DİN VE BİLİM ÇATIŞIR MI?

image_pdf

Bu yazıda din ve bilimin çatıştığına dair öne sürülen tarihsel, felsefi ve teolojik iddiaları inceleyeceğiz. Tarihsel anlamda sorun şu ki, doğa bilimlerine önem verdiğini söyleyen ve bilimsel metodu benimsediğini iddia eden kimseler nedense sosyal bilimlerde aynı şeyleri yapmamakta ve iddialarında safsatalara(Mantık hatalarına) düşmektedirler. Aynı şekilde, hiçbir tarihsel kanıta dayanmadan -popülist bir yaklaşımla- iddialarını sunmaktadırlar. Bununla birlikte “inanç” gibi kelimeler, bilim ve felsefe gibi alanlar istismar edilmektedir. Hatta bunlar çok popüler olan bilim insanlarınca dahi kimi zaman yapılmaktadır. Dine karşı bir eleştiri getirmeyi düşünen insanlar eleştiri getirdikleri alan (felsefe, psikoloji, doğa bilimleri, sosyal bilimler vs.) hakkında düzgün bir araştırmaya sahip olmadan oldukça fazla ve büyük iddialar ortaya atmaktadırlar. Bu yazıyı okumaya başlayanların öncelikle bu tarz popülist yaklaşımlardan uzaklaşmaya ve ilgilendikleri alanda okuma yapmaya davet ediyoruz. Bu konudaki okumaları elbette Ateist Forum, Karikateist, Efe Aydal gibi sayfalar/kişiler üzerinden değil, ilgili alanda iyi ölçüde referans alan dergilerden ve hocaların kitaplarından yapmanız gerekmektedir. Bu yazıda birçok konuya değineceğiz. Yazının tamamını dikkatli bir şekilde okumanızı ve eğer ki bir itirazınız varsa yorum kısmında belirtmenizi isterim. Yazının başlıkları şu şekildedir:

1. Tarihsel Yalanlar ve Gerçekler

  1. Bilimin ve Dinin Çatıştığına Dair Tarihsel Örnekler
  2. Bilim Tarihinde Din
  3. Bilim İnsanları Din ve Bilimin Çatışması Hakkında Ne Diyor?

2. Felsefi Açıdan Değerlendirme

3. Teolojik Açıdan Değerlendirme

4. Bilim ve Din İlişkisi Modelleri

 

1. TARİHSEL YALANLAR VE GERÇEKLER

1. Bilimin ve Dinin Çatıştığına Dair Tarihsel Örnekler

Galileo’nun, Dünya’nın dönmesi konusunda kiliseyle çatıştığı ve sonrasında asıldığı masalını; geçmişte Dünya’nın yuvarlak olduğu biliniyordu fakat sonrasında din adamları bu bilgiyi yok edip Dünya’nın düz olduğu görüşünü yaygınlaştırdılar masalını; Ortaçağ ve Yeniçağ’da din herkesi esir etmişti ve bilime karşıtlık vardı masalını çoğunuz duymuştur. İşin ilginç yanı “pozitif bilimlere” bakmayı öneren ve kendilerinin “sorgulayan” olduğunu söyleyen kimseler bu konulara gelince (ki muhtemelen dine ve dindarlara karşı olan peşin hükümlerinden dolayı) bilimi pek de önemsemiyorlar ve popüler iddialara bakıyorlar. Bu masallara karşılık tarih bilimine baktığınızda Galileo’nin “Dünya dönüyor” dediği için ne yargılandığını ne de asıldığını görürsünüz. Tarihte Dünya’nın yuvarlak olduğu da inkar edilen bir bilgi değildi. Malum dönemlerde bu ilmi açıdan tartışılan bir görüştü. Dünya’nın düz olduğunu savunanlar kendi ilmi gerekçelerini ortaya koyarken karşıt görüştekiler de aynısını yapıyorlardı. Yani zaten bu konu bilimsel düzeyde tartışılmaktaydı. Hatta Galileo bazı konularda açıkça bilimsel anlamda hatalı iddialar da ortaya atmıştı.

 

Gelelim Galileo Galilei’ye. Galileo hiçbir zaman bilimsel düşüncelerinden dolayı yargılanmamıştır. Zaten o dönemde bilimsel düzeyde Güneş Merkezli ve Dünya Merkezli evren modelleri tartışılmaktaydı. Örneğin, Christoph Scheiner ve Orazio Grassi’nin Galileo’ya karşı sunduğu fikirde de onlar dini metinlere atıfta bulunmamıştır. Dünya merkezli evren görüşlerini bilimsel olarak ifade etmişlerdir.[1] Zaten dönemin en iyi bilim insanları bu iki evren modelini tartışıyor ve bilimsel düzeyde bir sonuca varmaya çalışıyorlardı. Galileo Roma’ya Papa V. Paul’u görmeye gidiyor. Papa tartışmadan kaçınmak için meseleyi başka görevlilere havale ediyor ve bu görevliler Galileo’nun teorisine bir kınama yayınlıyorlar. Ancak burada önemli olan şey; kilisenin resmi olarak Galileo’nun teorisini reddetmemiş olması. Papa VIII. Urban’ın Papalık koltuğuna geçmesiyle(Papa VIII. Urban, Galileo’nun arkadaşıdır) birlikte Galileo, Güneş Merkezli Evren ve Dünya Merkezli Evren modelleri hakkında olan Dialogue Concerning the Two Chief World Systems kitabını kaleme alıyor. Fakat bu kitapta Papa’yı rahatsız eden bir şey var. Zaten sert yazmasıyla bilinen Galileo, “Ahmak”(Simplicio) adlı bir karakter oluşturuyor eserinde. Eserdeki Ahmak adlı karakter Papa’nın görüşlerini (Aristocu ve Batlamyuscu modeli) savunuyor ve aynı Papa gibi konuşuyor.[3] Unutmamalısınız ki bu dönem zaten Papa açısından çok karışık bir dönemdir. Protestanlık ile başa çıkmaya çalışırken Galileo gibi önemli bir bilim insanının Papa’yı böyle küçük düşürmesi -haliyle- Papa’nın zoruna gidiyor. Böyle olunca Galileo yargılanıyor. Fakat şöyle bir şey var ki, yargılanırken onu hapishaneye atmıyorlar. Ona özel bir malikane ayarlıyorlar. Aynı zamanda kızını görme(Kızı ileride rahibe olacaktır), kendi yemeğini kendi seçme, yemeğini kimle yiyeceğini seçme gibi daha birçok hak tanınıyor.[4] Dahası, Galileo zaten sıkı bir Hristiyan’dı.[5] Galileo’nun yargılanması sırasında veya sonrasında kilisenin Güneş Merkezli Evren Modeli’ni açıkça reddetmediğini ve dinen sıkıntılı bir görüş olduğunu belirtmediğini söylemek gerekiyor(Daha önceden kilise, Güneş Merkezli Evren Modeli’nin doğru olması durumunda Kutsal Kitap’ın tekrar yorumlanabileceğini belirttiğini de söyleyebiliriz. Bu durumun keyfi olup olmadığı ise ayrı bir konu.). Şöyle de bilgi vereyim, Galileo Hristiyanlık hakkında şöyle diyor:

Kutsal metin yanılmaz, ama kutsal metinlerin yorumu yanılabilir. Bu yorumu düzgün yapmak için bilimsel araştırma gerekir.[6]

 

Bu, Papa açısından sorunlu bir sözdür. Papa’nın zaten otoritesinin sarsıldığı bir dönemde Galileo, “Eğer araştırırsanız Kutsal Metni, Papa’dan daha iyi anlayabilirsiniz” gibi bir görüşü savunuyor. Anlayacağınız üzere Galileo’nun yargılanması siyasi sebeplerden dolayı olmuş bir olaylardır. Ve söylemek gerekir ki, Galileo bu olayın sonunda ne yakılmıştır ne de başka bir şekilde öldürülmüştür. Hatta Galileo, Güneş merkezli sistemi savunurken de ayetlere atıflarda bulunmuştur.[31] Şuna da dikkat çekmek gerekir; Galileo’dan çok daha önce Kopernik de bu sistemi savunmuştur ve kilise “Bu sistem dinle çelişiyor, bunu savunamazsın” gibi bir şey söylememiştir. Hatta Kardinal Schoenberg ve Piskopos Giese gibi önemli din adamları kiliseyi, Kopernik’in bu sistemi savunan kitabının basılmasına teşvik etmiştir.[32] Buradan da anlaşılacağı üzere, kilise din nedeniyle Güneş merkezli evren modeline karşı çıkmamış ve Galileo’yu bu nedenle yargılamamıştır; Galileo, Papa’nın otoritesini sarstığı için yargılanmıştır. Kopernik ile Galileo’ya farklı davranılmasının nedeni tamamıyla dönemin siyasi sebeplerine dayanmaktadır. Reform, kilisenin İncil’i yorumlama otoritesini yıkmıştır ve otoritesini sarsan şeyleri cezalandırmayı seçmiştir(Tabii bu da dine dayanmamaktadır. Tamamen siyasi sebepleri vardır).[103] Şuna da vurgu yapmak gerekir ki, tabii ki bu iki sistem Hristiyanlık açısından da tartışılmıştır o dönemde. Evet, Yeşu’da geçen bir bölümden dolayı kilisenin Dünya merkezli evren modelini savunduğu doğrudur. Hatta Galileo -Augustinus gibi-, pasajın literal olarak anlaşılmasına karşı çıkmıştır. Yani Galileo, gerekli bölümün mecaz olarak alınmasının daha mantıklı olduğunu savunmuştur.[2] Sonuç olarak, dini konudaki tartışmalarında da Galileo, Papa’nın aksini savunduğu -ve bu yolla Papa’nın otoritesini sarstığı- için yargılanmaya maruz kalmıştır. Galileo’nun, söylediklerinin dinle çeliştiği için yargılanması gibi bir durum söz konusu değildir. Elbette bu da doğru bir eylem değildir fakat o dönemde bizim dönemimizdeki gibi bir özgürlük ve bağımsızlık anlayışının olmadığı, otoritelere bağlılığın dünya çapında yaygın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Gelelim Giordano Bruno’ya. Giordano Bruno olayı da Galileo’nin hikayesine benzer bir şekilde savunulur. Bruno bilim yaptığı için dine inanan kimseler tarafından suçlu bulunmuştur, tabii bu hangi tarihsel metinde yazıyorsa. Bruno olayı din-bilim çatışması olarak örnek gösterilebilecek bir türden olay zaten değildir. Çünkü Bruno bir bilim insanı değil bir din adamıdır.[7] Bruno’nun yargılanma sebebi ise Üçleme İnancı’nı reddetmesi ve Antik Mısır’ın sihir tanrısı olan Thoth’a inanıyor olmasıydı.[8] Bruno ne yazık ki bundan dolayı ve diğer bazı siyasal sebeplerden dolayı yakılmıştır. Bir kimsenin herhangi bir görüşe inanıyor olmasından dolayı yargılanması da elbette kötü bir olaydır. Fakat bu iddianın iddia ettiğinin tam tersine, Bruno’nun yargılanmasının bilimi savunmasıyla hiçbir ilgisi yoktur, Bruno mistik olaylara inanan ve bunların üstüne çalışan birisidir. Bunun yanında unutmamak gerekir ki, Katolik Kilisesi’nin yaptığı birçok olay zaten Hristiyanlar tarafından da çokça eleştirilmiştir. Her neyse, görüldüğü üzere, popüler ateist sayfalar ve forumlar tarafından verilen üstteki sözde “bilim ve din arasındaki tarihsel çelişkiler” hatalı bir şekilde aktarılmaktadır. Bunlardan çıkan sonuç ise bu tarz iddiaları sunan ateist popülist kesimin pek de araştırma yapmadan kafasına uyan bilgilere dayanmasıdır. Hatta önemli bir kısmı da kendileri gibi olmayanları “cahil” olarak nitelendirmektedir. Sanırım evrimsel olarak gelen bir şey; insanlar çoğunlukla kolayı seçer, özellikle de düşüncede. Dine inanan kesimin önemli bir kısmı da din hakkında bilgisiz, argümanlar ve karşıt argümanlar hakkında da bilgisizdir. Ateist kesim de aynen böyle, çoğu subjektif ve felsefeden bihaberdir. İşin kötü yanı, iki kesim de kendisi gibi olmayanı “cahil, bilgisiz” diye nitelendirir. Asıl kötü olan durum budur. Elbette her insan entelektüel bir bilgi birikimine ulaşacaktır diye bir şey yoktur fakat iş saygısızlık ve tutuculuk boyutuna gelince asıl kötü olan şey gerçekleşmiş oluyor.

 

Her nasılsa popülarite ateizminde Orta Çağ’da ve Yeni Çağ’da bilime değer verilmediği, din adamlarının bilim insanlarına kötü davrandığı gibi düşünceler vardır. Öncelikle, Orta Çağ’daki ve Yeni Çağ’daki genel sahneyi İslam dünyası ve Hristiyan dünyası olarak ayıracağım. Gelelim İslam dünyasına. İslam dünyasında bilimdeki çok büyük bir adımının temeli olan “Beytü’l Hikme” zaten din adamları tarafından kurulmuş ve yine bir din adamı olan İbni Mansûr tarafından geliştirilmiştir.[9] Antik Yunan’da yazılan kitaplar Arapça’ya çevrilmiş ve kişiler burada mantık, felsefe, matematik, astronomi gibi dersler görmüştür. Dünyanın ilk üniversitesini kuran Arap bir bilim insanı olan Fatıma El-Fihri olmuştur.[10] Bu yıllarda İslam dünyasında hiçbir bilim insanı bilim yaptığı için asılmamış veya yargılanmamış tam tersine “Allah’ın Elçisi” takma adıyla İspanya’dan Çin’e kadar gönderilmiş ve tüm dünyaya bilim ve felsefe öğretmişlerdir. Bazı hükümdarların bilim insanlarının yaptığı keşifler sonucu bilim insanlarına da hediyeler verdiği de bilinmektedir. Bu dönemdeki bilim kitaplarını da ilkel falan sanmayın. Gayet mantıksal bir temelle yazılmış, bilime çok büyük bir önem verilmiştir. Örneğin Farabi Tanrı’nın sıfatları hakkında teoriler ortaya atmıştır ve bugün dahi hiç de “ilkel” denilmeyecek fikirler üretmiştir. Kimya ve simya adlarının yaratıcısı olan Cabir bin Hayyan’dan tutun da[11], Dünya’nın eksen eğikliğini hesaplamış olan Eş-Şatir’e[12], çocuklara ve yetişkenlere matematik öğretmenliği yapan Lübna Hanım’dan[13] tutun da optiğin kurucusu olan ve Hevelius’un Selenogrophia eserinde aklın temsilcisi gösterilen İbni Heysem’e[14], bugünkü tıp aletlerinin temel mantığını oluşturan ve birçok cerrahi aleti geliştiren El-Zehravi’den[15] tutun da, kendisi de bir tür evrim teorisi ortaya atan İbni Miskeveyh’e[16] kadar birçok bilim insanı ortaya çıkmış ve hepsi de bilimi geliştirmek, doğruya ulaşmak adına çabalamıştır.

 

İslam dünyası adına bilim ve dinin çatıştığına dair İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılması ortaya atılır. 642 yılında Hz. Ömer İskenderiye’yi fethetmiştir. İddiaya göre John Philoponus, Ömer’e “Ganimetlerimizi zaten aldınız. Bari kitaplarımızı bırakın” demiştir. Ve Ömer de “Kitaplar Kur’an ile çelişkili şeyler söylüyorsa zararlıdır ve yakılmalıdır. Eğer Kur’an ile aynı şeyleri söylüyorlarsa da ihtiyacımız yoktur ve yine yakılmalıdır.” deyip, buradaki kitapları dört bin fırında, altı ay boyunca hamamların ısınması için yaktırmıştır. Bu iddiada şöyle bir sorun var ki, bu olaydan bahseden İbnü’l-Kıftî’nin eseri olayın gerçekleştiği yıldan yaklaşık 600 sene sonra yazılmıştır.[17] Böylesine büyük bir olay gerçekten gerçekleştiyse neden hiçbir Kıpti, Yahudi, Hristiyan veya Müslüman kişi bu olaydan asırlarca bahsetmedi? Hz. Ömer’in kütüphaneyi yaktırdığına dair bir tane bile kanıt yoktur. Ve olayda adı geçen John Philoponus, Hz. Ömer’den bir asır önce yaşamıştır. Bu iddialar gördüldüğü üzere hiçbir kanıta dayanmamakta ve çelişkiler barındırmaktadır. Bernard Lewis, Fr. Eusèbe Renaudot, Alfred J. Butler, Victor Chauvin, Paul Casanova, Gustave Le Bon Eugenio Griffini gibi tarihçiler de bu iddiayı reddetmiş ve çokça eleştirmiştir. Hatta ünlü ateist Bertrand Russell dahi o dönemde yaşayan Müslümanların açık fikirli olduğunu ve böyle bir olayın efsaneden ibaret olduğunu söylemiştir.[18] Benzeri iddialar Hristiyanları karalamak için kullanılır ki o iddialar da tutarsız ve kanıtsızdır. Peki bu kütüphaneye ne oldu? Bu kütüphane en büyük zararı MÖ 48 yıllarında Julius Sezar’ın şehri fethetmesi nedeniyle aldı. MS 389 yıllarında İmparator Theodosius’un emriyle de kütüphane çok büyük zarar görmüştü. Anlayacağınız üzere, Hz. Ömer orayı fethettiğinde zaten kütüphane çok küçülmüş ve baya zarar görmüştü. Dolayısıyla Hz. Ömer’in kiptaları yaktırdığı gibi bir durum yok.

 

İslam dünyası içinde çokça eleştirilen bir olay daha vardır; astronom ve matematikçi olan Takiyüddin’in rasathanesi’nin yıkılma olayı. “Dinci yobazlar gitti yıktılar.” gibi iddiaların da pek çok tarihçi tarafından kabul edilmediğini belirtmek isterim. Aslına bakarsanız bu konuda durumlar biraz karışıktır. Öncelikle, rasathanenin açılmasının nedeni sadece astronomik gözlemler değildi. Geleceği tahmin etme, astroloji araştırmaları ve astronomi araştırmaları önem arz etmekteydi. Hoca Sadettin Efendi, Uluğ Bey’in yaptığı hesaplamaların tekrar yapılması için III. Murad’ı bir rasathanenin açılması konusunda ikna ediyor ve bu konuda Takiyüddin’e görev veriliyor. İşte bundan sonrası için farklı farklı yorumlar var. Örneğin bir yoruma göre Sadettin Efendi dönemin Şehyülislam’ı olan Ahmet Şemsettin Efendi ile bozuşuyor. Bunun üstüne Şemsettin Efendi, bazı bahaneler bularak III. Murad’a rasathanenin yıkılmasını öneriyor. Yani anlayacağınız üzere bu yoruma göre tamamen siyasi sebeplerden dolayı rasathane yıkılıyor. Diğer bir yoruma göre Takiyüddin tamamen kendi istekleri sonucunda rasathaneyi yıktırıyor. Bunun sebebi geçen bir kuyruklu yıldızın İran’ın fethini müjdelemesi ve Takiyüddin’in İran ile Osmanlı’nın arasının bozulmasını istemediği için rasathaneyi yıktırması olarak veriliyor. Bu yoruma göre Takiyüddin rasathaneyi toplarla yıktırmıştır ki İran’a daha fazla güven versin. Diğer bir yorum, Tarihçi Paul Lunde’ye göre dönemin bilim insanlarının geçeceğini hesapladığı bir kuyruklu yıldızdan dolayı III. Murad’ın Takiyüddin’den bir kehanette bulunmasını talep etmiştir. Takiyüddin de bu kuyruklu yıldızın barış ve mutluluk getireceği kehanetinde bulunmuştur. Fakat bu kuyruklu yıldızın dünyanın yakınından geçtiği dönemde veba salgınının artmasıyla birlikte Takiyüddin’in kehaneti yanlış çıkmış ve bu nedenle rasathaneye muhalif olanların sayısı artmıştır.[19] Bunun gibi sebeplerle üst rütbeli kişiler halkı kışkırtmış ve rasathanenin yıkımına sebep olmuştur. Fakat dediğimiz gibi bu konuda düzgün bir kanıt yok. Fakat genel olarak tarihçilerin görüşü siyasi sebeplerin rol oynadığı yönünde. Hadi o zamanki bazı kimselerin uzay hakkındaki gözlemlere karşı çıktığı ve bu nedenle rasathaneyi yıktırdığı senaryosunu gerçek kabul edelim. Öncelikle, burada önemli bir nokta var; bu rasathaneyi kuran da Müslüman olduğunu savunuyor bu rasathaneyi yıkanlar da Müslüman olduğunu savunuyor. Bir kesim bilim karşıtlığı yaparken diğer bir kesim bilime destek veriyor. Sonuçta bu hikaye popüler bir şekilde anlatıldığı gibi gerçekleşmiş olsa bile din ve bilimin çeliştiği yönünde pek de kuvvetli bir iddia olarak gözükmüyor. Aşağıda ise zaten bu tür tarihsel iddiaların hiçbir şey ifade etmediğine de değineceğiz.

 

Gelelim Hristiyan dünyasına… Bilinenin aksine Hristiyan dünyasında da herhangi bir bilim insanının bilim yaptığından dolayı yargılandığına dair herhangi bir tarihsel kanıt yoktur. Hatta Katolik Kilisesi bilim kitaplarının basımı ve dağıtımı ile uğraşıyor bu dönemde. Hristiyan camiası için Orta Çağ ve Yeni Çağ kötü bir çağ değildir. Sonraki döneme göre daha durgun olsa da bilimin küçümsendiği bir çağ falan değildir. Hristiyan bilim insanlarının yazdığı kitaplar da hiç mi hiç ilkel değildir. Bilim felsefesinde önemi büyük olan Pierre Maurice Duhem de bu kişilerin kitaplarını okuyarak hiç de ilkel olmadığını savunmuştur.[20] Tarihsel olarak daha bilgili olduğum İslam dünyasından örnek vermek gerekirse, Biruni, merak ettiği bilimsel konular hakkında birçok kişi tarafından saygı almış olan, hatta Avrupalıların yaptığı bir tasvirde “Hekimlerin Üç Büyük Hükümdarı”[21] arasında yer alan İbni Sina’ya mektuplar yazmıştır. Yazdığı bu mektuplarda aldığı cevaplar karşınsında teşekkür etmekle kalmamış, aldığı cevapları eleştirmiş ve daha da ileri giderek itiraz etmiştir.[22] Bu insanları “ilkel” görmek yaptıkları işleri araştırdıktan sonra hiç de kolay değildir.

 

Peki, şimdi bu olayları popülist ateist kesimin anlattığı gibi gerçekleşmiş varsayalım. Yani, Takiyüddin’in rasathanesini Şeyhülislam’ın yıktırdığını, İskenderiye Kütüphanesi’ni Hz. Ömer’in talan ettiğini, Galileo’nun Papa tarafından yargılanıp asıldığını, Bruno’nun bilim yaptığı için yakıldığını varsayalım. Bu olaylar böyle gerçekleşmiş olsaydı din ile bilimin çatıştığını söyleyebilir miydik? Tabii ki hayır. Bu anlamda tarihsel olaylar pek bir şey ifade etmemektedir. Bu tarihsel olaylarlandan yola çıkarak en fazla o dinin belirli bir kolunun bilime karşıt olduğu sonucuna varabiliriz, daha fazlasına değil. Örneğin Takiyüddin’in rasathanesinden yola çıkarak en fazla İslam’ın belirli bir kolunun(Rasathaneyi yıkan tipteki düşüncenin) bilim ile çatıştığı savunulabilir. Ki bu da pek sağlam bir kanıt olarak verilebilecek bir durum değildir. Çünkü dinin belirli bir kolunun bilimle çatıştığını söylemek için birkaç tarihsel olaydan daha fazlasına (teolojik ve felsefi tahlile) ihtiyaç vardır. Bunların yapılmasıyla birlikte, ilgili tarihi olayların sosyolojik bir tahlilini de yaptıktan sonra kanıtları çoğaltmak adına kullanılabilirler. Sonuçta bu veriler o zamanki insanların siyasi nedenlerden doğan görüşlerini de gösteriyor olabilir. Kısacası bu olayların belirli bir şekilde gösterilip de dinin bilimle çatıştığını göstermeye çalışmak ilmi hassasiyete yakışmayacaktır. Yani bu tarihsel örneklerle herhangi bir dindeki belirli bir kolun bilim ile çatıştığını bile söyleyemeyiz. Hele ki bir dinin bilimle çatıştığını hiç söyleyemeyiz. Dinlerin de belirli yorumlara tabii olduğunu unutmamamız, ve her dindarı da aynı sanmamamız gerekiyor. “TÜBİTAK bilime hiç değer vermiyor. Müslüman ülkede ancak papaz eriğini imam eriğine çeviren projeler yapılır.” deyip din ile bilimin çatıştığını savunmak takdir edeceksinizdir ki hiçbir şey ifade etmemektedir. Aynı metod ile bilimin kötülük yaydığı ile ilgili tarihsel bir argüman da sunulabilir. Bu argüman şöyle olur: Atom bombasının bulunmasının nedeni bilim değil miydi? Nazilerin olduğu dönemde bilim için birçok insana işkence yapıldı, bu bilimin kötülüğü değil midir? Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda inanılmaz bir şekilde kan döküldü, oradaki birçok silahı yaratan şey bilim değil miydi? Bilim için her gün yüzlerce hayvana acı çektirilmiyor mu? Ve daha verilebilecek bir çok örnek… İnanın din nedenli ve bilim nedenli diğer bir ayrım yaptığımızda, bilim nedenli olarak ayırdığımız tarafın din nedenli diye ayırdığımız taraftan kat be kat daha fazla kan döktüğünü görebilirsiniz. “Sen bilim karşıtısın, pis yobaz.” demeden önce üstte sorduklarımı bir cevaplayın; dediğim olaylar bilim “sayesinde” gerçekleşmedi mi? Evet, bilim sayesinde gerçekleşti. Ama merak etmeyin, ben bilim kötüdür falan demiyorum. Sadece yeni ateistlerin dinlerin kötülük yayması iddiasındaki mantıksal hatayı bilim üstünden gösteriyorum. Yeni ateistler bilimin kötülük yayması argümanına karşı “Bilim kötü değildir, bazı bilim adamları ve bilim adamlarının yaptığı şeyleri kullanan kimseler kötüdür.” gibi bir cevap verebilir ki bu benim de verdiğim bir cevaptır. İyi ama bilimin kötülük yaymasına karşın böyle cevap verenler ne olur da dinin kötülük yaymasına karşın aynı cevabı verenlere karşı çıkar? Bu, yeni ateistlerin çelişkisi değil de nedir?

 

2. Bilim Tarihinde Din

Pek çok kişinin iddia ettiğinin aksine, bilim tarihine bakarsanız birçok bilim insanının teist olduğunu göreceksiniz. Bilim yapmak için evrenin anlaşılabilir bir yapıda olduğu ve insanların beyninin evreni anlayabileceği gibi ön kabullere dayanmanız gerekiyor. Tarihteki birçok bilim insanı bu kabulleri Tanrı’nın yaratmasına dayandırmıştır. Çünkü birçok ayete göre ve mantıksal olarak da, eğer bir Tanrı bizleri yaratmışsa ve O’na ulaşmamızı istiyorsa evrenin anlaşılabilir bir yapıda olması en makul seçimdir. Tarihsel anlamda baktığımızda birçok bilim insanın teist olduğunu görürsünüz ve doğayı inceleme fikri de teist düşünürlerden ve bilim insanlarından ortaya çıkmıştır. Ünlü Amerikan filozof Richard Rotry, dünyada bir düzenin olduğuna dair zeminin teist inançlar -tek Tanrılı dinler- tarafından ortaya atıldığını söylemiştir.[70] Örneğin, Antik Yunan’da bilginin yalnızca düşünülerek elde edilebileceğine inanılıyordu. Needham’ın da dediği gibi, evrenin araştırılabilir bir yapısının olduğu fikri tek Tanrılı dinlere dayanmaktadır.[71] Bilim sosyolojisinin kurucusu olan Robert Merton da dinin bilimsel zihni inşa ettiğini söyler.[72] Günümüzün popülist ateistleri (ki genelde de yeni ateistler) bilimi seküler bir uğraş olmak zorundaymış gibi göstermekte ve bilimi ilgili olmadığı alanlarda söz sahibi yapmaya çalışmaktadırlar. Oysa bu durum ilmi hassasiyete uymamaktadır, desteklediklerini zannettikleri akılcı yaklaşımı kendileri bu konuda reddetmektedirler. Tarihte bilim kitapları yazan ve felsefeyle uğraşan birçok kişi kitaplarında hep Tanrı’ya atıf yapmışlardır ve bilim yaptıkları kadar Tanrı’nın varlığı hakkında da düşünmüşlerdir. Örneğin Felsefenin İlkeleri, Türlerin Kökeni, Bridgewater İncelemeleri, Mukaddime, Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri gibi köklü ve önemli eserlerde hep Tanrı’nın varlığına ve ayetlere atıflar bulunmaktadır.

 

Elbette ki tarihte bilim insanlarının daha çok teizmi kabul etmesi de teizmin bilimle kesin olarak örtüştüğünü ve bilimin kesinlikle dini bir tarafının olduğunu göstermez. Anlayacağınız üzere demeye çalıştığımız şey de bu değil. Fikirlerin ilmi bir araştırmasını ve eleştirisini yapmaktan çok popülist görüşler içinde boğulan insanların olayları çarpıttığını göstermeye çalışıyorum. İnsanlar şunu unutmamalı ki hiçbir görüşü o görüşü savunan insanlar üstünden doğrudan eleştirilemez. Bir görüşü -hele ki o görüş oldukça tanınan, bilinen bir görüşse- savunanlar arasında oldukça cahilce savunanı da olacaktır, entelektüel bir biçimde savunanı da. Eğer sizler örneğin dinleri araştırmak istiyorsanız (yahut biyolojiyi, tarihi, siyaset bilimini vs.) sizleri entelektüel araştırmaya davet ediyorum. Bir görüşü de saçma bir şekilde savunan bir insan nedeniyle heba etmeyin, düzgünce araştırın, okuyun ve her zaman her bilgiye karşı sakin bir tavır takının; karşınızdaki kişinin ne demeye çalıştığını anlamaya çalışın. Dediğim gibi, bir görüşü saçma bir neden üzerine oturtup da savunan insan nedeniyle o görüş yanlış olmaz: Misal ben bir A4 sayfasına dünyayı yuvarlak çizsem “Ve bakın Dünya’nın yuvarlak olduğunun kanıtı budur” desem, sizce bu makul bir kanıt mıdır? Elbette hayır, ama yaptığım bu saçma kanıtlama “yöntemi” de orada söylediğim şeyi yanlış yapmaz(Dünya yuvarlaktır).

 

Bazı kimseler de “Orta Çağ’da ve Yeni Çağ’da dini zorlama vardı, bilim insanları o yüzden inanıyormuş gibi gözüktüler.” şeklinde bir itiraz getiriyorlar. Fakat bu hiçbir kanıta dayanmıyor ve hatta aleyhinde kanıtlar görüyoruz. Örneğin Newton, üçleme inancını reddetmiş ve dönemindeki kilise görüşlerini çokça eleştirmiştir.[23] Zaten dini bir baskı yüzünden inanmayı tercih etseydi “baskı yapan kurum” olan Roma Katolik Kilisesi’ni eleştirir miydi? Ve ilahiyat konusunda bu kadar eser yazar mıydı? Size tarihte adını çokça duyurmuş olan bazı teist bilim insanlarını yazmak istiyorum: Mendel, Galileo, Newton, Biruni, Kopernik, Pascal, Heisenberg, Haught, John Lennox, Lane Craig, Alan Guth, İbni Sina, El-Harizmi, El-Farabi, Peter Kreeft, Abdus Salam, Francis Bacon, Kepler, Leibniz, Isaac Milner, Francis Collins, Michael Faraday, Hertz, Wilhelm Röntgen, Ernest Rutherford, George Price, McMullin, Marconi, Cabir bin Hayyan, Ali bin Abbas, İbni Miskeveyh, İbni Haldun, Akşemseddin, Nasiruddin Tusi, Rana Dajani, Ehab Abouheif, Jeffrey Lang, Keith Moore, Maurice Bucaille, Ahmed Zewail, Aquinas, Meryem Mirzahani, Ali Moshorafa, Rached Ghannouchi, Hugh Ross, Keith Ward, Paul Nelson, Arno Penzias, Michael Denton, Fred Hoyle, Billy Bryson, Lee Strobel, Karl Stern, Wernher von Braun, Barry Parker, Roger Penrose, Henry Fritz Schaefer, Vera Kistiakowsky, Arthur L. Schawlow, Tony Rothman, Arthur Eddington, John O’Keefe, George Ellis, Dean L. Overman, Kurt Gödel, John Polkinghorne, Allan Sandage, Freeman Dyson, Walter Bradley, Max Planck ve daha sayılababilecek binlercesi… Bu isimleri “Bilim, dine inananlar tarafından yapılamaz.” gibi bir peşin hükme sahip olan insanlara karşı veriyorum. Yoksa bu isimlerin dindar olması elbette ki dinin doğru olduğunu göstermez.

 

Şu anki İslam dünyasına bakınca şaşırtıcı gelebilir ama bilim tarihinde İslam’ın da çok büyük yeri var. Aslına bakarsanız da şu anda pek çok müslüman akademisyen bulunuyor ve dünyada oldukça önemli işler başarıyorlar. Fakat artık uluslararası araştırmaların çok daha yoğun olduğu ve akademinin halk tarafından pek bilinmediğinden dolayı insanlar bunları pek bilmiyor. Üstte İbni Heysem, İbni Miskeveyh, Fatma El-Fihri, Eş-Şatir gibi bilim insanlarından örnek vermiştik. Özellikle “Felsefi Cevaplar” bölümünde birçok bilim insanını sıralayacağız. Şimdi de İslam dünyasından birkaç örnek vermek gerekirse, dünyada ilk defa akciğer dolaşımının tanımını yapan kişi İbni Nefis’tir.[24] Bazı çizimleri British Museum’da bulunmaktadır. Al-Cahiz’in 350’den fazla türden ve evrim kuramından bahsettiği Kitâbü’l-Hayevân adlı eseri vardır.[25][26][27] İslam hakkında yazdığı Menâkıb Cünd el-Hilafe ve Fuza’il el Etrak(Hilafet Ordusunun Menkıbeleri ve Türklerin Faziletleri) gibi eserleri ve ilahiyat alanında da eserleri vardır.[28]  İslam dünyasında evrim fikrinden bahseden tek kişi tabii ki Al-Cahiz değildir. İhvan El-Safa topluluğu, İbni Miskiveyh, Farabi, Biruni ve El-Hazini de evrimden bahsetmiştir.[29]

 

Bazı başarılı bilim insanlarının ateist olduğundan ya da teist olduğundan bahsedilmesi ve bundan hareketle dine ya da ateizme karşı eleştiri getiren insanların kendini haklı çıkarmaya çalışması da gülünç olan ayrı bir durum. Hiçbir zaman da kendini fikri açıdan kanıtlayamayacak kişilerin başvurduğu bir yöntem olmaktan da öteye gidememiştir. Albert Einstein, Charles Robert Darwin, Nikola Tesla gibi kimselerin ateist olduğundan bahsedilse de bu insanlar ateist değildir. Tesla hakkında kesin bir bilgi olmamasıyla birlikte, Einstein da Darwin de agnostiktir.[33] Hatta şöyle bir bilgi de vereyim: Darwin’e destek veren ve ona bu yolda yardım eden Robert Chambers, Alfred Russel Wallace adlı bilim insanları hep teisttir mesela. Aynı şekilde Einstein’ın çok yakın arkadaş olduğu Gödel gibi kimseler de teisttir. Yani ateist, teist olmanın da “zeki” olmayla bir bağlantısı yoktur. Ateizmin doğru ya da yanlış olmasına dair hiçbir şeyi kanıtlamamakla birlikte ortalama olarak ateistlerin teistlerden daha akıllı olduğunu gösteren bazı araştırmalar vardır fakat bu da bence gayet normaldir. Çünkü teizm bildiğiniz üzere yaygın bir görüştür ve doğan bir kişi genelde araştırmadan bu görüşü benimser. Fakat genelde ateistler popüler görüşten bir şekilde ayrıldığı için daha dikkatli düşünmeye çalışmaları oldukça normaldir. Fakat bununla birlikte safsata bataklığından bir türlü çıkamayan ve inadına fanatik olan pek çok teist olduğu gibi pek çok ateist de vardır. Bu durum o görüşlerin de kendi içinde popülist insanlar barındırmasından kaynaklanmaktadır. Sonuçta her insan entelektüel düzeyde gelişmişlik göstermemektedir, popüler olan ne ise onu yapmaktadır. Bu durum da özellikle felsefe, bilim gibi alanlarda oldukça sıkıntılı bir durumdur. Sonuç olarak şu anlaşılmalı ki, bir görüşü savunanların genel anlamda zeki olması da o görüşü doğru yapmaz. Örneğin o zeki olan insanlar da görüşlerini savunurken safsata yapıyor olabilir. Bir kişinin sırf bilgisine bakarak da bir sonuca varamayız yani. İnsanlardan çok fikirleri araştırma yoluna gitmeli ve oldukça ölçülü bir şekilde araştırma yapmayı benimsemeliyiz.

 

Darwin’den J. Brodie Innes’e mektup, 27 Kasım 1878[34]

Charles Robert Darwin konusuna gelmek istiyorum. Charles Darwin yeni ateistlerin iddia ettiği üzere dinlere karşı çıkan, dinin saçma olduğunu savunan ve evrim iddiasından dolayı din adamları tarafından aşağılanmış bir ateist miydi? İnanın bu iddiada geçen bir kelimenin bile doğru yanı yoktur. Her şeyden önce Charles Darwin bir ateist değil agnostiktir.[35] Ve Darwin’in agnostik olmasına da evrim teorisi sebep olmamıştır. Hatta Türlerin Kökeni adlı kitapta Darwin’in Tanrı’ya birçok kez atıf da yapmıştır.[67] Darwin’e destek olan yoldaşlarından John William Draper, Robert Chambers, Alfred Russel Wallace(Kendisi de Darwin ile aynı dönemde bir evrim teorisi ortaya atmıştır. Fakat kurul toplanıp Darwin’in evrim konusunun önderi olduğuna kanaat getirmiştir. Wallace da bunu anlayışla karşılamış ve Darwin ile birbirlerine arka çıkmışlardır.) gibi isimler de teisttir. Şunu da eklemek istiyorum, bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını ve ayetlerden örnek vermesini o dönemde kilisenin saldırgan olmasına bağlıyor. Üstte zaten bu konuya değindik, Darwin özelinde de değinmek gerekirse: Bu iddia yine hatalı. Kilise Darwin’e karşı o tür bir tutum sergilemiyor. Darwin, evrimin en önemli kitaplarından birisi olan ve kendisinin “Evrimin Babası” olarak anılmasına sebep olan Türlerin Kökeni kitabını yayınladığında bir teistti. Ve, Türlerin Kökeni kitabının birçok sayfasında Tanrı’nın evrim ile yarattığına atıf olduğu görebilirsiniz. En son sayfalarında da Adem’e “nefs” üflenmesi hakkında bir yorum yapar ve evrimde insanların gelişimine dikkat çeker.[79] Darwin, Evrim Ağacı adlı “bilim” sayfasının da slogan olarak kullandığı “Bu yaşam görüşünde ihtişam var” ifadesini Tanrı’nın evrimle yarattığını söyleyerek kullanmıştır. Zaten Darwin de evrim fikri nedeniyle dini ve Tanrı algısını reddetmemiştir. Desmond ve Moore’un ünlü Darwin biyografisinde Darwin’in Tanrı’dan uzaklaşmasının nedeninin daha çok psikolojik nedenler olduğuna dikkat çekilmiştir.[80] Darwin yaşadığı şeylerden dolayı -psikolojik sebeplerden dolayı- Tanrı’dan uzaklaşmıştır ve bazı felsefi düşüncelerin beraberinde de Tanrı’nın bilinemez olduğuna karar vermiştir. Bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını, “O dönemde evrim insanlar tarafından kötü karşılanırdı. Darwin de bir taktik yaparak Tanrı’ya atıf yaptı ve bağnaz sınıfın kabul etmesini kolaylaştırdı.” şeklinde yorumlamaktadır, fakat bu hiçbir tarihsel gerçeklik içermemektedir. Zira, Darwin otobiyografisinde o dönemlerde bir teist olduğuna ve Tanrı’nın evrimi yarattığını düşündüğüne inandığını söylemektedir, yani bu tür bir iddia zaten Darwin tarafından yalanlanmaktadır.[81]

 

Tarihte din-bilim çatışmasının olduğuna dair iddiaların çoğunun mit olduğunu aktardık. Bu konuda ileri okuma olarak kaynaklar kısmının hemen alatına Ronald L. Numbers’ın düzenlediği(İçinde Michael Ruse gibi, Katharine Park gibi birçok yazarın makalesi vardır) Galileo Goes To Jail and Other Myths About Science and Religion kitabını da bırakıyoruz(Kitabın içinde “Darwin evrimi görünce hristiyanlıktan soğudu.”, “Akıllı tasarım iddiası evrime karşıt bir görüştür”, “Einstein kişisel bir Tanrı’ya inanıyordu” gibi mitlerin, tarihsel kanıtlarla, sosyolojik ve felsefi kanıtlarla yıkımı vardır).

 

3. Bilim İnsanları Din ve Bilimin Çatışması Hakkında Ne Diyor?

Son olarak günümüzdeki teist bilim insanlarına ve bilim insanlarının din ve bilim hakkında ne düşündüğüne bir göz gezdirelim. Öncelikle, tabii ki bilim insanları dinle bilimin tamamen uyumlu olduğunu veya çatıştığını söylese de bunun hiçbir değeri yoktur. Bu konuya zaten üstte değindik. Fakat bazıları bu konuda “Bakın ateistler daha çok, biz daha zekiyiz.” diye atıp tutmaktadır. Hem bilim insanlarının çoğunun ateist olması hiçbir şey ifade etmezken, hem de acaba gerçekten de bilim insanları arasında ateizm mi yaygındır? Nature dergisinde yayınlanan, 1000 bilim insanı arasında yapılan araştırmaya göre ateist olan bilim insanlarının sayısı daha fazla çıkmıştır.[73] Fakat Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi, bu araştırmaların sonuçlarının bilim insanlarının “ateist” olduğu düşüncesinin çıkarılması için yetersiz olduğunu savundukları bir bildiri yayınlamışlardır.[73] Bilimin en güçlü savunucularından olan bu merkez, soruların sorulma biçiminin bilim insanlarının verecekleri cevapları çok ciddi şekilde etkileyeceğini savunmaktadırlar. Dolayısıyla bu araştırmaların, yapılanlardan çok daha titiz ve hassaslıkla yapılması gerektiği anlatılmaktadır. Prof. Elaine Howard Ecklund ve Christopher Scheitle’ın, 2198 adet fakültede görev alan bilim insanlarının dini görüşlerine dair yaptığı araştırmaya göre bilim insanlarının çoğu ateist değildir, hatta çoğunluğu teisttir.[75][76] Bu araştırma oldukça kapsamlıdır ve birçok farklı meslek grubundan birçok bilim insanının görüşleri alınmıştır. Araştırma birçok ülkede gerçekleştirilmiştir, sadece Amerika’da yapılmamıştır. Ve, bilim insanlarının çoğunluğu teist gibi duruyor. Anlayacağınız üzere, bu konuda net bir şey söylemek imkansızdır. Zaten, kişilerin ateizmi ne kadar savunabileceği, hangi sebeplerden dolayı ateist olduğu, teizme karşı argüman sunup sunamayacağı gibi birçok karmaşık durum önemlidir. Psikolojik sebeplerle ateist olanların da sayısı fazlaca var. Hatta üstte de dediğim gibi, bilim insanları felsefe alanında artık çok düşük olmaya başladılar ve ateizmi savunurken de çok basit felsefi hatalar yapıyorlar. Şunu da değinmek istiyorum, Amerika’nın en önemli 21 üniversitesinde bilim insanları arasında yapılan bir araştırmaya göre çok az bir kısmı bilim ile dinin çatışmakta olduğunu düşünüyorlar, yani genellikle bilim ile dinin çatışmadığına dair görüşte hemfikirler.[77] Kaldı ki, din ve bilimin çatıştığını düşünenlerin büyük bir çoğunluğu da zaten seküler ailede yetişmiş ve din eğitimi almamışlar.[78] Buradan da anlayacağınız üzere, bilim insanları bilim nedeniyle dini reddetmiyor, zaten çocukluklarındaki çevre nedeniyle dini reddediyorlar. Bu bilim insanlarının birçoğu din ve bilimin çatıştığına dair argüman dahi sunamayacaklardır. İşte bu nedenle başka herhangi bir insanın dine inanıp inanmamasıyla bir bilim adamının inanıp inanmaması arasında bir önem farkı yoktur. Örneğin İngiliz tarihçi Frank Turner İngiltere’de sekülerleşmenin en hızlı yaşandığı dönemi incelediğinde insanların dinden soğumasının altındaki en önemli nedenin bilim değil, dini kurumların baskısı olduğunu tespit etmiştir.[90] Bu ve daha yapılan birçok araştırma gösteriyor ki birçok insanın dinden soğumasının nedeni bilimsel sebeplere değil, psikolojik sebeplere dayanıyor. Her neyse, sonuçta şu anlaşılıyor ki bilim insanlarının ne görüş benimsediği de dinin yanlışlanmasında yahut doğrulanmasında kullanılamaz. Bilim insanı, bilim insanından öte bir şey değildir. Onlar da duyguları olan, bilimsel bilgisini araştırdığı kadarıyla edinen kimselerdir. Onları tanrısallaştırıp her konuda bilgili görmenin hiçbir anlamı yoktur. Örneğin Alper Bilgili’nin Yeni Ateizme Eleştiri kitabı Celal Şengör’ü eleştirmekte ve onun kimi zaman ne kadar irrasyonel kararlar verdiğine değinmektedir, dilerseniz alıp okuyabilirsiniz.

 

2. FELSEFİ AÇIDAN DEĞERLENDİRME

 

Einstein’dan yeni bilim insanlarının(Hatta çok ünlü olanlarının da) felsefe konusunda çok hatalı olduğuna dair eleştiri içeren bir söz. Einstein’dan Robert A. Thornton’a mektup. 7 Aralık 1944.[37] Bugünlerde de manzara pek farklı değil. Sırf iyi bilim insanı olduğu için, örneğin felsefi ve teolojik konularda söyledikleri de doğru kabul ediliyor kimi insanların. Ama ilgili literatüre bakarsanız durum bu bilim insanlarının dediği gibi değil.

Din ile bilimin çatıştığına dair bazı iddialar var, bu iddialardan çok popüler olanlarına cevap vereceğiz. İddialar şöyledir:

1. “Din ile bilim yöntemsel açıdan çelişmektedir. Bilim deneylerle ilerlerken din dogmatiktir. Din araştırmayı kabul etmezken bilim araştırmalarla ayakta durur. Ben inanmak değil bilmek istiyorum.”
Bilim ile dinin yöntemsel açıdan farklı olması doğru bir çıkarımdır. Fakat bu bilim ile dinin çeliştiği anlamına gelmez. Din zaten Tanrı’dan geldiği iddia edilen metinlerdir, bu nedenle bilimden farkının olması gayet doğaldır. Bilim, gözlemlenebilen şeylerle ilgilenirken, dinin içinde hem gözlemlenebilen şeyler hem de ancak be ancak akıl yürütme ile doğrulanabilecek şeyler vardır. Ayrıca çok önceki dönemlerden beri bile insanlar dini bilgi ile bilimsel bilgi arasında ayrım yapmaktaydı. Başka bir konu üzerinden örnek vereceğim ki daha iyi anlaşılabilsin: Örneğin bilim ile tarihin metotları da aynı değildir, bilim ile felsefenin metotları da aynı değildir, bilim ile hukukun metotları da aynı değildir. Ancak bu durum, o alanların bilim ile çeliştiğini göstermez. Sonuç olarak farklı yöntemlere sahip olmaları ancak farklı konular olduklarını ifade eder, başka bir şeyi değil. Eğer daha da ileri gidip “tek doğru yöntem bilimin yöntemidir, felsefe falan boş şeyler” derse, bilimin de yöntemlerinin bilim felsefesiyle birlikte belirlendiğini unutmamalarını isterim. Ve bilimi mümkün kılan “Dünya anlaşılabilir bir yapıdadır.” inancının bilimsel bir kanıta değil, sonuç olarak felsefi bir kanıta sahip olduğunu da hatırlatmak isterim. Gerisini onlar düşünsün.

 

Gelelim iddianın diğer bir kanadına: Dinin dogmatik olduğu ve bilimle ilgilenmediği konusu. Bilimle ilgilenmemekten kasıt eğer ki “Bilim önemli bir konu, din ise bilimin iyiliğinden bahsetmiyor.” ise bu oldukça anlamsız bir iddia olacaktır. Öncelikle, bilim gerçekten önemli bir konudur fakat Tanrı’nın şu anda yaşayan bizler için önemli bir konudan 1400 sene önce bahsedeceğini düşünmek saçma olacaktır. Dönemin sosyolojisine göre, Kur’an-ı Kerim zor şartlarda inmiştir ve indiği kesim de bilim adamları yahut filozoflar değil, baskı ve zulüm gören bir halktır. Dolayısıyla bilime doğrudan vurgu yapmaması gayet normaldir. Peki Bilime hiçbir vurgu yapmamakta mıdır? İşte o konuda bence açıkça bir hata yapılıyor, Caner Taslaman gibi “bilimsel mucizeler” sunmaktan yana değilim fakat dinin belirli bir ölçüde doğaya ve doğayı araştırmaya atıfta bulunduğu bence açıktır. Yazımızın 3. maddesinde buna değineceğiz. Gelelim dinin dogmatik olmasına, bu konu biraz karışık. Eğer dinin dogmatik olmasından bahsederken kastınız “Din bilimi reddediyor, dogmatik işte.” ise o konuyu tartışmak için dinin tüm iddialarına bir bir bakmak gerekmektedir. Eğer kastınız “Din, bilimsel verilerle değişmez. 1400 sene önce bir şey tutturmuşlar o devam ediyor.” ise bu konuda evet din öyledir, fakat zaten böyle olması normal değil midir? Sonuçta Tanrı insanların hayatına dokunan bazı sosyolojik bilgilerle birlikte “din” dediğimiz insanların ontolojik olarak varlığıyla ilgili olan bir şey göndermişse, bu durumda zaten herhangi bir bilimsel araştırmaya göre değişmemesi gerekiyor. Tanrı’nın her şeyi bildiğini iddia ettiğimiz için, mesela yarın bir gün ahiret hakkında araştırma ortaya çıkana kadar bizler “Ahiret vardır, yoktur” demekten kaçınmıyoruz. Bu dine inananlar olarak Tanrı’nın her şeyi bildiğini düşündüğümüz için ahiretin varlığını dogmatik olarak kabul ediyoruz. Eğer ahiretin varlığını kesin bir biçimde yalanlayabilecek bir bilimsel kanıt çıkarsa ancak o zaman bu durum bizleri buna inanmaktan geri çekebilir.

 

Gelelim başka bir konuya: Tanrı’nın tam olarak bilinemeyeceği çoğu teist tarafından savunulan bir görüştür. Peki bilim tam olarak bilinemeyen şeylerle çatışmaz mıdır? Hayır, çatışmaz. Bizlerin maddeyi bile tam anlamıyla kavrayamadığını zaten birçok bilim insanı söyler. Bilimde gelebileceğimiz en son noktaya geldiğimizi bile düşünsek, hala madde ile alakalı kavrayamayacağımız şeylerin olacağı çok açıktır. En azından şöyle söyleyeyim; bilimde en son noktaya gelsek bile hala insanlar kapasitesi kadar bilgiyi anlayabilecekler. Örneğin maddenin tam anlamıyla kavranamaz olması maddenin bilim ile çatıştığını gösterir mi? Tabii ki göstermez. Din için de aynısı geçerlidir. Unutmayın, bilim “Sadece deneycilik önemlidir” demez, “Benim metodum deneyciliktir” der. Özellikle bilimi yüceltip bilimin bizi nihai doğruya götürebileceği tek alan olduğuna inanan kimselere karşı şuna da vurgu yapmak istiyorum: Bilim de temelinde bilimsel değildir. Bilim de temelde felsefi olarak değerlendirilmektedir, din de o temel üzerinde değerlendirilmektedir. Bilimin din ile benzer temel içermesine Einstein da vurgu yapmıştır.[88] Mesela tümevarım metodu olsun, bilimin yapılması için temel düşünceler olan “Evren anlaşılabilir yapıdadır” ve “Beynimiz evreni anlayabilir” düşünceleri tamamen felsefi düşüncelerdir. Dolayısıyla bilim de temelinde bilimsel değildir. Zaten bu nedenledir ki bilim felsefesi alanı vardır. “Bilim tutarlı gözüküyor, bu nedenle bilim yapabiliriz” diyenler ise bilimin yapılabilirliğini bilimin yapılabilirliği ile kanıtladığından dolayı mantıksal hata yapmaktalar; bu mantıksal hataya kısır döngü safsatası denir. Bu, “Kur’an’da Kur’an’ın doğru olduğu yazıyor, o nedenle Kur’an’ın doğru olduğuna inanıyorum” demek ile eşdeğerdir. Bu duruma Mark Steiner ve J. B. S. Haldane gibi önemli kişiler de değinmiştir.[89]

 

Peki pek çoğu kişinin “bilim bilmektedir, din ise inanmak” diye alçaltmaya çalıştıkları “inanç” kelimesi nedir; daha doğrusu bilim “bilmek” midir? İnanç, genelde yeni ateistler tarafından istismar edilen bir kelimedir. İnanç ikiye ayrılır: Gerekçelendirilmiş inanç ve gerekçelendirilmemiş inanç. Her ne konuda olursa olsun, eğer o şeyin nesnel olduğunu düşünüyorsanız gerekçelendirmeniz gerekir. Dini gerekçelendirilmemiş bir inançla yaşayanların var olduğu gibi gerekçelendirip de inananlar da vardır. Ateistler için de durum böyledir; aslına bakarsanız dünyadaki tüm durumlar için bu geçerlidir denilebilir. İnanç gerekçelendirilmişse genelde “bilmek” fiiline tekabül eden şeydir. “Zıt yüklü parçacıkların birbirini çektiğini biliyorum ama zıt yüklü parçacıkların birbirini çektiğine inanmıyorum” demek görüldüğü üzere hatalıdır. Bu arada bilimin her zaman değişmez kesin bilgiler verdiğini de bağnaz bir şekilde kabul etmemenizi öneririm. Eğer bu şekilde bir düşünce hakim olsaydı bugün kuantum fiziği diye bir şey ortaya çıkmaz ve geleneksel görüş olan Newton fiziği her zaman devam ederdi. Sonuç olarak “bilmek”, biz insanlar açısından o şeyi bilmek ne kadar mümkünse mümkündür. Ve “bilmek” demek yerine “inanmak” sözcüğünü kullanmak da hatalı değildir, çünkü bilgi felsefesine göre “inanç” demek bir iddianın doğru veyahut yanlış olduğunu belirtmek demektir. Bu arada tabii ki her gerekçelendirilmiş inanç doğrudur diye de bir şey yoktur: Örneğin ben Dünya’nın dönmediğini herhangi bir şekilde gerekçelendirirsem bu elbette doğru bir inanç olmayacaktır. Benzer şekilde Dünya’nın döndüğünü örneğin elime bir dönen dünya küresi alıp da döndürürsem bu Dünya’nın gerçekten döndüğünü kanıtlamaz.

 

2. “Din adamları ancak be ancak inanırken ve mantıksal bir araştırma yapmazken bilim insanları araştırır ve inanmaz, bilir.”

Bu iddia tarihsel anlamda da felsefi anlamda da yanlıştır. Tarihsel anlamda örnek olacak kişileri bu yazının 1. maddesinde verdik. Bu iddianın aksine birçok din adamı – bilim adamı olmuş ve din kitaplarındaki konuları doğa bilimleriyle, tarih ile, sosyoloji ile, psikoloji ile araştırmış ve hatta Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanlar sunmuşlar. Bu felsefi argümanlar hayal kurmak üstüne kurulu değildir, bilimden beslenen ve öncülleri bilimi ilgilendiren birçok felsefi argüman vardır; Fine-Tuning Argument bunlardan bir tanesidir. Bunun yanında tamamen felsefi bir altyapıya sahip olan Plantinga’s Ontological Argument gibi argümanlar da vardır. Ayrıca, dinlerin doğru olduğunu ileri süren tarihsel, arkeolojik ve psikolojik argümanlar da vardır(Yani argümanlar bu bilimleri kullanarak bir iddia sunarlar). Bunlardan bir tanesine örnek de Kur’an’i Tutarlılık Argümanı’dır.

 

Şüphe duymak ne demektir? İşte bu noktada genelde halk nazarında insanlar oldukça subjektif davranıyor. Belirli bir kesme göre “Şüphe duymak ateist olmaktır.” belirli bir kesme göre “Şüphe duymak marjinal olmaktır.” vs. fakat bunların hepsi subjektif yorumlardır, şüphe duymak demek “şüphe duymak”tan öte bir şey değildir. Yani o görüşün veyahut bu görüşün doğrudan bir malzemesi değildir şüphe duymak. Şüpheci olmak, ortaya atılan iddiaları felsefi ve/veya bilimsel olarak yargılayarak bir sonuca varmaktır. Şüphe duymak fikirlere olan itirazları da değerlendirerek sırf kendi ideolojinizi besliyor diye herhangi bir şeye inanmamaktır. Bu tür bir şüphecilik felsefe için gerçekten önemlidir ve kimseyi de ateist ya da teist olmaktan alıkoymamaktadır. “Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun her şeyden şüphe et.” sözüne sahip olan Rene Descartes de bir teisttir ve hatta Tanrı’nın varlığına dair bir ontolojik argümanı vardır.[38][39] Tarihten birkaç din adamı örnek vermek gerekiyorsa, bilimde çok büyük bir çağ yaratan Newton zaten kendini bir bilim insanı olarak değil bir din adamı olarak tanımlar ve bilim alanındaki yazılarından çok din alanında yazıları vardır.[40] Matematik felsefesi ve mantık alanlarında son yüzyılın en zeki ve başarılı bilim insanı görülen Kurt Gödel aynı zamanda bir din felsefecisidir ve Tanrı’nın varlığına dair bir ontolojik argümanı vardır.[41][42] Hatta kendisi İslamiyet’i mantıklı bulduğunu da söylemiştir.[43] Optik alanında ilk büyük sıçramayı yaratan ve dönemin dünyasında çok önemli bir yer edinen, bilimin metodlarını belirleyen[44] İbni Heysem bir Müslümandır.[45] Aynı şekilde, Heysem’in belirlediği bu metodları Avrupa’da yayan ve üstüne eklemeler yapan Francis Bacon da bir teisttir.[46] Hatta, “Az felsefe sizi Tanrı tanımazlığa götürür. Fakat derin bir felsefede Tanrı’ya ulaşırsınız.” sözünün gerçek sahibi de Francis Bacon’dır.[47] Draper’ın da aktardığı üzere, evrim teorisini sistematik bir şekilde sunan ve canlıları inceleyen ilk büyük eser de Al-Cahiz adlı Müslüman bir bilim insanına aittir.[48][49] Kalıtımın babası olarak anılan ve bu alanda çığır açacak görüşler bildirmiş ve önemli gözlemler yapmış olan Mendel zaten bir rahiptir.[50] Orta Çağ’da felsefe alanında en büyük insanlardan birisi olarak görülen ve dil felsefesi, siyaset felsefesi, din felsefesi, bilim felsefesi gibi alanlarda birçok önemli esere imza atmış olan Farabi bir Müslümandır ve hatta Allah’ın sıfatlarına ilişkin felsefi argümanı bile vardır.[51] Üstte de belirttiğimiz üzere(Yazının 1. maddesinde), evrim teorisini derinlemesine inceleyip buna gözlemsel bir çok kanıt veren Darwin de bir Hristiyandı. Fakat Türlerin Kökeni kitabını yazdıktan daha sonraları farklı sebeplerden dolayı agnostizmi seçti. Kendisinin de dediği şey evrim ile Tanrı görüşünün çelişmediğiydi.[52] Hatta yanındaki Robert Chambers, Alfred Russel Wallace gibi arkadaşları teistti. Kitâbü Suveri’l-kevâkibi’s-sâbite eserinde birçok astronomik olaydan bahseden ve bu eserinden dolayı hem Ay’ın bir kraterine ismi verilen hem de 1960 yılında keşfedilen bir asteroide ismi verilen Abdurrahman es-Sufi bir Müslümandır.[54][55] Daha yakın tarihlerden örnek vereceksek, DNA’nın kodunu çözen grubun başında olan ve İnsan Genom Projesi’nin başkanı Francis Collins bir bilim insanıdır ve son teist konuşmalarıyla bilinir.[56] Hatta kuantum fiziğinde yeri büyük olan ve “Belirsizlik Yasası”nı öne sürmüş olan bilim insanı Werner Heisenberg bir teist ve din felsefecisidir.[57] 1918 yılında Nobel Fizik Ödülü’nün sahibi olmuş ve kuantum kuramının en büyük isimi olan Max Planck teisttir ve bir din felsefecisidir.[58] Femto kimyanın kurucusu olan ve bu alanda çok büyük işler başarıp 1999 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü alan Ahmed Zewail bir Müslümandır.[59] Elektromanyetik kuramının babası olan James Clerk Maxwell sıkı bir teisttir.[60] Son bir örnek daha verelim; 1979 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü almış ve elektrozayıf kuvvet etkileşimi alanında önemli başarılara imza atmış olan Abdus Salam İslamiyet’e inanan bir bilim insanıdır.[61] Hatta Nobel Ödülü’nü alırken Mülk Suresi’nin ilk ayetlerini okumuştur.[62] Bu verdiğimiz örnekler diğer teistleri ve yaptıklarını düşündüklerimizde çok küçük örneklerdir. Fakat bunlar bile “Din adamları düşünmez” görüşünü tamamıyla yıkmakta ve hatta küçük düşürmektedir.

 

Elbette din bir açıdan inancı barındırmaktadır. Hatta pek çok insan da dine argümanlarla değil duygusal bir inançla inanır. Fakat bu bilime engel olan bir şey değildir. Çünkü aslına bakarsanız bu durum her şey için geçerlidir. Örneğin bir ateist de dinin belirli konuların yahut hayatın farklı bir alanında duygusal bir inanca sahip olabilir. Hatta en iyi bilim adamları için bile durum böyledir. Sonuçta bir insan her konuyu entelektüel bir biçimde araştıramaz ve araştırsa dahi duygusal bir varlık da olduğundan dolayı duygularını da o işe bir ölçüde karıştıracaktır. Fakat bu bilim yapmaya engel olan bir şey değildir. Dolayısıyla din bir ölçüde inanmayı, Tanrı’ya bağlılığı içerse bile bu bilim yapmaya engel olmaz. Şuna da değinmek istiyorum: Bilim insanları, bugünün bilimi tanrısallaştıran kesimler tarafından anlatıldığı gibi pek de açık fikirli ve kanıt peşinde koşan kişiler olmayabilirler kimi zaman, nitekim tarih de bize böyle gösteriyor. Bugün de bunu deneyimliyoruz. Örneğin Thomas Kuhn Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı eserinde -ki bu eser bilim sosyolojisinin en önemli eserlerinden görülür-, özetle, bilim insanlarının sanıldığı kadar özgür düşün(e)mediklerini, içinde bulundukları paradigmanın ve aldıkları eğitimin etkisi ile bilimsel teorileri sorgulamadan kabul ettiklerini; sadece devrim zamanlarında bilimsel teorileri gerçek bir sorgulamaya tabi tuttuklarını belirtmişti.[53] Buna tarihsel anlamda birçok örnek verilebilir. Mesela bugünlerden bir örnek verelim. Evrenin başlangıcı varsa Tanrı fikrinin daha mantıklı olacağını düşünen Celal Şengör, birçok kanıta sahip olsa ve bugünün neredeyse tüm kozmologları kabul etse de Big Bang Teorisi’ni kabul etmemektedir. Hatta bu teoriye karşılık milattan önce yaşamış olan Anaksimandros’un “apeiron” fikrini ortaya sunmaktadır.[87] Big Bang Teorisi ise kozmologlar arasında, biyologlar arasında evrim teorisi neyse odur. Yani, kozmoloji için Big Bang Teorisi çok büyük bir öneme sahiptir. Nitekim, evrenin başlangıcına dair kanıtlar da entropi yasası, Hubble’ın gözlemleri ve Einstein’ın Genel İzafiyet Teorisi ile güçlenmişti, şimdilerde ise Borde-Guth-Vilenkin Kuramı ile çok daha büyük bir kesinlik kazandı(Celal Şengör temelinde evrenin başlangıcını reddiyor. Fakat birçok kanıt evrenin başlangıcının olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, birçok kozmoloğun doğru kabul ettiği Big Bang Teorisi de evrenin başlangıcını kabul ediyor ve zaten evrenin başlangıcını açıklıyor). Kaldı ki Şengör, “apeiron” derken de ne dediğini bilmemekte. Zira, apeiron, Şengör’ün tanımladığı şey olmaktan çok Tanrısal vasıflara sahip bir varlıktır, örneğin Aristo da Anaksimandros’un fikrindeki bu noktaya vurgu yapmıştır.[74] Örneğin Einstein dahi kendi teorisini bırakmak istememiş ve daha fazla kanıta sahip olan görüşü reddetmiştir.[68] Örneğin bir bilim yazarı olan John Maddox, dinlerin savunduğu bir görüşü kabul ediyor diye Big Bang Teorisi’ni kabul etmemiştir.[69] Anlayacağınız üzere, bilim insanları da normal, psikolojik olarak birçok şeyin etkisi altında kalan insanlardır ve sanıldığı gibi sürekli doğrunun peşinde koşan, çok iyi ve sürekli kanıtlara bakan insanlar değillerdir. Hatta bu konuda kaynaklar kısmının altına sosyolog olan Alper Bilgili’nin bir makalesini bırakıyorum. Kendisi malum makalede birçok örnek veriyor ve güzelce analiz ediyor, o makaleyi okumanızı kesinlikle öneririm.

 

3. “Evrim ve Tanrı görüşü çelişmektedir. Dindar kimseler de evrim gibi bilimsel bir bulguyu reddederler ki dinleri zarar görmesin.”

Dindar kimselerin bilimsel bulguyu reddettiğini söylemek dinin bilimsel bir bulguyu reddettiği anlamına gelmez. Bu yazının en başından beridir yazdığımız örneklerde de göreceğiniz üzere, insanların bir şeyler kabul edip etmemesi hiçbir şeyi göstermez. İlgili iddianın dayanakları etraflıca tartışılmalı ve kanıtlara bakılmalıdır.

 

Üstteki kitap el-Cahiz’in yazdığı Kitâbü’l-Hayevân‘dan iki sayfadır. Orijinal kitabı buradan inceleyebilirsiniz.

Evrimle çelişen dinlerin kendini değiştiriyor olduğu görüşü(Dinlerin evrim geçirdiği görüşü) pek doğru gözükmemektedir. Zaten evrim fikri ilk defa halka bu kadar inmiştir. Böyle bir fikirle ilk defa böylesine karşılaşan halk da tabii ki muhafazakar bir atılımla geleneksel görüşleri benimseyecektir. Bu durum pek ilginç değildir. Daha evrim fikrinin “maymun”dan gelmek demek olmadığını anlayamayan birisinin dini anladığını ve üstüne evrimle bunun analizini yapıp bir sonuca vardığını beklemek de oldukça tutarsızdır.

 

Öncelikle tarihsel bağlamda bir bakalım: Drapler’ın dediği gibi, diğer coğrafyalarda bu görüş yokken İslam’ın Altın Çağ’ında yaşayan İbni Miskiveyh, el-Cahiz gibi bilim insanları evrim teorisi öne sürmüşlerdi. Hatta, cansız varlıklardan canlı varlıkların oluştuğu düşüncesi de vardır bu görüşte. Örneğin İbni Haldun evrim ile ilgili görüşlerini Mukaddime eserinde şöyle bildirmiştir:

Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki “bağlantı” son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur. Daha sonra hayvanlar alemi sürekli genişler, çoğalır, yaratılış basamağında son olarak, düşünen ve ifade eden “insan” oluşur. İnsanların en üst basamağına, zeka ve idrakın olduğu ancak aktif düşünme ve ifadenin olmadığı maymunlar aleminden ulaşılmıştır.[63]

 

Darwin’in zamanında, Darwin’in de etkilendiği jeolog ve evrim felsefecisi olan Robert Chambers, Tanrı’nın evrimle yaratmasını daha üstün bir yaratma olarak görmüş ve bu fikri savunmuştur.[91] Dawkins tarafından Darwin’in en önemli halefi olarak anılan Ronald Aylmer Fisher, evrim ve Tanrı fikrinin çelişmediği savunmuş birisidir.[92] Hatta Theodosius Dobzhansky[93]Francisco Ayala[94]Simon Morris[95] gibi evrim teorisine çok büyük katkıda bulunmuş isimler de evrimin Tanrı fikriyle çelişmediği savunan ve bunu dile getiren kişilerdir. Charles Kingsley ve daha sonra İngiltere’nin en önemli iki din adamlarından biri(Canterbury başpiskoposu) olacak olan Frederick Temple, Darwin’in teorisini dinen sakıncalı bulmadığı gibi dinle uyumuna da vurgu yapmıştır.[96] Darwin’in en yakın dostlarından birisi olan ve Darwin’in okul yıllarında çokça konuştuğu botanikçi Asa Gray de Darwin’in teorisinde dinen bir sakınca görmemiş ve teorinin insanlar arasında yayılması için Darwin’e destek olmuştur.[97] Hatta Asa Gray, evrim bulgusunun kötülük problemini çözdüğünü savunmuştur. Darwin ile eş zamanlı olarak evrim teorisini ortaya atmış olan Russel Wallace da dine ve Tanrı’ya inanmayı bırakmamıştır.[98]

 

İslam dünyasında da biyolojik evrim ve evrim teorisi hiçbir zaman Tanrı’yı reddeden bir bulgu olarak görülmemiştir. Seyyid Ahmed Han, Hasan el-Attar, el-Tahtavi ve Muhammed Abduh gibi 19. yüzyıl İslam düşünürleri de evrim teorisinin İslam ile uyumlu olduğuna dikkat çekmiştir.[85] İsmail Fenni Ertuğrul, evrim teorisinin bilimle desteklenmediğini düşünse de İslam ile çelişmediğini de dile getirmiştir. Hatta Fenni, o dönemde Amerikan okullarında evrimin yasaklanmasına karşı çıkmış ve bilimi bilim dışı otoritelere değil, bilim insanlarına bırakılması gerektiğine vurgu yapmıştır.[86] Darwin’in yaşadığı dönemlerde yaşamış olan Ahmet Midhat Efendi de evrim teorisinin doğruluğundan şüphe duyduğunu belirtmiş fakat İslam ile evrimin çelişmediğine vurgu yapmıştır. Ayrıca, İslamın Altın Çağı’nda yaşamış olan İbni Miskeveyh, el-Cahiz, Biruni, İbni Haldun, İhvan al-Safa Grubu gibi bilim çevreleri kendilerince evrim teorisi öne sürmüşlerdir.[73] Malum bilim insanları cansız maddelerden canlı maddenin oluşmasına dair görüşler de bildirmiştir, hatta John William Draper şöyle demektedir:

İslam Dünyasında bazen, şaşırtıcı bir şekilde, bizim zamanımızda ve bizim tarafımızdan ortaya çıkarılmış olmasıyla övündüğümüz fikirlerle karşılaşıyoruz. Nitekim bizim modern evrim ve gelişim doktrinlerimiz Müslümanların okullarında öğretiliyordu. Aslına bakarsanız Müslümanlar bu görüşü bizden daha ileri taşıyıp inorganik ve mineral şeylere kadar genişletmişlerdir. Simyanın temel prensibi de madeni cisimlerin doğal gelişim sürecidir.[30]

 

Ve, illa ki tarihsel bir kanıt olmasına da gerek yok. Bu o dinle ilgili kanıtlarla ilgilidir, o kişinin bu kişinin savunduğuyla doğrudan bir ilgisi yoktur. Sonuç olarak, dinin de farklı yorumları vardır. Çok keyfileştirmemek kaydıyla insanlar farklı yorumlar yapabilirler. Bu noktada sizler de “Şu kişi böyle düşünüyor, şu kadar kişi böyle düşünüyor.” diye bir sonuca gitmemelisiniz. Örneğin bizlerin evrime bakış açısını aktardığımız yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

 

Yeni ateistlerin en çok savunduğu şeylerden bir tanesi “Evrim var, bu nedenle Tanrı yok” fikridir. Oysa ki Tanrı felsefi bir düşüncedir ve evrim buna doğrudan bir cevap olamaz. Ancak evrim teorisinin felsefi değerlendirmesi bize evrimin Tanrı ile felsefi olarak çelişip çelişmediğini gösterebilir. Evrimin doğrudan Tanrı fikriyle çelişmediğine dair, Plantinga evrimin 5 temel iddiasını aktarır ve bu iddiaların hiçbirinin Tanrı görüşüyle çelişmediğini, dolayısıyla evrimi kabul eden birisinin Tanrı’yı da kabul edebileceğini söyler.[82] Prof. John Lennox da bilimsel yasalardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmeyi saçma bulur. Çünkü bilim, kendi alanı gereği Tanrı’nın varlığı ve yokluğuyla ilgili değildir ve hiçbir bilimsel bulgu Tanrı’yı reddedemez, O’nun varlığını da kanıtlayamaz. Ancak o bilimsel bulguların felsefi incelemesi Tanrı’nın varlığına ve yokluğuna dair bir şey ifade eder. Prof. John Lennox, bilim ve Tanrı arasında seçim yapmamızı söyleyenleri, “Jetlerin varlığı fizik yasalarına mı yoksa jet motorunun mucidi Frank Whittle’a mı bağlı?” şeklinde bir soru soran insana benzetir.[83] Bilimsel bulgulardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmek tutarlı bir görüş değildir. Örneğin yağmur nasıl yağmaktadır veya bir çocuk nasıl doğmaktadır? Belli ki yağmur da bir çocuğun doğumu da belirli doğa yasaları sayesinde gelişmektedir. Burada Tanrı’nın bir etkisini direkt olarak gözlemleyebildik mi? Hayır. Birçok teistin savunduğu şey zaten Tanrı’nın doğa yasalarını ayarladığı yönündedir. Yani bütün bu olaylar Tanrı’nın ayarladığı doğa yasaları sonucunda gelişmektedir, zaten teistlerde mitolojideki tanrılar gibi bir görüş yoktur. Evrim de aynen böyle. Tanrı, evrimin gelişmesi yönündeki doğa yasalarını ayarlamıştır(Biz teistik evrimcilere göre durum böledir. Şunu da değinmek istiyorum, akıllı tasarım ile teistik evrim aynı şeyler değillerdir. Akıllı tasarım bence de mantıksızdır. Fakat teistik evrim tutarlıdır. Akıllı tasarıma göre evrim dahi olsa, insanların gelişimi konusunda bilimin çözemeyeceği şeyler vardır. Teistik evrime göre ise Darwinizm direkt olarak kabul edilir fakat materyalist görüş benimsenmez. Yani teistik evrimcilerin evrimin bilimsel bulguları açısından bir sorunu yoktur). Dolayısıyla evrim gibi -var olan maddelerden “varlık”ların nasıl ortaya çıktığını açıklayan teoriler- Tanrı fikrini yıkamaz.Astrofizikçi olan Paul Davies de bilimden dolayı(Felsefi bir inceleme olmadan) Tanrı’yı reddedenlere şöyle söyler:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[84]

 

4. “Nuh’un gemiye o kadar hayvanı alması, Meryem’in bakire iken hamile kalması gibi olaylara inanmak akıl yoksunluğudur. Dindarlar salak kimselerdir.”

Bu tip iddialar daha çok yeni ateistler tarafından ortaya sunulmaktadır. Bu konuda en basit ve net cevap şudur; Tanrı’dan olduğunu iddia ettiğimiz kitaplarda zaten Meryem’in normal bir insan olmadığı ve bu olayın Tanrı aracılığıyla gerçekleştiği yazmaktadır. Yani, şu anda bilim ile bu tip şeylerin çelişmesi dinleri yanlış yapmaz. Dinin iddiası zaten her insana böyle olacağı değildir, tam tersine bu kimselere Tanrı aracılığıyla -özel olarak- bu olayların yaşatıldığıdır. Anlayacağını üzere “Nuh olayı çok saçma” demek dinleri eleştirmek adına zaten hiçbir şey ifade etmemektedir. Ancak dinlerin yanlışlığı ortaya çıkarılırsa bu olayların yanlışlığı ortaya çıkmış olur. Dinlerin böyle bir iddiası olmadığı halde “Hadi şimdi de öyle bir hamilelik olayı olsun.” demek korkuluk safsatasına girmektedir, karşıdaki düşüncenin iddia etmediği bir şeyi iddia ediyormuş gibi göstermektir.

 

Ateist bir din felsefecisi olan Wielenberg’in de itirafı şu şekildedir:

O zamana kadar, diyebilirim ki, Dawkins benzeri diyebileceğin eğilimler sergiliyordum. Dawkins, senin de farkında olduğun gibi, dini inançları sadece reddetmiyor, insanların bu inançlara sahip olmasını da aptalca buluyor. Bu tavrını da kimseden saklamıyor. Diyebilirim ki daha bilgisiz ve genç biriyken ben de bu fikirlere sahiptim. Ama din felsefesi konusunda çalışmak bu eğilimleri benden çekip çıkardı, ve bunun kesinlikle iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Aquinas, C.S. Lewis ve daha çağdaş olanlardan Alvin Plantinga gibi düşünürleri okuduğum zaman teizmin aptallar için doğru olan, saçma bir görüş olmadığını ve bu düşünürlerin çoğumuzdan -ve kesinlikle benden!- daha zeki olduklarını düşündüm. Ateizmi savunmaya devam etmeme rağmen, Dawkins benzeri eğilimlerim din felsefesi çalıştıkça ortadan kayboldu.[64]

 

Bunun yanında insanlar dine inanmak ile din hakkında bilgi sahibi olmayı ayırmalıdır. Dini araştırmak gerçekten güzel bir iştir, fakat daha da derin konulara inmek entelektüel bir bilgi birikimi gerektirir. Ne yazık ki bu tür “daha derin” konularda pek çok insan konuşmaya başladıkça ortaya birçok hatalı bilgi çıkıyor.

 

Nuh Tufanı gibi olayların da yorumu anlayacağınız üzere tek bir tane yok. Bu durumda sizlere yorumları olabildiğince incelemeyi ve arasından sağlam dayanaklara dayananları kabul etmenizi öneriyorum. Araştırıp karar vermek size kalmış tabii fakat bizim bu konudaki görüşümü okumak isterseniz Nuh Tufanı Nasıl Gerçekleşti? adlı yazımızı okuyabilirsiniz. Kısaca bahsetmek gerekirse, Tevrat’a ve İncil’e göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasındaki amaç hayvan neslini kurtarmaktır, çünkü tufan tüm dünyada olmaktadır. Kur’an’da ise bu durum böyle değildir. Öncelikle Nuh’un gemisine bir bakalım, Hud Suresi 40. ayette “Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik…” gibi bir ifade geçmektedir. Demek ki Nuh’un gemisi buharlı bir gemidir. Tarihe bakarsanız yüzlerce tonluk taşların taşınarak çok büyük yapıların yapıldığını görürsünüz. Mısır Piramitleri, Tiahuanaco Antik Şehrindeki yapılar, Teotihuacan, Sacsayhuaman bunlara birkaç örnektir. Hatta bu yapıların çoğunluğu hem belirli takımyıldızlara göre dizilmiş hem de birbirleri ile aynı enlemde dizilmiştir. Anlayacağınız üzere, geçmişte yapılan bu şeyler pek de ilkel değildir. Açıkçası ben Nuh’un gemisinin de böyle şaşırtıcı bir yapıda olduğunu düşünmekteyim. Ve tabii ki en önemli konu, Nuh Tufanı tüm dünyada olmuş bir tufan değildir(Kur’an’a göre), belirli bir bölgede olmuş bir olaydır. Yani Kur’an’a göre Nuh Tufanı tüm dünyada olmuyor, belirli bir bölgede oluyor! Bunun kanıtları şunlardır:

1. Hiçbir surede tufan olayının tüm dünyada olduğunu söyleyen bir ayet yok. Ve herhangi bir ayette tufanın tüm dünyada olduğunu düşünmemize sebebiyet verecek bir ifade yok.

2. Ayetler Nuh’un belirli bir kavme geldiğini söylüyor(Bkz. Ankebut Suresi 14. ayet). Diğer tüm kıssalarda da peygamberler sadece kendi kavimleri ile ilgili olaylar yaşıyor. Hiçbir tanesi bile bir kavme geldiği halde tüm dünya ile ilgili bir olay yaşamıyor(Bkz. Şuara 208-209 ve tüm peygamber kıssaları).

3. Nuh seslenirken hep “Yâ kavmi”(Ey kavmim) şeklinde sesleniyor. Eğer ki Nuh belirli bir yere değil de tüm dünyadaki kişilere hitap etseydi seslenirken “Yâ eyyuhennâsu”(Ey insanlar) şeklinde seslenmeliydi.

 

Tufanın tüm dünyada olduğunu savunanların ileri sürdüğü ayete bir bakalım, Nuh Suresi 26. ayet şöyle der:

Nûh şöyle yakardı: “Rabbim! Yeryüzünde, kâfirlerden gezip dolaşacak hiç kimse bırakma!”

 

Burada önemli bir nokta var. Diğer tüm ayetlerde de peygamberler dua ettiğinde duasına anında bir cevap gelir(Sad 35-36, Şuara 168-169-170-171-172, Enbiya 87-88, Kamer 10-11 ve daha fazlası). Ancak Nuh’un bu ayette ve devamındaki ayetlerde ettiği duaya bir cevap gelmemiştir, çünkü duası kabul olmamıştır. Çünkü Allah herkese özgür irade vermektedir ve eğer herkesin iman etmesini isteseydi zaten bizleri bu şekilde yaratmazdı. Nuh Suresi 27-28. ayetler şöyle der:

“Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar. Rabbim! Beni, anne babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helâk ve perişanlığını artır!”

 

Sure burada sonlanmaktadır ve Nuh’un duasının üstüne “Dünyadaki tüm kafirleri cezalandırdık.” gibi hiçbir ifade geçmemektedir ki Kur’an tüm peygamberlerin dualarından sonra hemen duanın kabul edildiğini ve nasıl gerçekleşeceğini yazar. Ama burada öyle olmamıştır. Eski Ahit’teki Yaratılış Bölümü’nde 7:19-23 kısımlarında ise Nuh’un gemisi dışında kalan her şeyin silinip süpürüldüğü yazar. Matta 24:37-39; Luka 17:26-27; Yeşaya 54:9; 1 Petrus 3:20; 2 Petrus 2:5; İbraniler 11:7 kısımları Nuh’un tufanının dünya çapında olduğuna işaret eder. Tevrat’ta da Tekvin 6:13-22 kısımlarında tufanın dünya çapında olduğu yazar. Ancak dediğimiz gibi, Kur’an’da buna dair hiçbir ifade yoktur ve yerel olduğunu anlayacağımız kısımlar bulunmaktadır.

 

Dolayısıyla tufan tüm dünyada olmamıştır, tufan bölgeseldir. Ayrıca, tufanın sonucunda Nuh’un gemisinin oturduğu dağ Kur’an’a göre belli değildir. Malum ayetlerde geçen “cudi” kelimesi yüksek bir tepe anlamına gelmektedir. Anlayacağınız üzere, sular yüksek dağlara kadar ulaşamamıştır. Ve, bu sular nereden gelmiştir? Suların nereden geldiğine dair Kur’an, Kamer Suresi 11-12. ayetlerde “Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile. Ve fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.” ifadesini kullanır. Ayetteki “semâ” kelimesinden yola çıkarak çok fazla yağmur yağdığı yorumu yapılır. Peki hayvanların gemiye toplanması konusu? İşte çokça çarpıtılan kısım burasıdır. Hud Suresi 40. ayet şöyle der:

Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: “Yükle içine her birinden birer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları.” Ama Nûh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.

 

Hayvanların gemiye alınması konusundaki önemli nokta şu: Kur’an’a göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasının amacı İncil’de ve Tevrat’ta olduğu gibi hayvan nesilini kurtarmak değildir! Kur’an’a göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasının amacı belirli bir süre boyunca yaşamına devam etmektir. Ve dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, Nuh, hayvanları gemiye aldıktan sonra gemiyi harekete geçirmek için hazırlık yapmıyor. Önce gemiyi harekete geçirmek için hazırlıkları yapıyor(Ayette “tandır kaynayınca” ifadesi vardır) ve sonrasında “Yükle içine her birinden birer çift…” emri geliyor, bunun üstüne(Gemi çalışır durumdayken) hayvanlar toplanıyor. Bir analoji yapalım, diyelim ki bir arkadaşınızın evi yanıyor ve siz de alevlerin içine girebilecek kadar cesursunuz. Arkadaşınız size “Tüm eşyaları al.” derse belli ki evin içindeki kurtarabildiğiniz tüm eşyaları almanızı kastediyor, tüm dünyadaki ve yanmış-yanmamış tüm eşyaları almanızı kastetmiyor. Burada da aynen böyle olmadığını düşünmemizin tek bir sebep yok. Kur’an-ı Kerim’e göre Nuh’un amacı hayvanlarını neslini devam ettirmek olmadığı için yalnızca kendisine gerekli olan hayvanlardan birer çift yüklüyor gemisine. Yani, “Tüm hayvanlar” ifadesinden kasıt dünyadaki tüm hayvanlar olmadığı gibi o bölgedeki tüm hayvanlar da değildir. Kaldı ki balina, yunus gibi hayvanların da almasına gerek yok, çünkü bu hayvanlar zaten suda yaşıyor. Bu noktada, Kur’an-ı Kerim’in bir “hitap” olduğu da unutulmamalı. Kur’an-ı Kerim bir roman gibi masa başında yazılmamıştır, hitabi olarak insanlara aktarılmıştır. Dolayısıyla konuşma dilinin özelliklerine sahiptir.

 

Peki eski uygarlıklarda Nuh Tufanı gibi olayların geçmesi Kur’an’daki ifadelerin eski uygarlıklardan alındığını  göstermez mi? Açıkçası, bunu Kur’an-ı Kerim’in çalıntı olduğuna dair sağlam bir argüman olarak görmüyorum. Eğer bu kadar büyük olaylar olmuşsa elbette halk bunları kayıt altına alacak ve dönemin “bilimsel” anlayışının bugünkü gibi olmamasından hareketle diyebiliriz ki bunları destansı bir biçimde aktaracaklardır. Geçmişteki halkların destanlarını bilirsiniz, destanlar tarih konusunda bize belirli bir oranda ışık tutar. Geçmişteki halklar yaşanan olayları daha çok destan şeklinde, kendi açılarından yorumlayarak ele almıştır. Ben benzerlik olmasında hiçbir sorun görmüyorum. “Sümer Metinlerinde Kur’an ile benzer ifadeler geçiyor.” gibi bir önermeden mantıksal olarak “Kur’an, Sümer Metinlerinden alıntıdır.” gibi bir sonuç çıkmamaktadır.

 

3. TEOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRME

Elbette Kur’an-ı Kerim indiği dönemin halkının sosyolojik sorunlarını ele almıştır. Ve din dediğimiz, Allah’ın birliği, ahiret gibi konulardan da bahsetmiştir. Kur’an-ı Kerim filozofların veyahut bilim insanlarının olduğu bir çevreye inmediği için; hatta aralarında pek çok masallar dolaşan, savaşçı bir millete indiğinden dolayı ve indiği dönemde yaşanan şeylerden dolayı Kur’an-ı Kerim’in dili ve söyledikleri de o çerçevede gelişmiştir. Bizler ise burada doğayı araştırmaya yönlendiren birkaç ayeti ele alacağız:

Kozmoloji – İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi 30. ayet)

Paleontoloji – De ki “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına göz gezdirin.” (Ankebut Suresi 20. ayet)

Jeomorfoloji – Yere bakmıyorlar mı nasıl yayılıp döşendi? (Gaşiye Suresi 20. ayet)

Zooloji – Muhakkak ki hayvanlardan alacağınız ibretler vardır. (Nahl Suresi 66. ayet)

Botanik – Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın. Kuşkusuz bunlarda inanan bir toplum için deliller vardır. (En’am Suresi 99. ayet)

Astronomi – Üzerlerindeki göğü nasıl kurduğumuza ve süslediğimize bakmazlar mı? Bir çatlağı da yoktur onun. (Kaf Suresi 6. ayet)

Orografya – Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı? (Gaşiye Suresi 9. ayet)

Biyoloji – Benliklerimizin içinde de nice ayetler var. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz? (Zariyat Suresi 21. ayet)

Planetoloji – Güneş ve Ay. Hesaba bağlıdır her birinin her şeyi. (Rahman Suresi 5. ayet)

Embriyoloji – Sizi bir tek candan yarattı; sonra o canlıdan onun eşini vücuda getirdi. Ve sizin için davarlardan sekiz çift indirmiştir. Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde, bir yaratıştan öbürüne geçirerek oluşturuyor. İşte Allah! Budur sizin Rabbiniz! Yalnız O’nundur mülk ve saltanat! İlah yoktur O’ndan başka! Hal böyle iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?! (Zümer Suresi 6. ayet)

 

Ayetlerin bilimle ne tür bir ilişkide olduğu konusunda çok detaylı bir konudur. Örneğin: Kur’an-ı Kerim’de kimi ayetlerin bilimsel içeriklere sahip olduğunu söyleyenler olduğu gibi, ayetlerin bilimsel bir amaç peşinde olmadığını söyleyenler de vardır. Bu iki görüşü kısa bir şekilde özetlemek gerekirse:

1) Kur’an’ı Kerim’de kimi ayetlerin doğa bilimlerine(Evreni araştırmaya) yönlendirdiği ve kimi ayetlerin de birtakım bilimsel sonuçlar verdiğini savunanlar vardır. Bu görüşe göre üstte verdiğimiz ayetler bilime yönlendiriyorken, örneğin evrenin genişlediğinden söz ettiği iddia edilen Zariyat Suresi 47. ayet direkt olarak bilimsel bir bulgu vermektedir. Her ne olursa olsun şu kesindir: Kur’an-ı Kerim evreni anlamamızın önemli bir uğraş olduğunu söylemektedir. Bunu reddedecek birisinin olduğunu zannetmiyorum.

 

Bu görüşe yapılan itirazlardan biri, “Eğer Kur’an’da yazıyorsa neden siz bulmadınız o bilimsel bulguyu?” şeklinde oluyor. Bu itiraza cevap vermek gerekirse: Kur’an-ı Kerim, yapısı gereği o bahsedilen bilimsel bulguları direkt olarak veriyor. Ve, kendi dönemindeki insanların da anlaması için benzetmelerle çevrelenmiş bir dille bu bulgulardan bahsediyor. Dolayısıyla, bu bulguları bilmeden, direkt olarak Kur’an-ı Kerim’i okuyarak anlaması daha da zor bir hal alıyor. Kaldı ki direkt olarak onu anlasak da bilim, olgusal kanıtlara dayanması gereken bir alan olduğu için deney ve gözlem gerektiriyor. Örneğin evrenin genişlemesini bulmak için Einstein’ın teorilerinden tutun da, teleskoplara kadar, bunlardan çıkan sonuçlardan yola çıkan farklı bilimsel bulgular ve daha birçok uğraş gerekti.

 

2) Kur’an-ı Kerim, hitâbi bir dile sahip olduğu için kendi dönemindeki insanların zaten bildikleri konuları ayrıca analiz ederek, tekrar ederek değinmez. Vahyin amacı Allah’ın varlığını ve birliğini bildirmek, ahiretin olacağını bildirmek ve bunların neticesinde ahlâklı bir hayat yaşanması gerektiğini bildirmek olduğu için vahyedilen tüm bilgilerde bu amaçlar gözetilmektedir(Elbette bu amaca hizmet eden farklı yöntemler kullanılmaktadır). Bunun sonucunda, Allah, bu mesajı daha iyi verebilmek için benzetmeler kullanmıştır. Kur’an-ı Kerim hitâbi bir dil barındırdığından dolayı da o dönemin halkının bildiği bilgilerden, “zannettiği” bilgilerden hareketle bu mesaj verilmiştir. Sözgelimi, kültürle irtibatlı vahiy, yaratılış meselesini ilk hitap çevresindeki yaygın kozmogoni anlayışıyla bağdaşır tarzda açıklayabilir; yeryüzü ile gökyüzünü tencere-kapak ikilisi gibi tasvir edebildiği gibi kâinatın milattan dört bin sene önce yaratıldığını da söyleyebilir(Örneğin bir din felsefecisi olan Swinburne bu şekilde düşünmektedir). Bu tür ifadelerden hareketle din ile bilim arasında çatışma olduğunu düşünmek yersizdir. Zira burada önemli olan, kâinat ve yaratılışın başlangıcıyla ilgili bilimsel bilgi ve bildirimler değil, bütün kâinatın Tanrı tarafından yaratıldığı mesajı ve bu mesajın zımnında Tanrı’ya ibadete çağrıdır. Haliyle, yaratılış meselesinde, kutsal kitabın “Her şeyi Tanrı yarattı” veya “Tanrı bütün her şeyin yaratıcısıdır” demesi bile kâfidir. Bu açıdan bakıldığında, kutsal kitapta modern çağdaki bilimsel önermeler ve kabullerle bağdaşmayan ifadelerin yer alması, onun kutsiyetini ve kıymetini hiçbir şekilde haleldar etmez. Çünkü Tanrı’nın amacı insanların kozmogoni ve kozmoloji anlayışını bilimsel açıdan düzeltip değiştirmek değil, dini-ahlaki mesajlar iletmektir. Bu sebeple, kutsal kitabın diline yansıyan kültürel unsurlar ile vahiydeki ana mesajların birbirinden ayırt edilmesi son derece önemlidir.

 

Gelelim bu başlığın son kısmına. Bu arada, eğer ayetlerdeki bilimsel çelişkilere ve ayetler arası çelişkilere dair yazdığımız Kur’an Çelişkileri İddialarındaki Temel Hata adlı yazımızı da okumanızı öneririm. Bu konuların kahve ağzıyla konuşulamayacağını, entelektüel bir çevrede detaylı bir şekilde konuşulması gerektiğini hatırlatırım. “Dinler bilime karşıdır.” demek, dinlerin bilime karşı olduğuna dair bir kanıt değildir. Bizzat Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır.

 

4. BİLİM VE DİN İLİŞKİSİ MODELLERİ

Bu konuda ana başlık olarak üç görüş vardır. Görüşler şöyledir:

  1. Bilim ve Din Çatışmaktadır
  2. Bilim ve Din Ayrışmaktadır
  3. Bilim ve Din Uzlaşmaktadır

 

Bu görüşleri biraz daha açmak gerekirse:

1. Bilim ve Din Çatışmaktadır

Buna göre bilim ateizmi rasyonel kılmaktadır. Hatta dahası bilimsel veriler teizme inanmayı engellemektedir. Teizm, irrasyoneldir.

 

2. Bilim ve Din Ayrışmaktadır

Bu başlık çerçevesinde, belirli bir kesim bilim ile dinin tam anlamda ayrıştığını ve birbirlerini hiçbir şekilde ilgilendirmediğine inanmaktadır. Örneğin yarın bir gün bulduğumuz herhangi bilimsel bir kanıt bizi o kanıttan yola çıkarak herhangi dini bir mevzuyu konuşmaya itemez, bilim ve din tamamen ayrı şeylerdir ve birbirlerini ilgilendirmezler. Bir başka modele göre bilim ile din ayrışmaktadır fakat aralarında çok küçük birtakım “birleşen noktalar” olabilir.

 

3. Bilim ve Din Uzlaşmaktadır

Bu başlık çerçevesinde, belirli bir kesim bilim ile dinin tam anlamda uzlaştığına inanıyorlar. Yani buna göre bilim, verileriyle dini destekliyor. Yani dini daha makul bir hale sokuyor ve bu durum ateizme inanmayı irrasyonel bir durum yapıyor. Uzlaştığını savunanlar arasında arkadaşça bir aradalık ve gerilimli bir aradalık görüşlerini benimseyenler de vardır. Arkadaşça bir aradalık görüşüne göre bilim ile din, ateizme göre daha iyi bir şekilde uzlaşmaktadır fakat bilimin verileri ateizmi geçersiz kılmamaktadır. Gerilimli bir aradalık modeline göre de ateizm ile bilim, dine göre daha iyi bir şekilde uzlaşmaktadır fakat bilimin verileri dini geçersiz kılmamaktadır.

 

Peki bilim ile din çatışmamakta mıdır, Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetler bilimle çelişmemekte midir? Bu konuda şunu açıkça söyleyebilirim ki, emin olun ayet yorumları (çok keyfileştirmemekle birlikte) farklı bazı noktalara çekilebilir. Bir ayete tek bir bakış açısının olduğunu zannetmek hatalıdır. Bununla birlikte bazı iddialar da gerçekten anlamsızdır. Mesela bazıları “Dağlar hareket etmiyor ki, Kur’an-ı Kerim hatalıdır.” derken bir başkalarının “Dağlar, kıtalar nedeniyle tam da bulutlar gibi(?) hareket ediyor, işte bilimsel mucize.” dedikleri Neml Suresi’nin 88. ayeti aslında zannettiklerinden çok daha farklı bir ayettir. Bu durum, bağnaz bir düşünceden ve ayetleri etraflıca araştırmaktansa belirli “bilimsel mucize” veyahut “bilimsel çatışma” iddialarına yoğunlaşmaktan ötürü doğmaktadır. Oysa Neml Suresi’nin o ayeti kıyamet zamanında dağların hareket edeceğine vurgu yapmaktadır. Neml Suresi’nin 87-88. ayetleri şöyledir:

Kıyamet günü sûra üflenecek ve o zaman Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde bulunan herkes tarifsiz bir korkuyla düşüp ölecektir/dehşete düşecektir. [Sûra ikinci defa üflenip diriliş gerçekleştiğinde ise] Herkes boyun bükmüş bir halde O’nun huzuruna çıkacaktır. [Ey Peygamber!] Senin şu gördüğün ve yerinden hiç oynamaz zannettiğin dağlar var ya, işte o dağlar [kıyamet günü] bulutlar gibi akıp gidecektir.8 İşte kıyamet günü vuku bulacak bu dehşetli olaylar, yaptığı her işi kusursuz yapan Allah’ın kudretinin eseridir. Şüphesiz O, yaptığınız her şeyden haberdardır.

 

Ayeti yorum ve anlam çerçevesinde çevirdiğimizde ortaya üstteki gibi bir meal çıkmaktadır. Felsefi anlamda din ile bilimin çelişmemesi konusunda ise pek çok delil gündeme getirilebilir. Elbette bunlar bu yazıda ele alamayacağımız kadar çoktur. Yazımız bu kadar, din hakkında belirli tarihsel ve felsefi iddiaları ile aldık. En son kısımda teolojiye de biraz değindik. Dilerseniz, bilim insanlarının bu konu hakkındaki görüşlerine değindiğimiz Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist Midir? yazımızı da okuyabilirsiniz.

 

Kaynaklar

[1] Finocchiaro, Defending Copernicus and Galileo: Critical Reasoning in the Two Affairs, s. 293.

[2] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), s. 157.

[3] http://turtledove.wikia.com/wiki/Dialogue_Concerning_the_Two_Chief_World_Systems

[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Galileo%27s_Daughter

[5] https://www.bethinking.org/does-science-disprove-god/conflict-myths-galileo-galilei

[6] http://strangenotions.com/galileo-controversy/

[7] http://www.science20.com/science_20/bruno_was_martyr_magic_not_science-115582

[8] https://www.str.org/blog/the-bruno-martyr-myth#.WT3KBGjyiUk

[9] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d060089

[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Fatima_al-Fihri

[11] http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2014/06/CAB%C4%B0R-B%C4%B0N-HAYYAN-AVRUPAYA-K%C4%B0MYA-%C3%96%C4%9ERETEN-AL%C4%B0M.pdf

[12] George Saliba, A History of Arabic Astronomy: Planetary Theories During the Golden Age of Islam(1994), s. 235.

[13] http://www.pilliblog.com/cokbilmis/adi-tarihten-silinmis-en-buyuk-musluman-bilim-kadini-kurtubali-lubna

[14] http://www.ibnalhaytham.com/discover/who-was-ibn-al-haytham/

[15] http://www.tarihikadim.com/2017/05/27/zehravi/

[16] http://aboutislam.net/science/science-tech/older-theory-of-evolution/

[17] http://www.ekrembugraekinci.com/makale.asp?id=189

[18] Bertrand Russell, Human Society in Ethics and Politics, Routledge: London, (1954), 1992, s. 218.

[19] https://web.archive.org/web/20160927094638/http://archive.aramcoworld.com/issue/198601/arabs.and.astronomy.htm

[20] https://books.google.com.tr/books?id=fG67wHDeb40C&printsec=frontcover&hl=tr&source=gbs_ge_summary_r&cad=0#v=onepage&q&f=false (ss. 156-159.)

[21] https://books.google.com.tr/books?id=bYJnAAAAcAAJ&pg=PP7&hl=tr&source=gbs_selected_pages&cad=2#v=onepage&q&f=false (Kitapta Avicena adıyla anılan kişi İbni Sina’dır)

[22] http://www.tarihikadim.com/2017/05/10/biruni-ve-ibn-sina/

[23] http://www.enisdoko.com/wp-content/uploads/2011/07/D%C3%A2hi-ve-Dindar-Isaac-Newton.pdf

[24] http://www.muslimheritage.com/uploads/Ibn_al-Nafis_and_the_Discovery_of_Pulmonary_Circulation.pdf

[25] http://www.islamicmanuscripts.info/reference/articles/Hadith-Dar-33-2011/Hadith-33-Colombo-2011-Jahiz.pdf

[26] https://archive.org/details/hadhakitabalhaya567jahi

[27] http://www.1001inventions.com/al-jahiz

[28] https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Jahiz

[29] http://www.evrimagaci.org/makale/566

[30] http://www.templeofearth.com/books/historyoftheconflictbetween%20religion%20and%20science.pdf

[31] Kitabı Mukaddes, s. 225-226.

[32] Arthur Koestler, The Sleepwalkers: A History of Man’s Changing Vision of the Universe(New York: The Macmillan Company, 1959), s. 357.

[33] Alice Calaprice, The Ultimate Quotable Einstein, Princeton NJ: Princeton University Press(2010), s. 340.

[34] https://books.google.com.tr/books?id=JinoKpYo7JUC&printsec=frontcover&hl=tr&source=gbs_ge_summary_r&cad=0#v=onepage&q&f=false

[35] http://www.discovery.org/a/9501

[36] http://www.nature.com/nature/journal/v454/n7204/full/454577a.html?free=2

[37] https://www3.nd.edu/~dhoward1/vol58no12p34_40.pdf

[38] https://en.wikipedia.org/wiki/Ren%C3%A9_Descartes

[39] https://plato.stanford.edu/entries/descartes-ontological/

[40] Enis Doko, Dahi ve Dindar Isaac Newton, İstanbul Yayınevi: Sirekci-İstanbul(2010), ss. 17-25.

[41] https://en.wikipedia.org/wiki/Kurt_G%C3%B6del

[42] http://page.mi.fu-berlin.de/cbenzmueller/papers/C40.pdf

[43] https://books.google.co.uk/books?id=pckvCy6L_ocC&printsec=frontcover#v=onepage&q&f=false (s. 148.)

[44] http://www.realclearscience.com/blog/2014/03/the_muslim_scientist_who_birthed_the_scientific_method.html

[45] https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_al-Haytham

[46] https://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Bacon

[47] https://en.wikiquote.org/wiki/Francis_Bacon

[48] https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_evolutionary_thought

[49] https://en.wikipedia.org/wiki/Kit%C4%81b_al-Hayaw%C4%81n

[50] http://www.catholicnewsagency.com/news/google-recalls-catholic-priest-who-was-father-of-modern-genetics/

[51] http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/farabi.htm

[52] https://en.wikipedia.org/wiki/Religious_views_of_Charles_Darwin

[53] Thomas S. Khun, Bilimsel Devrimlerin Yapısı(İstanbul: Alan Yayıncılık, 1991)

[54] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=010173&idno2=c010224

[55] http://www.muslimheritage.com/article/illustrious-names-heavens-arabic-and-islamic-names-moon-craters (Azophi)

[56] https://en.wikipedia.org/wiki/Francis_Collins

[57] http://www.adherents.com/people/ph/Werner_Heisenberg.html

[58] https://withalliamgod.wordpress.com/2010/11/28/max-planck-on-god

[59] http://www.fountainmagazine.com/Issue/detail/Science-in-the-Islamic-world-an-interview-with-Nobel-Laureate-Ahmed-Zewail

[60] http://silas.psfc.mit.edu/maxwell

[61] https://www.alislam.org/library/articles/Dr-Abdus-Salam-His-Faith-and-His-Science.pdf

[62] https://www.youtube.com/watch?v=TT4YKd35DJQ

[63] https:// archive.org/details/IbnHaldunMukaddime1

[64] https://www.facebook.com/AteistlereCevap/posts/977200935634794

[65] https://www.youtube.com/watch?v=dRzIivZ__Qs

[66] Gunnar Skirbekk ve Nils Gilje, A History of Western Hought, çev. Ronald Worley(New York: Routledge, 2001), s. 162-163.

[67] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), s. 490.

[68] https://en.wikipedia.org/wiki/Bohr%E2%80%93Einstein_debates

[69] John Maddox, “Down with the Big Bang”, Nature, vol. 340, 1989, s. 378.

[70] Roger Trigg, “The Christian Roots of Scientific Reasoning”, Denia Alexander (der), Can We Be Sure About Anything içinde, s. 38.

[71] H. Floris Cohen, The Scientific Revolution: A Historiographical Inquiry(Chicago: The University of Chicago Press, 1994), s. 455.

[72] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), s. 125.

[73] http://www.evrimagaci.org/makale/415

[74] Aristotle, Physics, çev. Robin Waterfield(Oxford: Oxford University Press, 1996), s. 64.

[75] http://news.rice.edu/2015/12/03/first-worldwide-survey-of-religion-and-science-no-not-all-scientists-are-atheists

[76] Ecklund, E. H. ve C. P. Scheitle. 2007. Religion among Academic Scientists: Distinctions, Disciplines, and Demographics. Social Problems 54: 289–307.

[77] Ecklund, E. H., J. Z. Park, and K. L. Sorrell. 2011. Scientists Negotiate Boundaries Between Religion and Science. Journal for the Scientific Study of Religion 50: 552–569.

[78] Elaine Howard Ecklund ve Jerry Z. Park, “Conflict Between Religion and Science Among Academic Scientists?”, Journal for the Scientific Study of Religion, 48, 2, 2009, ss. 284-286.

[79] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), s. 490.

[80] Adrian Desmond ve James Moore, Darwin: The Life of a Tormented Evolutionist(New York: Norton, 1991), s. 387.

[81] Francis Darwin(der.), The Life and Letters of Charles Darwin: Including an Autobiographical Chapter, I. Cilt(Londra: John Murray, 1887), ss. 312-313.

[82] Alvin Plantinga, Where the Conflict Really Lies: Science, Religion and Naturalism(Oxford: Oxford University Press, 2011), ss. 8-12.

[83] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), s. 32-33.

[84] Paul Davies, The Origin Of Life(London: Penguin Books, 2003), s. 28.

[85] John W. Livingston, Muhammad Abduh on Science, Muslim World, 3, 4, 1995, ss. 216-220.

[86] İsmail Fenni, Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali (İstanbul: Orhaniye Matbaası, 1928), s. 110-111.

[87] http://www.gazetevatan.com/ateizm–tanri-fikrinden-tutarlidir–422557-gundem

[88] Albert Einstein, The Human Side: Glimpses from His Archives, Helen Dukas ve Banesh Hoffmann (der.)(Princeton: Princeton University Press, [1979] 2013), s. 98.

[89] https://mantiksalteizm.com/yeni-ateizme-elestiri

[90] Frank Turner, “The Victorian Crisis of Faith and the Faith that was Lost”, ss. 9-11.

[91] http://www.public.asu.edu/~jmlynch/darwin/RobertChambers.htm

[92] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Ronald_Fisher

[93] http://biologie-lernprogramme.de/daten/programme/js/homologer/daten/lit/Dobzhansky.pdf

[94] http://www.nytimes.com/2008/04/29/science/29prof.html

[95] https://whyevolutionistrue.wordpress.com/2012/09/10/paleobiologist-simon-conway-morris-gives-evidence-for-god-from-evolution

[96] John Hedley Brooke, “That Modern Science Has Secularized Western Culture”, Galileo Goes to Jail and Other Myths About Science and Religion içinde, s. 227.

[97] David N. Livingstone, Darwin’s Forgotten Defenders: The Encounter between Evangelical Theology and Evoulitonary Thought(Grand Rapids, MI: W. B. Eerdmans, 1987), ss. 62-64.

[98] Ross A. Slotten, The Heretic in Darwin’s Court: The Life of Alfred Russel Wallace(New York: Columbia University Press, 2004), s. 4.

 

İleri Okuma:

https://erikbuys.files.wordpress.com/2016/09/galileo-goes-to-jail.pdf

http://alperbilgili.com/wp-content/uploads/2017/04/Sosyal-Etkenlerin-Bilimsel-Bilginin-Olu%C5%9Fumundaki-Rol%C3%BC-B%C4%B0LG%C4%B0L%C4%B0.pdf

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

O kimseler ki her hâl ve ahvalde Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve "Rabbimiz!" derler, "Sen bu kâinatı boş yere yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi cehennem ateşinden muhafaza buyur!"

You may also like...

3 Responses

  1. Bilal dedi ki:

    Emekleriniz için teşekkürler. Eksiklerine rağmen iyi bir yazı olmuş. Eksik ve eleştirilerilmesi gereken noktalar ise özellikle Ortaçağ da yaşanan bilim-din ilişkisinde kilisenin hiç bir bilim insanını yargilamadigi ve bilime karşı çıkmadıği gibi tarihsel olarak yanlış ifade ettiginiz ve ne yazık ki bu iddianiza hiç bir kaynak gostermemeniz; bir diğer nokta sizin de bir çok teist gibi bilim ve bilim insanlarına dayanarak dini doğrulama çabanız ve son olarak da epistemolojik değerlendirme yapmamaniz göze çarpan noktalar olarak görülebilir. Ben özellikle ortacagdaki kilise tutumunu çok net bir şekilde olumlamanizı anlamadım. Hiç bir kaynak göstermeden bir çatışma olmamıştır demek şimdiye kadar bu konuda yazılmış tüm bilim tarihi kitaplarını çöpe atmak anlamına gelir. Korye , Russell, Lewis, Adıvar gibi insanların kitaplarını incelemediginizi düşünmüyorum. Ama görülen o ki siz de kendi fikirlerinizi haklı çıkarmak için spekülatif bir yola basvurmussunuz. Bilimin ua da bilim insanlarinin dine olan bakışı dine ne yuceltir ne de alcaltir. Dini salt olarak incelemek gerekir. Felsefi değerlendirme bu anlamadır. Siz bir şeyin mahiyeti ile ilgilenmez sadece görünüşteki etkilerine bakarsanız bu sıradan bir sağduyulu tutum olur. Felsefi değerlendirme olgunun ya da o şeyin tam olarak ne olduğunun sorgulamasiyla olur. Eleştirilerimi umarım ukalaca algilamazsiniz. Çalışmalarınızın devam etmesi dileğiyle…

    • Furkan dedi ki:

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Ortaçağ’da bilim nedeniyle yargılanan birisinin olduğunu bilmiyorum açıkçası. Hiç kimse sadece bilim yüzünden yargılanmadı. Bilim yaptığından dolayı yargılananlar da aslında otorite nedeniyle yargılandı. Bu yazıda da bahsedilen Galileo örneği mesela. Evet, bilimsel deyişleri ön planda tutuluyor yargılaması açısından ama işin arkaplanı hiç de öyle değil. Tamamen Papa’nın otoritesine dayanıyor yani. Diğer olaylar da çok büyük bir çoğunlukla böyle olmuştur. Tam emin değilim, belki, “Hiç bir olay olmamıştır” dememiz yanlış olabilir, belki küçük olaylar vardır. Ama hiç bir tane büyük olay böyle olmamıştır.

      Dediğiniz gibi, bilim insanlarının düşüncelerinin veya kendine dindar diyenlerin, bilim insanlarnına nasıl davrandıkları tabii ki bir görüşün doğru olması konusunda hiç ama hiç önemli değildir, yazıda bundan da söz ediyoruz zaten. Estağfurullah, neden ukalaca alyıgalım ki? Zaten istediğimiz şey de budur. Eğer herhangi bir hatamız varsa veya herhangi bir öneriniz varsa bunu yorumlarda dile getirirseniz çok mutlu oluruz. Hem kendi yanlışlarımızı düzeltiriz hem de başka insanlara daha doğru bir şekilde bilgi vermiş oluruz. Tekrar teşekkürler.

  2. Ayfer Kaya dedi ki:

    Merhaba. Elinize sağlık.Katılmadığım ya da eksik bulduğum şeyler olsa da yazınızı beğendim. Meryem’in durumu için Youtubre’ta Mehmet Okuyan’ın yorumunu dinlemenizi isterim. Sizi tamamlayacaktır. Ayrıca alt kısımda vereceğim site adresimde mucizelerle ilgili bir yazı kaleme almıştım. Sizin için faydalı olabilir.
    Selamlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir