EVRİM VE İSLAM ÇELİŞİR Mİ? (TÜM DETAYLARIYLA)

image_pdf

Yazıya geçmeden önce olası yanlış anlaşılmalara karşı belirtelim ki bu yazıda evrimin doğru olup olmadığına dair hiçbir kanıt verilmemektedir. Bu yazı İslam ve evrim teorisinin çelişip çelişmediğine dair bir yazıdır. Bu yazıda, evrim teorisi doğru olsa da yanlış olsa da bunun Kur’an-ı Kerim ile bir çelişki içinde olmadığı savunulmaktadır. Giriş babında son olarak şuna da değinelim: Evrim, varlığın belirli noktaları hakkında açıklama yaparken varlıkların nasıl var olduğunu açıklamaz. Yani, süreçlerin nasıl olduğunu açıklarken bu süreçlerin kim veya ne tarafından yapıldığını açıklamaz. Çünkü bu alan bilimsel bir alan değil, felsefi bir alandır. Şu örnekle daha iyi anlayacaksınızdır: Sizin anneniz ve babanızın sizleri meydana getirmesi sizin varlığınızı açıklayan açıklamalardan bir tanesidir. Ama sizin anneniz ve babanız sayesinde var olmanız, “İşte ben bu çocuğun nasıl burada var olduğunu açıkladım, evrim falan yalan.” gibi bir şey söylemeye kesinlikle sebebiyet vermez. Çünkü anne ve babanız sizin burada var olmanızı açıklayan farklı bir açıklama alanı iken evrim de farklı bir açıklama alanıdır. Evrim tür bazında burada nasıl var olduğunuzu açıklar mesela, fakat anne ve babanız bir kişi olarak nasıl burada var olduğunuzu açıklar. İşte nasıl ki anne ve baba açıklamaları evrimi ortadan kaldırmıyorsa evrim teorisi de Tanrı’yı doğrudan ortadan kaldırmaz. Çünkü Tanrı, sizin burada nasıl var olduğunuzu daha büyük bir çerçevede açıklayan farklı bir açıklama alanıdır. Fakat evrim teorisinin felsefi imâları sorgulanabilir ve bunlardan yola çıkarak Tanrı desteklenebilir/reddedilebilir. Fakat sadece bilimsel bir açıklama olarak evrim teorisi Tanrı’yı reddetme konusunda hiçbir işe yaramaz. “Evrim teorisi mi Tanrı mı?” söylemi en az “Kütle çekimi mi yoksa Tanrı mı?” söylemi kadar saçmadır.

 

Peki İslam ve evrim teorisi çelişir mi? “Çelişir” veya “çelişmez” demek için başvurmamız gereken kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Fakat unutulmamalı ki Kur’an-ı Kerim’i anlamlandırmak ve yorumlamak da belirli yorumlara tabiidir. İslam ile ilgili sadece belirli bir yorumdan yola çıkarak evrim teorisi ile İslam’ın çeliştiği kesin bir biçimde savunulamaz; ancak İslam’ı o şekilde yorumlamanın makul olmadığı ve sizin gibi yorumlamanın makul olduğu gösterilirse savunulabilir. Yazıya geçmeden önce Charles Darwin’in bir sözünü paylaşmak istiyorum:

Bir insan hem Tanrıya hem de evrim fikrine inanabilir. Bundan şüphe edilmesi bana saçma geliyor.[1]

 

“Evrime inandığım için Tanrı’ya inanmıyorum” demek çok büyük bir saçmalıktır. Tanrı, evrim teorisindeki gibi bir yaratılış planlamış olabilir. “Yaratılış mı evrim mi?” sorusu da eğer yaratılış kelimesi dar anlamda kullanılmıyorsa hatalı bir sorudur. Çünkü geniş çerçevede yaratılış, Allah’ın yaratma biçimi anlamında kullanılır. Ve belki de Allah evrim teorisi ile yaratmayı seçmiştir. Fakat dar çerçevede yaratılış, Adem-Havva hikayesini barındıran geleneksel yorumlama tarzı anlamına gelmektedir. Yazının içindeki başlıklar şu şekildedir:

1. Ayetlerin İnceleme Aşaması

2. “Kur’an’da Evrim Zaten Var Ki” İddiası

3. Müslüman Bilim İnsanları ve Evrim, Kur’an’da Evrim Fikri

4. “İslam ve Tanrı Görüşü Evrim ile Çelişmez” Fikrine Gelecek Eleştirilere Karşı Cevap

 

1. AYETLERİN İNCELEME AŞAMASI

1. TOPRAKTAN YARATILMA KONUSU

Müminun Suresi 12. ayet – Yemin olsun ki, biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık.

Rum Suresi 20. ayet – Onun ayetlerinden biri de sizi, topraktan yaratmış olmasıdır. Sonra siz bir insan türü oldunuz, her tarafa yayılıyorsunuz.

Fatır Suresi 11. ayet – Allah sizi bir topraktan, sonra bir spermden yarattı; sonra sizi çiftler haline getirdi. O’nun ilmi dışında, bir dişi ne hamile olur ne de doğurur…

 

Geri kalan “topraktan yaratılma” ayetlerine de bakabilirsiniz. Şunu demeliyiz ki, topraktan yaratılma konusunda iki yorum yapılabilir, bu yorumlar:

  1. Tanrı, toprağa şekil verdi ve direkt olarak insanı meydana getirdi.
  2. Tanrı, insanın özünü toprakla yarattı.

 

Birinci görüş evrimle çelişiyorken ikinci görüş evrimle çelişmez. Fakat şunu da unutmamak lazım ki topraktan yaratılmanın pat diye olacağı gibi bir zorunluluk yoktur, hiçbir ayette de bu imâ edilmez. Ve, Kur’an’da kişi olarak Adem’in topraktan yaratıldığını söyleyen bir tane ayet varken, tüm insanların topraktan yaratıldığını söyleyen dört tane ayet vardır, işte bu konu “topraktan yaratılma”nın ne olduğunu anlamamız açısından çok önemlidir. Kur’an-ı Kerim topraktan yaratılışın devam ettiğini söyler. Bu durumda eğer metafor yapılmadığını düşünürsek, biliyoruz ki her an hücrelerimiz yenilenmektedir. Hücrelerimiz neye göre yenilenmektedir? Farklı farklı nedenler varken en temeli de yediklerimizdir. Peki bizlerin tüm besinleri topraktan mı geliyor? Diyelim ki etçil bir hayvanı yedik, etçil de otçulu yediğine ve otçul da bitki yediğine göre bizlerin yine toprakla bağlantısı oluyor. Bitki yediğimizde de zaten direkt topraktan beslenmiş oluyoruz. Ayrıca, örneğin toprakta bulunan kimi elementin bizde bulunmaması yahut tam tersi bu konuda sorun da yaratmamaktadır. Çünkü, Kur’an, bizlerin sadece ve sadece toprakla yaratıldığını söylememektedir. Toprağın belirli bir özüyle bizlerin belirli bir özü yaratılmış olabilir mesela. O halde Kur’an-ı Kerim’in “topraktan yaratma” konusunda vurgu yaptığı şey, toprağın bizlerin ontolojik varlığını beslediği olarak algılanabilir.

 

2. ADEM İLK İNSAN MIDIR? HAVVA NEDİR?

“Adem” kelimesinin geçtiği tüm ayetlere bakabilirsiniz. Buraya tüm ayetleri yazmamız mümkün değil. Kur’an-ı Kerim’in hiçbir ayetinde “Adem ilk insandır” gibi bir ifade geçmemektedir. Ayrıca, Kur’an’da Adem’in eşinden bahsederken de hiçbir ayette “Havva” adını kullanmaz. Oysa Kur’an’da “Adem’in eşi” şeklinde geçer. Şunu da belirtmemizde fayda var: Adem kelimesi, aşağıda da belirteceğimiz üzere, “insan” anlamına da gelmektedir. Ademden bahsedilen ayetlerin kişi olarak Adem’den mi yoksa insan varlığından mı bahsettiğine ayetleri okurken oldukça dikkat etmeliyiz. Bu durum, ayetleri nasıl anladığımızı ve yorumladığımızı oldukça değiştirecektir.

 

Bu arada, Adem “ilk insan” olarak adlandırılsa bile evrim teorisi ile çelişmeyebilir. Evet, evrim teorisine göre “ilk insan” diye bir şeyden söz etmemiz mümkün değil ama Kur’an-ı Kerim’in bu konudaki kastını literal olarak “ilk insan” değil de “Allah tarafından görevlendirilen ilk insan” olarak alabiliriz, bu durumda Adem’in ilk insan olması da evrim teorisi ile çelişmez.

 

3. ADEM-HAVVA HİKAYESİ NE PEKİ?

Bu yazımız açısından en önemli konudur diyebiliriz. İlk bahsedeceğimiz konu Adem’den eşinin yaratılması konusu. İlgili ayetlere bakmaya başlayalım, Araf Suresi’nin 11. ayeti şöyledir:

Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik (insan şekline soktuk). Daha sonra meleklere, “Adem’in üstünlüğünü kabul edin.” buyurduk. İblis hariç tüm melekler Adem’in üstünlüğünü kabul ettiler, ama İblis dayattı ve onun üstünlüğünü kabule yanaşmadı.

 

Buradaki en önemli nokta şudur ki, “şekil verdik” ifadesinin süresi belli değildir. Bu bir süreçle de olabilir, anında yapılmış da olabilir. 4. maddede de değineceğimiz üzere, Kur’an’ı Kerim’in “Allah ol dedi ve o şey oldu” demesi o şeyin süreçsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Her iki mealinde de evrimle çelişki olmadığı için, yani konumuz o olmadığı için, “Adem’e secde edin” mi yoksa “İnsanlara secde edin” mi diye çevrilmesi gerektiği konusuna değinmeyeceğiz.[5]

 

Diğer bir ayete göz gezdirelim, Nisa Suresi’nin 1. ayeti ve Araf Suresi’nin 189. ayeti sırasıyla şöyledir:

Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah’tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb’dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir. – Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ, vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm. İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ. – يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

O, sizi bir tek özden yarattı. Eşini de ondan vücuda getirdi ki gönlü ısınsın. Erkek, eşiyle ilişkiye girer, o hamile kalır ve bebeğini karnında taşır. Ağırlaştığında ikisi birden Rablerine şöyle dua ettiler: “Bize iyi huylu, yakışıklı bir çocuk verirsen yemin ederiz, şükredenlerden olacağız.” – Huvellezî halakakum min nefsin vâhıdetin ve ceale minhâ zevcehâ li yeskune ileyhâ, fe lemmâ tegaşşâhâ hamelet hamlen hafîfen fe merret bihî, fe lemmâ eskalet deavâllâhe rabbehumâ le in âteytenâ sâlihan le nekûnenne mineş şâkirîn. – هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلاً خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَت دَّعَوَا اللّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آتَيْتَنَا صَالِحاً لَّنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ

 

İki ayetin de Arapçasında görebileceğiniz üzere, geleneğin kişi olan Adem diye çevirdikleri “min nefsin vâhıdetin”(مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ) ifadesi geçmektedir. Nefs kelimesinin anlamları ise şöyledir: Öz, ruh, zihin, insanoğlu, canlı, kişilik, şahıs, kimlik, arzu.[9][10] Bu durumda “nefs” kelimesine verdiğiniz anlama göre ayetin anlamı değişecektir. “Nefs” kelimesinin anlamlarından da sadece ve sadece “şahıs” anlamı evrimle çelişmektedir. Kaldı ki bu ifadeyi “şahıs” olarak anlamanın da bir nedeni yoktur. Yani “Burada bahsedilen ‘nefs’ Adem’dir.” demenizin makul bir nedeni yoktur. Eğer o ifadeden Adem’in kastedildiğini düşünürsek Adem’in eşinin Adem’den oluşturulduğu gibi bir sonuç çıkmaktadır, ki bu durum Kur’an-ı Kerim’de açıkça bahsedilen bir durum değildir. Yani, Kur’an-ı Kerim’e göre hiçbir ayette Adem’in eşinin Adem’in kaburgasından yaratıldığı gibi bir şey geçmemektedir. Adem’in eşinin Adem’in kaburgasından yaratıldığı hikayesi Tevrat’ta yer almaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ise insanların nasıl bir süreçle yaratıldığı konusunda net ifadeler yoktur, ancak toprak gibi şeylerden yaratıldığına değinilir fakat genel bir çerçevede değinilmez. Bunun nedeni de açıktır ki Kur’an-ı Kerim’in indiği dönemde bu konudan bilimsel detayla bahsetmesini gerektirecek hiçbir şey olmamıştır. Kur’an-ı Kerim’in eziyet gören, Yunan geleneğindeki gibi bir filozof/bilim adamı algısına sahip olmayan bir topluluğa hitap ettiği düşünülürse insanın yaratılıştan detaylıca bahsetmemesi makuldür. Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim, kimi ayetlerde yaratılışın mükemmelliğine vurgu yapmak adına kimi ayetlerde insanların acizliğine vurgu yapmak adına kimi ayetlerde de Allah’ın yarattığına vurgu yapmak adına yaratılıştan söz eder. Hadislerde yaratılışın nasıl olduğuna dair detaylı bilgiler geçse de yaratılış konusundaki bu hikayeler daha çok İsrâiliyat hikayelerinden alınmış gibi durmaktadır.

 

Ayetin kastettiği şey ise şudur: Allah erkekleri bir özden(min nefsin vâhıdetin) yaratmıştır(Bu öz, Kur’an’da da anlatıldığı üzere toprak vs. gibi maddelerdir.). Erkeklerin oluşturulduğu bu özlerden de kadınlar meydana getirilmiştir. Yani, erkekler de kadınlar da aynı özden meydana gelmiştir. Burada şöyle bir soru kafanızı karıştırabilir: Peki neden bu ayette “İnsanları aynı özden yarattım.” denmemektedir de “Erkekleri belirli bir özden yarattım. Kadınları da o özden yarattım.” gibi daha karışık bir şey söylenmektedir. Kur’an-ı Kerim’in dil özellikleri hesaba katıldığında bunun bir sorun olmadığı açıkça anlaşılacaktır. Kur’an-ı Kerim’in dili, indiği zaman-zemin ve muhattaplar açısından incelenirse zaten ayetlerin eril bir biçimde indirildiği görülecektir. Dolayısıyla Allah’ın böyle bir dil kullanmasında, bizim görüşümüz açısından hiçbir sıkıntı yoktur. Rum Suresi’nin 21. ayetinde de aynı türden eş yaratılması konusuna bir atıf vardır hatta. Kadınların erkeğin bir parçasından oluşması düşüncesi İsrâiliyat hikayelerine dayanmaktadır ve Kur’an-ı Kerim açısından doğrudan hiçbir kaynağı yoktur. Şunu da vurgulamakta fayda vardır: Allah’ın çok açık bir biçimde en temel yasaklardan biri olarak gördüğü ensest ilişki neden Allah tarafından, Adem ve eşinin yapması zorunlu olduğu bir şey olarak yaratılmış olsun? Yani, neden biz bu ayet hakkında böyle temel bir yasağın gerçekleşmesini gerektiren bir yorumu seçelim? Alimler tam da bu konuda güzel bir cevap verememiştir.

 

Araf Suresi’nin 189. ayetinde de hemen hemen aynı şeyler geçmektedir. Fakat biz bu ayette Nisa Suresi’nin 1. ayetindeki gibi “öz” yorumunu değil, -ayetin devamından da anlaşılacağı üzere- müşriklerin atalarından bahsedildiğini kabul ediyoruz. Yani bu ayette evrim teorisini doğrudan etkilemeyen bir durumdan söz ediliyor. Fakat biz yine de bu konuya değinmek istiyoruz. Biliyorsunuz ki Kur’an-ı Kerim her kelimeyi her ayette birebir aynı anlamda kullanmaz. Bu basit bir dil özelliğidir, bizler de günlük konuşmalarımızda her ifadeyi aynı anlama gelecek şekilde kullanmayız. İşte bu ayette aynı ifadeler geçse de farklı bir yere vurgu vardır. Kaffâl’ın da dikkat çektiği gibi bu ayet, her zaman ve zeminde muadillerine rastlanan müşrik ve nankör insan tipini aktarmaktadır.[6] Yani bu ayet temel yaratılıştan bahsetmemekte, müşriklerle ilgili bir duruma vurgu yapmaktadır. Araf Suresi’ndeki “min nefsin vahidetin” ifadesine Adem diyen alimlerimiz, ayetin devamında gelen müşrik konusunu da tabii ki fark etmiştir. Dolayısıyla “min nefsin vahidetin”e Adem dedikleri için, Adem ve eşinin müşrik olduğunu savunmak zorunda kalmışlardır. Bu durumda “Onların şirkleri öyle anladığınız gibi bir şirk değildir. Çocuğuna Abdullah(Allah’ın kulu anlamına gelir) gibi isimler koymak yerine Abd-al-Uzza(Üzza’nın kulu) gibi isimler koymuşlardır.” demişlerdir. Oysa ki daha insan varlığının daha ilk zamanlarında neden bu tür isimleri koysunlar? Açık ki bu ayet insanların yaratılışından değil, müşriklerin atalarından söz etmektedir(Bu ayette bahsedilen kişinin Kusay bin Kilab olması muhtemeldir). Ayetteki “Ey insanlar!” söylemi sizleri tüm insanlığın ilk yaratılışından söz edildiği kanısına düşürmesin. Nitekim, Kur’an-ı Kerim’de bu tür kullanımlar Ehl-i Kitap’a karşı da çokça kullanılmaktadır. Ayetler hitâbi dilde, belirli bir zamanda-zeminde indiği için özellikle kimlere vurgu yapıldığı bildirilmeden “Ey insanlar!” tabiriyle müşriklere vurgu yapılabilmektedir(Hatta Kur’an-ı Kerim’in kafirlere seslenirken neredeyse her zaman “Ey Kâfirler!” diye seslenmemesi dildeki farklı bir incelik olarak da anlaşılabilir fakat konumuz bu değil diye değinmeyeceğiz buna).

 

Adem’in ve eşinin, kendi dönemlerinde tek insanlar olup olmaması konusunda ise Kur’an-ı Kerim’in net olarak söylediği bir şey yoktur diyebiliriz. Dolaylı yoldan çıkarım yapabileceğimiz ayetler vardır. Ali İmran Suresi 33. ayet şöyle der:

Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni seçerek âlemlere üstün kılmıştır.

 

Peki, eğer Adem yaratılışta tek kişi ise ve sonra da ondan eşi meydana getirilmiş ise, Adem nasıl seçilmiş olsun? Seçilme iki ve daha fazlası arasında olan bir olaydır. Eğer Adem tekse nasıl seçilmiştir? “Adem tekti, ondan Havva meydana geldi. Sonra çocukları ensest çoğaldı.” diyenlerin büyük bir hatası yine buradadır. Diğer bir hatası, Kur’an’da ensest ilişki yasaklanmıştır fakat nasıl olur da bir peygamber ensest ile çoğalır?[11]

 

Hucurat Suresi 13. ayette ise şöyle der:

Ey İnsanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi kabilelere, boylara ayırdık. Şunu da bilin ki, Allah katında en değerli olanınız, O’nun emir ve yasakları hususunda en duyarlı, en dikkatli olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.

 

Bu ayette dikkat çekmemiz gereken konu şudur; ayet ilk yaratılışından söz etmez. Şu anda da devam eden yaratılışından söz eder. Bu durumda bir erkek ve bir dişinden meydana gelmek doğru bir ifadedir ve evrimle de çelişmez. Sonuçta tüm insanlar bir anne ve babadan meydana gelmektedir(Bazı hayvanlar vardır, hermafrodit ile meydana gelirler. Bu ayet bununla çelişmez çünkü bu ayet sadece insanlardan bahsetmektedir. İnsanlar arasından da bildiğimiz kadarıyla sadece Hz. İsa bir istisnadır. Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın annesi olan Hz. Meryem için hem eril hem de dişi takılar kullanması Hz. Meryem’in hem erkek hem de dişi özellikleri barındırdığı hususunda bize bir kaynak olabilir.[12]). Kaldı ki ayette ilk yaratılıştan söz etseydi (Adem ve eşinden meydana gelmekten bahsetseydi) “el” takısıyla kullanır ve o erkekle dişinin belirli kişiler olduğunu aktarırdı (Arapça’daki “el” takısı, İngilizce’deki “the” takısı gibidir ve önüne geldiği ismi belirli hale sokar). Ayetin Arapçasında “el” takısı yoktur, yani belirli insanları değil, tüm insanları ilgilendirmektedir.

 

Geçelim şimdi “cennetten kovulma” olayına. “Cennet” kelimesini bildiğimiz “cennet-cehennem” olarak yorumlayanların Kur’an-ı Kerim ile çeliştikleri noktalar; Kur’an cennette hiçbir şey yasak değildir der ama bu adamların hikayesinde cenneteki bir ağaca dokunmak nasıl yasak olur? Kur’an cennete ödül olarak girileceğini söyler fakat bu adamların hikayesinde Adem-eşi ve hatta şeytan nasıl olur da cennete girer, hangi ödül karşılığında? Hatta Kur’an-ı Kerim’de Adem’in de eşinin de diğer tüm insanların da dünyada yaratıldığından bahseder. Bunlar dünyada yaratılıp tekrar cennete mi gittiler(Bkz. Araf Suresi 25, Taha Suresi 55)? Kur’an-ı Kerim’e göre cennete giren kişi bir daha oradan çıkamaz(Bkz. Hicr Suresi 48), peki nasıl olur da bu kişiler cennete girmiş ve çıkmıştır?

 

Bu şekilde çelişkiler açığa çıkıyor. Çünkü, Adem ve eşi gökteki(?) cennette yaratılmamıştır! Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde insanların başka bir yerde yaratıldığından söz etmez, Kur’an-ı Kerim’e göre insanlar dünyadaki topraktan yine burada yaratılmıştır. Ayrıca “Dünyada yaratıldınız ve sonra sizi [gökteki] cennete aldık.” diyen bir ayet yoktur. Dolayısıyla bu ayetteki “cennet” kelimesinin anlamını ödül olarak gidilecek yer olan cennet olarak alma konusunda hiçbir dayanak yoktur. Hatta öyle almamamız gerektiğini bize gösteren birtakım çelişkiler de öne sürülebilir(Üstte belirttiklerimiz bunlardan birkaçıdır). Yani gökteki cennetten indirilme gibi bir durum yoktur. “Cennet” kelimesinin bir başka anlamı da bahçedir.[13] Bu ayetteki anlamı da dünyadaki bir bahçe(Cennet kelimesi “cnn” kökünden gelir.[27] Cennet, zemini üstündeki yapraklar nedeniyle görünmeyen bahçe anlamına gelir. Kur’an ayetlerinden anlıyoruz ki Adem’in ve eşinin bulunduğu bu yer gayet sakin ve gerekli olan tüm ihtiyaçları karşılayacak bir yerdir. Ve başka bir gezegende falan değildir, şu an yaşadığımız gezegendedir.) olarak almak üstteki tüm çelişkileri yok edecektir ayrıca bu yorum diğer ayetlerle de uyumlu olacaktır. Ve söylemeliyim ki bunu böyle savunan ilk kişi elbette bizler değiliz. el-Mâtüridi(Ö. 944), Ebû Müslim el-İsfahani(Ö. 934) gibi müfessirler de bu tip bir kanıya varmıştır.[14] O halde mealler şöyle olmalıdır, Bakara Suresi 35. ayet:

Ve Âdem’e şöyle buyurmuştuk: “Ey Âdem, sen ve eşin bahçeye yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz.”

 

Şunu da eklemenin faydası var ki, “ağaç” ifadesi müphemdir. Eski Ahit’te “bilgi ve hayat ağacı” diye aktarılmaktadır(Bkz. Tekvin 2/9). Kur’an-ı Kerim’in, hikayede anlatılan ağaç ifadesini ne mana kullandığı da tartışmalıdır. Fakat evrimle direkt alakası olmadığından dolayı bu konuya girmeyeceğiz. Şimdiye kadar tamamdır, “cennet” kelimesi malum ayetlerde de dünyadaki bir bahçe anlamına gelmektedir(Cennet kelimesinin dünyadaki bahçeler için kullanıldığı bazı başka ayetler bkz. Bakara Suresi 265-266, İsra Suresi 91, Müminun Suresi 19, Sebe Suresi 16, Şuara Suresi 57, Kalem Suresi 17). Şimdi, Bakara Suresi 36. ayetteki “aşağıya inin” ifadesine bir bakalım. Bakara Suresi 36. ayet meali şöyledir:

Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: “Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Bundan böyle siz insanlar çoğalıp yeryüzüne dağılacak ve sınırlı süreli ömrünüz boyunca orada hayat mücadelesi vereceksiniz.

 

Ayetin Arapçasındaki, “aşağıya inin” ifadesine karşılık gelen ifade şudur: “ihbitu”(اهْبِطُو). “Aşağıya inin” ifadesi gökten veya bir gezegenden veya farklı bir boyuttan aşağıya inmeyi kastetmek zorunda değildir. Bir tepeden aşağıya inmek, bir tümsekten aşağıya inmek için de aynı ifade kullanılır. Yahut bu ifade “gözümden düştünüz” gibi anlamlarda da kullanılır. Bir örnek olarak, Bakara Suresi 61. ayette de Musa’nın kavmi için “aşağıya inin” ifadesi(ihbitu) geçer. Fakat kimse bunu “[gökteki] cennetten aşağıya inin” veya “farklı bir gezegenden aşağıya inin” diye anlamıyor. Ve aynı ifade Hud Suresi 48. ayette Nuh’un gemiden inmesi için de kullanılır.

 

4. “OL DEDİ VE OLUVERDİ” İFADESİ

Ali İmran Suresi 59. ayet – Allah katında Adem’in durumu neyse İsa’nın durumu da odur. Nitekim Allah Adem’in yaratılış hamurunu topraktan oluşturdu; sonra ona “Ol!” dedi ve o da oldu.

 

Öncelikle, “Ol dedi, artık o olur.” ifadesine bir bakalım. Arapça olarak “Kun fe yekun” ifadesi kullanılır. Bu ifade, geçmiş-şimdiki-gelecek zamanı da içine alır. Yani, “Ol dedi oluverdi, ol diyor oluveriyor, ol diyecek ve oluverecek” gibi anlamlara gelmektedir. Ayrıca, “Kun fe yekun” ifadesi bir şeyin “pat” diye, hiçbir süreç olmadan olduğunu göstermez. Biliyorsunuz ki Kur’an-ı Kerim’de göklerin ve yerin oluşumunun 6 dönemde olduğu geçer:

Kaf Suresi 38. ayet – Andolsun ki biz gökleri, yeri ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi altı günde/evrede meydana getirdik ve hiçbir zahmet de çekmedik.

 

Fakat Kur’an, 6 dönemde yaratıldığından bahsettiği evren için “Kun fe yekun” ifadesini de kullanmıştır. Bakara Suresi 117. ayette şöyle denmektedir:

Gökleri ve yeri örneksiz ve eşsiz güzellikte yaratan Allah’tır. O, herhangi bir şeyin olmasını dilerse ona sadece “Ol!” der ve olur. – Bedîus semâvâti vel ard, ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn. – بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ

 

Anlayacağımız üzere, “Kun fe yekun” süreçli şeyler için de kullanılır. “Kun fe yekun” ifadesinin güzel bir tarafı, Allah için geçmiş-gelecek farkının olmadığını ortaya koyar(Birçok zaman dilimini içinde barındıran bir ifade olduğu için). Allah’ın “ol” dediği şey, insanların kavrayışında çok uzun süre alacak olsa da o şey olacaktır. Onu durduracak, Allah’tan üstün bir güç yoktur. İnsanın oluşumu konusunda da “Kun fe yekun” gibi ifadeler geçmesi, yaratılışın süreç içermediği anlamına gelmez, ayetlerden de bunu görüyoruz. Bu ifade özelde Allah’ın için her şeyin oldukça basit olduğuna da vurgu yapmaktadır.

 

5. ADEM-İSA BENZETMESİ

Ali İmran Suresi 59. ayet Allah katında Adem’in durumu neyse İsa’nın durumu da odur. Nitekim Allah Adem’in yaratılış hamurunu topraktan oluşturdu; sonra ona “Ol!” dedi ve o da oldu.

 

Bu ayeti bazıları şöyle yorumluyor, “İsa nasıl babasız oldu ise Adem de öyle oldu. İşte evrim Kur’an’la çelişir.” Açıkçası, bu ayetin farklı yorumları da vardır(Ki ben onların daha güçlü olduğunu düşünüyorum). Fakat Adem’in, İsa gibi babasız olduğu kabul edilirse de evrim reddedilmek zorunda değildir. Eğer böyle kabul edilirse, insan evrim geçirirken evrim mekanizmalarına [o anda] Allah’ın doğrudan müdahale ettiği savunulabilir. Allah, Hz. Adem’i de Hz. İsa gibi “mucizevi” bir şekilde yaratmış olabilir. Fakat ben şu yorumu daha uygun görmekteyim: Ayetin devamında zaten “Onu topraktan yarattı, sonra ona ‘Ol!’ dedi, artık o, olur.” der. İsa’nın Adem’le benzetmesinin nedeni ikisinin de topraktan olduğudur ve ikisinin de Allah’ın bir kulu olduğudur. Ki bu şekilde Hz. İsa’nın üst-insan görülmesine karşı koyulmaya çalışılmaktadır. Nitekim “Allah katında” ifadesi de, bir sonraki ayetlerde kimi Hristiyanların Hz. İsa’yı yüceltmesine karşı söylenen ifadeler de bu yorumu desteklemek adına kullanılabilir.

 

2. “KUR’AN’DA EVRİM FİKRİ ZATEN VAR Kİ” İDDİASI

Burada da Kur’an-ı Kerim’in evrim teorisini desteklediğine dair olan görüşünü irdeleyeceğiz. Açıkçası ben Kur’an-ı Kerim’in ne evrimden bahsettiğini ne de evrimin tersi bir durumdan bahsettiğini düşünenlerdenim. Kur’an-ı Kerim bu konuda net şeyler söylememektedir ve söylediklerindeki amaç da bu konuyu bilimsel açıklığa kavuşturmak değil, ilgili halkı Allah’ın yarattığına ikna etmek ve yaratılıştaki birtakım özelliklere dikkat çekmektir. Bu konuda verilecek kararı bilime bırakmalıyız; din bu durumla pek ilgilenmemektedir. Kur’an-ı Kerim’den bu konuda doğrudan bir sonuç çıkarmaya çalışan kişiler genelde müphem konuları kendi görüşlerine göre yoğurmakta ya da oldukça alakasız yerlere değinmektedirler. Fakat müphem konuları kendi isteklerimize ve alimlerin bilmem kaç sene önceki bilimsel bilgilerine değil, bilimin kararlarına bırakmalıyız. Elbette evrim bilimsel olarak tartışılabilir fakat işi -hiç alakası olmadığı halde- dini bir boyuta dökmek İslamiyet’e de müslümanlara da zihinsel zararlar verecektir. Bu kısa açıklamadan sonra iddialara geçelim:

 

1. Nuh Suresi 14. ayet – “O Allah ki sizi birçok evreden geçirerek yarattı.”

Bu ayette evrimdeki gibi bir evreden evreye geçme durumundan söz etmemektedir. O şekilde yorumlamak ayeti oldukça farklı bir tarafa çekmek olacaktır. Muhtemelen bu ayette insanın anne karnına düşüşünden ve bundan sonra gerçekleşen evrelerden bahsedilmektedir.

 

2. Araf Suresi 166. ayet – Kendilerine yasaklanan işleri yapmakta ısrar ettiklerinde, biz de onlara “Aşağılık bir halde maymunlar gibi olun!” dedik.

İddiaya göre burada maymunla insan arasındaki bağlantıya dikkat çekilmektedir. Fakat tabii ki böyle bir şey yoktur, hatta bu iddia komik ve bir o kadar da üzücü bir iddiadır. Bu iddiada ayetin dini anlamda anlaşılması bir yana, evrim teorisi de anlaşılmamıştır. Çünkü evrime göre maymundan insana doğru bir geçiş söz konusu değildir. Evrime göre insanlar örneğin şempanzelerle, bonobolarla ortak ataya sahiptir (çok önceden) fakat sonradan bunlar da aralarında çokça farklı dala ayrılmıştır ve bugünkü insan bu dallardan biridir. Tüm canlıların da evrimi hala devam etmektedir. Peki ayete gelirsek, bu benzetme ne manada kullanılmıştır? Okursanız göreceksinizdir ki bu tür benzetmeler Kur’an-ı Kerim’de defalarca kullanılmaktadır. Bu ifade ne maymunu aşağılamak için kullanılmıştır ne de maymundan insana ya da insandan maymuna geçişten söz etmek için kullanılmıştır. Aşağılık ifadesi maymunları aşağılamak için değildir; şüphesiz ki insanlar aklen maymunlardan üst özelliklere sahiptir. Bu ayette de daha önceki ayetlerde sözü edilen kâfirlerin akılsızca hareket ettiğine ve kendilerine yaratanlara karşı utanç verici bir tavır takındıklarına değinilmiştir. Benzetmeyi canlılaştırmak adına da maymunlar kullanılmıştır.

 

3. Nuh Suresi 17. ayet – “Ve Allah sizi topraktan/yerden bitki olarak bitirdi.”

Bu ayette bitkilerle insanların ortak yönlerinden(Mesela ikisinin de topraktan gelmesinden) söz edilmektedir. Evrim teorisine vurgu gibi bir şey kesinlikle söz konusu değildir.

 

4. İnsan Suresi 1. ayet – [Gerçek şu ki] Kendisinden “insan” olarak söz edilmeye değer bir varlık hâline gelinceye kadar insanın üzerinden uzun zaman geçti.

Sadece meale bakınca, yani bağlamını çöpe atınca, aralarından en makul iddia bu ayet gibi durmaktadır. Fakat bağlamını çöpe atmak ayetin dediği şeyin değil sizin istediğiniz şeyin söylenmesidir. İnsan Suresi’nin bir sonraki ayetlerinden sonra da anlaşılacağı üzere burada insanın meni halinden söz edilmektedir. Şu ana kadar değerlendirdiğimiz ayetlerden de göreceğiniz üzere Kur’an-ı Kerim’de yaratılış hakkında daha çok insanın ne kadar aciz bir şekilde meydana geldiğine dair vurgular vardır. Bunun sebebi, ayetlerin indiği zaman ve zemindir. Kur’an-ı Kerim hiçbir zaman bilimin konusu olan “yaratılışı” söz konusu edinmemiştir. Niyeti dini boyuttaki “yaratılış” olmuştur ve bu nedenle de Allah’ın varlığını, birliğini ve yüceliğini çeşitli yollarla bildirmek için yaratılışa dikkat çekilmiştir. Kur’an-ı Kerim de her zaman bunu yapmaktadır, sadece bu konuda değil.

 

3. MÜSLÜMAN BİLİM İNSANLARI VE EVRİM, KUR’AN’DA EVRİM FİKRİ

Müslüman bilim adamlarının evrimden bahsettiği gözler önündedir. İslam alimlerinin evrime dair görüşlerinin incelendiği şu makaleyi okuyabilirsiniz. Evrim Ağacı adlı sitenin şu yazısında da bu konuya yer verilmiştir. Ancak Müslüman bilim insanlarının evrimden bahsetmesi Kur’an-ı Kerim’de evrim teorisinin olduğuna veya Kur’an-ı Kerim’in evrim teorisi ile çelişmediğine bir delil olamaz. Burada bu tarz bir başlık açmamızın sebebi, evrim görüşünün İslam camiasında desteklenmesiyle ilgilidir. Bu noktada belirtelim ki: Evrim teorisi ile evrimi de karıştırmamak gerekir. Evrim, genel anlamda zaman içinde birdenbire olmayan, kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme sürecini ifade etmektedir. Evrim teorisi ise genellikle biyolojik evrimin Darwinci okuması olarak kullanılır. Bu farkı anladıktan sonra örneğin İbni Haldun, evrim ile ilgili görüşlerini Mukaddime eserinde şöyle bildirmiştir:

Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki “bağlantı” son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur. Daha sonra hayvanlar alemi sürekli genişler, çoğalır, yaratılış basamağında son olarak, düşünen ve ifade eden “insan” oluşur. İnsanların en üst basamağına, zeka ve idrakın olduğu ancak aktif düşünme ve ifadenin olmadığı maymunlar aleminden ulaşılmıştır.[25]

 

Müslüman olan birçok bilim insanı evrim hakkında kendilerince bir fikir üretmiştir ki üretmeyenler de üretenlere karşı çıkmamış ve “Bu İslam ile çelişiyor” dememiştir. İslam dünyasında da evrim teorisi ve evrim fikri hiçbir zaman Tanrı’yı reddeden bir bulgu olarak görülmemiştir. Seyyid Ahmed Han, Hasan el-Attar, el-Tahtavi ve Muhammed Abduh gibi 19. yüzyıl İslam düşünürleri evrim teorisinin İslam ile uyumuna dikkat çekmiştir.[45] İsmail Fenni Ertuğrul, evrim teorisinin bilimle desteklenmediğini düşünse de İslam ile çelişmediğini de dile getirmiştir. Hatta Fenni, o dönemde Amerikan okullarında evrimin yasaklanmasına karşı çıkmış ve bilimi bilim dışı otoritelere değil, bilim insanlarına bırakılması gerektiğine vurgu yapmıştır.[42] Darwin’in yaşadığı dönemlerde yaşamış olan Ahmet Midhat Efendi de evrim teorisinin doğruluğundan şüphe duyduğunu belirtmiş fakat İslam ile evrimin çelişmediğine, hatta süreçli yaratılışa dair ayetlerin olduğuna vurgu yapmıştır. Ayrıca, İslamın Altın Çağı’nda yaşamış olan İbni Miskeveyh, el-Cahiz, Biruni, İbni Haldun, İhvan al-Safa Grubu gibi bilim insanları kendilerince evrim teorisi öne sürmüşlerdir.[43] Malum bilim insanları cansız maddelerden canlı maddenin oluşmasına dair görüşler de bildirmiştir, hatta John William Draper bir eserinde şunları söylemektedir:

İslam Dünyasında bazen, şaşırtıcı bir şekilde, bizim zamanımızda ve bizim tarafımızdan ortaya çıkarılmış olmasıyla övündüğümüz fikirlerle karşılaşıyoruz. Nitekim bizim modern evrim ve gelişim doktrinlerimiz Müslümanların okullarında öğretiliyordu. Aslına bakarsanız Müslümanlar bu görüşü bizden daha ileri taşıyıp inorganik ve mineral şeylere kadar genişletmişlerdir. Simyanın temel prensibi de madeni cisimlerin doğal gelişim sürecidir.[21]

 

Birçok Müslüman bilim insanı evrimi kabul etmiş ve nasıl olduğuna dair felsefi görüşler de belirtmişlerdir. Özellikle el-Cahiz bunu ileri taşımış ve somut kanıtlara dayandırmıştır. Örneğin İbni Tufeyl’in Hayy Bin Yakzan romanında kendiliğinden türemeye rastlanır.[38] Güçlü bir şekilde dini mesajlar içeren bu metne göre Hayy, anne ve babadan doğmamış, doğadaki maddelerden kendi kendine var olmuştur. İbni Sina, kendiliğinden var olma fikri ile birçok Avrupalı düşünürü etkilemiştir.[39] 

 

Müslüman bir bilim insanı olan el-Cahiz’in Kitâbü’l-Hayevân adlı eserinden iki sayfa. Eserin içerisinde 350’den fazla türden bahsetmiş ve bir çeşit evrim fikri oluşturmuştur.[22][23] El-Cahiz, kitabında ayetlere de atıfta bulunmuştur.

Kur’an’da insanın yaratılışı hakkında bizleri düşünmeye ve araştırmaya sevk eden ayetlerden bir tanesi Ankebut Suresi 20. ayettir, şöyle der:

[Ey Peygamber!] De ki onlara: “Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını görün/anlayın. Allah ölüm sonrası diriltmeyi de böyle gerçekleştirecektir. Şüphesiz ki Allah’ın gücü her şeye yeter.”

 

Görüldüğü üzere yaratılışın araştırılması ve anlaşılmasından bahseder Kur’an-ı Kerim. Kur’an bizlere yeryüzünde ve hayvanlarda da ayetler(Kur’an’da “ayet” kelimesi kainatta bulunan şeyler için de kullanılır – onlar da bizler için Allah’ın birer ayetidir) bulacağımızı söyler, Casiye Suresi’nin 4. ayeti şöyledir:

Gerek sizin yaratılışınızda, gerek yeryüzüne yaydığı diğer canlılarda Allah’ın sınırsız kudretine işaret eden deliller(ayetler) vardır; fakat bunu tevhide şeksiz-şüphesiz inanmış kimseler anlar.

 

4. “İSLAM VE TANRI GÖRÜŞÜ EVRİM İLE ÇELİŞMEZ” FİKRİNE GELECEK ELEŞTİRİLERE KARŞI CEVAPLAR

1. “Evrim sanki hiçbir ilahi gücün etkisi olmadan gerçekleşmiş gibi duruyor, artık bizlerin nasıl var olduğunu açıklayabiliyoruz. Ve hayvanlar aleminde birçok kötülük görüyoruz, sanki ‘iyi’ sıfatlı bir Tanrı böyle bir ‘aslanlar arenası’ yaratamaz gibi duruyor.”

Öncelikle, evrimde olan “tesadüfi” oluştu maddesi İslam ile çelişmez. Çünkü, evrimin tesadüfi olması bir Tanrı aracılığıyla olmadığını değil hayvanların ” Boynum yetişmiyor, boynumu uzatayım.” diyerek evrim geçirmediğine vurgu yapar. En üstte de belirttiğimiz gibi, evrim varlığı farklı bir açıklama olduğu için bilimsel olarak doğrudan asla ve asla Tanrı hakkında bir şey söylemez. Bazı kimselerin sanki evrim teorisindeki “tesadüf”ün Tanrı’nın olmamasına sebebiyet verdiğini düşünmesi bilimi istismar etmektir. Tesadüfi olması hayvanların bilinçli bir şekilde evrimleşmediğine işarettir. Evrim bilimsel bir bulgudur doğrudan ne ateizmi ne de teizmi besler. Ancak evrimin felsefi yorumu Tanrı hakkında bir fikir belirtebilir. Ve bu yorum da felsefi düzeyde güzelce belirtilmeli ve savunulmalıdır. Bazı kimselerin “felsefik” tavırları felsefi anlamda hiçbir değer ifade etmemektedir. “Felsefe yapılacaksa ya felsefe adam gibi öğrenilmeli ya da felsefeden gelen adama saygı duyulmalıdır.” Herkesin her konuda bir bilgiçliğe soyunduğu şu günlerde insanların gerçekten entelektüel seviyeye dikkat etmesi inanılmaz derecede önemlidir. Bu arada, hep söylediğimiz gibi, bilimsel bir bulgunun bulunması Tanrı’yı gereksiz kılmaz çünkü Tanrı farklı bir açıklama alanını içerir, bilim farklı. Hiçbir zaman da “Bunu açıkladık, demek ki Tanrı gerek yok.” gibi bir görüş benimsenmemiştir. İnsanların gerçekten her şeyi ortaya çıkardığını düşündükleri Newton döneminde bile böyle söylenmemiş, tam tersine dindarlar imanını artırmıştır.

 

İddianın bahsettiği diğer bir şey kötülüğün var olmasıdır. Bu ise oldukça geniş bir alan olan kötülük problemine tekabül eder. Kötülük problemini aktardığımız ve cevaplayamaya çalıştığımız yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Kötülük cidden pek çok insanı imandan eden önemli ve zor bir konudur. Fakat açıkçası bence bu konuda çok net bir şey ifade edemeyiz, kötülüğe teizmin cevap vermesi oldukça zor gözükmektedir fakat bu doğrudan ateizmin çok daha iyi bir açıklama olmasına sebebiyet vermez. İşte üstteki yazıda da açıklamaya çalıştığımız yegâne şey bu olmuştur, lütfen okumayı ihmal etmeyin.

 

Bu arada sürekli bilimsel bulguların doğrudan Tanrı’nın olmadığına yahut olduğuna sebebiyet veremeyeceğini belirttik. Bunu akılda daha kalıcı olması için bir hikayeye dökmek istiyorum. Şöyle bir alegori yapalım: Ford marka bir otomobili ele alalım. Dünyanın ilkel kalmış yerlerinden birinde yaşayan, onu ilk kez gören ve modern mühendislik hakkında hiçbir şey bilmeyen birinin, o aracın motorunun içinde aracı hareket ettiren bir tanrının(Örneğin Bay Ford’un) olduğuna inanması mümkündür. Hatta aynı adam, motorun içinde bulunan Bay Ford kendisinden hoşnut olursa aracın güzelce gideceğini, Bay Ford onu sevmez ise aracın gitmeyeceğini de düşünebilir. Elbette daha sonra mühendislik çalışarak ve aracı parçalarına ayırarak, içinde Bay Ford olmadığını da keşfedebilir. Hatta arabanın nasıl çalıştığını açıklamak için, Bay Ford’a ihtiyacı olmadığını anlamak için çok da zeki olmasına gerek bile yoktur. İçten yanmalı motorların genel prensiplerini anlamak aracın nasıl çalıştığını açıklaması için ona yeter. Buraya kadar tamam… Fakat sonradan o kişi, motorun çalışma prensiplerinin anlamanın başlangıçta onu tasarlayan Bay Ford’un varlığına inanmayı gereksiz hale getirdiğine karar verirse, bu çok büyük bir hata olur, felsefi terminolojiyle bir kategori hatası yapmış olur. Mekanizmayı tasarlayan bir Bay ford olmasaydı, onun anlamaya çalışacağı bir şey de olmayacaktı. Tanrı konusu da aynen böyledir. Tanrı’nın varlığı/yokluğu hakkında direkt olarak fiziksel, biyolojik kanıtlar bulunamaz, böyle kanıtlar beklemek de saçmadır ve çoğu teist zaten bunu savunmamaktadır. Doğa olaylarından yola çıkarak Tanrı’yı yok saymak hiç de güçlü bir yöntem değildir. Örneğin yağmur nasıl yağmaktadır veya bir çocuk nasıl doğmaktadır? Belli ki yağmur da bir çocuğun doğumu da belirli doğa yasaları sayesinde gelişmektedir. Burada Tanrı’nın bir etkisini direkt olarak gözlemleyebildik mi? Hayır. Birçok teist de zaten Tanrı’nın doğa yasaları olduğunu değil, doğa yasalarının Tanrı tarafından var edildiğini savunur. Çünkü Tanrı, bir çocuğun doğmasını veya yağmur yağmasını elleriyle ayarlamamaktadır. Tanrı, bu olayları yarattığı ölçülerle, yasalarla ayarlamaktadır. Bir saatin tüm parçalarını tek tek incelemek(Bilim), entegre olmuş bir bütün olarak saatin nasıl çalıştığını kavramamıza yetmez, işte bu nedenle Tanrı’nın varlığını ve yokluğunu kanıtlamak için bilim dahil birçok konunun felsefi incelemesini yapmak gerekir. Felsefi argümanları bir kez olsun incelemeden ve hatta felsefeyi hiçe sayarak gözlerini ve kulaklarını tıkayan yeni ateistler (new atheists) zaten birçok görüşünde çelişkiye düşmektedir. Bu çelişkilerden bahsettiğimiz ve yeni ateist iddialara cevap verdiğimiz yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. Astrofizikçi Paul Davies, “Bilimsel bir bulgu buldum, artık Tanrı’ya ihtiyacım yok.” diyen kişileri şöyle diyerek eleştirir:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[32]

 

Bazıları da evrim ile yaratılmış olmanın küçük düşürücü bir şey olduğunu söylemektedir. Tarihte Allah’ın evrimle yaratmasının daha üstün bir yaratılış olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bu konuda özellikle Robert Chambers’ı örnek vereceğim. Çünkü Darwin, teorisini ortaya koyarken Chambers’dan etkilenmiştir.[15] Chambers da Tanrı’nın evrimle yaratma fikrinin daha üstün olduğunu ve daha muazzam olduğunu bildirmiştir.[16] Yani, Tanrı’nın böyle yaratmasında hiçbir kötülük veya düşüklük yoktur. Kur’an-ı Kerim’e gelirsek insanların hem bazı özellikler bakımından aşağı hem de bazı özellikler bakımından çok yüksek olduğunu belirtir. İnsanların bazı organları pek de dayanıklı, güçlü değildir mesela. Cinsellik, yemek yemek gibi şeyler. Limbik sistem dediğimiz beyin bölgesi diğer hayvanlarla aynı birçok yapı içermekteyiz. Fakat insanın farkı, iradesinin olması(Yani ödül sistemiyle, bir şeyi ertelemesi, sabretmesi vb.) ve sorgulayabilmesidir.[17] Ki bu nedenle felsefe yahut bilim kitapları yazmış bir şempanze yahut kedi görememekteyiz. Tanrı’nın evrimle yaratmasını daha muazzam gören başka bir isim de, yine teist olan Francis Collins’dir.[18] Evrimsel süreçlerin gerçekleşmesi bazı insanları “Biz maymundan mı geliyoruz şimdi?” gibi bir tavırla rahatsız etmektedir. Oysa bu oldukça saçmadır. Maymun(?) ezik görülecek bir hayvan değildir. Elbette ki insan akli olarak maymunlardan çok üstündür. Fakat insanların kökende maymunlar sayesinde bu halde olması ezik görülecek bir olay değildir. Tabii maymundan geldik diye bir iddia evrim teorisinde bulunmamaktadır, orası ayrı bir konu.

 

Şunu da ekleyeyim, günümüzün en önemli din felsefecilerinden biri olan Alvin Plantinga, evrim teorisinin beş temel iddiasını özetlemekte ve bu iddiaların hiçbirinin Tanrı’nın varlığıyla doğrudan çelişmediğini söylemektedir. Özet şu şekildedir:

  1. Dünya 4,5 milyar yaşındadır.
  2. Hayat, basit canlılarla başlamış, karmaşık canlılar daha sonra ortaya çıkmıştır.
  3. Canlılar ürerlerken modifikasyona uğrarlar ve bu ufak farklılıklar neticesinde bugünkü farklı canlı türleri oluşur.
  4. Canlılar ortak bir ataya sahiptirler dolayısıyla birbiriyle akrabadırlar.
  5. Doğal seleksiyon bu canlılardan doğaya en iyi uyum sağlayanları ayırırken, diğerleri elenir.

 

Plantinga, bu beş maddeyi özetledikten sonra teorinin Tanrı’nın varlığı ve yokluğu konusunda hiçbir şey söyleyemeyeceğini hatırlatır. Ve üstteki maddeleri kabul eden birisinin Tanrı’nın var olduğunu kabul etmesinin de hiçbir çelişki yaratmayacağına vurgu yapar.[7] Görüldüğü üzere bilimsel anlamda evrim teorisinin temel söylemleri bu şekildedir ve bunların kabul edilmesi herhangi bir şekilde Tanrı’ya inanmamayı zorunlu kılmayacağı gibi, Tanrı’ya inanmamayı daha makul de yapmaz. Evrim teorisine dair felsefi bazı iddialar ortaya atılabilir ki aşağıda onların da -popüler olan- bazılarını cevaplayacağız. Yazının bu kısmının öncesinde de cevapladığımız gibi, bu kabuller hiçbir şekilde İslam ile de çelişmemektedir. Dolayısıyla bir kimse hem İslam’a hem de evrim teorisine inanabilir.

 

2. “Dinler insanlara belirli bir önem yüklüyor. Ama evrim, bizlerin diğer hayvanlardan farksız olduğunu göstermedi mi?”

Diğer hayvanlarla aynı süreçlerde gelişmiş olmamız bizi neden daha önemsiz kılsın? Ve gördüğümüz üzere, sorgulayan ve iradeye sahip olan yüksek zekamızın olması, duygusal açıdan çok daha yoğun şeyler yaşamamız ve doğa yasaları hakkında böylesine tartışmalar yürütüp kitaplar ve makaleler yazabilmemiz diğer hayvanlardan farklı olduğumuzu açıkça gösterir. Eğer insanların hayvanlardan bir farkının olmadığını söylüyorsanız insanlar açısından seküler bir ahlâkın da temeli atılamaz hale gelir. Bazı insanlar duygusal sebeplerden dolayı dinlerin insanlara önem arz etmesi konusuna karşı çıkıyor. Evet, dinler insanlara önem arz ediyor ama bu, “Diğer hayvanlara işkence yapın” dediği anlamına gelmiyor. Yani biz insanların dinlere göre önemli olması diğer hayvanlara acılar çektirmemize ve acımasızca onlara saldırmamıza sebebiyet vermez. Tam tersine insanların diğer hayvanlardan değer bakımından farksız olduğuna inanmak onlara acı çektirebileceğimiz anlamına dahi geliyor olabilir(Örneğin hayvanlar birbirine tecavüz eder ancak bizler “ahlaksız” demeyiz. Fakat insanlarda durum farklıdır, tecavüze ahlaksızlık gözüyle bakarız). Hatta yeni ateist olan Celal Şengör goriller birbirine dışkı yedirince buna kötü demediğimizi, insanların da goriller aynı atatan türediğini ve insanların birbirine dışkı yedirmesinin de kötü bir olay olmadığını savunuyor.[33] Eğer ki insanlar diğer hayvanlardan önemli değilse, diğer hayvanların birbirlerine yaptığı “kötülükleri” insanların birbirine yapması da ahlaksızlık olarak görülmemeli ve insanlar mahkemelerde yargılanmamalı. Anlayacağınız üzere, diğer hayvanlarla ve bitkilerle aynı süreçlerde var olmamız mantıksal olarak bizleri daha önemsiz yapmaz.

 

Şengör’ün dışkı olayına geri dönmek gerekirse, Sayın Dawkins de aynen şöyle diyor:

Bir hayvanat bahçesi yöneticisinin gereksinim fazlası şempanzeleri “uyutma”(Öldürme) yetkisi vardır, fakat fazlalık olan bir hayvan bakıcısını ya da bilet satıcısını “uyutma” yetkisi müthiş bir öfkeyle karşılanacaktır. Şempanze hayvanat bahçesinin malıdır. İnsanlarınsa bugünlerde kimsenin malı olmadığı varsayılıyor. Fakat yine de şempanze ayrımcılığı bu biçimiyle pek ender dile getirilir ve bunu savunacak bir mantık olup olmadığı konusunda kuşkuluyum. Bizlerin Hristiyan kaynaklı davranışlarımızın insanın nefesini kesen türcülüğü işte böyle.[34] (Dawkins burada hayvanların öldürülmesini değil, insanlar öldürülünce neden garipsendiğini eleştirmiştir. Verdiğimiz kaynağa göz gezdirirseniz ne dediğimizi iyice anlarsınız. Kendisi de ontolojik olarak insan ile diğer hayvanların aynı olduğunu söylemiş ve ontolojik üstünlüğü Hristiyanlık’tan aldığını iddia etmiştir.)

 

Dawkins’e göre, “insan hakları, insanın asaleti ve insan yaşamının kutsallığı” gibi varsayımların da gerçekte karşılığı yoktur.[35] Burada ilk itiraz edeceğim şey şudur: Dawkins, insanların diğer hayvanlardan ontolojik olarak hiçbir farkının olmadığını savunuyor. Ama neden normal hayatında bu görüşün tam tersini gerçekleştiriyor? Hatta kendisi de kendi görüşüyle çelişen şu sözleri de söylüyor:

Ben hastanın bakıldığı, güçsüzün kollandığı, ezilenin gözetildiği bir toplumda yaşamak istiyorum, ki bu da anti-Darwinist bir toplumdur.[36]

 

Dawkins bir yandan dinlerin insanlık için son derece zararlı olduğundan ve bilimin dinlerin yerini alması gerektiğini savunurken, bir yandan da bu yaşam için dinlere borçlu olduğumuzu kabul ettiği “insan yaşamı kutsaldır” ilkesini, doğadan veya bilimden çıkarılamamasına rağmen benimsemektedir. Eğer insanlarla hayvanların değer açısından hiçbir farkının olmadığını düşünen bir yeni ateistseniz insan hakları gibi bir şeyden söz edemez ve tecavüzleri, hırsızlıkları, cinayetleri cezalandıramazsınız. Bunları yapmak için insanlar ile diğer hayvanların ontolojik statüsü arasında fark olduğunu benimsemek gerekir. Örneğin ateist ahlak felsefecisi Peter Singer, hayvanlar yerine anne babasız bebeklerin veya zihinsel engelli bireylerin de ölümcül bilimsel deneylerde kobay olarak kullanılabileceğini söyler. Çünkü bu bireyler de hayvanlar gibi belli zihinsel yetilerden mahrumdur, dolayısıyla onları hayvanlardan üstün görmenin rasyonel bir gerekçesi yoktur.[37]

 

3. “Evrime inanan bilim insanları ateisttir.”

Darwin’in J. Brodie Innes’e mektubu, 27 Kasım 1878.[24]

Saçmalık! En başta da söylemiştik, evrim teorisi canlılığın nasıl başladığını ve geliştiğini aktarır. Varlıkların ilkin nasıl var olduğunu aktarmaz! Bu durumda “Evrim Tanrı olmadan olmuştur” veya “Evrim Tanrı ile olmuştur” demek felsefi bir düşüncedir, tartışılır. Ancak evrim teorisini bir pakete koymak ve bu pakete “Evrim ateistlerin bir düşüncesidir.” demek hem evrim teorisini bilmeyen dindarları evrim teorisinden soğutmakta ve insanları bilime(?) karşı yönlendirmektir hem de bilimin istismarıdır, sözde bilimdir. Bilimin halk nazarına inmesiyle birlikte sözde bilimin de halk arasında oldukça yaygınlaştığı sanıyorum ki söylenebilir. Prof. John Lennox bilim ve Tanrı arasında seçim yapmamızı söyleyenleri, “Jetlerin varlığı fizik yasalarına mı yoksa jet motorunun mucidi Frank Whittle’a mı bağlı?” şeklinde bir soru soran insana benzetir.[44] evimi ateizmin bir müttefiki görmek saçmadır. Çünkü hiçbir bilimsel bulgu -üstte de dediğimiz gibi- bilimin alanı gereği Tanrı’nın varlığı veya yokluğu konusunda söz sahibi değildir, olamaz.

 

Bazıları da ateist bilim adamlarının çok olduğuna dayanarak veyahut evrimi savunan bilim adamlarının hep ateist olduğuna dayanarak dinin yanlış olduğu sonucuna varmaktadır. Bu durum, günümüz insanlarının bilimi tanrısallaştırmasından ve hatta diğer düşünsel alanlarla dalga geçmelerinden kaynaklanmaktadır. Oysa ki bir bilim adamının diğer her konuda bilgili olduğunu beklemek ve her konuda objektif olacağını beklemek gülünçtür, nitekim tarih de bunun tam tersini göstermektedir. Bilim adamları bilim yaparken dahi kimi zaman objektif değillerdir. Bu ilginç bir şey değil, çünkü bilim de -bir yönüyle- sosyal bir uğraştır ve her sosyal uğraş gibi üretildiği toplumun veyahut çevrenin algısını barındırması oldukça normaldir. Asıl sorun bir bilim adamı tarafından verilen bilginin bilimsel olup olmadığına bakmamaktadır. Bilim adamlarının bilim yaparken dahi kimi zaman subjektif olduğundan bahsettik, bu bir kenara, hele ki bilim adamlarını din gibi felsefe gibi alanlara bulaştırmak oldukça hatalıdır. Bunlar kendi içlerinde oldukça derin alanlardır. Bir bilim adamının bu alanlar hakkında doğru düzgün kitap okuyup okumadığına bakmadan ve yaptığı yorumu gerek teolojik gerekse felsefi düzlemde irdelemeden hiçbir kanıya varılamaz. Bu önemli ölçütleri belirttikten sonra bilim sosyoloğu olan ve bilim sosyolojisinde bir devrim yapan Thomas Kuhn’dan etkilenen Barnes’tan örnek vermek istiyorum: 18. yüzyılda keşfedilen Uranüs’ün yörüngesinden sapması klasik mekanik yasalarına aykırı olduğundan dolayı Uranüs’ün yörüngesinin bir gezegen tarafından etkileniyor olabileceği düşünüldü. Bundan yola çıkan İngiliz Adams ve Fransız Leverrier o gezegeni tespit ettiler, 1846 yılında Neptün keşfedildi. Ancak buna Amerikalı bilim adamları -hesaplamadaki hatalar gerekçe göstererek- karşı çıktı. Avrupalılar ise bu itiraza karşı çıktı ve hesaplamadaki hataları normal karşıladılar. Barry Barnes ise bu olayda iki tarafından bilimsel anlamda makul bir şekilde desteklenebileceğini ama bilim adamlarının siyasi sebeplerle kendilerini haklı çıkarmaya çalıştıklarını savunur. Nedeni de o dönemin Avrupa’sının kilisenin otoritesine karşı doğa bilimlerini kullanmasıydı. Adams ve Leverrier’den hareketle bilimin gücünü halka göstermeye çalıştılar.[46] Bu arada, Kuhn’un bile bazı konularda subjektif davrandığı savunulabilir. Mesela bilimin düşünsel ve objektif yönünü çok küçümsemiş ve bilim tarihi okumalarında da daha çok kendini destekleyecek unsurlara dikkat çekmiştir. Sonuç olarak, her iş -her ne olursa olsun- insanın yapısı gereği subjektiflik içerebilir. Bizler bir kimsenin makamından ve mevkisinden çok dediklerine bakmalı ve [dedikleri] hangi alanla ilgiliyse o alanın eleştirel bir analizini yapmalıyız. Dolayısıyla bilim adamları tanrı değildir ve her konuda da söz sahibi olamazlar, kendi alanlarında bile oldukça eleştirilebilirler ve bu, -sadece bilim adamları için değil, her meslek için- gereklidir de.

 

Diğer bir konuya, bilim adamlarının ateist olup olmadığı konusuna gelelim. Tabii bilim adamlarının ateist olup olmaması din ve din felsefesi adına boş bir uğraş fakat sosyoloji için kullanılmak isteniyorsa elbette orası ayrı. Bazı araştırmalara göre bilim adamlarının çoğu teist iken bir diğerlerine göre ateisttir, bu konudaki yazımızı buradan okuyarak bu konu üzerine görüşlerimizi öğrenebilirsiniz. Peki evrime inanan bilim adamları her zaman ateist mi olmuştur? Birkaç örnek vermek gerekirse; Fatimah Jackson, Rana Dajani, Ehab Ebouheif  gibi evrim biyoloğu olan kişiler Müslümandır. Hatta Fatimah Jackson dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde evrimsel biyoloji üstüne çalışmalar yürütmektedir. Örneğin, Kenneth R. Miller, Joan Roughgarden gibi kişiler de hem Hristiyan hem de evrim biyoloğudur.(Özellikle biyologlardan örnek verdim). Dawkins tarafından Darwin’in en önemli halefi olarak anılan Ronald Aymler Fisher, evrim ve Tanrı fikrinin çelişmediği savunmuş birisidir.[28] Hatta Theodosius Dobzhansky[29], Francisco Ayala[30], Simon Morris[31] gibi evrim teorisine çok büyük katkıda bulunmuş isimler de evrimin Tanrı fikri ile çelişmediği savunan ve bunu dile getiren kişilerdir. Charles Kingsley ve daha sonra İngiltere’nin en önemli iki din adamlarından biri(Canterbury başpiskoposu) olacak olan Frederick Temple, Darwin’in teorisini dinen sakıncalı bulmadığı gibi dinle uyumuna da vurgu yapmıştır.[20] Darwin’in en yakın dostlarından birisi olan ve Darwin’in okul yıllarında çokça konuştuğu botanikçi Asa Gray de Darwin’in teorisinde dinen bir sakınca görmemiş ve teorinin insanlar arasında yayılması için Darwin’e destek olmuştur.[19] Darwin ile eş zamanlı olarak evrim teorisini ortaya atmış olan Russel Wallace da dine ve Tanrı’ya inanmayı bırakmamıştır.[8] Darwin, evrimin en önemli kitaplarından birisi olan ve kendisinin “Evrimin Babası” olarak anılmasına sebep olan Türlerin Kökeni kitabını yayınladığında zaten bir teistti. Ve, Türlerin Kökeni kitabının birçok kısmında Tanrı’nın evrim ile yarattığına atıf olduğu görebilirsiniz. En son sayfalarında da Adem’e “nefs” üflenmesi hakkında bir yorum yapar ve evrimde insanların gelişimine dikkat çeker.[4] Darwin, Evrim Ağacı adlı bilim sayfasının da slogan olarak kullandığı “Bu yaşam görüşünde ihtişam var” ifadesini Tanrı’nın evrimle yarattığını söyleyerek kullanmıştır. Zaten Darwin de evrim fikri nedeniyle dini ve Tanrı algısını reddetmemiştir. Desmond ve Moore’un ünlü Darwin biyografisinde Darwin’in Tanrı’dan uzaklaşmasının nedeninin daha çok psikolojik nedenler olduğuna dikkat çekilmiştir.[3] Darwin yaşadığı şeylerden dolayı -psikolojik sebeplerden dolayı- Tanrı’dan uzaklaşmıştır ve bazı felsefi düşüncelerin beraberinde de Tanrı’nın bilinemez olduğuna karar vermiştir. Bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını, “O dönemde evrim insanlar tarafından kötü karşılanırdı. Darwin de bir taktik yaparak Tanrı’ya atıf yaptı ve bağnaz sınıfın kabul etmesini kolaylaştırdı.” şeklinde yorumlamaktadır, fakat bu hiçbir tarihsel gerçeklik içermemektedir. Zira, Darwin otobiyografisinde o dönemlerde bir teist olduğuna ve Tanrı’nın evrimi yarattığını düşündüğüne inandığını söylemektedir, yani bu tür bir iddia zaten Darwin tarafından yalanlanmaktadır.[2] Bu konuyu ve daha fazlasını irdeleyen Din ve Bilim Çatışır Mı? adlı yazımıza da isterseniz bir ara göz gezdirebilirsiniz.

 

Şu anda dünyanın en iyi biyologlarından bir tanesi olan Francisco Ayala da evrimi ateizmin bir argümanı imiş gibi gösterdiği, yani bilimin söz sahibi olmadığı bir konuya bilimi direkt olarak soktuğu için, Richard Dawkins’i sertçe eleştirmektedir.[26] Bu konuda Michael Ruse’tan tutun da Frans De Waal gibi ateistlere kadar, Vilenkin gibi teistlerden tutun da George Ellis’e kadar birçok kişi yeni ateistleri eleştirmekte ve bunların bilime zarar verdiğini söylemektedir.

 

Evrimi reddeden insanlar sizce evrim üstüne ne kadar makale okumuştur? Zaten evrimi tam olarak bilmedikleri, ve bu görüşü de sunan kimi ateistlerin evrimi sanki ateizmin bir argümanı imiş gibi göstermelerinden dolayı bilimsel camia hakkında haberi olmayan insanlar evrimi direkt reddetmektedirler. Dolayısıyla yeni ateistlerin bilime ideolojilerini de katması pek çok insanı bilimden de soğutmaktadır. Bu konuda gerçekten bilimden taraftar olan insanların buna karşı çıkması beklenirken pek çok yeni ateist insanın da onlar gibi davrandığı açıktır. Dawkins’e göre evrimin Tanrı aracılığıyla olduğunu kabul eden cahil, aptal, deli veya kötü bir insandır.[40] Bu nedenle sözde bilimin takipçileri, “oldukça felsefik bir biçimde sorgulayan” yeni ateistler evrimin Tanrı’dan olduğuna vurgu yapılabileceğini söyleyen Michael Ruse gibi ateistlere de karşı çıkmaktadır. Roy Abraham Varghese, kendilerini toleransın ve açık fikrin temsilcisi olarak sunan yeni ateistlerin açık fikir konusundaki tutarsızlıklarını güzelce eleştirmektedir.[41]

 

4. “Siz de ayetleri büküyorsunuz.”

Ayetlerin neden öyle yorumlanması ve anlamlandırılması gerektiğine farklı açılardan kanıt getirdik. Bunun haricinde, insanların genel görüşünün böyle olmadığını belirtip ayetleri büktüğümüzü söylemek bir mantık hatası olur; otoriteye başvurma safsatası. Ve ayetlerin anlamlandırmanın da yorumlara bağlı olduğunu unutmayın. Bizler kendi yorumumuzun doğru olduğunu düşünmekle birlikte diğer tüm yorumların kesinlikle yanlış olduğunu belirtmiyoruz. Fakat verdiğimiz kanıtlara bakılırsa bizim yorumumuzun daha makul olduğuna inanıyoruz. Eğer bir kimse yorumumuza karşı çıkmak istiyorsa bunu teolojik düzlemde gösterir, fakat sadece “ayetleri büküyorsunuz” demek oldukça gülünçtür.

 

Son olarak ayetleri değerlendirme konusunda çok önemli bir noktaya da değinmek istiyorum. “X ayeti bilimle çelişmektedir.” tarzındaki söylemler genellikle tutarlı ve haklı değildir. Eğer bir ayetin dil bilimsel olarak tüm yorumları bilimle çelişiyorsa bazı görüşlere göre o ayetin bilimle çeliştiğini söyleyebiliriz. “Bazı görüşlere göre” dedim çünkü ayetlerin bilimsel bir değer taşımadığını, dönemin insanlarının anlayabileceği bir şekilde Tevhid mesajını verdiğini söyleyen bir görüş de vardır. Şimdilik ayetlerin bilimsel bir değer taşıyıp taşımadığı bir kenara dursun, ayetlerin bilimsel bir değer taşıdığını söylersek de şunlara dikkat etmeliyiz: X ayetinin dil bilimsel olarak 3 tane yorumu-anlamı olabilir diyelim. Bunlara A Yorumu, B Yorumu, C Yorumu adlarını verelim. A Yorumu genel kabul gören bir yorum olsun. Fakat dil bilimsel açıdan B ile C Yorumu da tutarlıdır. Bilimsel araştırmalarımızın sonucunda A Yorumu ile C Yorumu’nun bilimle çeliştiğini bulduk. Tarihte pek savunucusu olmamışsa da hala B Yorumu duruyor ve dil bilimsel açıdan tutarlı olduğu gibi bilimle de çelişmiyor. Neden bu ayet B Yorumu’nu kastetmiş olmasın? Burada, “Neden A Yorumu’nu kastetmiş olmasın.” gibi bir itiraz gelebilir. Fakat bu tip argümanları yargılarken, karşı tarafı her açıdan saf dışı bırakacak bir görüşü öne sürüp o şekilde argümanı yermeye çalışmanız gerekir. Aksi halde felsefi anlamda, karşı tarafın görüşünü yıkacak bir argüman ortaya sunmamışsınız demektir(Argümanınız tutarlı olsa bile). Dolayısıyla sizin, A, B, C Yorumlarının hepsini yermeniz ve hatasını ortaya çıkarmanız gerekir. Eğer ayetin bağlamı açısından tutarlı olan bir tane bile yorum duruyorsa o halde o ayete itiraz edemezsiniz. Ne yazık ki forumlarda Kur’an’ın bilimle çeliştiğini göstermeye çalışan argümanları sunan kişilerin çoğu üstte söylediğimiz felsefi prensibi umursamamaktadır. Üstte söylediğimiz prensip “O mecaz ya.” gibi şeyler söylemeyi doğurmaz. Dil bilimsel açıdan tutarlı olması her şeye mecaz deme özgürlüğünü vermez. Mecaz olan ifadeler ve mecaz olmaması daha rasyonel olan ifadeler vardır. Mecaz olmaması daha rasyonel olan bir ifade geçiyorsa ve kişi buna “Mecaz” diyorsa düzgün bir şekilde nedenini göstermelidir, aksi halde mecaz olmaması daha rasyoneldir ve mecaz değil olarak kabul edilir. Ayetleri değerlendirirken bu metotlara dikkat etmelisiniz. Bu metotlar sonucunda bilimle çeliştiğini gösterebileceğiniz bir ayet varsa buyurun gösterin, üstüne konuşalım.

 

Ayetlerin bilimle ilgisinin olup olmadığı gibi konular da tartışma alanıdır, bunu da lütfen unutmayınız. Bu görüşten çok kısaca şöyle bahsedebiliriz: Vahyin temel amacı Allah’ın varlığını ve birliğini bildirmek, ahiretin olacağını bildirmek ve bunların neticesinde ahlâklı bir hayat yaşanması gerektiğini bildirmek olduğu için vahyedilen tüm bilgilerde bu amaçlar gözetilmektedir(Elbette bu amaca hizmet eden farklı yöntemler kullanılmaktadır). Bunun sonucunda, Allah, bu mesajı daha iyi verebilmek için benzetmeler kullanmıştır. Kur’an-ı Kerim hitâbi bir dil barındırdığından dolayı da o dönemin halkının bildiği bilgilerden, “zannettiği” bilgilerden hareketle bu mesaj verilmiştir. Sözgelimi, kültürle irtibatlı vahiy, yaratılış meselesini ilk hitap çevresindeki yaygın kozmogoni anlayışıyla bağdaşır tarzda açıklayabilir; yeryüzü ile gökyüzünü tencere-kapak ikilisi gibi tasvir edebildiği gibi kâinatın milattan dört bin sene önce yaratıldığını da söyleyebilir(Örneğin bir din felsefecisi olan Swinburne bu şekilde düşünmektedir). Bu tür ifadelerden hareketle din ile bilim arasında çatışma olduğunu düşünmek yersizdir. Zira burada önemli olan, kâinat ve yaratılışın başlangıcıyla ilgili bilimsel bilgi ve bildirimler değil, bütün kâinatın Tanrı tarafından yaratıldığı mesajı ve bu mesajın zımnında Tanrı’ya ibadete çağrıdır. Haliyle, yaratılış meselesinde, kutsal kitabın “Her şeyi Tanrı yarattı” veya “Tanrı bütün her şeyin yaratıcısıdır” demesi bile kâfidir. Bu açıdan bakıldığında, kutsal kitapta modern çağdaki bilimsel önermeler ve kabullerle bağdaşmayan ifadelerin yer alması, onun kutsiyetini ve kıymetini hiçbir şekilde haleldar etmez. Çünkü Tanrı’nın amacı insanların kozmogoni ve kozmoloji anlayışını bilimsel açıdan düzeltip değiştirmek değil, dini-ahlaki mesajlar iletmektir. Bu sebeple, böyle düşünenlere göre kutsal kitabın diline yansıyan kültürel unsurlar ile vahiydeki ana mesajların birbirinden ayırt edilmesi son derece önemlidir.

 

Yeni ateistlerin felsefi ve teolojik iddialarına cevap verdiğimiz ve bu alanda büyük bir yazı olan Yeni Ateizme Eleştiri adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

 

Kaynaklar

[1] https://www.darwinproject.ac.uk/letter/DCP-LETT-12041.xml

[2] Francis Darwin(der.), The Life and Letters of Charles Darwin: Including an Autobiographical Chapter, I. Cilt(Londra: John Murray, 1887), s. 312-313.

[3] Adrian Desmond ve James Moore, Darwin: The Life of a Tormented Evolutionist(New York: Norton, 1991), s. 387.

[4] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), s. 490.

[5] Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 01, s. 358. [Arkadaşlar bu arada değinmediğim konu şuydu: Ayetin en başında genel bir hitap var “siz” diye. Fakat sonrasında kişi olan Adem’den bahsediliyor diye düşünülüyor. Açıkçası ben burada o kısmın da insanlara genel hitap olarak alınması gerektiği kanaatindeyim. Bu durumda ayetin meali şöyle olacaktır: Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik (insan şekline soktuk). Daha sonra meleklere, “İnsan türünün üstünlüğünü kabul edin.” buyurduk. İblis hariç tüm melekler insan türünün üstünlüğünü kabul ettiler, ama İblis dayattı ve onların üstünlüğünü kabule yanaşmadı.]

[6] er-Râzi, Mefâtihu’l-Ğayb, XV. 71

[7] Alvin Plantinga, Where the Conflict Really Lies: Science, Religion and Naturalism(Oxford: Oxford University Press, 2011), s. 8-12.

[8] Ross A. Slotten, The Heretic in Darwin’s Court: The Life of Alfred Russel Wallace(New York: Columbia University Press, 2004), s. 4.

[9] Lane’s Lexicon, 8. Cilt, N-F-S kökü, ss. 80-83.

[10] Hans Wehr, N-F-S kökü, Sayfa 1155

[11] http://kurandaceliskiolmaz.com/kurana-gore-kimlerle-evlenmek-yasaktir-2

[12] https://www.youtube.com/watch?v=wS2wN_JNZVs

[13] http://www.mumsema.org/ne-nedir/190864-cennet-kelimesinin-anlami-nedir.html

[14] Mâtüridi, Te’vilâtü Ehli’s-Sünne, 425; Fahreddin er-Râzi, Mefâtîhu’l-Gayb, III. 4.

[15] http://www.ucmp.berkeley.edu/history/chambers.html

[16] https://youtu.be/Zzmtrf28PlI?t=6m6s

[17] https://www.youtube.com/watch?v=AhlU0cobvz8

[18] https://ar-ar.facebook.com/notes/allaha-inan%C4%B1yorum/laboratuarda-allahi-hissettim/10150093829567016

[19] David N. Livingstone, Darwin’s Forgotten Defenders: The Encounter between Evangelical Theology and Evoulitonary Thought(Grand Rapids, MI: W. B. Eerdmans, 1987), ss. 62-64.

[20] John Hedley Brooke, “That Modern Science Has Secularized Western Culture”, Galileo Goes to Jail and Other Myths About Science and Religion içinde, s. 227.

[21] http://www.templeofearth.com/books/historyoftheconflictbetween%20religion%20and%20science.pdf

[22] https://archive.org/details/hadhakitabalhaya567jahi

[23] http://www.islamicmanuscripts.info/reference/articles/Hadith-Dar-33-2011/Hadith-33-Colombo-2011-Jahiz.pdf

[24] https://www.darwinproject.ac.uk/letter/DCP-LETT-12041.xml

[25] https://archive.org/details/THEMUQADDIMAHVOLUME1

[26] http://www.truefreethinker.com/articles/francisco-ayala-%E2%80%9Cam-i-monkey%E2%80%9D-religion-evolution-and-richard-dawkins

[27] https://www.etimolojiturkce.com/kelime/cennet

[28] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Ronald_Fisher

[29] http://biologie-lernprogramme.de/daten/programme/js/homologer/daten/lit/Dobzhansky.pdf

[30] http://www.nytimes.com/2008/04/29/science/29prof.html

[31] https://whyevolutionistrue.wordpress.com/2012/09/10/paleobiologist-simon-conway-morris-gives-evidence-for-god-from-evolution

[32] Paul Davies, The Origin Of Life(London: Penguin Books, 2003), s. 28.

[33] http://www.birgun.net/haber-detay/prof-celal-sengor-diski-yedirmek-iskence-degil-95775.html

[34] Richard Dawkins, Kör Saatçi(Tübitak Yayınları, 2013), s. 335.

[35] Richard Dawkins, Kör Saatçi(Tübitak Yayınları, 2013), s. 145.

[36] http://www.patheos.com/blogs/danthropology/2014/12/richard-dawkins-we-need-an-anti-darwinian-society

[37] Peter Singer, Practical Ethics(Cambridge: Cambridge University Press, 2011), s. 51-52.

[38] Hakan Ertin ve Rainer Brömer, “Biology”, Ibrahim Kalin(der.), The Oxford Encyclopedia of Philosophy, Science, and Theology in Islam, I. Cilt(Oxford: Oxford University Press, 2014), s. 100.

[39] Dag Nikolaus Hasse, Avicenna’s Giver of Forms in Latin Philosophy, Especially in the Works of Albertus Magnus, Dag Nikolaus Hasse ve Amos Bertolacci(der.), The Arabic, Hebrew and Latin Reception of Avicenna’s Metaphysics içinde(Berlin: De Gruyter, 2012), s. 237.

[40] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), s. 46.

[41] Antony Flew, There is a God: Hot the World’s Most Notorious Atheist Changed His Mind(New York Harper One, 2007), ss. 134-151.

[42] İsmail Fenni, Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali (İstanbul: Orhaniye Matbaası, 1928), s. 110-11

[43] http://www.evrimagaci.org/makale/566

[44] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), s. 32-33.

[45] John W. Livingston, Muhammad Abduh on Science, Muslim World, 3, 4, 1995, ss. 216-220.

[46] Alper Bilgili, “Sosyal Etkenlerin Bilimsel Bilginin Oluşumundaki Rolü”, Türk Felsefe Derneği Yayını Felsefe Dünyası Sayı: 64 (2016), ss. 206-208.

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

O kimseler ki her hâl ve ahvalde Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve "Rabbimiz!" derler, "Sen bu kâinatı boş yere yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi cehennem ateşinden muhafaza buyur!"

You may also like...

21 Responses

  1. alper dedi ki:

    Burada insanların ana babası geçiyor.
    “Şeytan vücudunun örtülü olan yerlerini açtırmak için onlara şöyle vesvese verdi: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması sadece hükümdar (saltanat sahibi) olmanızı ya da ölümsüzleşmenizi engellemek içindir. ”Onlara yemin etti: “Ben ikinizin de iyiliğini istiyorum.” dedi. Böylece onları kandırıp değerlerini düşürdü. İkisi de o ağaçtan tadınca kendilerine edep yerleri gözüktü. Bahçedeki yaprakları üst üste koyup örtünmeye başladılar. (Araf 7/20-22)
    “Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek ve sizi süsleyecek elbise verdik. Takva (korunma) elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetleridir, belki düşünürler.
    “Ey Âdemoğulları! Şeytan ana-babanızı yaktığı gibi sakın sizi de yakmasın. Çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini sıyırmış ve onları o bahçeden çıkarmıştı. O ve onun gibiler, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz Şeytanları inanmayanların dostları yaptık.” (Araf 7/22-27)

    Bu ifade ile;
    Bilirsiniz ki “adem” kelimesi insan anlamına da gelir.[5] Gördüğünüz üzere ayette iki kere “siz” zamirini kullanmaktadır. Bu durumda ayetin en başı kesinlikle tüm insanları kast etmektedir. Peki ayetin devamında geçen “adem” kelimesi neden kişi olan Adem peygamberi işaret etsin ki? Tüm insanları kastediyor olması daha mantıklı ve ayetin kelimeleri kullanım tarzı olarak daha uygun değil midir? Eğer kişi olan Adem’i kastetseydi, “Adem’i yarattık, sonra Adem’i biçimlendirdik” diyebilirdi. Ayetin bu mealinde de evrimle çelişen bir taraf yokken, aslında bu meal de yanlıştır ve doğrusu şu olmalıdır:

    Araf Suresi 11. ayet – Andolsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere “İnsanlara secde edin” dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.

    (Yani burada kişi olan Adem peygambere değil, tüm insanlara secde ediyorlar. Daha doğrusu Allah’ın emrini yerine getiriyorlar. Hem kişi olan Adem’e neden secde etsinler ki, Adem’in bizden bir üstün tarafı da yoktur, Adem ilah(Tanrı) da değildir. Burayı kişi olarak Adem diye çevirenler hata yapmaktadır!)

    “Ayeti büküyor” diyenler için son maddede cevabımızı verdik zaten. Ve evrim konusunda kesin bir bilgiye sahibi olunmayan zamanlarda da Kadı Beydavi[6] bu ayeti “Adem’e secde edin” olarak değil, “İnsanlara secde edin” olarak yorumlamıştır. Yani bu ayeti bizler, Kur’an’ın evrimle çelişmediğini göstermek için bükmüyoruz. Zaten mantıksal olarak ayet bu yoruma daha uygundur.(Bu ayeti böyle yorumlayan sadece Beydavi değildir, araştırarak birçok kişiyi de bulabilirsiniz. Beydavi’yi örnek verdik çünkü özellikle Beydavi Kur’an hakkında çok bilgili olarak görülmektedir. Mesela Elmalılı’nın da bunu tüm insanlar olarak yorumladığını görebilirsiniz.[7])

    Bu ifade;
    Kaldı ki Ali İmran Suresi 33. ayette şöyle der:

    Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrahim Ailesi’ni, İmran Ailesi’ni seçerek âlemlere üstün kılmıştır;

    Peki, eğer Adem yaratılışta tek kişi ise ve sonra da ondan eşi meydana getirilmiş ise, Adem nasıl seçilsin? Seçilme iki ve daha fazlası arasında olan bir olaydır. Eğer Adem tekse nasıl seçilmiştir? “Adem tekti, ondan Havva meydana geldi. Sonra çocukları ensest çoğaldı.” diyenlerin büyük bir hatası yine buradadır. Diğer bir hatası, Kur’an’da ensest ilişki yasaklanmıştır fakat nasıl olur da bir peygamber ensest ile çoğalır?[11]
    Çelişiyor.

    • Furkan dedi ki:

      Merhaba Alper Bey yorumunuz için teşekkür ederim, kaçırdığım güzel bir noktaya değinmişsiniz. Arap lisanıyla ilgili bir konu bu durum. Şöyle ki, Arapça’da iki gruptan bahsedilirken, gruplar birden fazla üyeden oluşuyor olsalar da ikil kalıp kullanılabilir. Mesela, “Yeri, gökleri ve ikisinin arasındakileri…” kalıbında bu şekilde bir kullanım vardır. Cennetten(Yazıda bahsettiğimiz anlamda, Dünya’daki bir bahçeden) çıkanların en az 3 kişi olduğu şuradaki çoğul ifadelerden de anlaşılabilir:
      Bakara Suresi 31. ayet – Ve Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”
      Bakara Suresi 38. ayet“Hepiniz oradan aşağı inin” dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiç bir korku yoktur. Onlar kederle de yüz yüze gelmeyeceklerdir.
      A’raf Suresi 24. ayet – Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.” (Taha Suresi 123. ayete de bakılabilir)

      Sonuç olarak anlayacağını üzere, attığınız ayetlerle bizim dediğimiz şeyin hiçbir çelişkisi bulunmamaktadır.

  2. cengiz dedi ki:

    kuranda Ademin ve eşinin insanların ana ve babası olduğu söyleniyor (malesef ayet numarasını hatırlamıyorum)),hadislrede de böyle. bu evrimle çelişmiyor mu? Adem tüm insanlığın babasıysa, onun ilk insan olması gerekir,bu da evrim fikriyle çelişir?

    • Furkan dedi ki:

      Cengiz Bey, Alper adlı bir arkadaş bu soruyu sormuştu ve ceplamıştık(Hemen üst kısımda bulunuyor). Üstteki yorumda malum cevabımıza bakabilirsiniz fakat ben tekrar burada da aktaracağım. Bizler zaten hadislerin dinin bir kaynağı olduğunu savunmuyoruz. Dediğiniz gibi bir söylem Kur’an’da mevcut(Araf Suresi 22. ayette). Arap lisanıyla ilgili bir konu bu durum. Şöyle ki, Arapça’da iki gruptan bahsedilirken, gruplar birden fazla üyeden oluşuyor olsalar da ikil kalıp kullanılabilir. Mesela, “Yeri, gökleri ve ikisinin arasındakileri…” kalıbında bu şekilde bir kullanım vardır. Cennetten(Yazıda bahsettiğimiz anlamda, Dünya’daki bir bahçeden) çıkanların en az 3 kişi olduğu şuradaki çoğul ifadelerden de anlaşılabilir:
      Bakara Suresi 31. ayet – Ve Âdem’e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: “Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz.”
      Bakara Suresi 38. ayet“Hepiniz oradan aşağı inin” dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiç bir korku yoktur. Onlar kederle de yüz yüze gelmeyeceklerdir.
      A’raf Suresi 24. ayet – Buyurdu: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadar mekan tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür.” (Taha Suresi 123. ayete de bakılabilir)

      Sonuç olarak, Kur’an ile evrim arasında bir çelişki bulunmamaktadır.

      • cengiz dedi ki:

        ben bundan bahsetmedim. başka şeyler de ekleyerek bir yorum yazayım.

        -dediğim ayette Adem ve eşinden bahsettikten sonra,insanlara hitaben anneniz ve babanız deniyor ayette,açık bir şekilde.
        -Kuranda Allah Ademi iki eliyle yarattı deniyor yani özel bir şekilde yarattığı ona isimleri öğrettiği meleklerin secde ettiği vs. anlatılıyor ,burada özel bir yaratılış olduğu belli.buna evrimle oluştu demek zorlama gibi duruyor. (elmalılı hakkında senin yazdığınla çalışan bir kaynak buldum: “”Meleklerin secde etmesi, Hz. Âdem (as)’e bir tekrim olmakla beraber, bizzat Allah’a bir ibadettir. Bu secde ile melekler Allah’ın hükümlerinin icrası noktasından Hz. Âdem (as)’e onun yeryüzüne halife olması mertebesiyle uygun bir şekilde hizmet ve yardıma memur kılınmış ve bir ahde bağlanmıştır. O hâlde melekler Âdem (as)’e bizzat hizmetkâr değil, fakat onun halifelik yönü için hizmetkâr olacaklardır. Gerçek Mabud Yüce Allah’tır. Hasılı bu secde Âdem (as)’e bir ibadet değildir.”(4)” https://sorularlaislamiyet.com/melekler-hz-ademe-nicin-secde-etmislerdir )
        -senin yaptığın yorumun Adem&Havvaya da işleyeceğini sanmıyorum,”sen ve eşin cennete yerleşin” diyor kuran, başka hiçbir ayette de başka birinden bahsetmiyor,meyveyi yediler hata yaptılar filan deniliyor. nerden çıktı üçüncü kişi? hiçbir işaret yok buna dair.
        -bu cennet yeryüzünde değil demişsin de bir ayette “Şüphesiz senin için cennette ne aç kalma var, ne de çıplak kalma var. Orada ne susayacak, ne de güneş altında kalacaksın.” (Ta Ha, 20/118-119) deniliyor, yeryüzünde acıkma olmayan vs. bir bahçe var mı? gayet açık değil mi? gerçi bunun evrimle tam ne ilgisi onu da anlayamadım
        -nisa1 yorumun da pek mantıklı gelmedi bana.yani o nefs kelimesini öz veya hücre diye alsak bile,sonra ondan eşini yarattı,daha sonra” bunlardan birçok erkekler kadınlar yarattı” deniliyor.ayrı olarak neden eşinden ve insanlardan bahsetisin,neden böyle bir sıralama yapılsın? insanların bu ikisinden geldiğini vurgulamıyor mu ayet ondan eşini ondan insanları derken? mesela kumaştan etek,ondan da elbise yaptım desem bu elbisenin etekten yapıldığını yani dönüştüğünü anlarsın,kimse aynı kumaştan,bağımsız olarak farklı iki şey yaptığımı düşünmez.
        –havva kelimesinin kuranda geçip geçmemesi ne fark eder buna neden takıldın? ademin eşi deniyor bu havva olsa nolur farklı bir isim olsa nolur? evrimle çelişip çelişmemesini etkilemez bu

        Neyse kuranla istediğin kadar oynayabilirsin, fakat senin kabul etmediğin Adem&Havva hakkındaki hadisler aslında yoruma pek yer bırakmıyor,hadislere inanan biri için tabi.Kuranla çelişen hadisleri kabul etmiyorsun da bunları niye kabul etmiyorsun? bilimle çeliştiği için mi 🙂

        • Furkan dedi ki:

          1. Hangi ayet olduğunu söylerseniz sevinirim. Bu konularla ilgili birçok ayet var ve siz hangisinden bahsediyorsunuz… Ayetleri öncesine ve sonrasına göre değerlendirmek ve genel çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Sizin dediğiniz ayet hangisi bileyim ki ona göre cevap vereyim.
          2. Hangi ayet olduğunu söylerseniz sevinirim. Bu konularla ilgili birçok ayet var ve siz hangisinden bahsediyorsunuz… Ayetleri öncesine ve sonrasına göre değerlendirmek ve genel çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Sizin dediğiniz ayet hangisi bileyim ki ona göre cevap vereyim.
          3. Daha önceden cennette farklı kişiler var oluyor olabilir. Cenette zaten insanlar vardır ve Tanrı, Adem ve eşine cennete yerleşmeleri gerektiğini söylüyor olabilir malum ayette. Bunda hiçbir sıkıntı yok. Bu tür bir yorum diğer hiçbir ayetle de, bahsettiğimiz ayetle de çelişki doğurmayacaktır.
          4. “Ne aç kalma var, ne çıplak kalma var” ifadesinden kasıt, aç kalmamalarını sağlayacak ve çıplak kalmamalarını sağlayacak malzemelerin Dünya’da var olması olabilir. Oradan, “Asla aç kalmayacaklar” gibi bir yorum çıkartmak zorunluluğu yoktur. Dolayısıyla bir çelişki içermez.
          5. “Ondan da eşini meydana getirdi” derken zaten bir “öz”den bahsediyor, o “öz” Adem değildir(Hücre olarak anlaşılabilir mesela). Yani şöyle, “öz”den bir varlık yarattı(Erkekler) ve yine aynı “öz”den de(“Ondan da” ifadesi) onların eşini(Kadınlar) meydana getirdi şeklinde de anlaşılabilir ayet(Rum Suresi 21. ayette de insanların iki cinsiyette yaratıldığını vurgu vardır), illa ki “Adem’den eşi oluştu” şeklinde anlamaya gerek yok(O da çıkarılabilir ama tek yorum bu değildir). Kur’an Tevbe Suresi 128. ayette de Hz. Muhammed için “nefs” kelimesini kullanır ve insanlara insan bir peygamber yolladığını(İnsanların kendi nefsinden bir peygamber yolladığını) anlatır. O ayette mesela “Bizim bedenimizden Hz. Muhammed oldu” diye anlamayız, bizim türümüzden olduğunu anlarız. Nitekim Kur’an’da meleklere de melek peygamber gönderilebileiceğini, yani peygamber gönderilecek olan varlıklar hangi tür ise onlara o türden bir peygamber göndereceğini söyler(İsra Suresi 95. ayet).
          6. Havva kelimesinin Kur’an kaynaklı olmadan, Adem-Havva diye aktarılması olayına takıldım. Yoksa dediğiniz gibi, evrim ile çelişmesi konusunda önemi yoktur. Ve insanlar da görsün istedim, “Havva anamız” diye dolaşanlar ve “Adem ile Hava’nın hikayesi çok saçma” diyenlerin aslında konuyu ne kadar da bilmediğini göstermek istedim. Daha hikayenin en temel olan kısmında bile hataları var.

  3. Akın Konca dedi ki:

    Evrim Ağacı adlı Youtube kanalından ilk insan hiçbir zaman varolmadı diye bir konu gördüm bunun açıklaması nedir şimdiden Allah razı olsun bilgilendirirseniz sevinirim

    • Furkan dedi ki:

      Estağfurullah, size yararımız dokunuyorsa ne mutlu bize. “İnsan” dediğimiz şeyin ne olduğu bu konuda önemli. Ben, insanın ne olduğu ve insan diyebileceğimiz varlıkların hangi varlıklar olduğu konusuna girmeyeceğim. Bu iş ilk olarak bilimin, sonrasında felsefenin alanıdır. Ben, iki ihtimalden de bahsedeceğim. Konumuz açısından bakacaksak Kur’an’a göre, yazımızda da söylediğimiz üzere, Hz. Adem ilk insan olarak geçmez hatta farklı kanıtlardan da yola çıkarak ilk insan topluluğu arasında onun olduğunu fakat ilk insan olmadığını çıkarabiliriz(Hz. Adem’i ilk insan olarak da kabul edebiliriz fakat ben bunu tercih etmeyenlerdenim. Onu ilk insan olarak görsek de evrimle İslam çelişmez). İlk insanın olması da olmaması da Kur’an ile çelişmez, ikisi de Kur’an’a uygundur. Hangisinin doğru olduğuna ise bilim karar verir. Sonuç olarak bir çelişkiden bahsedemeyiz.

      • Murathan dedi ki:

        Bilimsel olarak ilk insan diye birşey yoksa bu nasıl ilk insan olan Hz. Adem ile celismez?? (Bu yorumu tercih edersek) . Bunu daha detaylı anlatir mısın? İlk insan çifti Adem&Havva ise ve insanlık onlardan geldiyse ,bu bilimle celismez mi?

        • Furkan dedi ki:

          Zaten dediğim gibi üstte bizim yaptığımız yorumla hiçbir çelişki olmaz ki ben üstteki yorumu daha uygun buluyorum. İlk insanın ne olduğu, hangi özellikleri olunca o varlığa insan diyebileceğimiz tartışmalı bir alan. Bu şekilde bakarsak bir “ilk insan” çıkarılabilir. Evrim Ağacı’nın ilgili videosunu izlemişsen görürsün ki bilimsel anlamda insanlık aşamalı aşamalı var olduğu için “ilk insan” diye bir şeyden söz etmek tam yerinde olmaz – diyorlar. Bu bilimsel olarak doğru. Ama şimdi şöyle düşünürsek, din açısından ilk insan olarak kabul edilebilecek kişinin özellikleri nelerdir? Örneğin dini anlamda yükümlü olan ilk kişiyi Allah belirlemiş ve o da bu nedenle “ilk insan” diye anılıyor olabilir. Farklı farklı görüşler çıkarılabilir buradan, örneğin az önce söylediğim gibi bir görüşte “ilk insan” tabiri bilimsel bir tabir değil, dini anlamda ilk defa yükümlü olanı bildirdiğimiz bir tabirdir(Bilimle çeliştiğini söyleyemeyiz, farklı bir kriterle değerlendirdik çünkü).

  4. Mr.nart dedi ki:

    Asalık maymunlar olun dedik kimi hz Davutun kısasidir ve o maymunlarin soyu kesilmiştir daha sonrasinda ise tek nefisten yaratan odur ayeti var evet insan oğlu adaptasyon modifokasyön ve mutasyon geçirmiş olabilir ama bunlar türden türe geçiş için örnek olamaz evet sınıfsal manada türler olabilir ama bunlar ortak atandan geliş için yine kanıt olmaz ki benim islam alimleri için anladığım budur doğal aynı doğal seleksuyonalr bu kadar fazla canlı türü olusturamazlar ve kabriem patlaması ile bor çok canlı tutürünün ara geçiş dönemi olmadan ortaya çıktığı bilinmektedir bu da anti tez olabilir islam insan oğlu için başka bir türden geldiğini kabul etmez

    • Furkan dedi ki:

      Bana sorarsanız İslamiyet, evrim var mı yok mu konusuyla ilgilenmez zaten. Çünkü dinin amacı bu değildir. Allah-u Teâlâ tevhidi-meadı-nübüvveti bildirmek için konuşur. Kimi zamanlar da tikel şeylere iner ve onlar üzerinden örnek verir. Bu tikel örnekler de o dönemki halkın algılayacağı şekilde verilmiş ve o bağlamda ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla o dönemki halkın hiç ilgilenmediği, bilmediği şeylerden de bahsetmez Kur’an-ı Kerim. Bu tip konuların araştırılmasını ve soruşturulmasını bilime bırakmamız gerekir. “kabriem patlaması ile bor çok canlı tutürünün ara geçiş dönemi olmadan ortaya çıktığı bilinmektedir” demek hatalı olacaktır, çünkü var olan tüm canlılar ara-geçiş formudur. Ayrıca, kambriyen patlamasının bir patlama olduğu konusunda dahi eleştirilebilecek noktalar vardır.

  5. Kerim dedi ki:

    Peki A’RAF Suresi 27.Ayeti nasıl açıklıyorsunuz

    2 – Diyanet İşleri: Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.

    Burda ana ve baba geçiyor.

    • Furkan dedi ki:

      Ben, yazıda birkaç cümleliğine bahsettiğim “Adem konusuna bilimsel açıdan bakılmamalı. Mânâya bakılmalı.” diyenlerden pek uzakta değilim açıkçası. Yazılarımı daha çok kişisel görüşlerden çok bir görüşün savunusu olarak ele alabilirsiniz. Tabii ki bu, yazdığım yazıya hiç katılmadığım veya bazı noktalarına katılmadığım anlamına gelmez. Cennet ile ilgili eleştirilere sonuna kadar katılıyorum mesela. Adem, orada-şurada bir yerde değil, Dünya’da yaratılmıştır ve burada cezalandırılmıştır.

      Bu, sorunuzla pek alakası olmayan fakat söylediğim basit girişten sonra cevabınızı vereyim: Üstte evrim konusunda belirttiğim fikirleri verenlerden bazıları Adem’in, babamız ve eşinin de annemiz olduğunu zaten savunur. Şöyle ki: O dönemde Adem’den başka insanlar olsa da bugünkü soy Adem’e dayanır. Çünkü, ileriki evliliklerde Adem’in çocuklarıyla bir birleşim vardır hep. Burada pek açık anlatamamış olabilirim. “Y-Chromosomal Adam” diye internet üzerinden araştırmanızı öneririm. O nedenle, üstteki yazıdaki fikirlerle o ayetin çelişmediği çok açık bir biçimde söylenebilir.

      • Kk dedi ki:

        O zaman Adem ve Havva birer homo sapiens değildi?

        Çünkü y kromozom Ademi ve mitokondriyel Havva en aşağı 230 bin sene önce yaşadılar.
        Bu da dini açıdan pek kabul edilebilecek bir yorum değildir herhalde.
        Hatta bu ikisinin aynı dönemde yaşamadığı söylenir.

        “” There may have been a couple of “bottlenecks” (reduced population sizes) in the history of our species, but the smallest one not involving recent colonization is a bottleneck of roughly 10,000-15,000 individuals that occurred between 50,000 and 100,000 years ago. That’s as small a population as our ancestors had, and—note—it’s not two individuals.

        Further, looking at different genes, we find that they trace back to different times in our past. Mitochondrial DNA points to the genes in that organelle tracing back to a single female ancestor who lived about 140,000 years ago, but that genes on the Y chromosome trace back to one male who lived about 60,000-90,000 years ago. Further, the bulk of genes in the nucleus all trace back to different times—as far back as two million years. This shows not only that any “Adam” and “Eve” (in the sense of mitochondrial and Y-chromosome DNA alone) must have lived thousands of years apart, but also that there simply could not have been two individuals who provided the entire genetic ancestry of modern humans. Each of our genes “coalesces” back to a different ancestor, showing that, as expected, our genetic legacy comes from many different individuals. It does not go back to just two individuals, regardless of when they lived.”” https://whyevolutionistrue.wordpress.com/2011/06/02/adam-and-eve-the-ultimate-standoff-between-science-and-faith-and-a-contest/

        Bence bütün bu ayetleri tek tek ele alıp,cennet miydi dünya mıydı,ilk insan mi değil mi,ata çift mi değil mi diye bilime uyarlamak biraz zorlama yorum oluyor. Adem’in özel olarak (evrimsiz) yaratılması,sonra eşinin yaratılması,cennetten kovulup yeryüzünde çoğalmaları hakkındaki ayetler bütün olarak bakılınca ben geleneksel yorumu tercih ediyorum.

        En mantıklısı tüm hikâye metafor demek olabilir.

        • Furkan dedi ki:

          Açıkçası, bir şeyi evrime uydurma çabasında değiliz. Tikel konularda olan hataları gündeme getirdik. İlk insan mıydı değil miydi, cennette miydi ya da burada mıydı gibi konularda neden böyle düşündüğümüzün gerekçesini verdik ve böyle düşünenlerin ilk biz olmadığını, geçmişte müfessirlerin de bu tür yorumlar tercih ettiğini söyledik. Dediğiniz gibi, daha temel olarak da ayetleri sorgulamaya almalıyız: Kur’an-ı Kerim, dönemin aklına göre örneklendirmeler yapmıştır demek de boş bir görüş değildir bence de. Anne-babanız gibi ifadeleri literal olarak okumaya gerek yok. Mecazi bir anlatım olarak da alınabilir. Hatta, dönemin insanları Adem ve eşini ilk insanlar zannediyorsa Kur’an-ı Kerim o insanların bildiği konular üzerinden örneklendirmeler yaptı da denilebilir. Bunlar hep tartışılabilecek konulardır. Bizim bu yazıda daha çok göstermeye çalıştığımız şey: Ayetlerin hepsinin öyle direkt okunduğu gibi yorumlanmasına gerek olmadığıdır ve bu yaptığımız şeyin te’vilin belini kırmak olmadığı, geçmişte kimi müfessirlerin de böyle düşüncelere sahip olduğunu göstermektir. Şimdi yazıyı güncelledim ve biraz daha geliştirdim – umarım bu konuda daha aydınlatıcı olabilmişizdir.

  6. K dedi ki:

    Hicr suresindeki şu ayetlere ne diyorsun? Burada açıkça bir beşer yaratacağım diyor, daha sonra secde olayı var. İlk insanin yaratılışı gibi duruyor?

    “28, 29. Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.
    30. Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.
    31. Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.
    32. Allah, “Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?” dedi.
    33. İblis dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem.”

    Ademin yaratılan ilk insan -homo sapiens- olduğunu ve tüm insanların soyunun ona dayandığını söylersek bu evrimle celişiyor mu?

    • Furkan dedi ki:

      Selam. Yorumunda iki tane soru var, şöyle numaralandırarak cevaplayayım:
      1. “İlk insan” diye bir şeyden bilimsel olarak söz edilemiyor, çünkü bugün “insan” dediğimiz tür senin türün ve bu türün kökeni doğrudan “insan” diyebileceğimiz herhangi bir varlığa dayanmıyor gibi duruyor. Ya da en azından o varlığı belirlemek oldukça zor olacaktır, neye bugünkü insan türünün ilki diyebiliriz mesela? Bugünkü insanların tek bir insanın soyuna dayandığını iddia eden bir teori var. Fakat camiada nasıl karşılanıyor pek bilemiyorum.

      2. Hicr Suresi’nin ilgili ayetlerinden illa ki “Adem diye bir insan yaratacağım, siz de onun önünde eğilin” gibi bir şey anlaşılmıyor. Yanılmıyorsam yazıda da değindik buna, açıkçası ben o ayetlerde “insan” türünden söz edildiği kanaatindeyim. Bunun haricinde ayetlerde de ilk defa bir insanın yaratılışı da anlatılabiliyor olabilir fakat insanoğlunun yaratılmasından da (yani belirli bir topluluğun yaratılmasından da) söz ediliyor olabilir. Sonuçta, doğrudan çelişen veya evrime işaret eden bir şey göremiyorum ayetlerde.

  7. Scepticss dedi ki:

    Admin Alakasız ama şunu sorucam,
    Veganizm hakkında ne düşünüyorsun?
    Et yemek etik midir? Bunun için herhangi bir argüman var mı

  8. webdesk dedi ki:

    Öncelikle derlediğin bu uzunca makalenden dolayı çok teşşekür ederim. Klasik bakış açısı yerine araştırmacı bir şekilde yaklaşmışsın ve şunu biliyorum ki bu konular yüzünden din değiştiren bile oluyor. O yüzden Allah razı olsun bu yazıyı yazdığın ve bana farklı bir bakış açışı katığın için.

  9. Araştıran dedi ki:

    Selamın Aleyküm. İslam’ın, Evrim ile çelişmediğini düşünün biri olarak bana kalırsa bu konuyla alakalı en önemli ayeti irdelemek gerekiyor, bu makalede değinilmemiş.
    Ayet Rahman : 14. Bu ayette geçen ” el fahhâri ” kelimesi ” nemli topraktan yapılıp, pişirilen (ısıtılarak kurutulan) ve çın çın ses veren testi benzeri kap ” olarak tarif ediliyor. En yenilikçi ve en gelenekçi mealcilere baktığımızda sanki fikir birliği içerisindeler.

    Mustafa İslamoğlu: O insanı ateşte pişirilmiş gibi kuru, ses veren balçıktan yarattı,
    Edip Yüksel: İnsanı, çömlek gibi kuru bir çamurdan yarattı.

    İbni Kesir: İnsanı pişmiş çamur gibi kupkuru bir balçıktan yaratmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir