel anlamda buna cevap verdik. Tarihsel anlamda çatışmadığı gibi genel anlamda da çatışmıyor. Yani, bir kimsenin “Ben bilim insanıyım ve bilimle ilgleniyorum. Dolayısıyla dine inanamam.” demesi mantıksal açıdan düzgün bir söylem değildir. Çünkü dinin doğruluğu açısından özellikle teolojiye ve felsefeye bakmak gerekir. Üstte(2. maddede) bu iki ekolün çatıştığına dair önemli iddiaları zaten cevaplamıştık. Burada önemli olan şeylerden bir tanesi de şudur, dindeki bazı iddiaların bilimle çeliştiğini söylemek çatıştığını söylemekten farklı bir şeydir. Dindeki bazı iddiaların bilime çeliştiğini(Tarık/7, Kehf/86 gibi) söyleyen iddialara da cevap yazısı yayınlamayı düşünüyorum.

 

Peki bilim ve din neden uzlaşır? Çünkü bilim, Tanrı’nın varlığını anlama konusundaki rolü bakımından ve dinde bilime çokça dikkat çekilip, dinde, bilimin Tanrı’nın bir işareti olduğunu söylemesinden dolayı(Kur’an’daki “ayet” kelimesi de bu konuda önem taşıyor. 3. maddede bundan bahsetmiştik) bilim ve din uzlaşmaktadır. Newton’un savunduğu gibi; Tanrı ancak eserleri aracılığıyla bilinir ve görüyoruz ki Tanrı evreni bilim ile “yazmıştır”. Dilerseiniz, bilim insanlarının bu konular hakkındaki görüşlerine değindiğimiz Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist Midir? yazımızı da okuyabilirsiniz.

 

Kaynaklar

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Fahreddin_er-R%C3%A2z%C3%AE

[2] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), Sf. 157

[3] http://turtledove.wikia.com/wiki/Dialogue_Concerning_the_Two_Chief_World_Systems

[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Galileo%27s_Daughter

[5] https://www.bethinking.org/does-science-disprove-god/conflict-myths-galileo-galilei

[6] http://strangenotions.com/galileo-controversy/

[7] http://www.science20.com/science_20/bruno_was_martyr_magic_not_science-115582

[8] https://www.str.org/blog/the-bruno-martyr-myth#.WT3KBGjyiUk

[9] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d060089

[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Fatima_al-Fihri

[11] http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2014/06/CAB%C4%B0R-B%C4%B0N-HAYYAN-AVRUPAYA-K%C4%B0MYA-%C3%96%C4%9ERETEN-AL%C4%B0M.pdf

[12] George Saliba, A History of Arabic Astronomy: Planetary Theories During the Golden Age of Islam(1994), Sf. 235

[13] http://www.pilliblog.com/cokbilmis/adi-tarihten-silinmis-en-buyuk-musluman-bilim-kadini-kurtubali-lubna

[14] http://www.ibnalhaytham.com/discover/who-was-ibn-al-haytham/

[15] http://www.tarihikadim.com/2017/05/27/zehravi/

[16] http://aboutislam.net/science/science-tech/older-theory-of-evolution/

[17] http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=189

[18] Bertrand Russell, Human Society in Ethics and Politics, Routledge: London, (1954), 1992, Sf. 218.

[19] https://web.archive.org/web/20160927094638/http://archive.aramcoworld.com/issue/198601/arabs.and.astronomy.htm

[20] https://books.google.com.tr/books?id=fG67wHDeb40C&printsec=frontcover&hl=tr&source=gbs_ge_summary_r&cad=0#v=onepage&q&f=false (Sf. 156-159)

[21] https://books.google.com.tr/books?id=bYJnAAAAcAAJ&pg=PP7&hl=tr&source=gbs_selected_pages&cad=2#v=onepage&q&f=false (Kitapta Avicena adıyla anılan kişi İbni Sina’dır)

[22] http://www.tarihikadim.com/2017/05/10/biruni-ve-ibn-sina/

[23] http://www.enisdoko.com/wp-content/uploads/2011/07/D%C3%A2hi-ve-Dindar-Isaac-Newton.pdf

[24] http://www.muslimheritage.com/uploads/Ibn_al-Nafis_and_the_Discovery_of_Pulmonary_Circulation.pdf

[25] http://www.islamicmanuscripts.info/reference/articles/Hadith-Dar-33-2011/Hadith-33-Colombo-2011-Jahiz.pdf

[26] https://archive.org/details/hadhakitabalhaya567jahi

[27] http://www.1001inventions.com/al-jahiz

[28] https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Jahiz

[29] http://www.evrimagaci.org/makale/566

[30] http://www.templeofearth.com/books/historyoftheconflictbetween%20religion%20and%20science.pdf

[31] http://www.muslimheritage.com/mathematics

[32] http://www.muslimheritage.com/astronomy

[33] Alice Calaprice, The Ultimate Quotable Einstein, Princeton NJ: Princeton University Press(2010), Sf. 340

[34] https://books.google.com.tr/books?id=JinoKpYo7JUC&printsec=frontcover&hl=tr&source=gbs_ge_summary_r&cad=0#v=onepage&q&f=false

[35] http://www.discovery.org/a/9501

[36] http://www.nature.com/nature/journal/v454/n7204/full/454577a.html?free=2

[37] https://www3.nd.edu/~dhoward1/vol58no12p34_40.pdf

[38] https://en.wikipedia.org/wiki/Ren%C3%A9_Descartes

[39] https://plato.stanford.edu/entries/descartes-ontological/

[40] Enis Doko, Dahi ve Dindar Isaac Newton, İstanbul Yayınevi: Sirekci-İstanbul(2010), Sf. 17-25

[41] https://en.wikipedia.org/wiki/Kurt_G%C3%B6del

[42] http://page.mi.fu-berlin.de/cbenzmueller/papers/C40.pdf

[43] https://books.google.co.uk/books?id=pckvCy6L_ocC&printsec=frontcover#v=onepage&q&f=false (Sf. 148)

[44] http://www.realclearscience.com/blog/2014/03/the_muslim_scientist_who_birthed_the_scientific_method.html

[45] https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_al-Haytham

[46] https://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Bacon

[47] https://en.wikiquote.org/wiki/Francis_Bacon

[48] https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_evolutionary_thought

[49] https://en.wikipedia.org/wiki/Kit%C4%81b_al-Hayaw%C4%81n

[50] http://www.catholicnewsagency.com/news/google-recalls-catholic-priest-who-was-father-of-modern-genetics/

[51] http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/farabi.htm

[52] https://en.wikipedia.org/wiki/Religious_views_of_Charles_Darwin

[53] https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Kindi

[54] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=010173&idno2=c010224

[55] http://www.muslimheritage.com/article/illustrious-names-heavens-arabic-and-islamic-names-moon-craters (Azophi)

[56] https://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Collins

[57] http://www.adherents.com/people/ph/Werner_Heisenberg.html

[58] https://withalliamgod.wordpress.com/2010/11/28/max-planck-on-god

[59] http://www.fountainmagazine.com/Issue/detail/Science-in-the-Islamic-world-an-interview-with-Nobel-Laureate-Ahmed-Zewail

[60] http://silas.psfc.mit.edu/maxwell

[61] https://www.alislam.org/library/articles/Dr-Abdus-Salam-His-Faith-and-His-Science.pdf

[62] https://www.youtube.com/watch?v=TT4YKd35DJQ

[63] https:// archive.org/details/IbnHaldunMukaddime1

[64] https://www.facebook.com/AteistlereCevap/posts/977200935634794

[65] https://www.youtube.com/watch?v=dRzIivZ__Qs

[66] https://www.logicallyfallacious.com/tools/lp/Bo/LogicalFallacies/21/Appeal-to-Authority

[67] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), Sf. 490

[68] https://en.wikipedia.org/wiki/Bohr%E2%80%93Einstein_debates

[69] John Maddox, “Down with the Big Bang”, Nature, vol. 340, 1989, Sf. 378

[70] Roger Trigg, “The Christian Roots of Scientific Reasoning”, Denia Alexander (der), Can We Be Sure About Anything içinde, Sf. 38

[71] H. Floris Cohen, The Scientific Revolution: A Historiographical Inquiry(Chicago: The University of Chicago Press, 1994), Sf. 455

[72] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), Sf. 125

[73] http://www.evrimagaci.org/makale/415

[74] Aristotle, Physics, çev. Robin Waterfield(Oxford: Oxford University Press, 1996), Sf. 64

[75] http://news.rice.edu/2015/12/03/first-worldwide-survey-of-religion-and-science-no-not-all-scientists-are-atheists

[76] Ecklund, E. H. ve C. P. Scheitle. 2007. Religion among Academic Scientists: Distinctions, Disciplines, and Demographics. Social Problems 54: 289–307.

[77] Ecklund, E. H., J. Z. Park, and K. L. Sorrell. 2011. Scientists Negotiate Boundaries Between Religion and Science. Journal for the Scientific Study of Religion 50: 552–569.

[78] Elaine Howard Ecklund ve Jerry Z. Park, “Conflict Between Religion and Science Among Academic Scientists?”, Journal for the Scientific Study of Religion, 48, 2, 2009, Sf. 284-286

[79] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), Sf. 490

[80] Adrian Desmond ve James Moore, Darwin: The Life of a Tormented Evolutionist(New York: Norton, 1991), Sf. 387

[81] Francis Darwin(der.), The Life and Letters of Charles Darwin: Including an Autobiographical Chapter, I. Cilt(Londra: John Murray, 1887), Sf. 312-313

[82] Alvin Plantinga, Where the Conflict Really Lies: Science, Religion and Naturalism(Oxford: Oxford University Press, 2011), Sf. 8-12

[83] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), Sf. 32-33

[84] Paul Davies, The Origin Of Life(London: Penguin Books, 2003), Sf. 28

[85] John W. Livingston, Muhammad Abduh on Science, Muslim World, 3, 4, 1995, Sf. 216-220

[86] İsmail Fenni, Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali (İstanbul: Orhaniye Matbaası, 1928), Sf. 110-111

[87] http://www.gazetevatan.com/ateizm–tanri-fikrinden-tutarlidir–422557-gundem

[88] Albert Einstein, The Human Side: Glimpses from His Archives, Helen Dukas ve Banesh Hoffmann (der.)(Princeton: Princeton University Press, [1979] 2013), Sf. 98

[89] https://mantiksalteizm.com/yeni-ateizme-elestiri

[90] Frank Turner, “The Victorian Crisis of Faith and the Faith that was Lost”, Sf. 9-11

[91] http://www.public.asu.edu/~jmlynch/darwin/RobertChambers.htm

[92] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Ronald_Fisher

[93] http://biologie-lernprogramme.de/daten/programme/js/homologer/daten/lit/Dobzhansky.pdf

[94] http://www.nytimes.com/2008/04/29/science/29prof.html

[95] https://whyevolutionistrue.wordpress.com/2012/09/10/paleobiologist-simon-conway-morris-gives-evidence-for-god-from-evolution

[96] John Hedley Brooke, “That Modern Science Has Secularized Western Culture”, Galileo Goes to Jail and Other Myths About Science and Religion içinde, Sf. 227

[97] David N. Livingstone, Darwin’s Forgotten Defenders: The Encounter between Evangelical Theology and Evoulitonary Thought(Grand Rapids, MI: W. B. Eerdmans, 1987), Sf. 62-64

[98] Ross A. Slotten, The Heretic in Darwin’s Court: The Life of Alfred Russel Wallace(New York: Columbia University Press, 2004), Sf. 4

[99] Thomas S. Khun, Bilimsel Devrimlerin Yapısı(İstanbul: Alan Yayıncılık, 1991)

[100] Finocchiaro, Defending Copernicus and Galileo: Critical Reasoning in the Two Affairs, Sf. 293

[101] Kitabı Mukaddes, Sf. 225-226

[102] Arthur Koestler, The Sleepwalkers: A History of Man’s Changing Vision of the Universe(New York: The Macmillan Company, 1959), Sf. 357

[103] Gunnar Skirbekk ve Nils Gilje, A History of Western Hought, çev. Ronald Worley(New York: Routledge, 2001), Sf. 162-163

 

İleri Okuma:

https://erikbuys.files.wordpress.com/2016/09/galileo-goes-to-jail.pdf

http://alperbilgili.com/wp-content/uploads/2017/04/Sosyal-Etkenlerin-Bilimsel-Bilginin-Olu%C5%9Fumundaki-Rol%C3%BC-B%C4%B0LG%C4%B0L%C4%B0.pdf

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

2 Responses

  1. Bilal dedi ki:

    Emekleriniz için teşekkürler. Eksiklerine rağmen iyi bir yazı olmuş. Eksik ve eleştirilerilmesi gereken noktalar ise özellikle Ortaçağ da yaşanan bilim-din ilişkisinde kilisenin hiç bir bilim insanını yargilamadigi ve bilime karşı çıkmadıği gibi tarihsel olarak yanlış ifade ettiginiz ve ne yazık ki bu iddianiza hiç bir kaynak gostermemeniz; bir diğer nokta sizin de bir çok teist gibi bilim ve bilim insanlarına dayanarak dini doğrulama çabanız ve son olarak da epistemolojik değerlendirme yapmamaniz göze çarpan noktalar olarak görülebilir. Ben özellikle ortacagdaki kilise tutumunu çok net bir şekilde olumlamanizı anlamadım. Hiç bir kaynak göstermeden bir çatışma olmamıştır demek şimdiye kadar bu konuda yazılmış tüm bilim tarihi kitaplarını çöpe atmak anlamına gelir. Korye , Russell, Lewis, Adıvar gibi insanların kitaplarını incelemediginizi düşünmüyorum. Ama görülen o ki siz de kendi fikirlerinizi haklı çıkarmak için spekülatif bir yola basvurmussunuz. Bilimin ua da bilim insanlarinin dine olan bakışı dine ne yuceltir ne de alcaltir. Dini salt olarak incelemek gerekir. Felsefi değerlendirme bu anlamadır. Siz bir şeyin mahiyeti ile ilgilenmez sadece görünüşteki etkilerine bakarsanız bu sıradan bir sağduyulu tutum olur. Felsefi değerlendirme olgunun ya da o şeyin tam olarak ne olduğunun sorgulamasiyla olur. Eleştirilerimi umarım ukalaca algilamazsiniz. Çalışmalarınızın devam etmesi dileğiyle…

    • Furkan dedi ki:

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Ortaçağ’da bilim nedeniyle yargılanan birisinin olduğunu bilmiyorum açıkçası. Hiç kimse sadece bilim yüzünden yargılanmadı. Bilim yaptığından dolayı yargılananlar da aslında otorite nedeniyle yargılandı. Bu yazıda da bahsedilen Galileo örneği mesela. Evet, bilimsel deyişleri ön planda tutuluyor yargılaması açısından ama işin arkaplanı hiç de öyle değil. Tamamen Papa’nın otoritesine dayanıyor yani. Diğer olaylar da çok büyük bir çoğunlukla böyle olmuştur. Tam emin değilim, belki, “Hiç bir olay olmamıştır” dememiz yanlış olabilir, belki küçük olaylar vardır. Ama hiç bir tane büyük olay böyle olmamıştır.

      Dediğiniz gibi, bilim insanlarının düşüncelerinin veya kendine dindar diyenlerin, bilim insanlarnına nasıl davrandıkları tabii ki bir görüşün doğru olması konusunda hiç ama hiç önemli değildir, yazıda bundan da söz ediyoruz zaten. Estağfurullah, neden ukalaca alyıgalım ki? Zaten istediğimiz şey de budur. Eğer herhangi bir hatamız varsa veya herhangi bir öneriniz varsa bunu yorumlarda dile getirirseniz çok mutlu oluruz. Hem kendi yanlışlarımızı düzeltiriz hem de başka insanlara daha doğru bir şekilde bilgi vermiş oluruz. Tekrar teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir