EVRİM VE İSLAM ÇELİŞİR Mİ? (TÜM DETAYLARIYLA)

(LÜTFEN YAZININ TAMAMINI OKUYUNUZ) İlk olarak, bu yazıda evrimin doğru olup olmadığına dair kanıt/argüman verilmemektedir. Bu yazı İslam ve evrimin çelişip çelişmediğine dair bir yazıdır. Şunu söylemek gerekir ki, evrim görüşünü benimsemek bir Tanrı’nın yokluğunu veya varlığını kanıtlamaz! Evrim, varlığın belirli noktaları hakkında açıklama yaparken varlıkların nasıl var olduğunu açıklamaz! O nedenle, evrime inan bir kişi Tanrı’ya da zaten inanabilir. “Evrim mi Tanrı mı?” söylemi en az “Kütle çekimimi yoksa Tanrı mı?” söylemi kadar saçmadır. Peki İslam ve evrim çelişir mi? “Çelişir” veya “çelişmez” demek için başvurmamız gereken kaynak Kur’an’dır. Yazıya geçmeden önce Charles Darwin’den bir söz de verelim :

  • Bir insan hem Tanrıya hem de evrim fikrine inanabilir. Bundan şüphe edilmesi bana saçma geliyor.[1]

(Darwin’in zaten kendi fikrinden dolayı agnostik olduğunu ve bilinenin aksine bugün çoğu bilim insanın da ateist olmadığını yazdığımız ve sosyoloik-felsefi analizle yaptığımız yazımıza buradan ulaşabilirsiniz)

 

“Evrime inandığım için Tanrı’ya inanmıyorum” demek çok büyük bir saçmalıktır. Tanrı, böyle bir yaratılış planlamış olabilir. “Yaratılış mı evrim mi?” sorusu bir bakıma yanlıştır. Çünkü evrimle yaratılmış olma ihtimalimiz de vardır. Şimdi zaten ayet-ayet İslam ve evrimin çelişip çelişmediğini inceleyeceğiz. Yazının kısa olmasına da bir o kadar dikkat ettiğimden dolayı başlıklar halinde ilerleyeceğim. Yazının içindeki başlıklar şu şekildedir:

1. Ayetleri İnceleme Aşaması, Geleneğe Göre Değil Kur’an’a Göre

2. “Kur’an’da Evrim Zaten Var Ki” İddiası

3. Müslüman Bilim İnsanları ve Evrim, Kur’an’da Evrim Fikri

4. “İslam ve Tanrı Görüşü Evrim ile Çelişmez” Fikrine Gelecek Eleştirilere Karşı Cevap

 

1. AYETLERİ İNCELEME AŞAMASI, GELENEĞE GÖRE DEĞİL KUR’AN’A GÖRE!

1. TOPRAKTAN YARATILMA KONUSU

Müminun Suresi 12. ayet – Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.

Rum Suresi 20. ayet – Onun ayetlerinden biri de sizi, topraktan yaratmış olmasıdır. Sonra siz bir insan türü oldunuz, her tarafa yayılıyorsunuz.

Fatır Suresi 11. ayet – Allah sizi bir topraktan, sonra bir spermden yarattı; sonra sizi çiftler haline getirdi. O’nun ilmi dışında, bir dişi ne hamile olur ne de doğurur…

 

Geri kalan “topraktan yaratılma” ayetlerine de bakabilirsiniz. Şunu demeliyiz ki, topraktan yaratılma konusunda iki yorum yapılabilir, bu yorumlar:

  1. Tanrı, toprağa şekil verdi ve direkt olarak insanı meydana getirdi.
  2. Tanrı, insanın özünü toprakla yarattı.

 

Birinci görüş evrimle çelişiyorken ikinci görüş evrimle çelişmez. Topraktan yaratılmanın pat diye olacağı gibi bir zorunluluk yoktur. Kaldı ki Kur’an’da aşamalı yaratılışın var olduğundan bahseder. Ve, Kur’an’da kişi olarak Adem’in topraktan yaratıldığını söyleyen bir tane ayet varken, tüm insanların topraktan yaratıldığını söyleyen dört tane ayet vardır, işte bu konu çok önemlidir. Yani Kur’an topraktan yaratılışın devam ettiğini söyler. Bu durumda, en mantıklı fikir, “topraktan yaratılma” konusunu bir metafor olarak değil de direkt anlamıyla topraktan her an yaratıldığımızı düşünmektir. Bu da bizlerin bugün bildiği önemli bir şeydir. Çünkü bizler biliyoruz ki her an hücrelerimiz yenilenmektedir. Hücrelerimiz neye göre yenilenmektedir? Farklı farklı nedenler varken en temeli de yediklerimizdir. Peki bizlerin tüm besinleri topraktan mı geliyor? Diyelim ki etçil bir hayvanı yedik, etçil de otçulu yediğine ve otçul da bitki yediğine göre bizlerin yine toprakla bağlantısı oluyor. Bitki yediğimizde de zaten direkt topraktan beslenmiş oluyoruz. Ayrıca, örneğin toprakta bulunan kimi elementin bizde bulunmaması yahut tam tersi bu konuda sorun da yaratmamaktadır. Çünkü, Kur’an, bizlerin sadece ve sadece toprakla yaratıldığını söylememektedir. Toprağın belirli bir özüyle bizlerin belirli bir özü yaratılmış olabilir mesela.

 

2. ADEM İLK İNSAN MIDIR? HAVVA NEDİR?

“Adem” kelimesinin geçtiği tüm ayetlere bakabilirsiniz. Buraya tüm ayetleri yazmamız mümkün değil. Kur’an’ın hiçbir ayetinde “Adem ilk insandır” gibi bir ifade geçmemektedir. Kur’an’a göre “ilk insan” yoktur, ilk insan toplulukları vardır. Bir anda birçok insan yaratılmıştır. Ayrıca, Kur’an’da Adem’in eşinden bahsederken de hiçbir ayette “Havva” adını kullanmaz. Geleneksel yorum yapan “hocalarımız”, Havva kelimesi geçmese de gelenekselliğe göre Adem’in eşinin ismi Havva diye, ayetlere Havva yazarlar. Oysa Kur’an’da “Adem’in eşi” şeklinde geçer.

 

3. ADEM-HAVVA HİKAYESİ NE PEKİ?

Bu en önemli konudur diyebiliriz. Kısaca şunu söyleyeyim detaylara geçmeden; muhtemelen Adem-Havva hikayesi hiç bildiğiniz gibi değil. İkinci madde yazdıklarımızı dahi muhtemelen bilmiyordunuz. Din tüccarları dini çok yanlış ve geleneğe göre anlatmakta! Gelenekçiliğe karşı detaylı yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. Orada din tüccarlığından da bahsetmekteyiz. Şimdi de Adem ve eşi hakkındaki ayetlere dönelim. İlk bahsedeceğimiz konu Adem’den eşinin yaratılması konusu. İlgili ayetlere bakmaya başlayalım, Araf Suresi’nin 11. ayeti şöyledir:

Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere “Âdem’e secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

 

Buradaki en önemli nokta şudur ki, “şekil verdik” ifadesinin süresi belli değildir. Bu bir süreçle de olabilir, anında yapılmış da olabilir. 4. maddede de değineceğimiz üzere, Kur’an’ın “Allah ol dedi ve o şey oldu” demesi o şeyin süreçsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Her iki mealinde de evrimle çelişki olmadığı için, yani konumuz o olmadığı için, “Adem’e secde edin” mi yoksa “İnsanlara secde edin” mi diye çevrilmesi gerektiği konusuna değinmeyeceğiz.[5] Gördüğünüz üzere ayette iki kere “siz” zamirini kullanmaktadır. Bu durumda ayetin en başı kesinlikle tüm insanları kast etmektedir. Peki ayetin devamında geçen “adem” kelimesi neden kişi olan Adem peygamberi işaret etsin ki? Tüm insanları kastediyor olması daha mantıklı ve ayetin kelimeleri kullanım tarzı olarak daha uygun değil midir? Eğer kişi olan Adem’i kastetseydi, “Adem’i yarattık, sonra Adem’i biçimlendirdik” diyebilirdi. Söylemeliyim ki, ayetin bu mealinde de evrimle çelişen bir taraf yoktur. Fakat bu konudan bağımsız olarak ben “Adem’e secde edin” mevzusuna değinmek istedim. Meal şöyle daha doğru olacaktır diye düşünmekteyim:

Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere “İnsanlara secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

 

Diğer bir ayete göz gezdirelim, Araf Suresi’nin 189. ayeti şöyledir:

O, sizi bir tek özden yarattı. Eşini de ondan vücuda getirdi ki gönlü ısınsın. Erkek, eşiyle ilişkiye girer, o hamile kalır ve bebeğini karnında taşır. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: “Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız.” – Huvellezî halakakum min nefsin vâhıdetin ve ceale minhâ zevcehâ li yeskune ileyhâ, fe lemmâ tegaşşâhâ hamelet hamlen hafîfen fe merret bihî, fe lemmâ eskalet deavâllâhe rabbehumâ le in âteytenâ sâlihan le nekûnenne mineş şâkirîn. – هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلاً خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَت دَّعَوَا اللّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحاً لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ

 

Ayetin Arapça’sında da gördüğünüz üzere, “min nefsin”(مِّن نَّفْسٍ) ifadesi geçmektedir. Nefs kelimesinin anlamları ise şöyledir; öz, ruh, zihin, insanoğlu, canlı, kişilik, şahıs, kimlik, arzu.[9][10] Bu durumda “nefs” kelimesine verdiğiniz anlama göre ayeti anlayabilirsiniz. “Nefs” kelimesi olarak da sadece ve sadece “şahıs” anlamı evrimle çelişmektedir. Kaldı ki bu ayeti “şahıs” olarak almanın da hiçbir nedeni yoktur. Şahıstan bahsetseydi “adem” kelimesini kullanması daha muhtemel olurdu, diğer ayetlerde olduğu gibi. Ve, Kaffâl’ın da dikkat çektiği gibi bu ayet, her zaman ve zeminde muadillerine rastlanan müşrik ve nankör insan tipini aktarmaktadır.[6] Dolayısıyla bu ayette ilgili ifadenin “öz” anlamından bahsettiğini düşünmek tutarlı olacaktır. Ayetin ilgili kısmında bahsedilen şey şu; Allah erkekleri bir tek özden yarattı. Aynı özden de erkeklere eşler meydana getirdi. Burada şunu tekrarlamakta fayda var, erkeklerden kadınları meydana getirme gibi bir durum yoktur. Erkeklerin oluşturulduğu özden, erkeklerin eşlerini meydana getirme durumu vardır. Yani, aynı temelden var oldukları gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Rum Suresi’nin 21. ayetinde de aynı türden eş yaratılması konusuna bir atıf vardır hatta. Kadınların, erkeğin bir parçasından oluşması düşüncesi İsrâiliyat hikâyelerine dayanmaktadır ve Kur’an açısından hiçbir dayanağı yoktur. İlgili ifadeler ancak bağlamından koparılırsa öyle anlaşılabilir. Ve, Zümer Suresi’nin 6. ayetinde de Araf Suresi’nin 189. ayetindeki ifadeyle aynı ifade geçer.

 

Adem’in ve eşinin, kendi dönemlerinde tek olup olmaması konusunda ise Kur’an’ın net olarak söylediği bir şey yoktur diyebiliriz. Dolaylı yoldan çıkarım yapabileceğimiz ayetler vardır. Ali İmran Suresi 33. ayet şöyle der:

Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni seçerek âlemlere üstün kılmıştır.

 

Peki, eğer Adem yaratılışta tek kişi ise ve sonra da ondan eşi meydana getirilmiş ise, Adem nasıl seçilmiş olsun? Seçilme iki ve daha fazlası arasında olan bir olaydır. Eğer Adem tekse nasıl seçilmiştir? “Adem tekti, ondan Havva meydana geldi. Sonra çocukları ensest çoğaldı.” diyenlerin büyük bir hatası yine buradadır. Diğer bir hatası, Kur’an’da ensest ilişki yasaklanmıştır fakat nasıl olur da bir peygamber ensest ile çoğalır?[11]

 

Hucurat Suresi 13. ayette ise şöyle der:

Ey İnsanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi kabilelere, boylara ayırdık. Şunu da bilin ki, Allah katında en değerli olanınız, O’nun emir ve yasakları hususunda en duyarlı, en dikkatli olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.

 

Bu ayette dikkat çekmemiz gereken konu şudur; ayet ilk yaratılışından söz etmez. Şu anda da devam eden yaratılışından söz eder. Bu durumda bir erkek ve bir dişinden meydana gelmek doğru bir ifadedir ve evrimle de çelişmez. Sonuçta tüm insanlar bir anne ve babadan meydana gelmektedir(Bazı hayvanlar vardır, hermafrodit ile meydana gelirler. Bu ayet bunla çelişmez. Çünkü bu ayet sadece insanlardan bahsetmektedir. İnsanlar arasından da bildiğimiz kadarıyla sadece Hz. İsa’nın annesi olan Meryem hermafrodittir. Bunu Kur’an’dan anlayabiliriz çünkü Kur’an Meryem’den bahsederken hem erkek, hem de dişi takılar kullanır.[12]). Kaldı ki ayette ilk yaratılıştan söz etseydi (Adem ve eşinden meydana gelmekten bahsetseydi) “el” takısıyla kullanır ve o erkekle dişinin belirli kişiler olduğunu aktarırdı (Arapça’daki “el” takısı, İngilizce’deki “the” takısı gibidir ve önüne geldiği ismi belirli hale sokar). Ayetin Arapçasında “el” takısı yoktur, yani belirli insanları değil, tüm insanları ilgilendirmektedir.

 

Geçelim şimdi “cennetten kovulma” olayına. Öncelikle, “cennet” kelimesini bildiğimiz “cennet-cehennem” olarak yorumlayanların Kur’an’la çeliştikleri noktalar; Kur’an cennette hiçbir şey yasak değildir der ama bu adamların hikayesinde cenneteki bir ağaca dokunmak nasıl yasak olur? Kur’an cennete ödül olarak girileceğini söyler fakat bu adamların hikayesinde Adem-eşi ve hatta şeytan nasıl olur da cennete girer, hangi ödül karşılığında?(Hatta Kur’an’da Adem’in de eşinin de diğer tüm insanların da dünyada yaratıldığından bahseder. Bunlar dünyada yaratılıp tekrar cennete mi gittiler(Bkz. Araf Suresi 25, Taha Suresi 55)? Kur’an’a göre cennete giren kişi bir daha oradan çıkamaz(Bkz. Hicr Suresi 48), peki nasıl olur da bu kişiler cennete girmiş ve çıkmıştır?

 

Bu şekilde çelişkiler açığa çıkıyor. Çünkü, Adem ve eşi cennette(Cehennemin karşıtı olan) yaratılmamıştır! Kur’an’ın hiçbir yerinde insanların başka bir yerde yaratıldığından söz etmez. Aksine birçok ayette ilk insanın(Veya ilk insanların) yaratılması konusunda hep dünya ile ilgili ayetler geçer. Yani Kur’an insanların dünyadaki topraktan(Topraklı bir özden) yaratıldığını söyler. Bize “Dünyada yaratıldınız ve sonra sizi cennete aldık.” diyen bir ayet yoktur. Dolayısıyla bu ayetteki cennet kelimesinin anlamını ödül olarak gidilecek yer olan cennet olarak alma konusunda hiçbir neden yoktur. Hatta öyle almamamız gerektini bize gösteren çelişkiler vardır(Üstte belirttiklerimiz bunlardan birkaçıdır). Ayrıca şu da bilinmelidir ki, ayetlerde genelde “ağaç” olarak çevrilen “eş şecerete” ifadesinin “üremek, soy ağacı” gibi anlamlara gelebileceğine dair büyük çalışmalar da var. Fakat burada cennetten kovulmayı anlatacağız. O ifadenin “ağaç” mı yoksa “ürmek, soy ağacı” mı olduğunu değerlendirmeyeceğiz. Bu konuda hangi anlamı alırsanız alın evrimle bir çelişki olmayacaktır. Ama şunu iyi anlamalıyız ki “cennetten indirilme” gibi bir durum yoktur! “Cennet” kelimesinin bir başka anlamı da bahçedir.[13] Bu ayetteki anlamları dünyadaki bir bahçe(Cennet kelimesi “cnn” kökünden gelir.[27] Cennet, zemini üstündeki yapraklar nedeniyle görünmeyen bahçe anlamına gelir. Kur’an ayetlerinden anlıyoruz ki Adem’in ve eşinin(Belki başka insanların da) bulunduğu bu yer gayet sakin ve gerekli olan tüm ihtiyaçları karşılayacak bir yerdir. Ve başka bir gezegende falan değildir, şu an yaşadığımız gezegendedir; Dünya’da.) olarak almak üstteki tüm çelişkileri yok edecektir, diğer ayetlerle de uyumlu olacaktır.  O halde mealler şöyle olmalıdır, Bakara Suresi 35. ayet:

Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin bahçeye yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz.”

 

Şunu da eklemenin faydası var ki, “ağaç” ifadesi müphemdir. Eski Ahit’te “bilgi ve hayat ağacı” diye aktarılmaktadır(Bkz. Tekvin 2/9). Ağaç ifadesinin bir metafor olduğu fikrine daha yakınım. “eş şecerete” ifadesi üstüne tartışılmıştır. Fakat evrimle direkt alakası olmadığından ve konumuz da evrim olduğundan dolayı bu konuya girmeyeceğiz. Şimdiye kadar tamamdır, “cennet” kelimesi malum ayetlerde de dünyadaki bir bahçe anlamına gelmektedir(Cennet kelimesinin dünyadaki bahçeler için kullanıldığı bazı başka ayetler bkz. Bakara Suresi 265-266, İsra Suresi 91, Müminun Suresi 19, Sebe Suresi 16, Şuara Suresi 57, Kalem Suresi 17). Şimdi, Bakara Suresi 36. ayetteki “aşağıya inin” ifadesine bir bakalım. Bakara Suresi 36. ayet meali şöyledir:

Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Bundan böyle siz insanlar çoğalıp yeryüzüne dağılacak ve sınırlı süreli ömrünüz boyunca orada hayat mücadelesi vereceksiniz.

 

Ayetin Arapçasındaki, “aşağıya inin” ifadesine karşılık gelen ifade şudur; “ihbitu”. “Aşağıya inin” ifadesi gökten veya bir gezegenden veya farklı bir boyuttan aşağıya inmeyi kastetmek zorunda değildir (Hatta Kur’an’daki genel kullanımında da bu anlamda kullanılmaz). Bir tepeden aşağıya inmek, bir tümsekten aşağıya inmek için de aynı ifade kullanılır. Yahut, “gözümden düştünüz” gibi anlamlarda da kullanılır. Bir örnek olarak, Bakara Suresi 61. ayette de Musa’nın kavmi için “aşağıya inin” ifadesi(ihbitu) geçer. Fakat kimse bunu “cennetten aşağıya inin” veya “farklı bir gezegenden aşağıya inin” diye anlamıyor. Çünkü “ihbitu” ifadesi, dünyada herhangi bir tümsekten inmek için de kullanılır. Ve aynı ifade Hud Suresi 48. ayette Nuh’un gemiden inmesi için de kullanılır(İhbitu çoğul olarak inmektir. Hud Suresi 48. ayette sadece Nuh’a in dediği için tekil formunu kullanır).

 

4. “OL DEDİ VE OLUVERDİ” İFADESİ

Ali İmran Suresi 59. ayet – Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi. Artık o, olur.

 

Bu ayette “Ol dedi” ifadesiyle muhtemelen kişi olan Adem’i kastetmektedir.(Kur’anda hem tüm insanların, hem de ilk peygamber olan Adem’in topraktan yaratıldığına dair ifadeler zaten vardır. Üstte bundan bahsetmiştik). Öncelikle, “Ol dedi, artık o olur.” ifadesine bir bakalım. Arapça olarak “Kun fe yekun” ifadesi kullanılır. Bu ifade, geçmiş-şimdiki-gelecek zamanı da içine alır. Yani, “Ol dedi oluverdi, ol diyor oluveriyor, ol diyecek ve oluverecek” gibi anlamlara gelmektedir. Ayrıca, “Kun fe yekun” ifadesi bir şeyin “pat” diye, hiçbir süreç olmadan olduğunu göstermez. Biliyorsunuz ki Kur’an’da göklerin ve yerin oluşumunun 6 dönemde olduğu geçer:

Kaf Suresi 38. ayet – Yemin olsun, biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı dönemde yarattık. Ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.

 

Fakat Kur’an, 6 dönemde yaratıldığından bahsettiği evren için, “Kun fe yekun” ifadesini kullanmıştır. Bakara Suresi 117. ayette şöyle denmektedir:

Gökleri ve yeri, güzelliklerle donatarak yaratan Bedî, O’dur. Bir şeyin olmasına karar verdi mi ona sadece “Ol'” der. Artık o, oluverir. – Bedîus semâvâti vel ard, ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn. – بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ

 

Anlayacağımız üzere, “Kun fe yekun” süreçli şeyler için de kullanılır. “Kun fe yekun” ifadesinin güzel bir tarafı, Allah için geçmiş-gelecek farkının olmadığını ortaya koyar(Birçok zaman dilimini içinde barındıran bir ifade olduğu için). Allah’ın “ol” dediği şey, insanların kavrayışında çok uzun süre alacak olsa da o şey olacaktır. Onu durduracak, Allah’tan üstün bir güç yoktur. İnsanın oluşumu konusunda da “Kun fe yekun” gibi ifadeler geçmesi, bu yaratılış şeklinin süreçler içermediği anlamına gelmez, ayetlerden de bunu görüyoruz. Allah için o şeyin olması çok basittir, Allah “Ol” deyince olur; süreçli yahut süreçsiz…

 

5. ADEM-İSA BENZETMESİ

Ali İmran Suresi 59. ayet Allah katında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “Ol!” dedi. Artık o, olur.

 

Bu ayeti bazıları şöyle yorumluyor, “İsa nasıl babasız oldu ise, Adem de öyle oldu. İşte evrim Kur’an’la çelişir.” Fakat bu saçmalıktır! Ayetin devamında zaten “Onu topraktan yarattı, sonra ona ‘Ol!’ dedi, artık o, olur.” der. İsa’nın Adem’le benzetmesinin nedeni ikisinin de topraktan olduğudur ve ikisinin de Allah’ın bir kulu olduğudur. Zaten eğer kimilerinin iddia ettiği gibi Adem’in babasız yaratılışından söz etseydi ayetin en başında “Allah katında” ifadesini kullanmazdı. Yani “Adem de babasız oldu.” yorumu çok zorlama bir yorumdur. Fakat “Adem, babasız olmuştur” gibi bir yorum da evrimle çelişki içermemektedir. Allah, Hz. Adem’i de Hz. İsa gibi “mucizevi” bir şekilde yaratmış olabilir. Sonuçta Hz. İsa, diğer insanlar arasında bir istisnadır. Hz. Adem de -babası ve annesi açısından- istisna olabilir. Fakat bu ayeti dayanak göstererek öyle bir şey iddia etmek pek tutarlı gözükmemektedir.

 

6. YERYÜZÜNDE HALİFE YAPMAK

Bakara Suresi 30. ayet – Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım (Sorumluluk yükleyeceğim).” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birine mi sorumluluk yükleyeceksin? Oysa biz, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz [Sorumluluk yüklenmeye biz daha layık değil miyiz?].”  Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”

 

Halifenin kastının Adem(Kişi olarak, peygamber olan Adem) olduğunu söylesek de bu ayetin evrimle çelişen bir tarafı yoktur. Kaldı ki bu ayet tüm insanlardan bahsetmektedir halife diye. Çünkü buradaki halife kastının alınması En’am Suresi’nin 165. ayetiyle de tutarlı olmaktadır. Çünkü En’am Suresi 165. ayette tüm insanların halife olduğundan bahseder.

 

2. “KUR’AN’DA EVRİM FİKRİ ZATEN VAR Kİ” İDDİASI

Hayır arkadaşlar. Kur’an evrimle çelişmediği gibi, Kur’an’da evrime direkt bir dikkat çekme de yoktur. Fakat aşamalı yaratılışa dikkat çekme vardır!

 

Nuh Suresi 14. ayet – “O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı.”

(Bu ayet evrimin direkt kanıtı olamaz zaten! Fakat aşamalı yaratılışın kanıtı olabilir. Ancak bu ayette o tip bir aşamalı yaratılıştan değil, anne karnında olan yaratılışın evrelerinden söz etmektedir.)

 

Araf Suresi 166. ayet – Ne zaman ki, yasaklandıkları şeylerden ötürü öfkelenip başka aşırılıklar yapmaya başladılar, onlara şöyle dedik: “Aşağılık, maskara maymunlar olun!”

(Sözde maymunla-insan bağlantısını bu ayet söylemektedir, bu komik bir yorumdur! Evrim, maymundan>insana gelmek demek değildir. Tam tersine diğer canlılardan insana doğru gelmektedir oklar. Ve, bu ifade insanların gerçekten maymun olması için kullanılmamaktadır. Kur’an’da bu tür benzetmeler zaten vardır. Maymunların daha saldırgan ve iradesiz tavırlarını zaten biliriz. Bu ayette ne maymunu aşağılamak kullanılmıştır bu ifade, ne de insanların bedensel olarak maymuna dönmesi için. İnsanların kalplerinin “aşağılık maymun” olduğundan söz eder. Bunu biz şimdi böyle yorumlamıyoruz. Yüzlerce yıl önce Mücahid bin Cebr de bizim gibi tefsir eder.[14] Bu yorum Yasin Suresi’nin 67. ayeti ile de uygundur.)

 

Nuh Suresi 17. ayet – “Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi.”

(Bu ayet direkt olarak evrime kanıt olamaz! Evrimi boşversek dahi insanlarla bitkilerin ortak noktaları vardır!)

 

İnsan Suresi 1. ayet – İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan?

(Bu ayet evrimle ilişkilendirilebilecek en açık ayettir. Fakat evrimle ilişkilendirilmeye de bilir. Şöyle ki İnsan Suresi 2. ayette “karışık bir nutfeden yaratılma” olayından bahseder. Yani birinci ayetin doğru yorumu yaratılıştan bahsetmesi değildir.)

 

3. MÜSLÜMAN BİLİM İNSANLARI VE EVRİM, KUR’AN’DA EVRİM FİKRİ

Müslüman bilim adamlarının evrimden bahsettiği gözler önündedir. Evrim Ağacı’nın şu yazısından kaynaklarıyla ulaşabilirsiniz buna. Ancak Müslüman bilim insanlarının evrimden bahsetmesi Kur’an’da evrimin olduğuna veya evrimle Kur’an’ın çelişmediğine bir delil olamaz. Fakat üstte de tüm kanıtlarıyla gösterdiğimiz üzere, İslam ve evrim çelişmez. Ve de Kur’an’dan evrim düşüncesi çıkmaz. Fakat aşamalı yaratılış ve tüm canlıların sudan geldiği düşüncesi çıkar ve yaratılış hakkında bizlere araştırma görevi düşer. Bu arada, Müslüman alimlerin evrimden bahsetmesi ile “Darwin’den önce biz biliyorduk” gibi bir ifade ortaya atılamaz! Darwin bu konuyu sistematik olarak ele alan ilk kişiydi denilebilir. Adamcağız onlarca sene dolaşıp gerçeğin peşine gitti ve muhteşem bir eser hazırladı. Örneğin İbni Haldun evrim ile ilgili görüşlerini Mukaddime eserinde şöyle bildirmiştir:

Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki “bağlantı” son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur. Daha sonra hayvanlar alemi sürekli genişler, çoğalır, yaratılış basamağında son olarak, düşünen ve ifade eden “insan” oluşur. İnsanların en üst basamağına, zeka ve idrakın olduğu ancak aktif düşünme ve ifadenin olmadığı maymunlar aleminden ulaşılmıştır.[25]

 

Müslüman olan birçok bilim insanı evrim hakkında teori üretmiştir ki üretmeyenler de üretenlere karşı çıkmamış ve “Bu İslam ile çelişiyor” dememiştir. İslam dünyasında da evrim teorisi hiçbir zaman Tanrı’yı reddeden bir bulgu olarak görülmemiştir. Seyyid Ahmed Han, Hasan el-Attar, el-Tahtavi ve Muhammed Abduh gibi 19. yüzyıl İslam düşünürleri evrim teorisinin İslam ile uyumuna dikkat çekmiştir.[45] Gerçekten de bizler, Ankebut Suresi 20. ayetin dediği gibi, evrim teorisini dünyayı dolaşarak ortaya atmış ve yaratılışımızın temeline inmişizdir. İsmail Fenni Ertuğrul, evrim teorisinin bilimle desteklenmediğini düşünse de İslam ile çelişmediğini de dile getirmiştir. Hatta Fenni, o dönemde Amerikan okullarında evrimin yasaklanmasına karşı çıkmış ve bilimi bilim dışı otoritelere değil, bilim insanlarına bırakılması gerektiğine vurgu yapmıştır.[46] Darwin’in yaşadığı dönemlerde yaşamış olan Ahmet Midhat Efendi de evrim teorisinin doğruluğundan şüphe duyduğunu belirtmiş fakat İslam ile evrimin çelişmediğine, hatta süreçli yaratılışa dair ayetlerin olduğuna vurgu yapmıştır. Ayrıca, İslamın Altın Çağında yaşamış olan İbni Miskiveyh, el-Cahiz, Biruni, İbni Haldun, İhvan al-Safa Grubu gibi bilim insanları kendilerince evrim teorisi öne sürmüşlerdir.[47] Malum bilim insanları cansız maddelerden canlı maddenin oluşmasına dair görüşler de bildirmiştir, hatta John William Draper bir eserinde şunları söylemektedir:

İslam Dünyasında bazen, şaşırtıcı bir şekilde, bizim zamanımızda ve bizim tarafımızdan ortaya çıkarılmış olmasıyla övündüğümüz fikirlerle karşılaşıyoruz. Nitekim bizim modern evrim ve gelişim doktrinlerimiz Müslümanların okullarında öğretiliyordu. Aslına bakarsanız Müslümanlar bu görüşü bizden daha ileri taşıyıp inorganik ve mineral şeylere kadar genişletmişlerdir. Simyanın temel prensibi de madeni cisimlerin doğal gelişim sürecidir.[21]

 

Birçok Müslüman bilim insanı evrimi kabul etmiş ve nasıl olduğuna dair felsefi görüşler de belirtmişlerdir. Özellikle El-Cahiz bunu ileri taşımış ve somut kanıtlara dayandırmıştır. Draper’ın da dediği gibi, “Aslına bakarsanız Müslümanlar bu görüşü bizden daha ileri taşıyıp inorganik ve mineral şeylere kadar genişletmişlerdir”. Örneğin İbni Tufeyl’in Hayy Bin Yakzan romanında kendiliğinden türemeye rastlanır.[38] Güçlü bir şekilde dini mesajlar içeren bu metne göre Hayy, anne ve babadan doğmamış, doğadaki maddelerden kendi kendine var olmuştur. İbni Sina, kendiliğinden var olma fikri ile birçok Avrupalı düşünürü etkilemiştir.[39] 

 

Müslüman bir bilim insanı olan el-Cahiz’in Kitâbü’l-Hayevân adlı eserinden iki sayfa. Eserin içerisinde 350’den fazla türden bahsetmiş ve bir çeşit evrim teorisi oluşturmuştur.[22][23] El-Cahiz, kitabında ayetlere de atıfta bulunmuştur.

Kur’an’da insanın yaratılışı hakkında bizleri düşünmeye ve araştırmaya sevk eden ayetlerden bir tanesi Ankebut Suresi 20. ayettir, şöyle der:

De ki: “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir bakın. İleride Allah öteki oluşmaya da vücut verecektir. Allah, her şeye Kadîr’dir.

 

Ayette yaratılışın başlangıcından söz etmesi önemlidir. Ve de “Yeryüzünden dolaşıp da araştırın” gibi bir ifade kullanması da çok önemlidir! Ayrıca Tanrı bu ayetinde gösteriyor ki, bizlere yaratılışı araştıracak deliller bırakacaktır. Bugün bizler de buna fosil diyoruz. Fosillerin toprakta milyonlarca yıl kalabilmesi de Allah’ın bir ayetidir.(Bilirsiniz ki Kur’an’da “ayet” kelimesi, hem kainat fenomenleri için hem de Kur’an’daki sözler için kullanılır.) Aynı bilimin yapılabilirliğinin Allah’ın ayeti olması gibi, fosillerin milyonlarca yıl toprakta kalması da Allah’ın bir kainat ayetidir. Kur’an bizlere yeryüzünde ve hayvanlarda da ayetler(Bilimsel anlamda, kainat ayeti anlamında) bulacağımızı söyler:

Nahl Suresi 66. ayet – Muhakkak ki hayvanlardan alacağınız ibretler vardır

Casiye Suresi 4. ayet – Ve sizin yaratılışınızda, yeryüzüne yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ibretler, işaretler vardır.

 

Bugün bizler de yeryüzünde dolaşıp hayvanlardan öğütler alıyoruz. Örneğin zoolojinin kurulmasının nedeni zaten budur. Ayrıca, Kur’an’da bilime dikkat çeken ayetler adlı yazımızı da şuradan okuyabilirsiniz. Yani, bizler bugün Tanrı’nın dediği gibi hayvanları araştırıyoruz. Ve onun yaratılışının evrim dediğimiz durum olduğunu anladık. Bunun İslam ayetleriyle çelişen hiçbir tarafı yokken, tam tersine Allah’ın ayetini/öğütünü bulduk!

 

4. “İSLAM VE TANRI GÖRÜŞÜ EVRİM İLE ÇELİŞMEZ” FİKRİNE GELECEK ELEŞTİRİLERE KARŞI CEVAPLAR

1. “Evrim sanki hiçbir ilahi gücün etkisi olmadan olmuş gibi duruyor, artık bizlerin nasıl var olduğunu açıklayabiliyoruz. Ve hayvanlar aleminde birçok kötülük görüyoruz, sanki ‘iyi’ sıfatlı bir Tanrı’nın yaratamayacağı gibi duruyor.”

Öncelikle, evrimde olan “tesadüfi” oluştu maddesi İslamla çelişmez. Çünkü, evrim tesadüfi olmuştur. Yani hayvanlar “Aa boynum yetişmiyor, boynumu uzatayım.” diyerek/bilerek evrim geçirmemiştir(Bu Lamarck’çı görüştür zaten, çürütülmüştür). Hayvanlar rastgele mutasyonlarla evrim geçirmiştir. Bu da İslamla geçilmez. Yani, “tesadüfi” maddesi bir Tanrı’nın yapıp yapmamasına atıf değildir. Hayvanların bilinçli bir şekilde evrim geçirmediğine atıftır. Zaten evrim bilimsel bir bulgudur ve ne ateizmi ne de teizmi besler. Ancak bunun felsefi yorumu bu konuyla alakalı olabilir ki bunun felsefi yorumu da ne ateizmi yanlış yapmaktadır ne de teizmi. “İyi” sıfatlı Tanrı konusunda, örneğin Kur’an’da hayvanların birbirini öldürmeyeceği yazmamaktadır. Demek ki hayvanların birbirini öldürmesi Kur’an ile çelişmez. İnsanların da kötülük yapması, doğal afetlerin olması gibi konular da zaten hiçbir çelişki yaratmamaktadır. Bu görüş aslında önemli bir argümanı beslemektedir. Kötülük problemini cevapladığımız yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

 

Evrimde Tanrı’nın olmadığı nasıl anlaşılıyor? Bu çok saçma bir söylem. Şöyle bir alegori yapalım: Ford marka bir otomobili ele alalım. Dünyanın ilkel kalmış yerlerinden birinde yaşayan, onu ilk kez gören ve modern mühendislik hakkında hiçbir şey bilmeyen birinin, o aracın motorunun içinde aracı hareket ettiren bir tanrının(Örneğin Bay Ford’un) olduğuna inanması mümkündür. Hatta aynı adam, motorun içinde bulunan Bay Ford kendisinden hoşnut olursa aracın güzelce gideceğini, Bay Ford onu sevmez ise aracın gitmeyeceğini de düşünebilir. Elbette daha sonra mühendislik çalışarak ve aracı parçalarına ayırarak, içinde Bay Ford olmadığını da keşfedebilir. Hatta arabanın nasıl çalıştığını açıklamak için, Bay Ford’a ihtiyacı olmadığını anlamak için çok da zeki olmasına gerek bile yoktur. İçten yanmalı motorların genel prensiplerini anlamak aracın nasıl çalıştığını açıklaması için ona yeter. Buraya kadar tamam… Fakat sonradan o kişi, motorun çalışma prensiplerinin anlamanın başlangıçta onu tasarlayan Bay Ford’un varlığına inanmayı gereksiz hale getirdiğine karar verirse, bu çok büyük bir hata olur, felsefi terminolojiyle bir kategori hatası yapmış olur. Mekanizmayı tasarlayan bir Bay ford olmasaydı, onun anlamaya çalışacağı bir şey de olmayacaktı. Tanrı konusu da aynen böyledir. Tanrı’nın varlığı/yokluğu hakkında direkt olarak fiziksel, biyolojik kanıtlar bulunamaz, böyle kanıtlar beklemek de saçmadır ve çoğu teist zaten bunu savunmamaktadır. Doğa olaylarından yola çıkarak Tanrı’yı yok saymak hiç de güçlü bir argüman değildir. Örneğin yağmur nasıl yağmaktadır veya bir çocuk nasıl doğmaktadır? Belli ki yağmur da bir çocuğun doğumu da belirli doğa yasaları sayesinde gelişmektedir. Burada Tanrı’nın bir etkisini direkt olarak gözlemleyebildik mi? Hayır. Birçok teistin savunduğu şey zaten Tanrı’nın doğa yasalarını ayarladığı yönündedir. Çünkü Tanrı, bir çocuğun doğmasını veya yağmur yağmasını elleriyle ayarlamamakta. Tanrı, bu olayları(Evrim de dahil) yarattığı ölçülerle, yasalarla ayarlamaktadır. Bir saatin tüm parçalarını tek tek incelemek(Bilim), entegre olmuş bir bütün olarak saatin nasıl çalıştığını kavramamıza yetmez, işte bu nedenle Tanrı’nın varlığını ve yokluğunu kanıtlamak için bilim dahil birçok konunun felsefi argüman yapmak gerekir. Felsefi argümanları derinlemesine incelemeden ve hatta felsefeyi hiçe sayarak gözlerini ve kulaklarını tıkayan yeni ateistler zaten birçok görüşünde çelişkiye düşmektedir. Bu çelişkilerden bahsettiğimiz ve yeni ateist iddialara cevap verdiğimiz yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. Sonuç olarak, bütün bu olaylar Tanrı’nın ayarladığı doğa yasaları sonucunda gelişmektedir, mitolojideki tanrılar gibi bir görüş yoktur teizmde. Evrim de aynen böyle. Tanrı, evrimin gelişmesi yönündeki doğa yasalarını ayarlamıştır. Dolayısıyla, evrim gibi, var olan maddelerden varlıkların nasıl çıktığını açıklayan teoriler Tanrı fikrini yıkamaz. Astrofizikçi Paul Davies, “Bilimsel bir bulgu buldum, artık Tanrı’ya ihtiyacım yok.” diyen kişileri şöyle diyerek eleştirir:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[32]

 

Konumuza dönecek olursak, Allah’ın evrimle yaratmasının daha üstün bir yaratılış olduğunu söyleyenler de vardır. Bu konuda özellikle Robert Chambers’ı örnek vereceğim. Çünkü Darwin, teorisini ortaya koyarken Chambers’dan etkilenmiştir.[15] Chambers da Tanrı’nın evrimle yaratma fikrinin daha üstün olduğunu ve daha muazzam olduğunu bildirmiştir.[16] Yani, Tanrı’nın böyle yaratmasında hiçbir kötülük veya düşüklük yoktur. Kaldı ki, özellikle Kur’an’da hayvanlardan alacağımız birçok öğütün olduğunu söyler. Ve, insanaların hem bazı özellikler bakımından aşağı hem de bazı özellikler bakımından çok yüksek olduğunu belirtir. Bugün o “aşağı” olan yönlerimizi görüyoruz. Bedenimiz gayet de aşağı, bizde de diğer tüm hayvanlarda olduğu gibi temel şeyler var zaten. Cinsellik, yemek yemek gibi şeyler. Limbik sistem dediğimiz beyin bölgesi diğer hayvanlarla aynı birçok yapı içerir. Fakat insanın farkı, iradesinin olması(Yani ödül sistemiyle, bir şeyi ertelemesi, sabretmesi vb.) ve sorgulayabilmesi çok üst ve ayrı özelliklerdir.[17] Tanrı’nın evrimle yaratmasını daha muazzam gören başka bir isim de, yine teist olan Francis Collins’dir.[18] Başka isimleri aşağıdaki madde de sayacağız. Ama burada bir tane daha saymak gerekirse, nörolog olan Sultan Tarlacı da böyle düşünmektedir.

 

Şunu da ekleyeyim, günümüzün en önemli din felsefecilerinden biri olan Alvin Plantinga, evrim teorisinin beş temel iddiasını özetlemekte ve bu iddiaların hiçbirinin Tanrı varlığıyla çelişmediğini söylemektedir. Özet şu şekildedir:

  1. Dünya 4,5 milyar yaşındadır.
  2. Hayat, basit canlılarla başlamış, karmaşık canlılar daha sonra ortaya çıkmıştır.
  3. Canlılar ürerlerken modifikasyona uğrarlar ve bu ufak farklılıklar neticesinde bugünkü farklı canlı türleri oluşur.
  4. Canlılar ortak bir ataya sahiptirler dolayısıyla birbiriyle akrabadırlar.
  5. Doğal seleksiyon bu canlılardan doğaya en iyi uyum sağlayanları ayırırken, diğerleri elenir.

 

Plantinga, bu beş maddeyi özetledikten sonra teorinin Tanrı’nın varlığı ve yokluğu konusunda hiçbir şey söyleyemeyeceğini hatırlatır. Ve üstteki maddeleri kabul eden birisinin Tanrı’nın var olduğunu kabul etmesinin de hiçbir çelişki yaratmayacağına vurgu yapar.[7] Görüldüğü üzere bilimsel anlamda evrim teorisinin temel söylemleri bu şekildedir ve bunların kabul edilmesi herhangi bir şekilde Tanrı’ya inanmamayı zorunlu kılmayacağı gibi, Tanrı’ya inanmamayı daha rasyonel(Mantıklı) da yapmaz. Evrim teorisine dair felsefi bazı iddialar ortaya atılabilir ki aşağıda onların da -popüler olan- bazılarını cevaplayacağız. Yazının bu kısmının öncesinde de cevapladığımız gibi, bu kabuller hiçbir şekilde İslam ile de çelişmemektedir. Dolayısıyla bir kimse hem İslam’a hem de evrim teorisine inanabilir. (“Evrim teorosine inanılmaz, o bilinir” derseniz hata yapmış olursunuz. Zira bir şeye inanmak demek o şeyi kanıtsızca kabul etmek değildir. İnanç, gerekçelendirilmiş inanç ve gerekçelendirilmemiş inanç olarak ikiye ayrılır. Eğer bir şeyin nesnel olduğunu iddia ediyorsanız kesinlikle gerekçelendirilmiş bir inanca sahip olmanız gerekir.)

 

2. “Dinler insanlara belirli bir önem yüklüyor. Ama evrim, bizlerin diğer hayvanlardan farksız olduğunu göstermedi mi?”

Diğer hayvanlarla aynı süreçlerde gelişmiş olmamız bizi neden daha önemsiz kılsın? Ahlak gibi fikirler açısından gerçekten de önemimiz olabilir. Ve gördüğümüz üzere, sorgulayan ve iradeye sahip olan yüksek zekamızın olması, duygusal açıdan çok daha yoğun şeyler yaşamamız ve doğa yasaları hakkında böylesine tartışmalar yürütüp kitaplar ve makaleler yazabilmemiz diğer hayvanlardan farklı olduğumuzu göstermez mi? Eğer “göstermez” diyorsanız bir su tanesi de bizler ve diğer hayvanlar kadar önem taşımış olur. Açıkçası bu da felsefi açıdan düzgün bir temele dayanmaz. Bazı insanlar duygusal sebeplerden dolayı dinlerin insanlara önem arz etmesi konusuna karşı çıkıyor. Evet, dinler insanlara önem arz ediyor ama bu, “Diğer hayvanlara işkence yapın” dediği anlamına gelmiyor. Yani, biz insanların dinlere göre önemli olması, diğer hayvanlara acılar çektirmemize ve acımasızca onlara saldırmamıza sebebiyet vermez. Ve hatta, diğer hayvanlardan farksız olmamız onlara acı çektirebileceğimiz, bizde de ahlaksız davranışların olup bunlara karşı çıkılamayacağı anlamına gelir(Örneğin hayvanlar birbirine tecavüz eder ancak bizler “ahlaksız” demeyiz. Fakat insanlarda durum farklıdır, tecavüze ahlaksızlık gözüyle bakarız). Hatta yeni ateist olan Celal Şengör, diğer hayvanlarda olan birtakım kötülüklerin bizlerde de olmasına hiçbir şekilde laf etmiyor. Örneğin gorillerin birbirine dışkı yedirince buna kötü demediğimizi, insanların da goriller aynı atatan türediğini ve insanların birbirine dışkı yedirmesinin de kötü bir olay olmadığını savunuyor.[33] Yani, yeni ateizme göre insanların önemli görülmemesi bunun gibi bir sonuç doğuruyor. Eğer ki insanlar diğer hayvanlardan önemli değilse, diğer hayvanların birbirlerine yaptığı “kötülükleri” insanların birbirine yapması da ahlaksızlık olarak görülmemeli ve insanlar mahkemelerde de yargılanmamalı. Anlayacağınız üzere, diğer hayvanlarla ve bitkilerle aynı süreçlerde var olmamız mantıksal olarak bizleri daha önemsiz yapmaz. Ve yine cevapladığımız üzere, evrim fikri hayvanların bizim için olmadığını da göstermemektedir. Diğer hayvanların da bizlerle aynı süreçlerde meydana gelmesinin önemimiz açısından bir sıkıntı çıkarmayacağını söylemiştik. Ve zaten dinlere göre bizlerin daha önemli olması diğer hayvanlara acı çektirebileceğimiz anlamına da gelmez. Hatta yeni ateist görüşten diğer hayvanlara acı çektirebileceğimiz gibi fikirler çıkmaktadır ki bunu Krauss, Dawkins, Şengör, Hitchens gibi yeni ateizmin önemli kişileri savunmaktadır. Ancak, kendi hayatlarında bu görüşlerini ne kadar uyguladıkları da merak konusu. Acaba bir hırsız evlerine gelip eşylarını çalsa veya bir tecavüzcü yakınlarına tecavüz etse aynı şeyi söyleyecekler mi? Pek de söyleyecekler gibi durmuyor. Kısacası, evrim fikri insanların önemli olması konusuyla hiçbir açıdan çelişmemektedir.

 

Şengör’ün dışkı olayına geri dönmek gerekirse, Sayın Dawkins de aynen şöyle diyor:

Bir hayvanat bahçesi yöneticisinin gereksinim fazlası şempanzeleri “uyutma”(Öldürme) yetkisi vardır, fakat fazlalık olan bir hayvan bakıcısını ya da bilet satıcısını “uyutma” yetkisi müthiş bir öfkeyle karşılanacaktır. Şempanze hayvanat bahçesinin malıdır. İnsanlarınsa bugünlerde kimsenin malı olmadığı varsayılıyor. Fakat yine de şempanze ayrımcılığı bu biçimiyle pek ender dile getirilir ve bunu savunacak bir mantık olup olmadığı konusunda kuşkuluyum. Bizlerin Hristiyan kaynaklı davranışlarımızın insanın nefesini kesen türcülüğü işte böyle.[34] (Dawkins burada hayvanların öldürülmesini değil, insanlar öldürülünce neden garipsendiğini eleştirmiştir. Verdiğimiz kaynağa göz gezdirirseniz ne dediğimizi iyice anlarsınız. Kendisi de ontolojik olarak insan ile diğer hayvanların aynı olduğunu söylemiş ve ontolojik üstünlüğü Hristiyanlık’tan aldığını iddia etmiştir.)

 

Dawkins’e göre, “insan hakları, insanın asaleti ve insan yaşamının kutsallığı” gibi varsayımların da gerçekte karşılığı yoktur.[35] Burada ilk itiraz edeceğim şey şudur, Dawkins, insanların diğer hayvanlardan ontolojik olarak hiçbir farkının olmadığını savunuyor. Ama neden normal hayatında bu görüşün tam tersini gerçekleştiriyor? Hatta kendisi de kendi görüşüyle çelişen şu sözleri de söylüyor:

Ben hastanın bakıldığı, güçsüzün kollandığı, ezilenin gözetildiği bir toplumda yaşamak istiyorum, ki bu da anti-Darwinist bir toplumdur.[36]

 

Dawkins bir yandan dinlerin insanlık için son derece zararlı olduğundan ve bilimin dinlerin yerini alması gerektiğini savunurken, bir yandan da bu yaşam için dinlere borçlu olduğumuzu kabul ettiği “insan yaşamı kutsaldır” ilkesini, doğadan veya bilimden çıkarılamamasına rağmen benimsemektedir. Evet, ahlakın temellendirilmesi insanı “eşref-i mahlukat” gören dinle mümkündür. Ve eğer bir yeni ateistseniz insan hakları gibi bir şeyden söz edemez ve tecavüzleri, hırsızlıkları, cinayetleri cezalandıramazsınız. Bunları yapmak için insanlar ile diğer hayvanların ontolojik statüsü arasında fark olduğunu(Ve hatta insanın üstte olduğunu) benimsemek gerekir(Ki bunu Dawkins de söylemektedir, Celal Şengör de söylemektedir, Krauss da söylemektedir). Fakat yeni ateizmde bu kabul edilemez bir durumdur, insanların diğer hayvanlardan hiçbir farkı yoktur(Yeni ateizme göre). Ateist ahlak felsefecisi Peter Singer, hayvanlar yerine anne babasız bebeklerin veya zihinsel engelli bireylerin de ölümcül bilimsel deneylerde kobay olarak kullanılabileceğini söyler. Çünkü bu bireyler de hayvanlar gibi belli zihinsel yetilerden mahrumdur, dolayısıyla onları hayvanlardan üstün görmenin rasyonel bir gerekçesi yoktur.[37]

 

Dawkins’in bu konudaki çelişkisi çok açık. Eğer bir görüşü eleştirip karşı çıkıyorsa, ancak o görüşü normal hayatında hiçbir şey olmamış gibi devam ettiriyorsa bu bir sorundur. Madem dinler kötü ve yeni ateizm, teizmden gelen her şeyi reddediyor, o zaman Dawkins, Celal Şengör gibi kişiler normal hayatlarında neden insanların değerli olduğu konusunu reddetmiyor? Dawkins’in de yaptığı kafasına göre Hristiyanlığın bir kısmını atmak, bir kısmını almak dürüst bir durum mudur? Dawkins’in ve diğer popüler yeni ateistlerin böyle şeyler yapmasının nedenini ben söyleyeyim, çünkü insanların değerli olduğunu reddederlerse ortada kaos çıkar, kimse bir diğerine birini öldürdüğü için laf edemez. Herkes dilediği gibi tecavüz eder, hırsızlık yapar, cinayet işler… Yeni ateistlerin görüşlerindeki çelişkiler bunun gibidir(Aşağıdaki maddede buna daha da detaylı bir şekilde değineceğiz). Çoğunluğu aynı bu şekilde A’yı savunup Z’yi gerçekleştirmektedir. Şunu da belirtmek istiyorum, dinlerdeki “İnsan değerlidir”(İnsan ontolojik olarak diğer hayvanlardan üstündür düşüncesi) düşüncesi, diğer hayvanlara işkence yapmanın ve eziyet çektirmenin meşru olduğu anlamına gelmez. Zaten dinlerde hayvanlara eziyet etmenin günah olduğu görüşü vardır. Örneğin, ben de maymunların “uyutulmasını”(Öldürülmesini) desteklemiyorum. Sadece Dawkins’in tutumlarındaki tutarsızlığından bahsediyorum. Diğer hayvanlarla ontolojik olarak aynı isek hiçbir şekilde kötülükten bahsedemeyiz. Dawkins de bunun farkında, ve bu nedenle A deyip(Yeni ateizme göre konuşup) Z’yi yerine getirmektedir(Dinin dediğini yerine getirmektedir). Ve birçok yeni ateist de dine “kötü” diye saldırdığı için, yeni ateistler bu durumun farkına varırsa aslında kendilerinin düşük noktası olduğunu ve hiçbir şeye “kötü” diyemeyeceklerini, hatta insan hakları gibi bir şeyi kabul edemeyeceklerini ve cinayetleri, tecavüzleri, hırsızlıkları cezalandıramayacaklarını göreceklerdir. Evrimsel açıdan doğalcı bir yorum yapılırsa(Ki bu yeni ateistlerin tercih ettiği yorumdur) herhangi bir tecavüzcüye, hırsıza, katile ceza verilemez.

 

3. “Evrime inanan bilim insanları ateisttir.”

Darwin’in J. Brodie Innes’e mektubu, 27 Kasım 1878.[24]

Saçmalık! En başta da söylemiştik, evrim fikri canlıların nasıl başladığını ve geliştiğini aktarır. Varlığın nasıl var olduğunu aktarmaz! Bu durumda “Evrim Tanrı olmadan olmuştur” veya “Evrim Tanrı ile olmuştur” demek felsefi bir düşüncedir, tartışılır. Ancak bir pakete koymak ve buna “Evrim ateist düşüncedir.” demek, “yeni ateistler” gibi propaganda yapmak demektir. Kaldı ki evrime inanlar ateist olsa da bu, evrimle Kur’an’ın çeliştiğini veya Tanrı’nın olmadığını göstermez. Bilim adamları düzgün felsefe yapamıyor olabilirler ve Kur’an’ı bilmiyor olabilirler. Unutmayın! Bilimin temeli de felsefedir ve Tanrı gibi fikirler de felsefedir. Şu anki birçok bilim adamı çelişkili felsefelerle Tanrı’yı reddediyor. Buna dair, Yeni Ateizme Eleştiri adlı yazımızı okuyabilirsiniz. Prof. John Lennox da bilimsel yasalardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmeyi saçma bulur. Çünkü bilim, kendi alanı gereği Tanrı’nın varlığı ve yokluğuyla ilgili değildir ve hiçbir bilimsel bulgu Tanrı’yı reddedemez, O’nun varlığını da kanıtlayamaz. Ancak o bilimsel bulguların felsefi incelemesi Tanrı’nın varlığına ve yokluğuna dair bir şey ifade eder. Prof. John Lennox, bilim ve Tanrı arasında seçim yapmamızı söyleyenleri, “Jetlerin varlığı fizik yasalarına mı yoksa jet motorunun mucidi Frank Whittle’a mı bağlı?” şeklinde bir soru soran insana benzetir.[48] evime inanarak Tanrı’yı reddetmek saçmadır. Çünkü hiçbir bilimsel bulgu -üstte de dediğimiz gibi- bilimin alanı gereği Tanrı’nın varlığı veya yokluğu konusunda söz sahibi olamaz.

 

Kaldı ki bilim adamlarının çoğu söylendiği gibi de ateist değildir. Önemli bir kısmı teisttir, bu konu hakkında yazımızı buradan okuyarak buna dair kanıtları görebilirsiniz. İslamla evrim zaten çelişmez. Peki evrime inan bilim insanları ateist midir. Birkaç örnek vermek gerekirse; Fatimah Jackson, Rana Dajani, Ehab Ebouheif  gibi evrim biyoloğu olan kişiler Müslümandır. Hatta Fatimah Jackson dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde evrimsel biyoloji üstüne çalışmalar yürütmektedir. Örneğin, Kenneth R. Miller, Joan Roughgarden gibi kişiler de hem Hristiyan hem de evrim biyoloğudur.(Özellikle biyologlardan örnek verdik çünkü evrim hakkındaki bilgisi önemlidir. Yoksa, fizikçi olup evrime inanan, filozof olup da erime inanan birçok kişi de vardır). Dawkins tarafından Darwin’in en önemli halefi olarak anılan Ronald Aylmer Fisher, evrim ve Tanrı fikrinin çelişmediği savunmuş birisidir.[28] Hatta Theodosius Dobzhansky[29], Francisco Ayala[30], Simon Morris[31] gibi evrim teorisine çok büyük katkıda bulunmuş isimler de evrimin Tanrı fikri ile çelişmediği savunan ve bunu dile getiren kişilerdir. Charles Kingsley ve daha sonra İngiltere’nin en önemli iki din adamlarından biri(Canterbury başpiskoposu) olacak olan Frederick Temple, Darwin’in teorisini dinen sakıncalı bulmadığı gibi dinle uyumuna da vurgu yapmıştır.[49] Darwin’in en yakın dostlarından birisi olan ve Darwin’in okul yıllarında çokça konuştuğu botanikçi Asa Gray de Darwin’in teorisinde dinen bir sakınca görmemiş ve teorinin insanlar arasında yayılması için Darwin’e destek olmuştur.[50] Hatta Asa Gray, evrim bulgusunun kötülük problemini çözdüğünü savunmuştur. Darwin ile eş zamanlı olarak evrim teorisini ortaya atmış olan Russel Wallace da dine ve Tanrı’ya inanmayı bırakmamıştır.[8] Darwin, evrimin en önemli kitaplarından birisi olan ve kendisinin “Evrimin Babası” olarak anılmasına sebep olan Türlerin Kökeni kitabını yayınladığında bir teistti. Ve, Türlerin Kökeni kitabının birçok sayfasında Tanrı’nın evrim ile yarattığına atıf olduğu görebilirsiniz. En son sayfalarında da Adem’e “nefs” üflenmesi hakkında bir yorum yapar ve evrimde insanların gelişimine dikkat çeker.[4] Darwin, Evrim Ağacı adlı “bilim” sayfasının da slogan olarak kullandığı “Bu yaşam görüşünde ihtişam var” ifadesini Tanrı’nın evrimle yarattığını söyleyerek kullanmıştır. Zaten Darwin de evrim fikri nedeniyle dini ve Tanrı algısını reddetmemiştir. Desmond ve Moore’un ünlü Darwin biyografisinde Darwin’in Tanrı’dan uzaklaşmasının nedeninin daha çok psikolojik nedenler olduğuna dikkat çekilmiştir.[3] Darwin yaşadığı şeylerden dolayı -psikolojik sebeplerden dolayı- Tanrı’dan uzaklaşmıştır ve bazı felsefi düşüncelerin beraberinde de Tanrı’nın bilinemez olduğuna karar vermiştir. Bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını, “O dönemde evrim insanlar tarafından kötü karşılanırdı. Darwin de bir taktik yaparak Tanrı’ya atıf yaptı ve bağnaz sınıfın kabul etmesini kolaylaştırdı.” şeklinde yorumlamaktadır, fakat bu hiçbir tarihsel gerçeklik içermemektedir. Zira, Darwin otobiyografisinde o dönemlerde bir teist olduğuna ve Tanrı’nın evrimi yarattığını düşündüğüne inandığını söylemektedir, yani bu tür bir iddia zaten Darwin tarafından yalanlanmaktadır.[2] Bilimsel bulgu bularak Tanrı’nın var-yok görülemeyeceğine değinmiştik. Astrofizikçi Paul Davies, “Bilimsel bir bulgu buldum, artık Tanrı’ya ihtiyacım yok” diyen kişileri şöyle diyerek eleştirir -üstte de bundan bahsetmiştik-:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[32]

 

Dünya’nın en iyi biyologlarından bir tanesi olan Francisco Ayala da evrimi ateizmin bir argümanıymış gibi gösterdiği için(Yani bilimin söz sahibi olmadığı bir konuya bilimi direkt olarak soktuğu için) Richard Dawkins’i sertçe eleştirmektedir.[26] Evrim ateizmin bir argümanı değildir. Evrim, zaten ilk olarak dine inanan insanlar tarafından ortaya sunulmuş bir bilimsel gerçektir. Kaldı ki ilk olarak inanan veya inanmayan bir insan tarafından sunulması da hiçbir şeyi değiştirmez. Bunu özellikle vurguladım çünkü yeni ateistler evrim fikrinin Tanrı görüşünü yıktığını savunmaktalar. Şu çok önemli bir şey ki yeni ateistler bilime ve bilimsel düşünceye zarar veriyorlar. Çünkü “Felsefe öldü” deyip bilimin de başlangıcı olan ve bilimin metodlarını belirleyen şeyi yok etmeye çalışıyorlar. Ve bilimi ilgili olmadığı alanlara sokup bilimi istismar ediyorlar. Bu konuda Michael Ruse’tan tutun da Frans De Waal gibi ateistlere kadar, Vilenkin gibi teistlerden tutun da George Ellis’e kadar birçok kişi yeni ateistleri eleştirmekte ve bunların bilime zarar verdiğini söylemektedir. Hatta evrim fikrinin yorumu konusunda yeni ateistler bilimle ve akılla çelişmektedir. Yeni ateistlerin evrim fikrinde sorunlar ve çelişkiler vardır. Bu çelişkilerden bahsettiğimiz ve yeni ateist iddialara cevap verdiğimiz yazımızı buradan okuyabilirsiniz.

 

Birçok teistin evrime karşı çıkması hem bilimi hem de teolojiyi araştırmamalarından ortaya çıkıyor. Kendi ideolojilerini Kur’an’a yükleyen hocalar nedeniyle evrime karşı çıkıyorlar. Ve daha da önemlisi, Celal Şengör gibi, Dawkins gibi, Hitchens gibi dogmatik ve saldırgan olan ateistlerin bilimi istismar etmesinden kaynaklanan bir bilim karşıtlığı oluyor. Dawkins gibilerine göre evrimin Tanrı’dan  olduğunu kabul eden cahil, aptal, deli veya kötü bir insandır.[40] Bu nedenle, dogmatik yeni ateistler evrimin Tanrı’dan olduğuna vurgu yapılabileceğini söyleyen Michael Ruse gibi ateistlere de karşı çıkmaktadır. Roy Abraham Varghese, kendilerini toleransın ve açık fikrin temsilcisi olarak sunan yeni ateistlerin açık fikir konusundaki tutarsızlıklarını eleştirir.[41] Dawkins, Celal Şengör evrimi bilimsel açıdan değil, kendi ideolojileri açısından kabul ediyor ve evrimi sözde bilimsel olarak anlatırken bilimle çelişen ve bilimin değil felsefenin bir görüşü olan doğalcılık(Natüralizm) ile evrimi anlatıyorlar. Bu yorumun çelişkilerini Yeni Ateizme Eleştiri adlı yazımızda görebilirsiniz. Hadi bir anlığına çelişkili olmadığını düşünelim, yine de evrimi doğalcılık ile anlatmak bilimsel bir anlatım değil, ideolojik bir anlatımdır. Çünkü bilime göre evrim, sadece canlıların nasıl var olduğunu(Var olan maddelerden) ve nasıl geliştiğini açıklar. Bilimsel anlamda evrim, ne Tanrı tarafından yapılmıştır ne de Tanrı tarafından yapılmamıştır 🙂 çünkü evrim fikri bilimsel açıdan bu konuyla ilgisizdir, bu konu felsefenin alanıdır. Evrim felsefi anlamda Tanrı tarafından yapılmış olabilir yapılmamış da olabilir, bunun felsefi açıdan ve teolojik açıdan tartışılması gerekir. Fakat bilimi istismar eden ve ilgili olmadığı alanlara sokan Şengör ile Dawkins -ki diğer bütün popüler yeni ateistler de bunu yapıyor- insanları kandırıyor ve bazılarını sahte bir şekilde bilime aşık ederken, bazılarını da yaptıkları ideoloji çarpıtmasından dolayı bilimden soğutuyorlar. Bu çok büyük bir kötülüktür ve aşılması gerekmektedir. Çünkü bilime aşık olduğunu söyleyen birçok insan daha bilimin ne olduğunu bile bilmemekte ve çelişkiye düşmekteyken, bilimden soğuyan kişiler de kendi dinleri açısından çelişkiye düşmektedir(Çünkü Kur’an’da doğayı araştırmaya dair yüzlerce atıf vardır. Biruni’nin,[42] İbni Heysem’in,[43] Maturidi’nin[44] dediği gibi, Müslümanlar için evreni incelemek bir sorumluluktur). Yeni ateistler ne yazık ki kendi ideolojilerini ne olursa olsun savunmak için(Bu dogmatikliktir) bilimi istismar etmekte, bilimle çelişmekte, kendileriyle çelişmekte ve felsefi anlamda safsatalara düşmektedirler.

 

4. “Siz de ayetleri büküyorsunuz.”

Ayeti neden bükelim ki? Bu çok mantıksızdır. Eğer cennet-cehennemden korktuğumuz için yapıyorsak, Kur’an zaten Ankebut Suresi 2. ayette bu nedenlerle Müslüman olanların yargılanacağını söylemektedir. Eğer Kur’an’da evrimle çelişme olsa emin olun Kur’an’a inanmayı bırakacak ilk kişilerden bir tanesi ben olurdum. Kaldı ki bu yazıda da geçmişten bizlerin söylediği gibi düşünen kişileri de verdik. İbni Miskiveyh, Farabi, el-Cahiz, İhvan el-Safa Topluluğu, Kınalızade Ali Efendi gibi birçok insan da bizlerin düşündüğü gibi düşünmekteydi. Ve daha o zamanlar evrim kesin kabul edilmiyordu bile. Hatta bu insanlar evrim fikrini sistematik bir şekilde ortaya atan ilk insanlardır. Bu yazının ilk maddesinde de verdiğimiz gibi, Draper da bunun hakkında konuşmuştur. Yani bizler bu insanların evrimden bahsettiğini de uydurmamaktayız. Şöyle bir hata var ki, eski dönemlerde insanlar kendilerinden eskilerin doğruyu söyleyeceğine inanıyordu, bugünün insanları da şimdinin doğruyu söylediğine inanıyorlar. İkisi de hatalıdır! Hangi tarihte söylenmiş olursa olsun doğru doğrudur. İsterse 900 senesinde söylensin, isterse 2017 senesinde, yine de doğru doğrudur! Biz ayetleri bükmüyoruz. Ayetler zaten bu yorumlara elverişli ve hatta birçoğu kez ayetler dil bilimsel ve birbiriyle uyumu bakımından bizim dediğimize daha elverişli oluyor.

 

Biz ayetleri bükmüyoruz, tekrar tekrar söylüyorum, bükmüyoruz! Bugün bir çok “yeni ateist” akımındaki insan, kendi görüşlerine insan çekmek için bu yalanı ortaya atıyor. Fakat unutmayın, kanıtlara boyun eğmelisiniz. Kur’an’ın Sad Suresi 29. ayetinde dediği gibi temiz akılla düşünmelisiniz. Bizler neden öyle yorumladığımıza, meal ettiğimize dair dil bilimsel olarak ve diğer ayetlerden de örnekler veriyoruz. Peki, sizin savunduğunuz(Yani evrimle çelişen, akla-mantığa dayanmayan) meallerin öyle yorumlanmasına dair kanıt nerededir? Yok! Sadece çeliştiğini söylüyorsunuz ama çeliştiğine dair tek kanıtınız bugünkü bazı teologların çeliştiğini söylemesi. Bakın, sizler için böyle detaylı bir anlatım yaptık. Hadi kanıtınızı getirin eğer çelişiyor diyorsanız(Neml Suresi 64. ayete itafen). Sizlerin “Kur’an ile evrim çelişiyor” diyen teologlardan getirdiğiniz kanıtlar zaten Kur’an ile evrimin çeliştiğini göstermez. Ve illa ki kişiler üzerinden yorum yapmayı istiyorsanız, bu yazıda da bahsettiğimiz üzere, evrim fikrini sistematik bir şekilde ele alan ilk kişiler dahi Müslümandır(Thales gibi kişiler evrimden bahsetse de sistematik bir biçimde değerlendirmemişlerdir. Tabii ki ben burada Darwin Müslümanlardan çaldı falan demiyorum da. Darwin onlarca sene bunun üstünde uğraşmış ve kendinden öncekilere göre çok daha tutarlı ve gözleme dayalı bir şekilde bu konudan bahsetmiştir).

 

Ayetleri değerlendirme konusunda çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. “X ayeti bilimle çelişmektedir.” tarzındaki söylemler genellikle tutarlı ve düzgün değildir. Eğer bir ayetin dil bilimsel olarak tüm yorumları bilimle çelişiyorsa o zaman gerçekten de Kur’an Allah sözü olamaz. Ancak, X ayetinin dil bilimsel olarak 3 tane yorumu-anlamı olabilir diyelim. Bunlara A Yorumu, B Yorumu, C Yorumu adlarını verelim. A Yorumu genel kabul gören bir yorum olsun. Fakat dil bilimsel açıdan B ile C Yorumu da tutarlıdır. Bilimsel araştırmalarımızın sonucunda A Yorumu ile C Yorumu’nun bilimle çeliştiğini bulduk. Tarihte pek savunucusu olmamışsa da hala B Yorumu duruyor ve dil bilimsel açıdan tutarlı olduğu gibi bilimle de çelişmiyor. Neden bu ayet B Yorumu’nu kastetmiş olmasın? Burada, “Neden A Yorumu’nu kastetmiş olmasın.” gibi bir itiraz gelebilir. Fakat bu tip argümanları yargılarken, karşı tarafı her açıdan saf dışı bırakacak bir görüşü öne sürüp o şekilde argümanı yermeye çalışmanız gerekir. Aksi halde felsefi anlamda, karşı tarafın görüşünü yıkacak bir argüman ortaya sunmamışsınız demektir(Argümanınız tutarlı olsa bile). Dolayısıyla sizin, A, B, C Yorumlarının hepsini yermeniz ve hatasını ortaya çıkarmanız gerekir. Eğer ayetin bağlamı açısından tutarlı olan bir tane bile yorum duruyorsa o halde o ayete itiraz edemezsiniz. Ne yazık ki forumlarda Kur’an’ın bilimle çeliştiğini göstermeye çalışan argümanları sunan kişilerin çoğu üstte söylediğimiz felsefi prensibi umursamamaktadır. Gençler de felsefeyi pek bilmedikleri için ve teolojik incelemelere bakmadığı için, “Evet, gerçekten de çelişiyor” diye direkt kanıya varmaktadır. He, üstte söylediğimiz prensip “O mecaz ya.” gibi şeyler söylemeyi doğurmaz. Dil bilimsel açıdan tutarlı olması her şeye mecaz deme özgürlüğünü vermez. Mecaz olan ifadeler ve mecaz olmaması daha rasyonel olan ifadeler vardır. Mecaz olmaması daha rasyonel olan bir ifade geçiyorsa ve kişi buna “Mecaz” diyorsa düzgün bir şekilde nedenini göstermelidir, aksi halde mecaz olmaması daha rasyoneldir ve mecaz değil olarak kabul edilir. Ayetleri değerlendirirken bu metotlara dikkat etmelisiniz. Bu metotlar sonucunda bilimle çeliştiğini gösterebileceğiniz bir ayet varsa buyurun gösterin, üstüne konuşalım.

 

Bizler, birçok teolojik ve felsefi nedenden ötürü Kur’an’ın gerçekliğine inanıyoruz. Bu sitede de amacımız bunları göstermek. Yeni Ateizme Eleştiri yazımızın “Yeni Ateizmin Temelindeki Çelişkileri” kısmında bu felsefi nedenlerden birkaçını görebilirsiniz. Çoğu ateistin benimsediği doğalcı(Natüralist) yorum birçok çelişki ortaya çıkarır, örneğin bilimle dahi çelişir. Natüralizmin bilimle çelişmesi konusunda da bir astrofizikçi olan Paul Davies şöyle der:

Bilim evrendeki her şeyin akıl ve mantık çerçevesinde işlediğini öngören bir varsayım üzerinde temellenir. Ateistlere göre doğanın kanunlarının herhangi bir gerekçesi yoktur ve evren tamamen anlamsız bir dizi rastlantı üzerine bina edilmiştir. Bir bilim adamı olarak bu düşünceyi kabul etmem mümkün değil. Evrenin doğasını ve işleyişini belirleyen, her şeyin kökeninde yer alan ve hiç değişmeyen bir varlık olmalıdır.[19]

 

Paul Davies’in de dediği gibi… Eğer birisi bilim yapıyorsa ve teist değilse, bilim yapmanın bir temelini atamaz. Bilim mantıksızdır çünkü bizler çarpık ve rastgele olan bir yapının ürünüyüz. Bu durumda beynimize güvenemeyiz ve yeni ateistlerin dediği gibi sadece duyusal kanıtlara inanacaksak bilimin kanıtı da olamaz, bilimin bilimsel olduğunu düşünmek de bir felsefedir çünkü! Bunlar gibi birçok konuyu ortaya döken Yeni Ateizme Eleştiri yazımızı okumanızı öneririm. O yüzden, bilim adamları inançsız da olsa, teizmin temelini alarak bilim yaparlar! Einstein da bilim adamlarının kötü felsefe yaptığından yakınıyordu.[20] Gayet haklı da… Bugün özellikle bunu görüyoruz. Özellikle “yeni ateistler”, natüralistik bir yorumla evrene bakarken ve dinlerin reddederken aslında dinlerin verdiği temelle bilim yapıyorlar ve ahlaktan bahsediyorlar(Bahsedenleri). İşte, kötü felsefe yapmanın sonucu bu. Yazımı bitirirken, “yeni ateistlerin” felsefeden ne kadar aciz olduklarını aktaran, Oxford’da matematik profesörü ve matematik felsefecisi olan John C. Lennox’ın Aramızda Kalsın Tanrı Var kitabını okumanızı öneriyorum. Ve, kendisi de ateist olan Michael Ruse’un “yeni ateizm” hakkında dedikleri:

Yeni ateistlerin felsefi ve teolojik iddialarına cevap verdiğimiz ve bu alanda en büyük yazı olan yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Yeni ateistlerin bilimle çeliştikleri noktaları ve felsefi olarak mantıksızlık yaptıkları gördükçe muhtemelen çok şaşıracaksınız. Çünkü bu kişiler kendilerini “sorgulayan” olarak tanımlıyor.

Ruse’un bunu demesinin nedenlerinden biri de, “yeni ateistlerin” bilim yaparken teistik görüşün temelini alması ve felsefeyle çelişen, mantığa dayanmayan görüşler benimseyip, saldırgan durumlar sergilemesidir. Natüralist/ateist birisi bilim yapıyorsa diyebileceği en büyük şey düşüncesi gereği; canım istiyor o yüzden yapıyorumdan öteye gidemez. Kaldı ki bu da çelişkili olur, çünkü bilim yapıyor da, bilim bilimsel mi sorusuna yine cevap veremiyorlar ve “Bence öyledir.” düşüncesiyle, kişisel görüşe giriyorlar…

 

Yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim, sorularınız varsa aşağıya(Yorum kısmına) yazabilirsiniz. Ve “X olayı Kur’an ile çelişir” demenin kanıtı bir kişinin “X olayı Kur’an ile çelişir” demesi değildir. Bakın burada izah ettik evrim ile Kur’an’ın çelişmediğini. Eğer bir itirazınız varsa dil bilimsel ve diğer ayetlerle uyum açısından itiraz edebilirsiniz. Ama falanca kişi başka bir şey diyor demek bir eleştiri değildir, boş bir söylemdir, bir bilen safsatasıdır.

 

Kaynaklar

[1] https://www.darwinproject.ac.uk/letter/DCP-LETT-12041.xml

[2] Francis Darwin(der.), The Life and Letters of Charles Darwin: Including an Autobiographical Chapter, I. Cilt(Londra: John Murray, 1887), s. 312-313.

[3] Adrian Desmond ve James Moore, Darwin: The Life of a Tormented Evolutionist(New York: Norton, 1991), s. 387.

[4] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), s. 490.

[5] Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 01, s. 358.

[6] er-Râzi, Mefâtihu’l-Ğayb, XV. 71

[7] Alvin Plantinga, Where the Conflict Really Lies: Science, Religion and Naturalism(Oxford: Oxford University Press, 2011), s. 8-12.

[8] Ross A. Slotten, The Heretic in Darwin’s Court: The Life of Alfred Russel Wallace(New York: Columbia University Press, 2004), s. 4.

[9] Lane’s Lexicon, 8. Cilt, N-F-S kökü, ss. 80-83.

[10] Hans Wehr, N-F-S kökü, Sayfa 1155

[11] http://kurandaceliskiolmaz.com/kurana-gore-kimlerle-evlenmek-yasaktir-2

[12] https://www.youtube.com/watch?v=wS2wN_JNZVs

[13] http://www.mumsema.org/ne-nedir/190864-cennet-kelimesinin-anlami-nedir.html

[14] Taberi, I, 263; Beyzavi, I, 27

[15] http://www.ucmp.berkeley.edu/history/chambers.html

[16] https://youtu.be/Zzmtrf28PlI?t=6m6s

[17] https://www.youtube.com/watch?v=AhlU0cobvz8

[18] https://ar-ar.facebook.com/notes/allaha-inan%C4%B1yorum/laboratuarda-allahi-hissettim/10150093829567016

[19] Paul Davies, ‘What happened before the Big Bang’, ed: Russell Stannard, God for the 21st

[20] http://blog.milliyet.com.tr/einstein-ve-din–2-/Blog/?BlogNo=325561

[21] http://www.templeofearth.com/books/historyoftheconflictbetween%20religion%20and%20science.pdf

[22] https://archive.org/details/hadhakitabalhaya567jahi

[23] http://www.islamicmanuscripts.info/reference/articles/Hadith-Dar-33-2011/Hadith-33-Colombo-2011-Jahiz.pdf

[24] https://www.darwinproject.ac.uk/letter/DCP-LETT-12041.xml

[25] https://archive.org/details/THEMUQADDIMAHVOLUME1

[26] http://www.truefreethinker.com/articles/francisco-ayala-%E2%80%9Cam-i-monkey%E2%80%9D-religion-evolution-and-richard-dawkins

[27] https://www.etimolojiturkce.com/kelime/cennet

[28] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Ronald_Fisher

[29] http://biologie-lernprogramme.de/daten/programme/js/homologer/daten/lit/Dobzhansky.pdf

[30] http://www.nytimes.com/2008/04/29/science/29prof.html

[31] https://whyevolutionistrue.wordpress.com/2012/09/10/paleobiologist-simon-conway-morris-gives-evidence-for-god-from-evolution

[32] Paul Davies, The Origin Of Life(London: Penguin Books, 2003), s. 28.

[33] http://www.birgun.net/haber-detay/prof-celal-sengor-diski-yedirmek-iskence-degil-95775.html

[34] Richard Dawkins, Kör Saatçi(Tübitak Yayınları, 2013), s. 335.

[35] Richard Dawkins, Kör Saatçi(Tübitak Yayınları, 2013), s. 145.

[36] http://www.patheos.com/blogs/danthropology/2014/12/richard-dawkins-we-need-an-anti-darwinian-society

[37] Peter Singer, Practical Ethics(Cambridge: Cambridge University Press, 2011), s. 51-52.

[38] Hakan Ertin ve Rainer Brömer, “Biology”, Ibrahim Kalin(der.), The Oxford Encyclopedia of Philosophy, Science, and Theology in Islam, I. Cilt(Oxford: Oxford University Press, 2014), s. 100.

[39] Dag Nikolaus Hasse, Avicenna’s Giver of Forms in Latin Philosophy, Especially in the Works of Albertus Magnus, Dag Nikolaus Hasse ve Amos Bertolacci(der.), The Arabic, Hebrew and Latin Reception of Avicenna’s Metaphysics içinde(Berlin: De Gruyter, 2012), s. 237.

[40] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), s. 46.

[41] Antony Flew, There is a God: Hot the World’s Most Notorious Atheist Changed His Mind(New York Harper One, 2007), ss. 134-151.

[42] Mehdi Golshani, The Holy Qur’an and the Sciences of Nature(Gobal Scholary Publications, New York, 2003), s. 54.

[43] Caner Taslaman ve Enis Doko, Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası(İstanbul: İstanbul Yayınları, 2017), s. 68.

[44] http://www.hasanonat.net/index.php/107-yeni-bir-islam-medeniyeti-icin-maturidi-ve-maturidiligin-oenemi

[45] John W. Livingston, Muhammad Abduh on Science, Muslim World, 3, 4, 1995, ss. 216-220.

[46] İsmail Fenni, Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali (İstanbul: Orhaniye Matbaası, 1928), s. 110-111.

[47] http://www.evrimagaci.org/makale/566

[48] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), s. 32-33.

[49] John Hedley Brooke, “That Modern Science Has Secularized Western Culture”, Galileo Goes to Jail and Other Myths About Science and Religion içinde, s. 227.

[50] David N. Livingstone, Darwin’s Forgotten Defenders: The Encounter between Evangelical Theology and Evoulitonary Thought(Grand Rapids, MI: W. B. Eerdmans, 1987), ss. 62-64.

Yazdığımız tüm mealleri Kuran Meali adlı siteden aldık. Bu sitede her ayet için 41 farklı meali ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz. O sitede olmadığı halde Mustafa Öztürk’ün de mealinden yararlandık. Ayrıca, içeriğin bir kısmını Ateistlere Cevap adlı sayfadan aldık, kendilerine de teşekkür ederiz. Kendilerinin de evrime ve İslam hakkında yaptığı videoyu buradan izleyebilirsiniz.

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

10 Responses

  1. alper dedi ki:

    Burada insanların ana babası geçiyor.
    “Şeytan vücudunun örtülü olan yerlerini açtırmak için onlara şöyle vesvese verdi: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması sadece hükümdar (saltanat sahibi) olmanızı ya da ölümsüzleşmenizi engellemek içindir. ”Onlara yemin etti: “Ben ikinizin de iyiliğini istiyorum.” dedi. Böylece onları kandırıp değerlerini düşürdü. İkisi de o ağaçtan tadınca kendilerine edep yerleri gözüktü. Bahçedeki yaprakları üst üste koyup örtünmeye başladılar. (Araf 7/20-22)
    “Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek ve sizi süsleyecek elbise verdik. Takva (korunma) elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetleridir, belki düşünürler.
    “Ey Âdemoğulları! Şeytan ana-babanızı yaktığı gibi sakın sizi de yakmasın. Çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini sıyırmış ve onları o bahçeden çıkarmıştı. O ve onun gibiler, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz Şeytanları inanmayanların dostları yaptık.” (Araf 7/22-27)

    Bu ifade ile;
    Bilirsiniz ki “adem” kelimesi insan anlamına da gelir.[5] Gördüğünüz üzere ayette iki kere “siz” zamirini kullanmaktadır. Bu durumda ayetin en başı kesinlikle tüm insanları kast etmektedir. Peki ayetin devamında geçen “adem” kelimesi neden kişi olan Adem peygamberi işaret etsin ki? Tüm insanları kastediyor olması daha mantıklı ve ayetin kelimeleri kullanım tarzı olarak daha uygun değil midir? Eğer kişi olan Adem’i kastetseydi, “Adem’i yarattık, sonra Adem’i biçimlendirdik” diyebilirdi. Ayetin bu mealinde de evrimle çelişen bir taraf yokken, aslında bu meal de yanlıştır ve doğrusu şu olmalıdır:

    Araf Suresi 11. ayet – Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere “İnsanlara secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

    (Yani burada kişi olan Adem peygambere değil, tüm insanlara secde ediyorlar. Daha doğrusu Allah’ın emrini yerine getiriyorlar. Hem kişi olan Adem’e neden secde etsinler ki, Adem’in bizden bir üstün tarafı da yoktur, Adem ilah(Tanrı) da değildir. Burayı kişi olarak Adem diye çevirenler hata yapmaktadır!)

    “Ayeti büküyor” diyenler için son maddede cevabımızı verdik zaten. Ve evrim konusunda kesin bir bilgiye sahibi olunmayan zamanlarda da Kadı Beydavi[6] bu ayeti “Adem’e secde edin” olarak değil, “İnsanlara secde edin” olarak yorumlamıştır. Yani bu ayeti bizler, Kur’an’ın evrimle çelişmediğini göstermek için bükmüyoruz. Zaten mantıksal olarak ayet bu yoruma daha uygundur.(Bu ayeti böyle yorumlayan sadece Beydavi değildir, araştırarak birçok kişiyi de bulabilirsiniz. Beydavi’yi örnek verdik çünkü özellikle Beydavi Kur’an hakkında çok bilgili olarak görülmektedir. Mesela Elmalılı’nın da bunu tüm insanlar olarak yorumladığını görebilirsiniz.[7])

    Bu ifade;
    Kaldı ki Ali İmran Suresi 33. ayette şöyle der:

    Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni seçerek âlemlere üstün kılmıştır;

    Peki, eğer Adem yaratılışta tek kişi ise ve sonra da ondan eşi meydana getirilmiş ise, Adem nasıl seçilsin? Seçilme iki ve daha fazlası arasında olan bir olaydır. Eğer Adem tekse nasıl seçilmiştir? “Adem tekti, ondan Havva meydana geldi. Sonra çocukları ensest çoğaldı.” diyenlerin büyük bir hatası yine buradadır. Diğer bir hatası, Kur’an’da ensest ilişki yasaklanmıştır fakat nasıl olur da bir peygamber ensest ile çoğalır?[11]
    Çelişiyor.

    • Furkan dedi ki:

      Merhaba Alper Bey yorumunuz için teşekkür ederim, kaçırdığım güzel bir noktaya değinmişsiniz. Arap lisanıyla ilgili bir konu bu durum. Şöyle ki, Arapça’da iki gruptan bahsedilirken, gruplar birden fazla üyeden oluşuyor olsalar da ikil kalıp kullanılabilir. Mesela, “Yeri, gökleri ve ikisinin arasındakileri…” kalıbında bu şekilde bir kullanım vardır. Cennetten(Yazıda bahsettiğimiz anlamda, Dünya’daki bir bahçeden) çıkanların en az 3 kişi olduğu şuradaki çoğul ifadelerden de anlaşılabilir:
      Bakara Suresi 31. ayet – Ve Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”
      Bakara Suresi 38. ayet“Hepiniz oradan aşağı inin” dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiç bir korku yoktur. Onlar kederle de yüz yüze gelmeyeceklerdir.
      A’raf Suresi 24. ayet – Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.” (Taha Suresi 123. ayete de bakılabilir)

      Sonuç olarak anlayacağını üzere, attığınız ayetlerle bizim dediğimiz şeyin hiçbir çelişkisi bulunmamaktadır.

  2. cengiz dedi ki:

    kuranda Ademin ve eşinin insanların ana ve babası olduğu söyleniyor (malesef ayet numarasını hatırlamıyorum)),hadislrede de böyle. bu evrimle çelişmiyor mu? Adem tüm insanlığın babasıysa, onun ilk insan olması gerekir,bu da evrim fikriyle çelişir?

    • Furkan dedi ki:

      Cengiz Bey, Alper adlı bir arkadaş bu soruyu sormuştu ve ceplamıştık(Hemen üst kısımda bulunuyor). Üstteki yorumda malum cevabımıza bakabilirsiniz fakat ben tekrar burada da aktaracağım. Bizler zaten hadislerin dinin bir kaynağı olduğunu savunmuyoruz. Dediğiniz gibi bir söylem Kur’an’da mevcut(Araf Suresi 22. ayette). Arap lisanıyla ilgili bir konu bu durum. Şöyle ki, Arapça’da iki gruptan bahsedilirken, gruplar birden fazla üyeden oluşuyor olsalar da ikil kalıp kullanılabilir. Mesela, “Yeri, gökleri ve ikisinin arasındakileri…” kalıbında bu şekilde bir kullanım vardır. Cennetten(Yazıda bahsettiğimiz anlamda, Dünya’daki bir bahçeden) çıkanların en az 3 kişi olduğu şuradaki çoğul ifadelerden de anlaşılabilir:
      Bakara Suresi 31. ayet – Ve Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”
      Bakara Suresi 38. ayet“Hepiniz oradan aşağı inin” dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiç bir korku yoktur. Onlar kederle de yüz yüze gelmeyeceklerdir.
      A’raf Suresi 24. ayet – Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.” (Taha Suresi 123. ayete de bakılabilir)

      Sonuç olarak, Kur’an ile evrim arasında bir çelişki bulunmamaktadır.

      • cengiz dedi ki:

        ben bundan bahsetmedim. başka şeyler de ekleyerek bir yorum yazayım.

        -dediğim ayette Adem ve eşinden bahsettikten sonra,insanlara hitaben anneniz ve babanız deniyor ayette,açık bir şekilde.
        -Kuranda Allah Ademi iki eliyle yarattı deniyor yani özel bir şekilde yarattığı ona isimleri öğrettiği meleklerin secde ettiği vs. anlatılıyor ,burada özel bir yaratılış olduğu belli.buna evrimle oluştu demek zorlama gibi duruyor. (elmalılı hakkında senin yazdığınla çalışan bir kaynak buldum: “”Meleklerin secde etmesi, Hz. Âdem (as)’e bir tekrim olmakla beraber, bizzat Allah’a bir ibadettir. Bu secde ile melekler Allah’ın hükümlerinin icrası noktasından Hz. Âdem (as)’e onun yeryüzüne halife olması mertebesiyle uygun bir şekilde hizmet ve yardıma memur kılınmış ve bir ahde bağlanmıştır. O hâlde melekler Âdem (as)’e bizzat hizmetkâr değil, fakat onun halifelik yönü için hizmetkâr olacaklardır. Gerçek Mabud Yüce Allah’tır. Hasılı bu secde Âdem (as)’e bir ibadet değildir.”(4)” https://sorularlaislamiyet.com/melekler-hz-ademe-nicin-secde-etmislerdir )
        -senin yaptığın yorumun Adem&Havvaya da işleyeceğini sanmıyorum,”sen ve eşin cennete yerleşin” diyor kuran, başka hiçbir ayette de başka birinden bahsetmiyor,meyveyi yediler hata yaptılar filan deniliyor. nerden çıktı üçüncü kişi? hiçbir işaret yok buna dair.
        -bu cennet yeryüzünde değil demişsin de bir ayette “Şüphesiz senin için cennette ne aç kalma var, ne de çıplak kalma var. Orada ne susayacak, ne de güneş altında kalacaksın.” (Ta Ha, 20/118-119) deniliyor, yeryüzünde acıkma olmayan vs. bir bahçe var mı? gayet açık değil mi? gerçi bunun evrimle tam ne ilgisi onu da anlayamadım
        -nisa1 yorumun da pek mantıklı gelmedi bana.yani o nefs kelimesini öz veya hücre diye alsak bile,sonra ondan eşini yarattı,daha sonra” bunlardan birçok erkekler kadınlar yarattı” deniliyor.ayrı olarak neden eşinden ve insanlardan bahsetisin,neden böyle bir sıralama yapılsın? insanların bu ikisinden geldiğini vurgulamıyor mu ayet ondan eşini ondan insanları derken? mesela kumaştan etek,ondan da elbise yaptım desem bu elbisenin etekten yapıldığını yani dönüştüğünü anlarsın,kimse aynı kumaştan,bağımsız olarak farklı iki şey yaptığımı düşünmez.
        –havva kelimesinin kuranda geçip geçmemesi ne fark eder buna neden takıldın? ademin eşi deniyor bu havva olsa nolur farklı bir isim olsa nolur? evrimle çelişip çelişmemesini etkilemez bu

        Neyse kuranla istediğin kadar oynayabilirsin, fakat senin kabul etmediğin Adem&Havva hakkındaki hadisler aslında yoruma pek yer bırakmıyor,hadislere inanan biri için tabi.Kuranla çelişen hadisleri kabul etmiyorsun da bunları niye kabul etmiyorsun? bilimle çeliştiği için mi 🙂

        • Furkan dedi ki:

          1. Hangi ayet olduğunu söylerseniz sevinirim. Bu konularla ilgili birçok ayet var ve siz hangisinden bahsediyorsunuz… Ayetleri öncesine ve sonrasına göre değerlendirmek ve genel çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Sizin dediğiniz ayet hangisi bileyim ki ona göre cevap vereyim.
          2. Hangi ayet olduğunu söylerseniz sevinirim. Bu konularla ilgili birçok ayet var ve siz hangisinden bahsediyorsunuz… Ayetleri öncesine ve sonrasına göre değerlendirmek ve genel çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Sizin dediğiniz ayet hangisi bileyim ki ona göre cevap vereyim.
          3. Daha önceden cennette farklı kişiler var oluyor olabilir. Cenette zaten insanlar vardır ve Tanrı, Adem ve eşine cennete yerleşmeleri gerektiğini söylüyor olabilir malum ayette. Bunda hiçbir sıkıntı yok. Bu tür bir yorum diğer hiçbir ayetle de, bahsettiğimiz ayetle de çelişki doğurmayacaktır.
          4. “Ne aç kalma var, ne çıplak kalma var” ifadesinden kasıt, aç kalmamalarını sağlayacak ve çıplak kalmamalarını sağlayacak malzemelerin Dünya’da var olması olabilir. Oradan, “Asla aç kalmayacaklar” gibi bir yorum çıkartmak zorunluluğu yoktur. Dolayısıyla bir çelişki içermez.
          5. “Ondan da eşini meydana getirdi” derken zaten bir “öz”den bahsediyor, o “öz” Adem değildir(Hücre olarak anlaşılabilir mesela). Yani şöyle, “öz”den bir varlık yarattı(Erkekler) ve yine aynı “öz”den de(“Ondan da” ifadesi) onların eşini(Kadınlar) meydana getirdi şeklinde de anlaşılabilir ayet(Rum Suresi 21. ayette de insanların iki cinsiyette yaratıldığını vurgu vardır), illa ki “Adem’den eşi oluştu” şeklinde anlamaya gerek yok(O da çıkarılabilir ama tek yorum bu değildir). Kur’an Tevbe Suresi 128. ayette de Hz. Muhammed için “nefs” kelimesini kullanır ve insanlara insan bir peygamber yolladığını(İnsanların kendi nefsinden bir peygamber yolladığını) anlatır. O ayette mesela “Bizim bedenimizden Hz. Muhammed oldu” diye anlamayız, bizim türümüzden olduğunu anlarız. Nitekim Kur’an’da meleklere de melek peygamber gönderilebileiceğini, yani peygamber gönderilecek olan varlıklar hangi tür ise onlara o türden bir peygamber göndereceğini söyler(İsra Suresi 95. ayet).
          6. Havva kelimesinin Kur’an kaynaklı olmadan, Adem-Havva diye aktarılması olayına takıldım. Yoksa dediğiniz gibi, evrim ile çelişmesi konusunda önemi yoktur. Ve insanlar da görsün istedim, “Havva anamız” diye dolaşanlar ve “Adem ile Hava’nın hikayesi çok saçma” diyenlerin aslında konuyu ne kadar da bilmediğini göstermek istedim. Daha hikayenin en temel olan kısmında bile hataları var.

  3. Akın Konca dedi ki:

    Evrim Ağacı adlı Youtube kanalından ilk insan hiçbir zaman varolmadı diye bir konu gördüm bunun açıklaması nedir şimdiden Allah razı olsun bilgilendirirseniz sevinirim

    • Furkan dedi ki:

      Estağfurullah, size yararımız dokunuyorsa ne mutlu bize. “İnsan” dediğimiz şeyin ne olduğu bu konuda önemli. Ben, insanın ne olduğu ve insan diyebileceğimiz varlıkların hangi varlıklar olduğu konusuna girmeyeceğim. Bu iş ilk olarak bilimin, sonrasında felsefenin alanıdır. Ben, iki ihtimalden de bahsedeceğim. Konumuz açısından bakacaksak Kur’an’a göre, yazımızda da söylediğimiz üzere, Hz. Adem ilk insan olarak geçmez hatta farklı kanıtlardan da yola çıkarak ilk insan topluluğu arasında onun olduğunu fakat ilk insan olmadığını çıkarabiliriz(Hz. Adem’i ilk insan olarak da kabul edebiliriz fakat ben bunu tercih etmeyenlerdenim. Onu ilk insan olarak görsek de evrimle İslam çelişmez). İlk insanın olması da olmaması da Kur’an ile çelişmez, ikisi de Kur’an’a uygundur. Hangisinin doğru olduğuna ise bilim karar verir. Sonuç olarak bir çelişkiden bahsedemeyiz.

      • Murathan dedi ki:

        Bilimsel olarak ilk insan diye birşey yoksa bu nasıl ilk insan olan Hz. Adem ile celismez?? (Bu yorumu tercih edersek) . Bunu daha detaylı anlatir mısın? İlk insan çifti Adem&Havva ise ve insanlık onlardan geldiyse ,bu bilimle celismez mi?

        • Furkan dedi ki:

          Zaten dediğim gibi üstte bizim yaptığımız yorumla hiçbir çelişki olmaz ki ben üstteki yorumu daha uygun buluyorum. İlk insanın ne olduğu, hangi özellikleri olunca o varlığa insan diyebileceğimiz tartışmalı bir alan. Bu şekilde bakarsak bir “ilk insan” çıkarılabilir. Evrim Ağacı’nın ilgili videosunu izlemişsen görürsün ki bilimsel anlamda insanlık aşamalı aşamalı var olduğu için “ilk insan” diye bir şeyden söz etmek tam yerinde olmaz – diyorlar. Bu bilimsel olarak doğru. Ama şimdi şöyle düşünürsek, din açısından ilk insan olarak kabul edilebilecek kişinin özellikleri nelerdir? Örneğin dini anlamda yükümlü olan ilk kişiyi Allah belirlemiş ve o da bu nedenle “ilk insan” diye anılıyor olabilir. Farklı farklı görüşler çıkarılabilir buradan, örneğin az önce söylediğim gibi bir görüşte “ilk insan” tabiri bilimsel bir tabir değil, dini anlamda ilk defa yükümlü olanı bildirdiğimiz bir tabirdir(Bilimle çeliştiğini söyleyemeyiz, farklı bir kriterle değerlendirdik çünkü).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir