HOCALARA/EFENDİLERE UYMAK VE KUR’AN’DA AKILCILIK

Bugünlerde birçok Müslüman olduğunu iddia eden kişi hocalarına/efendilerine uyuyor. Onların din konusunda bilgili olduğunu, kendilerinin bilgili olamayacağını iddia ediyorlar. Ve, hocalar/efendiler onlarca yıldır araştırdığı için onun söylediği şeylerde dikkatli olacağını ve bilgili bir şekilde din hakkında konuşacağını iddia ediyorlar. Felsefi olarak bu hiçbir anlam ifade etmiyor tabii ki. İstiyorsa herkes aynı şeyi ifade etsin, bir kişinin onu kanıtlarla yalanlaması ile o düşünce yok olur, aynı Galieli’nin dediği gibi.[1] Kim ne söylerse söylesin, eğer söyledikleri ayetle ve Kur’an’ın tümüyle uyumlu değilse, o söylemin dinde yeri yoktur! Buna çok dikkat etmeliyiz. Yani, kişilerin düşüncesi ile dinin söylediğini ayırmaya. Örneğin Kur’an’ın hiçbir ayetinden Adem’in ilk insan olduğu anlaşılmaz. Ama bugünkü birçok hocalar din konusunda konuşsa da Adem’in ilk insan olduğunu a priorik(Kesin) bilgi olarak almaktadır. Oysa ilk insan olabilir de olmayabilir de, bunun hakkında kesin bir söylem yoktur Kur’an’da. Bu yazıda da bugünkü Müslümanlara(Çoğunluğuna), yani daha çok Mekkeli Müşriklere benzeyen fakat Müslüman olduğunu iddia eden insanlara eleştiri vardır.

 

Yazının içeriği;

1. Evren hakkında düşün

2. Hakkında bilgin yoksa, bilgisizlikle eleştiri yapma

3. Hocalarımıza/efendilerimize uyduk mu diyeceksiniz?

4. Bugünkü Müslümanları eleştirenlere mesaj var, haklılar

5. Adalet, iyilik ve af

6. Son

 

1. EVREN HAKKINDA DÜŞÜN!

Kimileri dinin bilimi engellediğini söylemekte ve dinin metafiziksel, bilimin ise bilimsel olduğunu söylemekteler. Oysa ki burada ilk sorun metafiziğin yanlış anlaşılmasıdır. Metafizik, zaman nedir, nedenselliğin doğası nedir, bilinç nedir, fiziksel olmak ne demektir gibi gerçeklik hakkındaki “genel” sorularla uğraşır. Metafizik demek, masal demek değildir. Metafizik, belirli kanıtlara dayanarak genel sorulara cevap vermektedir. Tek gerçek bilimsel kanıtlar değildir hatta metafizik en az bilimsel kanıtlar kadar önemlidir. Metafiziksel kanıtların masal olduğunu ve bilimsel bir kanıt olması gerektiğini söyleyen görüş kendi kendini yok eden bir görüştür. Çünkü bu görüş bilimsel bir kanıta sahip değildir, metafiziksel bir iddiadır. Bazı kimseler bilimin yapılabilirliğini a priori olarak kabul etmekte ve bilimi sorgulamamaktadır. Oysa ki bilim de metafizik sayesinde ayakta durmaktadır. Örneğin tümevarım ilkesi. Bu ilke, bir deney belirli şartlarda defalarca yapıldığında bir sonuca varmayı sağlayan bir ilkedir. Oysa, tümevarım ilkesi bilimsel bir ilke değil, metafiziksel bir ilkedir. Diyelim ki 15.000.000 kere zıt yüklü parçacıkları gözlemlediniz ve birbirlerini çektiğini gördünüz. İşte bilim burada tümevarım ilkesiyle bir sonuca varır ve “Zıt yüklü parçacıklar birbirini çeker” sonucunu çıkarır. Oysa, 15.000.001’inci kere deneyişimizde aynı sonuca varacağımza dair elimizde hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Ayrıca, deneyin yapıldığı yerin birkaç milimetre etrafında deneyin aynı şekilde sonuçlanacağına dair hiçbir kanıtımız da yoktur. İşte burada metafizik devreye girer ve deneyin hep aynı sonuçlanacağının mantıklı olduğunu düşünmemize karar verir. Yanlışlanabilirlik ilkesi de aynı şekilde metafiziksel kanıta dayanmaktadır. Ve, bilimin yapılmasına olanak tanıyan “Evren anlaşılabilir bir yapıdadır” görüşüyle “Beynimiz evreni anlayabilecek bir yapıdadır” görüşü de bilimsel kanıta sahip değildir, tamamen metafiziksel kanıtlara dayanmaktadır. Anlayacağınız gibi, bilimin temeli olan bu konular da metafiziksel kanıtlara dayanmaktadır. Bilimin kendisi de bilimsel değildir. Anlayacağınız üzere, din bilimle -yöntem olarak da- çatışmamaktadır. Ve hatta tarihe bakarsak da çoğu bilim insanının ve filozofun Tanrı’ya inanması sebebiyle bu işi yaptığını yahut bu işi yaparak Tanrı’ya olan inancını yinelediğini görürüz. Çünkü bilim konusunda teizm, ateizmden çok daha iyi açıklama yapmaktadır. Din ile bilimin çelişkili olup olmadığı konusunda daha fazla bilgi edinmek için Din ve Bilim Çatışır Mı? adlı yazımızı kesinlikle okumanızı öneririm.

 

Peki din dogmatik midir? Eğer dogmatiğin anlamını değişmez yasalar olarak alacaksak evet din dogmatiktir. Dogmatik, a priorik olarak bilgi kabul etmektir. Din ise bunu yapar. Peki, eğer bir Tanrı varsa zaten bunun böyle olması mantıklı değil midir? Eğer Tanrı var ve Tanrı yok düşüncelerine objektif bakarsanız zaten dogmatik olması bir şey ifade etmeyecektir, çünkü bir Tanrı varsa a priorik bilgiler içeren bir kitabının olması da kaçınılmazdır. “Din dogmatiktir, saçmadır” diyen kimseler, Tanrı’nın yokluğunu kabul ederek var olduğunu sorguluyorlar. Bunun, var olduğunu kabul ederek yok olduğunu sorgulamaktan farkı yoktur. Yani zaten bu görüşler kendilerince bir sonuca varmakta ve alakasız yerlerden dine saldırmakta yahut dini doğrulamaya çalışmaktadırlar. Bu iki tip sorgulama çeşidi de vasattır, tam tersine kendi dogmatik düşüncelerini oluşturur. Objektif olunuz, dinin dogmatik olması(A priorik bilgiler içermesi) zaten bir Tanrı varsa kaçınılmaz olacaktır. Bilimse, zaten bilimsellikle yoluna devam eder. Ama unutmayın, bilimin kökeninin bilimsel olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur ve bu bir inançtan ibarettir. Bu inancı en iyi besleyen inanç da açıkçası teizmdir. Nitekim tarihte çoğu bilim insanı ve filozof da yaptıkları işi Tanrı’ya bağlamışlardır. Örneğin bir matematik felsefecisi olan Mark Steiner şu sözleriyle zihinle evren arasındaki uyumun doğalcılık(Natüralizm) açısından çelişkili olduğunu belirtir:

Gerçek uygunluk… İnsan beyni ile fiziksel dünyanın bütünü arasındaki uygunluk. Dünya diğer bir deyişle “kullanıcı dostu” gözükmektedir. Bu doğalcılığa karşı bir meydan okumadır.[2]

 

Steiner’in bu lafını etmesinin sebebi bilimin başlangıcı olan “evren anlaşılabilir bir yapıdadır” ve “zihnimiz evreni daha iyi anlayabilir” gibi görüşlerin teizm tarafından daha iyi açıklanmasıdır.

 

Asıl konumuza geçelim. Bugünkü çoğu Müslüman, ibadetleri sadece namaz, oruç, hac gibi ibadetler olarak görüyor. Fakat hiç de öyle değildir. Örneğin hacla ilgili ayetlerin sayısı 12’yi geçmiyorken[3], Tanrı’nın yaratmasını düşünmekle ilgili ayetler yüzlercedir.[4] Kur’an’da düşünmeyle ilgili olan, kainatı anlamayla ilgili olan ayetlerden birkaç tanesi şöyledir:

 

Zariyat Suresi 20. ayet – Kesin bir bilgiye iman edecekler için, yeryüzünde ayetler vardır.

Zariyat Suresi 21. ayet – Benliklerimizin içinde de nice ayetler var. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz?

Ali İmran Suresi 190. ayet – Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını ve gönlünü işletenler için çok ibretler vardır.

Ali İmran Suresi 191. ayet – Onlar o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler. “Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin! Ateş azabından koru bizi!”

Casiye Suresi 3. ayet – Kuşkusuz, göklerde ve yerde, iman sahipleri için sayısız ayetler vardır.

Casiye Suresi 4. ayet – Ve sizin yaratılışınızda, yeryüzüne yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ibretler, işaretler vardır.

Bakara Suresi 165. ayet – Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgarların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.

Yusuf Suresi 105. ayet – Göklerde ve yerde nice ayetler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.

Şuara Suresi 7. ayet – Bakmadılar mı yeryüzüne, onda değişik türden nice güzel bitkiler bitirmişiz.

Şuara Suresi 8. ayet – Bunda elbette bir ayet(Öğüt) var, fakat onların çoğu mümin değiller(Bunu görecek değiller).

Mümin Suresi 13. ayet – O odur ki size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten bir rızık indiriyor. O’na yönelenden başkası öğüt alamaz.

Yasin Suresi 33. ayet – Ölü toprak onlar için bir mucizedir. Onu dirilttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorlar.

Yasin Suresi 34. ayet – Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk, ondan pınarlar fışkırttık;

Yasin Suresi 35. ayet – Ki onun ürününden ve ellerinin yapıp ettiğinden yesinler. Hâlâ şükretmiyorlar mı?

 

Üstte verdiğimiz ayetler sadece birkaç örnektir, evrene atıfta bulunan ve bunların hakkında düşünüp de Allah’a şükretmemizi ve sanatını görmemizi söyleyen yüzlerce ayet vardır. İlginçtir ki Kur’an’da “akıl” kelimesi hiçbir zaman isim olarak geçmez, her zaman “akletmek”, “aklı çalıştırmak” olarak geçer(Fiil olarak geçer).[5]  Allah bizlerden her zaman akletmemizi, aklımızı her zaman çalıştırmamızı ister. Tanrı’nın yaratışı ve O’nun ihtişamı hakkında her zaman düşünmeye dikkat çeker. Kur’an’a göre Kur’an’daki “ayet” dediğimiz malum bölümlerle evrenin pek bir farkı yoktur(Allah’ın yaratışını anlamak açısından). Hatta Kur’an, “ayet” kelimesini hem Kur’an’daki malum bölümler için kullanır hem de Allah’ın yarattığı şeyler için kullanır(Bugün bilimsel fenomen dediğimiz şeyler mesela).

 

2. HAKKINDA BİLGİN YOKSA, BİLGİSİZLİKLE ELEŞTİRİ YAPMA!

İsra Suresi 36. ayet – Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

Zümer Suresi 18. ayet – Onlar ki, sözü dinler de en güzeline uyarlar. İşte bunlardır, Allah’ın kılavuzladıkları; işte bunlardır, akıl ve gönül sahipleri.

En’Am Suresi 118. ayet – Onların Allah dışında çağrıda bulunduklarına sövmeyin! Yoksa onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah’a söverler. Biz her ümmete yaptığı işi bu şekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir.

 

Daha verilebilecek onlarca ayet var. Fakat yazı çok uzun olmasın diye bu maddeyi kısa kesmeyi düşündüm. Zaten 1. ve 4. maddelerde özellikle bu maddenin temeli olacak şeylerden bahsediyoruz çünkü. Üstteki 3 ayetten de anlayacağınız üzere, Müslüman kimse tüm sözleri işitmeli ve doğru olanına uymalı. Bilmediği şeyin ardına bilgisizce düşmemeli ve onu bilgisizce eleştirmemeli yahut savunmamalı. Bilgi edindikten sonra bu konuda yorumlar dile getirmeli. Ve diğer bir önemli ifade de, “Onların Allah dışında çağrıda bulunduklarına sövmeyin” ifadesi. Müslümanlar diğerlerinin Allah dışında çağrıda bulunduğuna sövmemeli ki onlar da İslam’ı eleştirmesinler. Çünkü eğer Müslümanlar “söverlerse” onların sövdükleri de bilgi edinmeden, İslamiyet’i kötü görerek Allah’a sövecek. Allah çok güzel uyarılarda bulunuyor fakat dinleyen çok az ne yazık ki! Özellikle bugünün inannları Mekkeli müşrikler gibi davranıyorlar. Sadece Müslümanlar da değil, Hristiyanlar dahi çoğunluk olarak sekülerleşmiş durumda ve bir inananın yapmaması gereken şeyleri yapmaktalar. Gece hayatları, evren ve Tanrı hakkında düşünmektense sürekli eğlence, kadınlara kötü gözle bakmak ve kadınları yalnızca cinsel objeler olarak görmek(Hatta artık kadınlar buna ses çıkartmıyorlar bile. Aynı Edward Bernays’ın zamanında yaptığı gibi, yeni dönemdeki kadınlar da vücutlarını sergilemeyi ve erkeklerin onları sadece bir seks makinesi olarak görmesini umursamıyor ve hatta bundan hoşlanıyorlar, oysa Rum Suresi’nin 21. ayetinde de denildiği üzere, kadınlar da erkekler de iyi bir eş olmaları için yaratılmışlardır), hak yemek ve elde ettikleri malları sanki sonsuza kadar yaşayacakmış gibi biriktirip de muhtaçlara yardım etmeyip hep daha fazlasını istemeleri gibi şeyler birkaç örnek olarak verilebilir. Ne yazık ki inananlar artık inanmayanların yaşadığını düşüneceğimiz gibi bir hayat yaşarken inanmayanlar, inananların yaşayacağını düşüneceğimiz bir hayatı yaşıyor(Yani öyle bir hayatı inanan bir kişinin yaşamasını beklemek daha mantıklı olacaktır aslında, fak durum çok değişti). İşte bu durum da her gün başka bir insanı dinsizliğe çekmekte ve hatalarla dinlere ve Tanrı’ya karşı çıkmaktadırlar. Ne yazık ki pek çok kişi psikolojik olarak ateizmi seçmekte, bu işin felsefesine inenlerin sayısı gerçekten oldukça az. Zamanı gelmişken, Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist Midir? yazımızı okuyarak da bilim insanlarının ateist olduğunu iddia edenlere verdiğimiz cevabı görebilirsiniz.

 

3. HOCALARIMIZA/EFENDİLERİMİZE UYDUK MU DİYECEKSİNİZ!?

 

Kur’an’da atalara(Geleneğe, büyüklere vb.) uyarak Allah’a tapınmayla ilgili birçok ayet geçer ve bu durum çokça eleştirilir. Hatta bu yazıdaki 1-2-3-5. madde de göreceğiniz üzere, diğer insanlara da “ataları gibi kulluk edenlere bakarak dine sövmeyin” gibi ifadeler geçer. Gerçekten durum öyle bir değişiyor ki, samimi olarak inandığını düşündüğünüz insanlar çok farklı çıkabiliyor. Üstteki maddede de belirttiğimiz üzere, artık Dünya’daki pek çok inançlı insan müşriklerin durumuna dönmüş ve birebir onlar gibi davranıyorlar. “Atalar uymak” konusunda Kur’an’dan birkaç ayet:

Ahzab Suresi 67. ayet – Ve derler ki: “Rabbimiz biz, efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”

Maide Suresi 104. ayet – Onlara Allah’ın indirdiğine ve resulüne gelin dendiğinde şöyle derler: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.” Peki, ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayanlar olsa da mı?

Hud Suresi 62. ayet – Dediler ki “Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda ümit vaat eden bir kişiydin. Kalkmış atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi yasaklıyorsun? Gerçek şu ki, biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz.”

Araf Suresi 28. ayet – Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu.” De ki: “Allah, edepsizliği/iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”

Zuhruf Suresi 21-22. ayet – Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar? Hayır! Dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”

 

Gerçekten din algısı öyle bir değiştiriliyor ki, münafıklık sanki dindarlıkmış gibi gösterilebiliyor. Müşrikler bunu yapmışlardı, şimdiyse pek çok insan bunu yapıyor ve aynı onlar da müşrikler gibiler. İnsanların gerçek ve dosdoğru dini bırakıp da farklı şeyleri seçtiği ile ilgili olarak Kur’an’dan da güzel bir örnek vermek istiyorum. Konumuz açısından bakacağımız ayetler şunlardır:

Bakara Suresi 50-51. ayetler – Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. Ve Mûsa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.

A’raf Suresi 148. ayet – Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Taha Suresi 83-84-85-86-87-88. ayetler – Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa? Dedi: “Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!” Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.” Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?” Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de attı.” Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”

Taha Suresi 95-96. ayetler – Mûsa dedi: “Senin derdin neydi, ey Sâmirî?” Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”

 

Görüldüğü gibi, Hz. Musa bir nedenden dolayı kavminin yanından 40 gün boyunca ayrılıyor. Ve 40 gün sonra geri geldiğinde halkını bir buzağıya tapar şekilde buluyor. Düşünün, hem de halkına peygamber olduğuna dair birçok şey göstermişken halk Musa gittikten sonra bazı “önderlerin” de uğraşlarıyla tekrar putlara tapmaya başlıyor. İşte bu kıssa muhteşem bir örnek teşkil ediyor. Ahlaksız, akılsız bir toplum ne olursa olsun saçma şeylerde diretiyor ve gerçeği bilerek görmemek istiyor. İbni Sina’nın da dediği gibi, gerçeği görmek istemeyen kadar kör kimse yoktur. Kur’an’daki peygamber kıssaları hep böyle öğütler vermektedir, tabii insanların geneli ayetlerin üfürüğüne kapılmışken Kur’an, Felak Suresinde buna karşı çıkar ve birçok ayette(Üstte de birkaç tanesini verdik) Kur’an’ın üfürük için değil, öğüt almak için olduğu söyler. Kur’an, Yusuf Suresi 111. ayette de aklını ve gönlünü(Yani Kur’an yine aklını kullanmaya ve dürüst olmaya dikkat çekiyor) çalıştıranların resullerin hikayesinden öğütler çıkaracağını bildiriyor. Ve dikkat edin ki ayetlerde “ve” kelimesi geçiyor. Yani, sadece aklı çalıştırmak veya sadece gönlü çalıştırmak da düzgün bir metod olmuyor. Hem aklını hem de gönlünü çalıştırmak gerekiyor. İnsanların çoğunluğunun ne yaptığı bizi ilgilendirmez, her konuda bizi ilgilendiren şey kanıtlar olmalıdır. Kaldı ki Kur’an, insanların çoğunun şirke bulaştığını ve kıyamet zamanında çok az insanın cennete gideceğini aktarıyor. “İnsanların çoğunluğu” derken inananların sayısının az olduğunu zannetmeyin! Ayrıca inananların çoğunluğunun şirke bulaştığını vurgulayan ayetler de vardır. Yani insanların çoğunluğu derken inanandığını iddia eden birçok kişiden de bahsediyor Kur’an. Dediğimiz gibi, insanlara bakarak bir sonuca varılamaz, konu her ne olursa olsun kanıtlar asıl öneme sahip şeylerdir. Ve Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır.

 

Ve Kur’an, En’am Suresi 159. ayette de Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. derken, bugünlerde mezheplerin olması ilginçtir. Kur’an, din konusunda Allah’ın tek hüküm koyucu olduğunu söylerken bugünlerde pek çok insan atalarının kulluk ettiği gibi kulluk etmeyi seçiyor ve yaptığı çirkinlikleri de Allah’ın üzerine atarak, Allah’a iftira atıyorlar. Kur’an’ın neden hüküm konusunda tek dini kaynak olarak görülmesi gerektiğini aktaran Dini Hüküm Olarak Neden Kur’an Yeterli? adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

 

Peygamberler her zaman müşriklere karşı bir fikir savaşı vermiştir, kafirlere karşı değil. Çünkü İslam doğruysa zaten kafirler İslam’ı sarsamaz, ancak be ancak müşrikler sarsar. Ve öyle de olmuştur. Bir kale iyi bir saldırıyla yıkılmayabilir fakat kötü bir savunması varsa herhangi bir zamanda kesin olarak yıkılacaktır. İslam’a zarar verenler de hep kalenin dışından saldıranlar değil, kalenin içinden kalenin savunmasını çökertenler ve ikiyüzlülük(Münafıklık) yapanlar olmuştur. Maide Suresi’nde cahiliye devrinin hükümlerini/inanışlarını benimseyen kişilerin olduğunu söyleyen ve bu konuda uyaran ayetler vardır. Ne yazık ki bugünkü çoğu Müslüman da cahiliye devrinin hükümlerine inanmakta, cahilliği, iğrençliği ve müşrikliği dindarlık saymaktadırlar. İlgili ayetler şöyledir:

Maide Suresi 48-49-50. ayet – Sana da Kitap’ı hak olarak indirdik. Kitap’tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak… O halde onlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar. Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?

 

Geçmişte olanlar hep şimdi de oluyor, gelecekte de olacak ve insanlar tarihten bir öğüt çıkartmayacak, peygamberlerin hikayelerinden öğüt çıkarmayacak ve eski kavimlerin son bulmalarından bir öğüt çıkartmayacak. Ancak peygamberin kılına, giyindiklerine tapacaklar, onların kişiliklerini ve din konusunda onların başına gelenleri umursamayacaklar, müşrikler de böyleydi. İşte bu ayetlerin dikkat çektiği çok önemli noktalar vardır. Örneğin ayette “Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler” demektedir. Bugünkü çoğu din adamı da, Allah’ın indirdiğinden bazılarını kabul  edip, bazılarını kabul etmemektedir ve müşriklerin yaptıklarını yapmaktadır(Bkz. Yunus Suresi 15. ayet). Ve hatta bu din adamları aynı müşrikler gibi, tek hüküm koyanın Allah olduğuna inanmamaktadır ve hadislere sarılmaktadır. Konumuza dönmek gerekirse, birçok din adamı bu ayetin dediğini yapmakta ve Allah’ın dediği şeylerin bazıları kabul edip, bazılarını kabul etmemektir. Tabii ki bu din adamları keyiflerine göre dine hükümler koymaktadırlar. Kadınların çalışmaması, erkeğin ipek ve kırmızı giyinememesi, sakal bırakmanın sevap olması, müziğin yasak olması, heykel yapmanın yasak olması, dövme yapmanın yasak olması, dinden dönenin öldürülmesi, eşcinsellerin öldürülmesi, zina yapanların taşlanarak öldürülmesi, Kur’an’ı anlamak için şeyhe ihtiyaç duymak gibi daha birçok iğrenç hükümler Allah’ın değil, Şirk Dini’nin hükmüdür. Şirk Dini, dine bozuk bir şekilde inananlar tarafından uydurulmuştur. Bugünlerde çoğu kişinin bildiği ve yaşadığı din de ne yazık ki budur. Bu din, İslam dini değil, Şirk Dini’dir.

 

4. BUGÜNKÜ MÜSLÜMANLARI ELEŞTİRENLERE MESAJ VAR, HAKLILAR

Hud Suresi 109. ayet – Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme! Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da hak ettiklerini hiç eksiltmeden vereceğiz.

 

Aynı ayetin dediği gibi, bazı insanların kulluk etme şekilleri, düşünceleri yüzünden kuşku içine girmeyin. Özellikle Türkiye’de görüyorum ki, ateist olan insanların -genel olarak- ateist olmasının nedeni; genel Kur’an eleştirileri(Aslında cevaplanmış eleştiriler), cübbeli-sarıklı adamların bilimi, aklı ve felsefeyi önemsemeyip “Ya Allah!” diye bağırarak cahilliğin peşinde gitmesi, bazı terör örgütlerinin Müslüman olduğunu iddia edip kötülükler yayması. Zaten bu nedenlerden sonra da kendine mantıksal bir neden bulmak için safsatalar içindeki görüşleri kabul edip kendilerine kılıflar uydurmaktadırlar. Oysa ateist olup da dine bu şekilde laf edenlere karşı bizler cevaplarımızı veriyoruz, fakat onlar bunları görmek istemiyorlar. Felsefi anlamda ateizmi takip edenlere bir lafım yoktur, ilmi bir şekilde bu mevzu tartışılabilir. Fakat psikolojik olarak, üstte saydığımız gibi nedenlerden dolayı dini reddedip de bilimsel kılıf uydurmaya çalışanlara çok açık cevapları zaten veriyoruz. Bu kişilere, gözlerini açıp, felsefenin peşinden gitmelerini öneriyorum, kendi mantıklarının değil. Çünkü o mantık, safsataya düşmüş olabiliyor. Bunu bize gösteren ise felsefe olacaktır.

 

“İnandık” deyip de Allah’ın yasasına uymayanlar ise hüzne uğrayacak ve kötü bir sonuçla karşılacaklar. Ankebut Suresi 2. ayet şöyle demektedir:

İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilemeyeceklerini mi sanırlar?

 

“İnandık” demeyle iş bitmiyor. Kur’an’a ne kadar uyuyorsanız o kadar Müslümansınızdır. Evvela bir kimse çok zeki birisi olduğunu söyleyip bir deli de olabilir. Aynı bunun gibi, bir kimse Kur’an’ın tam tersini yapıp mümin olduğunu da söyleyebilir. Fakat bunu söylemekle bitmiyor, herkes imtihana çekilecektir Kur’an zaten cennet-cehennem değil, asıl konunun Allah’ın rızası olduğunu söylüyor, menfaat için inanmak, cehennemden korktuğu için inanmak, Kur’an’sal kavramla inanmak değildir, Allah’ı kandırmaya çalışmaktır:

Tevbe Suresi 72. ayet – Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada. Adn cennetlerinde de tertemiz barınaklar vaat etmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte budur o büyük başarı/o büyük kurtuluş.

 

 

Geçmişte olduğu gibi bugünlerde de Allah’ın hükmünü çok farklı taraflara çeken ve kendince “şey”ler uydurmaya çalışanlar vardır. Konumuz açısından vereceğimiz birkaç ayet şöyledir:

Yunus Suresi 59. ayet – De ki “Ne oldu size de Allah’ın size nimet olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı atıyorsunuz?”

Nahl Suresi 116. ayet – Yalan düzerek Allah’a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin. Yalan düzerek Allah’a iftira edenler kurtulamazlar.

Ali İmran Suresi 78. ayet – Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap’tan olmayan birşeyi siz Kitap’tan sanasınız diye, dillerini Kitap’la eğip bükerler. O, Allah katında olmadığı halde, “Bu, Allah katındandır.” derler. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.

Fussilet Suresi 40. ayet – Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O yaptıklarınızı iyice görmektedir.

Tevbe Suresi 34 ayet – Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, din bilginlerinden ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah’ın yolundan saptırırlar sizi. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara bir azap müjdele!

 

5. ADALET, İYİLİK VE AF

Ve diğer önemli bir konu, affetmekten bahsederken, iyilik yapmaktan bahsederken, Müslüman olan kişi kendini de unutmamalı. Kendi de iyi, affetmeyi esas alan, ne olursa olsun malı ehline veren, adalete önem veren ve haksızlık yapmayan birisi olmalıdır. Eğer kişi bunları yapmıyorsa, “Müslümanım” demesi çirkin bir söylemden ibarettir. Veya en azından “Ben dinime tam uyamıyorum.” gerçeğini kabullenmelidir:

Saff Suresi 2. ayet – Ey iman sahipleri! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?

Bakara Suresi 44. ayet – İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

 

Kur’an’da adaletin olduğunu, bir kişi inansa da inanmasa da haksızlık yapılamayacağını, zulmetmeyen kafirlerin öldürülmesi gibi ayetlerin olmadığını, yalnızca size saldırılırsa kendinizi korumak için karşılık verebileceğinizi ve bir kötülüğün karşılığının aynı miktarda ve türde bir kötülük olabileceğini fakat sabredip affetmenin daha büyük bir davranış olduğunu aktaran bir yazı yazmıştık, buradan okuyabilirsiniz. Bu konuda özet olan birkaç ayeti tekrar verelim:

Mumtehine Suresi 8. ayet – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmeden, onlara adaletli davranmaktan men etmez! Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

Şura Suresi 40-41-42. ayet – Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez. Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranmaz.  Aleyhlerine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlıklar sergilerler/saldırılarda bulunurlar. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.

 

Maide Suresi 8. ayet – Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin! Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.

Ali İmran Suresi 104. ayet – İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır.

Yunus Suresi 99. ayet –  Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!

 

6. SON

Kimya alanında ve tıp alanında yaptıklarıyla adını her yerde duyurmuş ve birçok okulda kitaplarda okutulmuş olan er-Razi bir bilim insanı olmasının yanında bir Kur’an tefsircisiydi de.[6][7] Aklın temsilcisi olarak görülen ve optik alanındak ilk ve en büyük sıçramayı yapan İbn Heysem bir bilim insanı olduğu gibi bir müslümandı da.[8][9] Dünya’nın ilk üniversitesini kuran kadın olan Fatma el-Fihri müslüman bir kişiydi.[10] Matematikte çok önemli işler başaran ve cebir alanının öncüsü olan, algoritma ilminin babası olan ve 0 rakamını Avrupa’ya yayan Harizmi de bir müslümandı.[11] Yaptığı cerrahi aletleri bugün bile kullanın el-Zehravi, Müslüman bir bilim insanıydı.[12] Avrupalıların “Hekimlerin Üç Büyük Hükümdarı” tasvirinde yer alan ve çok önemli bir tıpçı olan İbn Sina muhteşem bir bilim insanı olmasının yanında bir müslümandı da.[13] Evrim teorisini doğa felsefesinden alıp da kanıtlamaya çalışmış olan ve kitabında da Kur’an’a atıfta bulunmuş olan el-Cahiz bir bilim insanı olmasının yanında bir müslümandı.[14] Müslümanlığın akılla yayılabileceğini söyleyen İmam Matüridi bir Kur’an tefsircisi olmasının yanında bilim insanlarına çok önem vermiş ve bu yönde çalışma yürütenlere destek çıkmış bir din adamıdır da.[15] Zengin olmasına rağmen hayatı boyunca gösterişten uzak yaşamış ve kendisini felsefeye adamış olan Farabi, felsefedeki birçok alt dalın önemli isimlerinden olmuş bir müslümandı.[16][17] Meryem el-İcliyye “kadın başına” usturlab cihazını geliştirmiş olan müslüman bir bilim insanıydı.[18] Ve bunlar dışında sayılabilecek eş-Şatir, el-Kindi, Gazzali, Cabir bin Hayyan, Kurtubalı Lübna, el-Cezeri, Biruni, İbn Rüşd, Ebu Vefa el-Buzcani, İbn Yunus, Ali bin Abbas, İbn Haldun, Nasiruddin Tusi, İbn Nefis, el-Bekri, el-Marrakuşi, ibn Battuta gibi daha nice bilim insanı bir müslüman olarak bilim yapmayı, felsefe yapmayı kendilerinin bir borcu olarak bilmiş ve kimi alanların “babası” olarak anılmış yahut o alanda büyük gelişmelere imza atmışlardır. Geçmişte bilimin ve aklın temsilcisi olan İslam dünyasından şimdi de aklı ve bilimi reddedip, iman etmeyi sadece “İman ediyorum” demek zanneden ve Allah’ın farz kıldığı diğer ibadetleri umursamayan insanlara dönüştük. Bu gerçekten pis bir durum. İman edenler, muhtaçlara yardım edecekken muhtaçlardan çalanlar oldu; faizi yok edip çalışmayı esas alanlar ve insanlara haklarını verecekler olacaklarken faiz reklamları yapanlar oldu; kadınlara değer verip onları erkeklerle aynı konuma yerleştirecekken “dışarıdaki” kadınların sadece bedenini seven ve kendi eşlerini hapsedenler oldu; felsefe, mantık, matematik ve doğa bilimlerinin temsilcileri olacaklarken bu dalları reddedip Allah’ın sanatını yok sayanlar oldu; kitaplar okuyup kardeşlerine de kitaplar hediye edenler olacaklarken kitapları yakar ve nefret duyanlar oldu; kısacası, mümin olacakları halde kafir olanlar oldu.

 

Kaynaklar

[1] http://www.goodreads.com/quotes/4680-in-questions-of-science-the-authority-of-a-thousand-is

[2] Mark Steiner, The Aplicability of Mathematics as a Philosophical Problem(Harvard University Press, Cambridge MA, 1998), Sf. 176

[3] http://meal.ihya.org/kurandan-ayetler/kuranda-gecen-hacc-ile-ilgili-ayetler.html

[4] http://www.nurevi.com/kuran-i-kerimde-bilim-ile-ilgili-ayetler.html

[5] http://islamiyorumdergisi.com/kuranda-akil-kavrami-hamdi-tayfur

[6] http://www.muslimheritage.com/article/insights-neurologic-localization-al-razi-rhazes-medieval-islamic-physician

[7] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=280350&idno2=c280200

[8] http://www.astronomicalimages.group.cam.ac.uk/database/entry.php?entry_id=482

[9] http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=210083

[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Fatima_al-Fihri

[11] http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Biographies/Al-Khwarizmi.html

[12] http://www.tarihikadim.com/2017/05/27/zehravi/

[13] https://books.google.com.tr/books?id=bYJnAAAAcAAJ&pg=PP7&hl=tr&source=gbs_selected_pages&cad=2#v=onepage&q&f=false (Kitapta Avicena adıyla anılan kişi İbn Sina’dır)

[14] http://www.1001inventions.com/al-jahiz

[15] https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%A2t%C3%BCr%C3%AEd%C3%AE

[16] https://tr.wikipedia.org/wiki/Farab%C3%AE

[17] http://inovasyon.weebly.com/uploads/1/4/0/9/14096772/bil-farabi.pdf

[18] https://tr.wikipedia.org/wiki/Meryem_el-%C4%B0cliyye

Yazdığımız tüm mealleri Kuran Meali adlı siteden aldık. Bu sitede her ayet için 40 farklı meali ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

Mantıksal Teizm ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

1 Response

  1. Melike Yıldız dedi ki:

    Harika bir yazı gerçekten bugünün durumunu güzelce açıklamışsınız. Teşekkür ederiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir