HZ. MUHAMMED GERÇEKTEN YAŞADI MI?

Tarih profesörleri tarafından savunulan bir görüş olmasa da, bazı “belgeseller” aracılığıyla Hz. Muhammed’in hiç var olmadığı iddiası ortaya atılır. Rus oryantalistler tarafından ortaya atılmış görüş, uluslar arası alanda halk arasında biraz savunucu kazansa da tarih profesörleri arasında bu görüşü benimseyen kişi pek olmadı. Bu yazı Hz. Muhammed’in yaşadığına dair birkaç kanıtı inceleyeceğiz ve “kanıt”ın ne şekilde olabileceğini sorgulayacağız. Aynı zamanda yazıda Hz. Muhammed hakkında popüler 3 iddiaya daha cevap verilecektir. Yazı iki ana başlıktan oluşmaktadır:

1. Hz. Muhammed Hiç Var Olmadı İddiasına Cevap

2. Hz. Muhammed Hakkındaki Diğer Popüler İddialara Cevap

  1. Hz. Muhammed’in 9 Yaşında Bir Kızla Evlendiği Söylemi
  2. Hz. Muhammed’in Terörist Birisi Olduğu Söylemi
  3. Hz. Muhammed’in Kur’an’ı Yazdığına Dair İddialar

 

HZ. MUHAMMED HİÇ VAR OLMADI İDDİASI

Öncelikle, bu konuda bir “kanıt” nasıl olabilir? Orta Çağ’ın başlarında yaşamış bir insandan söz ediyoruz. Ekşi Sözlük ve Ateist Forum gibi yerlerde gördüğüm üzere, insanlar neredeyse video kayıtları, doğum belgeleri gibi kanıtlar beklemektedir. Orta Çağ’ın başlarında yaşamış bir insanın yaşadığına dair bu tip kanıtlar bulmanız imkansızdır! Tarihçilerin yazdığı belgeler ve kişi tarafından yazılmış belgeler ancak buna dair bir kanıt oluşturabilir. Muhammed’in yaşamadığı iddiası Amerika gibi ülkelerde İsa’nın yaşamadığına dair iddiaların ortaya çıkmasının ardından Türkiye’de yaygınlaşmıştır. Bu iddianın başını çeken ise Zeitgeist ve Religulous gibi “belgeseller” olmuştur. Açıkçası bu sözde belgeseller de hiçbir kanıt içermemekte ve hatta aktardığı şeyleri kanıtların tam aksine anlatmaktadır. Zeitgeist’e dair ateist bir kişinin yaptığı kapsamlı eleştiriyi buradan inceleyebilirsiniz. Orta Çağ’ın başlarında ve İlk Çağ’da yaşadığını savunduğumuz kimselere dair ne tür kanıtlar olduğunu düşünüyorsunuz? Diğer kimselerde yapılmayan “kesin kanıt isteği” nedense İsa ve Muhammed gibi peygamberler için yapılmaktadır. Hz. İsa’nın da yaşadığına dair kanıtların olduğundan bahsettiğimiz ve  birçok yeni ateist iddiaya cevap verdiğimiz yazımızı buradan okuyabilirsiniz, okumanızı kesinlikle öneririm. Bir yeni ateist iseniz yazıdaki birkaç iddiadan bir tanesini kesinlikle savunduğunuzu düşünmekteyim. İşte, cevabınızı alacaksınız. Savunduğunuz iddiaların tam tersini savunan yazıları okumaktan çekinmeyin. Aksi halde yaptığınız sorgulamak değil, tutuculuktur. Hz. İsa’nın yaşamış olduğu, döneminde yaşayan bir insana göre çok daha fazla kanıt içermektedir. Aynısı Hz. Muhammed için de geçerli. Bu yazımızda ise Hz. Muhammed’in yaşadığına dair olan birkaç kanıttan söz edeceğiz.

 

Robert G. Hoyland’ın bu konu hakkında Seeing Islam as Others Saw It adında bir kitabı vardır. Kitabın içinde, dönemin Müslüman olmayan kimselerin metinlerinden ve Müslüman olan kimselerin metinlerinden Yunan kaynakları, Kıpti ve Ermeni kaynakları, Doğu-Batı Suriye kaynakları, Latin kaynakları ve Çin kaynakları vardır.[1] Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemde Muhammed’ten bahseden bazı kişiler; Maximus the Confessor, John Moschus, Patriarch Germanus, Benjamin I of Alexandria, Thomas the Presbyter. Bahsettiğimiz kitap bu alandaki en kapsamlı kitaptır. Bununla beraber Hz. Muhammed’in döneminde farklı ülkelerin önemli kişilikleriyle yazıştığı birçok mektup da vardır. Hz. Muhammed’in Bahreyn valisi Munzir ibn Sawa Al Tamimi’ye yazdığı[2], Etiyopya Kralı Negus’a yazdığı[3], Mısır’daki Mukavkıslara yazdığı[4] ve Doğu Roma İmparatoru Heraklius’a yazdığı[5] mektuplar vardır ve bazı mektuplara verilen cevaplar da vardır. Bazı kimseler bu mektupları yaşadığına dair kanıt olarak görmemekte, yeterince araştırılmadığını savunmaktadır. Evet, bazı sebeplerden dolayı “Hz. Muhammed’in yazdığını kabul etmemiz için düzgün bir sebep yok” denmesini ben de makul buluyorum.

 

Tarihçiler tarafından hadisler de Hz. Muhammed’in yaşadığına dair kanıt olarak görülmektedir. Kaldı ki Kur’an’ın kendisi de bir kanıttır.[63] Eğer Hz. Muhammed yaşamamışsa yaşanılan olaylara dair inen ve Hz. Muhammed’e vurgu yapan bu kitabı halka kim aktardı? O kadar hadis tamamıyla sadece halk tarafından mı uyduruldu? Eğer Mekke halkı toplanıp bir oyun oynadılar ve Kur’an’ı yazdılar diyorsanız Hz. Muhammed’in yaşadığını düşünmemek için çok fazla imana ihtiyacınız var demektir. Müşriklerle dolu olan bir halk içinde müşriklere laf atan ve geçmişteki birçok olaydan bahseden bu kitabı kimler yazdı? Ve o kadar müşrik neden bunlara sesini çıkarmadı? Her nasılsa bir kişi bile Hz. Muhammed’in aslında var olmadığından bahsetmiyor.

 

Üstte örneklendirdiğimiz birçok kanıt dışında birkaç kanıta daha değineceğiz. Şöyle ki, 636 yıllarında yazıldığı düşünülen bir Suriye el yazması Britanya Müzesi’nde bulunuyor ve Hz. Muhammed’in yaptığı bir fetih ile ilgili bilgiler içeriyor.[64] Bagratunis Evi’nin piskoposu olan Sebeos, 7. yüzyılın başlarında Hz. Muhammed’ten bahsetmektedir.[65] Sebeos’un, Hz. Muhammed hakkında verdiği bilgiler biz müslümanların da kabul ettiği bilgilerdir. Bunlar dışında halife Abdülmelik’in 7. yüzyılın sonlarına doğru döktürmüş olduğu kurşun mühür gibi kanıtlar da vardır.[66] Açıkçası o dönemde yaşamış bir insana göre yaşadığı gayet açık. Dated And Datable Texts Mentioning Prophet Muḥammad başlıklı yazıyı okuyarak da birçok kanıtı kaynaklarıyla birlikte görebilirsiniz. Tarihçiler bugüne kadar neden “Muhammed asla var olmadı” gibi ciddi bir iddia ortaya atıp onun hakkında makaleler yazmamışlardır? İşte bunun cevabını almışsınızdır. Çünkü Hz. Muhammed’in yaşadığının kanıtı, yaşadığı dönemde yaşayan bir insan hakkında yaşadığına dair bulunabilecek kanıtlara göre çok açıktır.

 

Robert G. Hoyland’ın The Earliest Christian Writings on Muhammad: An Appraisal adında bir çalışması daha var. Adından da anlaşılacağı üzere, Muhammed’in döneminde yaşayan Hristiyan yazarların Muhammed hakkında yazdığı şeyleri içeriyor. Bu kitabı incelemeniz için yazının en alt kısmına kitabın pdf formatını bırakacağım. Kitaptan bir örnek vermek gerekiyorsa, Müslümanlar’ın İran’ı ele geçirişine şahit olan bir Nasturi’nin Hz. Muhammed hakkında yazdıkları vardır mesela. Robert Hoyland’ın Hz. Muhammed hakkında yazdığı farklı farklı eserlerin birkaçına buradan ulaşabilirsiniz. Hele ki bazı kimselerin Napolyon ile Hz. Muhammed’in varlığı hakkındaki kanıtları karşılaştırması çok gülünç bir durum sergiliyor, Türkiye’de de yurtdışında da bunu yapan bazı kişiler var.[6] Gülünç olan şu ki, Napolyon 1700-1800 yıllarında(Ortaçağ) yaşamışken, Hz. Muhammed 500-600 yıllarında(İlkçağ) yaşamıştır. Arasında bir çağ ve binden fazla sene olan bu insanın yaşadığına dair kanıtlar konusunda birçok farklılık tabii ki olacaktır. Tarihsel açıdan Hz. Muhammed’in yaşadığına dair kanıtlar yaşadığı döneme göre gayet açıktır. Ve, Napolyon ile Hz. Muhammed’in karşılaştırılmasının yapılması, bu devirde yaşayan birinin yaşadığına dair kanıtla Napolyon arasında yapılan bir karşılaştırmadan bile mantıksızdır. Bu tür karşılaştırmalar yapan insanlar zaten tarihsel metottan uzakken, Hz. Muhammed hakkında da yeterince araştırma yapmadıkları ve kulaktan dolma bilgilerle düşünmeye devam ettikleri gayet belirgin.

 

HZ. MUHAMMED HAKKINDAKİ DİĞER POPÜLER İDDİALARA CEVAP

1. Hz. Muhammed’in 9 Yaşındaki Bir Kızla Evlendiği İddiası

Bu iddiaya bu yazımızda, farklı görüşlerin iddialarını vererek cevaplayacağız. Fakat şunu söylemek istiyorum; Bu gibi konulardan dinin yalan olduğu sonucuna varan ateistler ne teoloji bilmekteler, ne de felsefe. Öncelikle ateizmin ahlakı temellendirmesine göre ahlak değişebilir ve bugün ahlaksız olan bir şey yarın ahlaklı olabilir. Dolayısıyla, eğer geçmişte küçük yaşta bir kızla evlenmek ahlaklıysa, bugün o ahlaksız olabilir(Kaldı ki bu durum ahlakın temel kurallarına dahil edilmeye de bilir. Yani ahlaksızlık ergenliğe yeni giren bir kızla evlenmek değil, küçük bir kızla evlenmektir diye de kabul edilebilir). Ateizm gözünden bakarsak da, geçmişte küçük yaştaki kızlarla evlenmek halklar tarafından normal karşılandığı için ahlaklıdır. Fakat şu anda bu durum kabul görmediği için ahlaksız gelmeye başlamıştır. Fakat bugünkü algıya göre ergenliğe yeni giren bir kızla evlenmenin ahlaksız kabul edilmesi, geçmişte bu durumun ahlaklı kabul edilmesini değiştirmemektedir. Ve bu dönemin daha ahlaklı, geçmiş dönemlerin daha ahlaksız olduğu gibi bir sonucu da felsefi olarak çıkaramayız. Dolayısıyla peygamber 9 yaşında bir kızla evlenmiş olsa bile -ki bunu birazdan inceleyeceğiz- ateizm açısından bu bir sorun doğurmamakta ve bir Tanrı’nın olmadığı, peygamberin pedofili olduğu gibi alakasız sonuçları doğurmamaktadır. Dediğimiz gibi, Hz. Aişe’nin 9 yaşındayken evlendiğini kabul eden ve etmeyen iki görüşün de savunmalarını sunacağız, görüşler şöyledir:

 

1. HZ. AİŞE/AYŞE HZ. MUHAMMED İLE 9 YAŞINDAYKEN EVLENMİŞTİR. VE BUNDA HİÇBİR SORUN DA YOKTUR

Hz. Aişe ile Hz. Muhammed’in evliliği konusu hakkında sahih metoduna uyan hadisler(Bu metodun ne olduğundan aşağıda bahsedeceğiz) Buhari ve Müslim gibi kaynaklarda geçmektedir. Hz. Aişe ile Hz. Muhammed’in evliliği Ortaçağ’da da eleştirilmemiştir, ilgili dönemde de eleştirilmemiştir. Çünkü bu evlilik o zamanın dünyasına göre gayet normaldir(Hatta peygambere çokça laf atan Ebu Cehil, Abdullah ibn Übey ibn Selûl gibi kişiler tarafından dahi garipsenmemiştir). Günümüzde; Fransız Devrimi sonrası oluşan Batılı değerlerin tüm dünyaca ana kriter olarak benimsenmesi, çağın değişen şartları, modern dünyada gittikçe artan gelir sıkıntısı gibi birçok etken evlilik yaşını çok daha yüksek yaşlara çekse de tarihte evlilik yaşı bugünün insanlarını hayrete düşürecek kadar aşağılardaydı. Çünkü o tarihlerde evliliği etkileyecek sosyal ve ekonomik şartlar yoktu. Daha doğru ifadeyle evlilik dış etkenlere kapalı bir seyir izliyordu. Antik dünyada evlilik yaşı için tek kriter çocuk doğurabilme yaşına gelmek olmuştur. Yani bu kritere göre ergenliğine giren her birey evlenebilecek kapasiteye gelmiş olmaktadır. Şimdilerde ise evlilik için ergenlik yaşına girmenin yeterli olmadığının kabul edilmesi, geçmişi daha ahlaksız kılmaz; o zamanın ahlak anlayışının öyle olduğunu kanıtlar, o kadar. Geçmişin ahlaki görüşü bugüne uymuyor diye geçmişi “ahlaksız pislikler” diye suçlamak ne derece mantıklıdır? Evlilik yaşı değişken bir şeydir. İnsanların yaşam şekilleri değiştiğinden dolayı, evlilik yaşı da ona göre değişecektir. Belki ileriki bir tarihte 30 yaşından önce evlenmek ahlaksızlık olarak kabul edilecektir. O zamanki insanların da geçmişe bakıp(Bizim şu an yaşadığımız tarihe) “Bunlar 20’li yaşlarda evleniyorlar, ne kadar pislikler” demesi sizce mantıklı olacak mıdır? Tabii ki bu hiçbir mantık içermemektedir. Bazı insanlar çocuk yaşta evliliğin(Yani ergenliğe giren bir çocukla evliliğin) Araplara özel bir şey olduğu ve “pis” Arapların bir geleneği olduğunu ileri sürmektedir. Oysa bu hiçbir kanıta dayanmamaktadır ve bugünenden geçmişe yapacağımız yüzeysel bir yolculuk bile bize çocuk yaşta evliliğin Araplara has olmadığını, geçmiş toplumlarca tamamen kabul edildiğini gösterecektir. Encyclopedia Britannica’nın, “Marriage”(Evlilik) maddesinde; Avrupada 1929 yılında düzenlenen evlilik kanunundan önce evlilik yaşıyla ilgili ilginç bilgiler verir. Britanya ve Amerika alt başlıklarında şunlar yazar:

(Britanya için) 1929 yılında düzenlenen evlilik yasasından önce örfi yasalara göre geçerli bir evlilik için evlilik yaşı erkekler için 14 kadınlar için 12 idi. Bu kural –yasal düzenlemeden sonra bile- İrlanda Cumhuriyetinde yürürlükten kaldırılmamıştı.[7] (Amerika için) Örfi yasalarda 12 yaşın altındaki kızların ve 14 yaşın altındaki erkeklerin evlilikleri geçersizdi.[8]

 

Tarihte evlilik yaşıyla ilgili dünyanın genel duruma bakıldığında erken yaşta evliliğin bütün toplumlarda yaşanan evrensel bir gelenek olduğunu görürüz. Some Phases of the Law of Marriage(Evlilik Yasasının Bazı Evreleri) isimli 1916 yılında yayımlanmış makalesinde Albert Swindlehurst, konuyla ilgili detaylı bir araştırma yapmış ve Asya’daki ülkelerle ilgili önemli bilgiler vermiştir. Bu makaledeki veriler, erken yaşta evliliğin istisnasız bütün Asya toplumlarında da yaşandığını göstermektedir. Makalede erken yaşta evliliğin gelenek olduğu milletlerle ilgili şu bilgiler verilmektedir:

Ölümden sonraki bütün mutluluk umutları bir erkek çocuğunun doğumuna bağlı olduğundan Hindular için çok genç yaşta bir eş almak zorunlu bir görevdi.[34]

 

Swindlehurst, İslam öncesi İran dininin kurucusu olan Zerdüşt’ün evlenmeden önce ölen kişilerin azap çekeceğini söylediğini belirtir. Bu da İranlıları erken evliliğe yöneltmişti. Hint ve Çin nüfusunun bu kadar hızlı büyümesinin sebebi olarak erken yaşta evliliği gösteren ve bu hızlı büyümenin bu toplumları durgunlaştığını iddia eden Swindlehurst, Japonların erken yaşta evlilik geleneğinin farklı sebeplere dayandığını söyleyerek şöyle der:

Onlar(Japonlar) erken yaşta evliliği dinsel sebeplerden çok devlet için bir görev olarak teşvik ediyorlardı. Konfiçyus’un şu ahlak kuralını benimsemişleri: “Çocukları toplumun ve doğanın üzerlerine yüklediği evlilik yükümlülüklerini ihmal eden bir baba onurdan mahrum olarak yaşar ve eğer bir erkek çocuğu soyunu sürdürecek çocuklar bırakmadıysa görevinde başarısız olmuştur.”[35]

 

Yazar, bahsettiği bu milletlerde evliliklerin çocuk denecek yaşta yapıldığını vurgulamaktadır. Swindlehurst, Müslümanlar için evlilik yaşıyla ilgili açık bir kanunun olmadığını belirterek İslam toplumlarında genel kabul gören yaşın 15 olduğunu belirtir. Şuna da vurgu yapmakta fayda var ki yazar; İmam Ebu Hanife’nin genel kabule karşı çıkarak, Hz. Aişe’nin evlilik yaşını 18 olarak belirlediğinin altını çizer(Birazdan Hz. Aişe’nin 17-18 yaşlarında olduğunu iddia eden kanıta değineceğiz).[36] 1900’lü yılların başında yayınlanan bu makaleye göre Türkiye’de kızlar 14 yaşında evlenebilmektedir. Zaman içerisinde biraz daha geriye gidip daha net veriler almak istediğimizde günümüz algısı için kavranması zor rakamlarla karşılaşırız. Roma İmparatorluğu’nda ölüm ve evlilik yaşı ortalamaları ile ilgili bir makale yazan Prof. Albert Granger Harkness, bu ortalama yaşları bulmak için o döneme ait bazı yazıt ve kitabeler sunmaktadır:

Daha önceki zamanlarda; özelliklede Kraliyet ailelerinde 7 yaş üstü çocukların evlenmesi meşhurdu. Fakat bu şekilde yapılmış herhangi bir evlilik kız 12, erkek 14 yaşına ulaştığında taraflarca iptal edilebilirdi. VIII. Henry 14 yaşına gelmeden önce, ölen kardeşi Arthur’dan dul kalan Catherine ile evlendirilmişti. Henry 15 yaşına ulaştığında bu evliliği red etmişti fakat 1509 yılında Catherine ile tekrar evlendi.[37]

 

Yine Hindistan’da ergenliğine girmeden evlendirilen kız çocuklarını eleştiren batılılara karşı Hintli yazar Raj Coomar Roy, Child Marriage in India(Hindistanda Çocuk Evlilikleri) isimli bir makale yayınlamış ve makalede Britanicca Ansiklopedisi’nin verdiği bilgilere paralel bilgiler vermiştir:

Hindistanın büyük bir bölümünde ve hatta Bengalde Hinduların belirli kastlarında erkekler ve kadınlar çocukken evlenseler bile kız ergenliğine ulaşmadan birlikte yaşamalarına asla izin verilmez. Hinduların deyişiyle Kızın 2. evliliğine kadar…[38]

 

Geçmişte ergenlik yaşına girince evlenmek normal kabul ediliyordu. Çünkü ailenin amacı çocuk yapmaktı ve çocuklar zaten çok küçük yaşlarından eğitim alıyor ve kendi işlerini yapabilecek hale geliyorlardı. Lütfen bu dönemdeki 9 yaşında kızlara bakarak asırlar önceki 9 yaşında olan bir kızı karşılaştırmaya çalışmayınız. Bu, bilimsel anlamda bir saçmalık olacaktır. Peki Hz. Muhammed bu duruma uygun bir evlilik mi yapmıştır? Ergenlik yaşının milletlere ve coğrafyalara göre değişken bir yapıda olduğu açıktır. Kuzey’den Ekvator’a doğru yaklaştıkça ergenliğe giriş yaşının daha aşağılara doğru indiğine dair bir genel kabul olsa da bazı önemli örnekler tam tersini gösterebilmektedir. Örneğin, İsveç’in kuzeyinde ergenliğe giriş yaşı güneyine oranla daha aşağı yaşlardadır. Yine de Avrupa’da yasal evlilik yaşının sabit bir yaşa endekslendiği günlerde bu kriterin İtalya’daki ergenlik yaşına göre ayarlandığını bilenler buna itiraz ederek daha kuzeydeki ülkelerin Prusya kriterine bağlanmasını istemişler ve ülkelerinde kızların ergenliğe güneydeki ülkelere göre daha geç girdiğini söylemişlerdir. Tüm bu değişikliklere rağmen genel olarak ergenliğe kaç yaşında girildiği bilinmektedir. Psychology Today sitesinde yayınlanan bir makalede şu bilgilere yer verilir:

Ergenlik, genel olarak 13-19 yaşları arasındaki kişileri tanımlar ve bu dönem çocukluktan erişkinliğe geçiş aşaması olarak kabul edilebilir. Bununla birlikte, ergenlik döneminde ortaya çıkan fiziksel ve psikolojik değişiklikler 9-12 yaşlar arasında -yani daha erken- de başlayabilir.[39]

 

Sonuç olarak ergenlik yaşları değişkenlik göstermekte fakat 9 yaşında ergenliğe girenler de olabilmektedir. Kızların ergenliğe giriş yaşının erkeklerden daha küçük olduğu da gözlemlenmiş bir olgudur.[40] Başta da belirttiğimiz gibi amacımız tarihteki evliliklerle çağdaş evlilikleri kıyaslayıp hangisinin doğru olduğunu kanıtlamak değildir. Ama unutmamız gereken nokta tarihteki evlilik anlayışını uygulayanlar da çağdaşlarına uymaktaydılar ve neredeyse çocuk yaşta evlenmek o zaman için evrensel bir algıydı. Dönemimizde evlilik yaşının ergenliğe girdikten çok daha sonraları olması, dönemimizin, ergenliğe girildiğinde hemen evlenilen geçmiş dönemlerden daha ahlaklı olduğu gibi bir sonucu doğuramaz. Sonuç olarak, Hz. Muhammed’in 9 yaşında bir kızla evlendiğini iddia edenler böyle bir savunu ortaya atmaktadırlar. Kur’an’da, belirli bir evlilik yaşının yazmaması; evlilik için kızlarda kendi ekonomisini yönetip aile yönetebilecek bir olgunlukta olması kuralının koyulmasından dolayı, -erken yaşta evlenen bir kız olgun olabileceği için- bu evlilikte de bir sorun olamayabileceğini söylemektedirler. Dolayısıyla ergenlik dönemine girmiş kişiler arasında yapılan her evlilik Kur’an ile çelişmemektedir. Lakin Kur’an, evlenecek kişilerin ekonomilerini yönetip aile kurabilecek bir yaşta olmaları gerektiğine ve akli bir olgunluk olması gerektiğine vurgu yapar(Bkz. Nisa Suresi 4. ve 6. ayet). İşte bu nedenle evlenme yaşları dönemlere göre değişecektir. Hz. Aişe’nin zaten çok zeki ve Arap toplumunda çok etken bir hanımefendi olduğu bilinmektedir. Şu an yaşadığımız çağda 9 yaşında bir kızın Kur’an’ın dediği olgunluğa erişmesi imkansızdır; fakat geçmişte bu olmuş olabilir. Hz. Muhammed’in de ergenliğe daha yeni giren birisiyle evlendiğini örnek gösterip şimdi de böyle bir evlilik yapanlar olayları saptırmaktadırlar! Kur’an’ın, evlenin bir kızın kendi malını yönetebilmesi gerektiğine vurgu yaptığını söylemiştik. Zaten Dünya genelinde 17-18 yaşlarına gelen kişilere malını yönetme hakkı verilir. Kaldı ki bu hakkın verilme yaşı düşürülse de, dönemimizdeki 9-10 yaşındaki bir çocuğun evlenebilecek akla sahip olmadığı gayet açıktır. O yaşta bir çocuk yaşadığımız dönemde eğitimini daha yeni yeni almaya başlamıştır. Dolayısıyla dönemimizde böyle bir evlilik yapan insanlar, Kur’an’a göre hareket etmemektedirler ve İslam ile çelişmektedirler.

 

2. HZ. AİŞE, HZ. MUHAMMED İLE 9 YAŞINDAYKEN EVLENMEMİŞTİR

Hz. Aişe’nin bazı hadislerde belirtildiği gibi “9” yaşında evlenmiş olması Aişe’nin akrabalarının biyografisiyle çelişmektedir. Hz. Aişe’nin ablası olan Hz. Esma’nın 100’lü yaşlarda öldüğü söylenirken(Hicri 73, Miladi 692), Hz. Aişe’nin ondan hemen hemen 10 yaş küçük olduğu söylenir. Hz. Esma hakkındaki hesaplamalardan yola çıkarak Hz. Aişe’nin yaşı 17-18 bulunurken, başka hadislerde Hz. Aişe 9 yaşında olarak geçer ve bu durumda hadislerin birbiriyle çelişkili olduğu ortaya çıkar. Unutmayalım ki “sahih hadis” demek belirli metotlara uymuş olan hadis demektir. Bu metot genel olarak hadisi rivayet eden kişinin güvenilir olup olmadığına ve hafızasının iyi olup olmadığına dayanmaktadır, hepsi bu kadar.[41] Dolayısıyla Kur’an ile çelişen sahih hadisler de bulunmaktadır. Hafızası iyi olan ve insanlara kendini iyi gibi gösteren fakat aslında yalancı olan birisi de elbette olabilir. Hadisin gerçekliği konusunda en önemli metot da Kur’an’a uygunluk olmalıdır. Oysa ki sahih hadis metodunda Kur’an’a uygunluğa dikkat edilmemekte ve sadece hadisi rivayet eden kişinin nasıl bir kişi olarak tanındığına bakılmaktadır. Buradan da yola çıkarak diyebiliriz ki, gerçek olmayan “sahih hadisler” de olabilecektir. Bazı insanların alimlere takıntılı olması ve sahih denilen her şeyi kabul etmesi sorunlara yol açmaktadır. Hz. Muhammed’in Kur’an ile çelişkili şeyler söylediği sonucunu da doğurmaktadır(Mürtedin öldürülmesi, recm gibi olaylar örnek verilebilir). Hz. Aişe iddiasına dönelim. Hz. Muhammed, Hz. Hatice’nin ölümünden sonra hem çocuklara bakımda yardım edecek, hem yaptığı işlerde yardım edecek hem de İslam’ın tanıtılması konusunda yardım edecek bir eşe ihtiyacı vardır. Yani peygamberin böyle bir kadınla evlenme isteği, vahyin başlangıcından on yıl sonradır. Hz. Aişe, vahiy başlangıcından 5-6 yıl önce doğmuştur. Dolayısıyla Hz. Aişe’nin Peygamberimizle evlendiği yaşın 17-18 olduğu ortaya çıkar. Bu konu, detaylı bir şekilde Mevlana Şibli’nin İslam tarihi kitabı olan Asr-ı Saadet kitabında da geçer. Hz. Aişe’nin evlendiği zaman yaşının büyük olduğu, farklı farklı hadislerden anlaşılmaktadır. Eski bir biyografi kitabı Esma’dan bahsederken diyor ki:

Esma yüz yaşındayken, Hicretin 73. Yılında vefat etmiştir. Hicret vaktinde 27 yaşındaydı. Hz. Aişe, ablasından 10 yaş küçük olduğuna göre, onun da hicrette tam 17 yaşında olması icap eder. Ayrıca Hz. Aişe, Hz. Peygamber’den önce Cübeyr’le nişanlanmıştı. Demek ki evlenecek çağda bir kızdı.[42]

 

Hz. Aişe’nin 9 yaşından daha büyük olduğu iddiasının delilleri farklı farklı yollardan verilmektedir. Şimdi ise özellikle 3 tanesine değineceğiz:

1. Bilindiği gibi Hz. Ebû Bekir’in altı çocuğu vardır; bunlardan Hz. Esma ve Hz. Abdullah, Kuteyle binti Ümeys’ten; Hz. Aişe ile Hz. Abdurrahman, Ümmü Rûmân’dan; Muhammed, Esmâ binti Ümeys’ten ve Ümmü Gülsüm de Habîbe binti Hârice’den dünyaya gelmiştir. Bu durumda Esma ile Hz. Abdullah; Abdurrahmân ile de Aişe anabir kardeşlerdir ve bu her iki anabir kardeşlerin arasındaki yaş farkları konumuza ışık tutacaktır. Şöyle ki:

a) Hz. Ebû Bekir’in ilk kızı olan Esma, hicretten 27 yıl önce(595) dünyaya gelmiştir.[43] Hz. Esma, Hz. Muhammed’in hicreti esnasında Zübeyr ibn Avvâm ile evli ve o gün altı aylık hamiledir. Bir diğer ifadeyle o gün 27 yaşındadır.[44] Üç ay sonra Medine’ye hicret ederken Kuba’da oğlu Abdullah’ı dünyaya getirecektir. Kendisinin 100 yaşındayken hayata gözlerini yumduğu düşünülmektedir. Hz. Aişe ile ablası Esma’nın arasındaki yaş farkının 10 olduğu bilinmektedir.[45] Buna göre(595+10=605) Hz. Aişe’nin doğumunun 605; hicretteki yaşının da(622-605=17) olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Malum evlilik, hicretten yedi ay sonra[46] gerçekleştiğine göre demek ki, bu sıralarda Hz. Ayşe 17 yaşını aşmış ve 18 yaşına doğru gitmektedir. Bedir’in hemen akabindeki Şevvâl ayında evlendiği bilgisini esas aldığımızda ise onun, evlendiği gün on sekiz yaşını aşıp on dokuza adım attığını kabullenmemiz gerekmektedir.

 

b) Burada dikkat çeken bir diğer husus da, Hz. Ayşe’nin anabir kardeşi olan Hz. Abdurrahman ile arasındaki yaş farkıdır. Bilindiği gibi Hz. Abdurrahman, Hz. Ebû Bekir’in büyük oğludur ve ancak Hudeybiye’den sonra Müslüman olacaktır. Abdurrahman, Bedir Savaşı’nda 20 yaşlarındadır.[47] Buna göre o, 604 yılında doğmuş olmalıdır. Genel olarak kardeşler arası yaş farkının bir veya iki olduğu bir toplumda, ağabeyi 604 yılında dünyaya gelen bir kardeşin 614 yılında doğması, yani iki kardeşin arasında on yaş gibi bir farkın meydana gelmiş olmasının ihtimali çok zayıftır. Üstte bahsettiğimiz delillerden yola çıkarak ve bu olayı da o delillere ekleyerek, Hz. Ayşe’nin yaşının 17 olarak düşünülmesi de rasyonel(Mantıklı) olacaktır.

 

2. Hz. Aişe’nin vefat tarihi konusunda gelen rivayetler de onun 17-18’li yaşlarda olduğu kanaatini güçlendirmektedir. Zira onun vefat ettiği yıl ve o günkü yaşıyla ilgili olarak hicrî 55, 56, 57, 58 veya 59;[48] yaşıyla alakalı olarak da 65, 66, 67, 74 gibi farklı tarih ve rakamdan bahsedilmektedir.[49] Bu durum, doğum tarihinde olduğu gibi onun vefat tarihiyle ilgili de kesin bir kabulün olmadığını göstermektedir. Özellikle 58. yılında ve 74 yaşında iken vefat ettiğini ifade eden rivayette, onun vefat ettiği günün çarşamba olduğu; vefat tarihinin, Ramazan ayının 17. gecesine denk geldiği; vasiyeti üzerine Vitir namazından sonra Cennetü’l-Bakî’ye geceleyin defnedildiği ve yine vasiyeti gereği namazını, Hz. Ebû Hüreyre’nin kıldırdığı; mezarına da ablası Hz. Esma’nın iki oğlu Abdullah ile Urve, kardeşi Muhammed’in iki oğlu Kâsım ve Abdullah ile diğer kardeşi Abdurrahman’ın oğlu Abdullah gibi isimlerin indirdiği gibi detayların bulunması diğerlerine nispetle bu bilginin daha güçlü olduğu izlenimi vermektedir.[50] Öyleyse bu tarihi esas alarak bir hesaplama yapacak olursak Hz. Aişe’nin, Hz. Muhammed’in irtihalinden sonra 48 yıl daha yaşadığını(48+10=58+13=71+3=74) görmekteyiz ki bu hesaba göre o, risâletten üç yıl önce dünyaya gelmiş demektir. Bu durumda evlendiği gün onun(74–48=26–9=17), 17 yaşını 7 ay geçtiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki bilgilere ilave olarak, erkek çocukların bile yoldan geri çevrildiği Uhud günü onun da cephede oluşu,[51] ilmî meselelerdeki derinliği, siyasi liderliği,[52] İfk Hadisesi karşısında ortaya koymuş olduğu olgun tavır ve beyanları, Fatıma arasındaki yaş farkı, hicret ve sonrasında yaşanan gelişmelere detaylarıyla birlikte vukûfiyeti, Medine’ye intikal ettikten sonra evlilik işinin, bizzat babası Hz. Ebû Bekir’in gündeme getirmesiyle ve mehir takdirinden sonra gerçekleşmiş olması,[53] model bir şahsiyet olarak Hz. Muhammed’in toplum önündeki rehberlik konumu, peygamberlik hassasiyeti ve baba şefkati, gelen ayetlerde evlilik yaşıyla ilgili olarak rüşd şartının getirilmiş olması, onun yaşı ve evliliğiyle ilgili rivayetlerin farklılık arz etmesi yönüyle kesinlik ifade etmiyor oluşu,[54] o günkü yaşını ifade ederken bizzat Hz. Aişe’nin, şüphe ifade eden “altı veya yedi” tabirini kullanması, o günün toplumlarında doğum ve ölüm tarihlerinin bugünkü kadar net tespit edilmiyor oluşu gibi bilgiler üzerinde de durulabilir. Ancak netice değişmemekte ve bunların hepsi, onun risâletten önce dünyaya geldiği, 14-15 yaşlarındayken nişanlandığı ve 17-18 yaşlarındayken de Hz. Muhammed ile evlendiği şeklindeki kanaati kuvvetlendirmektedir.

 

3. En başta da belirttiğimiz üzere, Hz. Aişe’nin ayetlerin nazil olmasından bahsettiği birkaç ayetle de Hz. Aişe’nin 9 yaşında olduğu iddiası çelişmekte ve 17-18 yaşında olduğu iddiası güçlenmektedir. Mevlana Şibli’den bahsetmiştik. Mevlana Şibli, Hz. Aişe’nin;

Ben Mekke’de oynayan bir çocuk iken, “Hayır, buluşma zamanları kıyamet saatidir. Ne korkunç, ne acıdır o saat” ayeti indi(Kamer Suresi 46. ayet). Bakara ve Nisa sureleri, ben Peygamber’in yanında iken nazil oldu.”

 

hadisinden(Sözünden) yola çıkarak, Kamer Suresi’nin Mekke’de nübüvvetin dördüncü yılında nazil olduğunu ve Hz. Aişe’nin o dönemin olaylarını tafsilatıyla bildiğine ve kavradığına göre o zamanlarda yaklaşık 8-9 yaşlarında, Medine’ye hicret esnasında ise 17 yaşında olduğunu düşünmenin en mantıklı yol olduğu söyler(Yani Hz. Muhammed ile evlendiğinde 17-18’li yaşlardaydı).[55] Şibli’nin bir başka dayanağı ise şudur: Hatice vefat ettiği zaman Hz. Peygamber’e evi idare edecek ve çocuklara bakacak biri lazımdı. Hz. Muhammed’in evini idare edecek genç ve dinç birine ihtiyacı vardı. Bunun için de o, bu niteliklere sahip akıllı ve yetenekli bir kadın olan 18 yaşlarındaki Hz. Aişe ile evlendi(Unutulmamalıdır ki Hz. Aişe, İslam açısından da çok önemli bir kadın olmuştur).[56]

 

Yaşar Nuri Öztürk, bu konu hakkında yazdığı makalesinde şöyle bir mantıki çıkarıma varır:

Hz. Aişe, peygamber ile nikâhladığında altı yaşındaysa, nübüvvetten dört yıl sonra doğmuş olmalıdır. Daha ilk günlerde Müslüman olmuş Ebû Bekr’in, putperest bir aileye kızını gelin vermek üzere anlaşmış olması, bu şartlar altında nasıl mümkün olur?(Cubeyr putperest bir aileye mensuptur) Anlaşılan odur ki Hz. Aişe, Ebû Bekr’in Müslüman oluşundan daha önce, putperest bir aile tarafından istenmiş ve babası da bunu kabul etmiştir. Eğer bu istek, Ebû Bekr’in Müslümanlığı kabulünden sonra olsaydı, Hz. Muhammed’in dostu olan Ebû Bekr, kızını putperest bir aileye asla vermeye kalkmazdı. O halde Hz. Aişe, Müslümanlığın zuhurundan önce doğmuş ve hatta o sıralarda, bir aile tarafından gelin edilmek üzere istenecek duruma gelmişti. Hz. Aişe’nin İslam’ın zuhurundan en az 5-6 yıl önce doğmuş olduğunu kabul etmek gerekir. Buna göre de, Hz. Aişe’nin Peygamber tarafından istendiği sırada en az 14–15 yaşlarında olması icap eder(Sözlü olarak anlaşıldıktan birkaç sene sonra evlendiği bilinmektedir. Eğer 14-15 yaşlarında sözlenilmiş ise, 17-18 yaşlarında evlenmişlerdir).[57]

 

Hz. Aişe henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı(Yaşar Nuri bu olaydan bahsederek bir kanıt sunmaktadır). Mut’im, Hz. Aişe’yi oğluna almakla evine Müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebû Bekr, İslam’ı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, islamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir. İslam alenen açıklanıp Müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebû Bekr’in Müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir. Yani değil Hz. Muhammed ile nişanlanıp birkaç yıl sonra evlenmesi, daha önceleri -toplumun kabullerine göre- evlilik çağına geldiğinin düşünülmesi, kaynaklardan çıkarılan en mantıklı sonuçtur. 17-18 yaşlarındaki bir kızın dönemin Arap toplumunca evlilik yaşına gelip geçti diye kabul edilmesi dahi gayet doğaldır.

 

3. SONUÇ

Sonuç olarak tüm bu iki yoruma da bakacak olursak, Hz. Aişe’nin Hz. Muhammed ile kaç yaşında evlendiği tartışmalı bir konudur. Açıkçası ben, ikinci görüşün doğru olduğunu düşünmekteyim. Çünkü ikinci görüş, birinci görüşten daha düzgün bir şekilde kanıta dökülmüş ve bilimsel olarak kanıtlanmaya çalışılmıştır. İlk görüş, Hz. Aişe’nin evliliğini sadece hadisin “sahih” olmasına dayandırırken ikinci görüş, sahih metodunun da yanlılabileceğini(Ki dediğimiz gibi, sahih metodu hadisi rivayet eden kişinin nasıl tanındığını göz önüne alır, gerisiyle ilgilenmez. Tabii ki insanların iyi bir insan olarak tanıdığı birisi de kötü olabilir) göze alarak sahih olarak anılan diğer hadislerle ilgili hadisleri karşılaştırmakta ve çelişkili olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Kur’an ise, evlenebilinmesi için kızlarda, kendi ekonomisini yönetebilecek ve kendi kararlarını kendi alabilecek akli bir olgunluk(Bkz. Nisa Suresi 4. ve 6. ayet) olması gerektiğine dikkat çekmektedir. Şunu da hatırlatmakta fayda var ki “Ben oyun oynarken…” diye ifadenin geçmesi iki farklı şekilde yorumlanabilir.

a) Bu ifade yalandır. Hadiste geçen “9 yaşındaken” gibi ifadeler nasıl yalansa, bu ifade de yalandır.

b) Bu ifade doğrudur fakat farklı yerlere çekilmeye çalışılmıştır. Hz. Aişe’nin Hz. Muhammed ile evlendikten sonralarında bile oyuncaklarla veya kız arkadaşlarıyla oynadığı görülmektedir[58][59]. Hz. Aişe oyun oynamayı ve arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi seven genç bir kızdır. Hatta Hz. Aişe, Hz. Muhammed ile birlikte koşu bile yapmışlardır.[60]

 

Sonuç olarak ben, ikinci görüşün daha fazla kanıta sahip olduğunu düşünmekteyim. Fakat 9 yaşında iken evlendiyse de, Aişe’nin yaşına göre olgun ve yetenekli birisi olduğunu düşünmemiz gerekir. Kur’an, evlenebilmesi için kızlarda, kendi ekonomisini yönetebilecek ve kendi kararlarını kendi alabilecek akli bir olgunluk(Bkz. Nisa Suresi 4. ve 6. ayet) olması gerektiğine dikkat çeker. Şu an yaşadığımız dönemde 9 yaşlarındaki bir kız tabii ki Kur’an’ın koyduğu bu şartı karşılamamaktadır(Dolayısıyla dönemimizde, “Peygamber de evlendi ama” diyen bir kimse tarihi ve Kur’an’ı istismar ediyordur). Unutmayalım ki geçmişe ait olayları, şartların ve kaynakların elverdiği ölçüde doğru anlamak ve gerçeğe ulaşmak için geçmişi, şimdiki zamanın değer yargılarıyla ve ölçüleriyle değerlendirmemek gerekir. Şu da vurgu yapılması gereken önemli bir noktadır; o dönemde yaşayan ve hatta peygambere karşı gelen hiçbir kimse peygamberin bu evliliğini konu edinmemiş ve bu evliliğin kötü bir şey olduğunu, Hz. Muhammed’in pedofili olduğunu iddia etmemiştir. Buradan da anlıyoruz ki, Hz. Muhammed’in yaptığı bu evlilik o dönemin insanlarınca garipsenecek ve hatta peygamberimizin düşmanlarına dahi koz verecek türden bir evlilik değildi(Ebu Cehil, Abdullah ibn Übey ibn Selûl gibi iftiracı isimlerin hiçbirisi peygamberin bu evliliğinden yola çıkarak bir şey söylememiştir). Ergenlik dönemine yeni girmiş kişiler arasında evliliğin olması bazı dönemlerde gayet doğal karşılanırken bazı dönemlerde de kötü karşılanmıştır; buradan da evlilik yaşının dönemlere göre değişeceğini anlayabiliriz. Kur’an da bu nedenle evlilik için “9 yaşında evlenebilirsiniz”, “19 yaşında evlenebilirsiniz” gibi kurallar koymamış; kendi malını yönetebilecek bir akli olgunluk şartını koymuştur. 9 yaşında bir kızın böyle bir olgunluğa ulaşması(Yaşadığımız) dönemde imkansızdır. Eğer o dönemin Arap toplumunda gerçekten kızlar erken olgunlaşıyor ve hayata erken atılıyorsalar, bu durumda 9 yaşında evlenmesi bir sorun çıkartmayacaktır(Teorik olarak). Fakat pratiğe baktığımızda, sahih hadis diye anılan diğer birçok hadis Hz. Aişe’nin 9 yaşındayken evlenmesiyle çelişmektedir. Üstte de bunlara değindik ve Hz. Esma’nın biyografisi gibi önemli daha birçok konudan Hz. Aişe’nin yaşının 17-18 olması gerektiği sonucuna ulaştık. Ya Hz. Aişe’nin küçük olduğunu iddia eden sahih hadisler reddedilecektir, ya da biyografilerden bahseden ve Hz. Aişe’nin ayetlerin inmesinden bahseden diğer birçok sahih hadis reddedilecektir; çünkü o sahih hadislerle Hz. Aişe’nin küçük yaşlarında evlendiğini söyleyen sahih hadisler çelişmektedirler. Sırf Hz. Aişe’nin genç yaşta evlendiğini idda etmek için o kadar sahih hadisi ve Kur’an’ın koyduğu kuralları görmezden gelmek bilimsel bir hareket değil, tamamen tutuculuktur. Eğer ilgili çelişkiler Hz. Aişe’nin 9 yaşında olduğunu iddia edenler tarafından açıklanır ve çelişki olmadığı gösterilirse, Hz. Aişe’nin 9 yaşında iken evlendiğini ancak o zaman düşünebiliriz.

 

Tekrar vurguluyorum, yaşadığımız dönemde 9 yaşlarındaki bir çocuk kendi malını yönetebilecek bir olgunlağa tabii ki ulaşamayacaktır; zaten kendi malını yönetme hakkı o yaşlarda verilmemektedir. Hz. Muhammed 9 yaşındaki bir kızla evlense bile(Ki bence durum böyle değil), Aişe’nin olgun ve kendi işini kendi becerebilen bir kız olması gereklidir(O dönemin insanı gerçekten farklı olabilir, bugünkü insanlarla karşılaştırmayalım). Dolayısıyla Hz. Muhammed’in -eğer dediğim şartlar sağlanmışsa- 9 yaşında bir kızla evlenmesi mantıksal açıdan hiçbir sorun çıkartmayacak ve onu “pedofili” yapmayacaktır. Ama vurguladığım gibi, yaşadığımız dönemde 9 yaşındaki bir kızla evlenilmesi asla ve asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Çünkü dönemimizde 9 yaşındaki bir kız resmi haklara sahip değildir ve -muhtemelen- olgun bir kimse değildir. Kendi pisliğini Hz. Muhammed’e dayandırmaya çalışanlar sadece ve sadece olayları manipüle etme peşindedirler. Bazı kimseler de Talak Suresi 4. ayeti “Çocuk yaşta evlilik İslam’da vardır” diye sunmaktadırlar. Talak Suresi 4. ayet şöyledir:

Âdetten kesilen kadınlarınızın iddet bekleme sürelerinde kuşkuya düşerseniz, onların iddetleri üç aydır. Hiç âdet görmemiş kadınların süreleri de böyledir. Gebe olan kadınların süreleri ise yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah’tan korkarsa, O ona işinde bir kolaylık nasip eder. – Vellâî yeisne minel mahîdı min nisâikum inirtebtum fe iddetuhunne selâsetu eşhurin vellâî lem yahıdne, ve ulâtul ahmâli eceluhunne en yada’ne hamlehunn(hamlehunne), ve men yettekıllâhe yec’al lehu min emrihî yusrâ. – وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِن نِّسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُوْلَاتُ الْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا

 

Arapça’da “lem” ve “lemmâ” edatları, farklı amaçlar için kullanılır. “Lem” edatı, önüne geldiği fiilin geçmişte hiç gerçekleşmediğini bildirir. Örneğin, İhlas Suresi’nde Allah için kullanılan “lem yelid” ifadesi, “(O) hiç doğurmadı” anlamına gelir. “Lemmâ” edatı ise genellikle bozulabilir olumsuzluklarda kullanılır; bu yüzden Türkçeye “henüz …medi” şeklinde çevrilir. Örneğin, Hucurat Suresi’nin 14. ayetinde geçen “lem yedhul” ifadesi “…henüz girmedi” anlamına gelir. Talak suresinin 4. ayetinde, “lemmâ” edatı değil, “lem” edatı kullanılmıştır. Bu nedenle ayetteki “lem yehıdne” ifadesini “henüz adet görmemiş” şeklinde değil; “hiç adet görmemiş” şeklinde çevirmek daha uygun olur. Peygamber’in yaşadığı dönemlerde 10’lu yaşlarda evlenmenin normal görüldüğünü üstte göstermiştik. Bu ayette bahsedilen şey de -yaygın olarak görülen- halk arasında “doğuştan menopoz” olarak bilinen(Tıpta “primer amenore” olarak adlandırılır[61][62]) durumdur. Primer amenore durumunda hasta, hormonal veya yapısal birtakım problemler nedeniyle, 16-18 yaşına gelmiş olmasına rağmen hiç adet görmemiştir. Kuran’a göre(Nisa Suresi 6) nikah çağı reşit olma çağıdır(Rüşde ulaşma çağıdır. Ve bu çağ dönemlere göre değişecek bir çağdır). Zaten Kuran’da evlenme ile ilgili ayetlerin bütünü incelendiğinde, evlenen kadının ekonomisini yönetebilen(Nisa Suresi 4) ve kocasını boşayabilen(Nisa Suresi 128-129-130) aklı başında bir kimse olduğu görülebilir. Reşit olma ve buluğa erme gerektiği için evlilik yaşı döneme göre değişecektir. Örneğin şu anda Türkiye’de bunların karşılanması için en az 18 yaşında olmak gerekir. Peygamber’in yaşadığı dönemde de 10’lu yaşlardaki bir kız buluğa erdiği ve toplum tarafından genel kabul edilen rüşde eriştiği için evlinilebilir durumdaydı. İşte Talak Suresi 4. ayet o yaşlarını geçmiş fakat hiç adet görmemiş kızlar için bir hüküm bildirmektedir.

 

2. Hz. Muhammed’in Terörist Birisi Olduğu Söylemi

Bu tür bir iddia ortaya atanlara şunu sormak istiyorum, hangi tarih profesörü böyle bir iddia ortaya atıyor ve hangi kanıtlara dayanıyor? Hiçbir tarih profesörünün böyle bir iddia ortaya attığını göremezsiniz, çünkü bu iddia yanlıştır. Hz. Muhammed hakkındaki tarihsel kanıtlara bakarsak, İslam’ın doğru olması bir yana, Hz. Muhammed toplumunu ve çevresindeki halkları uyandırmış, büyük güçleri yıkmış bir kişiliktir. Yani tarihi önemi büyüktür. Bununla birlikte Arap Yarımadasında yaşayan bu adam ismini dünyanın birçok yerinde duyurmuştur. Hz. Muhammed’in terörist olduğu gibi iddialara hiçbir kanıta dayanmamaktadır ve hatta aleyhinde kanıtlar vardır. Peki bu iddiaları sunanlar neden sunuyorlar ve kimler? Bu iddiayı sunanlar çoğunlukla yeni ateistlerdir(Özellikle de Türkiye’deki felsefi ve teolojik araştırmadan yoksun, sadece dinleri eleştirerek ateist olan kimseler). Sunmalarının nedeni de tamamıyla psikolojiktir. Kendilerini Hz. Muhammed’in kötü olduğuna inandırmaya çalışırlar ki psikolojik bir rahatlık duysunlar. Bu tür insanların en kötü özelliği de kendi iddialarına dair gelen akademik itirazların hiçbirini okumamaları ve verdiği iddiaların gerçekliğini kanıtlandırmamalarıdır. Amerikalı bir filozof olan William Lane Craig yeni ateistler için şunu söylemektedir:

Dawkins gibileri çok popüler çünkü insanlar gelişmiş düşünmekten çok uzaklar. İnternette yazılıp çizilenleri gördüğümde hayretler içerisinde kalıyorum, insanlar düşünsel olarak olgunlaşmamış ve anlamaktan yoksunlar. Çoğu gencin hayatında hiç eleştirel düşünme ve doğru argüman kurma ile yüzleşmediklerinden çok endişeleniyorum. İşte bu yüzden Dawkins gibilerinin eserlerine maruz kalıyorlar, çünkü bu eserlere verilen felsefi cevapları hiç okumamışlar.[9]

 

Sosyolojik olarak önemli bir durum var. Arap halkı daha çoğunlukla bilgisiz kimselerden oluşurken Hz. Muhammed’in liderliği ve Kur’an’ın insanlara bildirilmesiyle birlikte İslam’ın Altın Çağı dediğimiz dönem başlamakta ve eserinde takım yıldızları sınıflandıran es-Sufi gibi bilim insanları[10], dünyanın ilk üniversitesini kuran Fatma El-Fihri gibi bilim insanları(Üniversitede astronomi, mantık, felsefe, matematik, İslam dersleri verilmekteydi)[11], ilk defa akciğer dolaşımını tanımlayan ve tıp alanında çalışmalar yürüten İbni Nefis gibi bilim insanları[12], tıp konusunda inanılmaz derecede çalışmaya sahip olan ve Avrupalıların “Hekimlerin 3 Büyük Hükümdarı” adını verdikleri hocalarının arasında yer alan İbni Sina gibi bilim insanları[13], atalarının laflarını araştırıp hem bilimin kaidelerini belirleyen hem de optik alanında ilk defa kapsamlı, deneysel çalışmalar yürüten ve Hevelius’un Selenographia eserinde aklın temsilcisi olarak tasvir edilen İbni Heysem gibi bilim insanları[14], birçok tıbbi malzeme üreten ve hala da ürettiği malzemeleri kullandığımız El-Zehravi gibi bilim insanları[15], astrolojiyi bilime dökmeye başarmış ve çalışmalarını deneysel bir şekilde gerçekleştirerek jeodezi, antropoloji ve hindolojinin gibi alanların önceüsü olmuş Biruni gibi bilim insanları[16], astronomik ölçümlerde kullanılan usturlab cihazını geliştirmiş ve astronomik ölçümlere yenilik kazandırmış Meryem El-Usturlabi gibi bilim insanları[17], Kopernik’in de övdüğü ve çalışmalarından yararlandığı El-Fergani gibi bilim insanları[18], hem Kur’an tefsircisi olan hem de tıp alanında çok önemli işler başarmış ve kitapları onlarca dile çevrilerek okullarda okutulmuş olan, yaşadığı dönemin en önemli bilim insanlarından biri olarak görülen Er-Razi gibi bilim insanları[19] malum coğrafyada karşımıza çıkmaktadır. Üstte saydıklarımız olanların çok ama çok az bir kısmıdır. Kur’an’ın yayılmaya başladığı dönemde malum coğrafyada on binlerce şey başarmış binlerce bilim insanı doğmuştur. Bu bilim insanlarını ve çalışmalarını kaynaklarıyla incelemek için Muslim Heritage adlı siteyi ziyaret edebilirsiniz.

 

Şöyle bir şey var ki, Hz. Muhammed’in savaştığını bildiğimiz hiçbir savaşta Hz. Muhammed karşı tarafa savaş açmamıştır. Her zaman savunma savaşı yapmıştır. Ya Barış Antlaşması’nın karşı taraf tarafından bozularak dolaylı yoldan savaş açılması ya da karşı tarafın direkt olarak savaş açması gibi durumlar gerçekleşmiştir.[20][21] “Hz. Muhammed teröristtir” iddiasını sunanlar savunma savaşlarını terör olarak görüyorsa, Türkiye’yi diğer ülkelerin saldırları altından kurtaran Atatürk gibi kişilere de terörist demelilerdir. Ve görüyoruz ki Muhammed, savaşmadan önce uyarılar yapmış ve savaşmayı önlemek için adım atmış bir kişidir, bu da Kur’an’a dayanmaktadır. Kur’an’da yazdığı şekliyle, müşrikler antlaşmayı bozduğunda tüm müşriklere karşı savaşılmamış ve antlaşmanın devam etmesini isteyen grupların hakları korunmuştur.[22] Ayrıca, Muhammed kendi inancına ve kendisine çok karşı olan putperestlerle de antlaşma yapmış ve kendisine yapılan baskılara rağmen barışı sürdürmüştür(Sonrasında putperesler antlaşmayı bozmuştur fakat üstte de dediğimiz gibi, bozmayanlarla antlaşmaya devam etmiş bozanlarla da savaşmak zorunda kalmışlardır).[33] İslam antlaşma konusuna çok büyük önem verir. Karşı taraf antlaşmayı bozdu diyelim. Ve karşı taraftan bir kişi antlaşmaya devam etmek istediğini söyledi. O kişiyi koruma altına almalı ve o kişiyle antlaşmaya devam etmeli, savaşılmamalıdır. Bu savaş ahlakı Tevbe Suresi 4. ayet gibi ayetlerle aktarılmıştır. İslam’da savaş açmak yasaktır ve savaş açan kişi Müslüman olamaz. İslam’da meşru iki savaş türü vardır; savunma savaşı ve zalim bir lidere karşı açılmış savaş. Zalim liderlere savaş açmadan önce her türlü barış yolunu denemeyi önerir Kur’an, Hz. Muhammed’in hayatında da bunu görürüz. Ve Kur’an’a göre tabii ki savaşın da bir adabı vardır. Eğer Müslümansanız bir savaşta en fazla düşmanın uyguladığı miktar ve savaş şekli ile aynı miktarı ve aynı savaş şeklini uygulayabilirsiniz. Hatta Kur’an eğer barışmayı sağlarsak ödülümüzün Allah tarafından verileceğini ve bunun daha hayırlı olduğunu söyler. Kur’an’daki Savaş Ayetleri adındaki yazımızı okuyup, “Kafirleri/müşrikleri öldürün” gibi ifadelerin incelemesini bulabilir ve konu ile ilgili diğer ayetleri inceleyebilirsiniz. Savaş konusunu özetleyen ayetler şunlardır:

Hac Suresi 39. ayet – Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.

Mumtehine Suresi 8. ayet – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmeden, onlara adaletli davranmaktan men etmez! Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

Şura Suresi 40. ayet – Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.

Şura Suresi 41. ayet – Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranmaz.

Şura Suresi 42. ayet – Aleyhine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırılarda bulunurlar, taşkınlıklar sergilenler. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.

Nahl Suresi 126. ayet – Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

 

Bu ayetlerden de gördüğünüz üzere, yalnızca kendisine savaç açılana savaşma izni verilmiştir. Kur’an’ın verdiği bu izin, Birleşmiş Millletler Antlaşması’nın 51. maddesinde de yer almaktadır.[23] Kur’an’da savaş ahlakı, terör örgütlerinden örnekler ve sosyolojik incelemeler için İslam Savaş Dini Midir? adlı yazımızı okumanızı kesinlikle öneririm. Zaten Hz. Muhammed hakkında söylenen sözler tabii ki önem sarf etmemektedir. Hz. Muhammed’in ne olduğu tarihi bakınca açıkça görülüyor. Bazı kimseler İslam’ın yanlış olduğuna inandığı ve İslam’a saldırmak istediği için Hz. Muhammed’i de kötü gösterme çabasına girişmektedir. Fakat ne kadar çabalasalar da tarih onları yalancı çıkarmaktadır. Basit birkaç argüman sunup da cevabını dinlemeden İslam’a saldırma isteği saçmadır. İslam yanlış olabilir, argümanlarınızı sunup bu argümanı tartışmalısınız, dalga geçmeye çalışmak veya argüman sunup karşıt görüşü dinlememek hiçbir şey kazandırmamakta ve hatta sizi küçük düşürmektedir. Bununla birlikte, İslam yalan olsun veya olmasın, Hz. Muhammed tarihsel anlamda gayet önemli ve düzgün bir kişiliktir.  Hz. Muhammed’i İslam’ın kitabıyla da çelişen hadislerden anlamaya çalışırsanız yanılgıya düşersiniz. Onu anlamak için tarihsel kanıtlara bakmak gerekir. Sözlerin hiçbir şey değiştirmeyeceğini söylemiştik, tarihsel anlamda Hz. Muhammed’in yeri zaten belli. Fakat birkaç kişinin sözünü de vermek istiyorum. Hz. Muhammed hakkında, Müslüman olmayan kişiler tarafından söylenmiş birkaç söz:

Amerikalı astrofizikçi ve yazar Michael Hart – “Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100 İsim” listesinde Muhammed’in ilk sırada olması bazı kimseleri şaşırtabilir. Fakat Muhammed, tarihte, hem dini açıdan hem de seküler açıdan üstün bir başarı elde etmiş tek insandır.[24]

 

Fransız İmparatoru Napolyon Bonapart – Umarım ki tüm ülkelerdeki bilge ve eğitimli erkekleri bir araya getireceğim ve tek gerçek olan, insanları mutluluğa götürebilecek olan Kur’an ilkelerine dayanan bir rejim kurabileceğim zaman uzak değildir.[25]

 

İnsan hakları savunucusu ve Hindistan’ın ruhani lideri Mahatma Gandhi – Muhammed’in hayatını okuyunca kesin olarak inandım ki, o yıllarda İslam’ın bir yer edinmesinde kılıcın bir rolü yoktu. Muhammed’in kendini geri planda bırakması(Çıkarlarını önemsememesi), sözüne sadakati, vicdaniliği, onu takip edenlere ve dostlarına özverisi, yiğitliği, korkusuzluğu, üstlendiği görevde Allah’a dair güveni kesin ve yalındı. Bu özelliklerle birlikte bir zorluğun üstesinden gelmek için illa ki de kılıç taşımak gerekmiyordu.[26]

 

Yazar ve sosyalist düşünür George Bernard Shaw – İnsanlığın sorunlarının üst üste yığılarak neredeyse çözülemez bir hal aldığı günümüzde Hz. Muhammed’e her zamankinden daha fazla muhtacız. Eğer Muhammed aramızda olsaydı tüm bu sorunları, barışı ve mutluluğu arttıracak bir şekilde çözebilirdi. Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre, Muhammed’i insanlığın kurtarıcısı olarak tanımlamamız gerekir.[27]

 

Tarihçi ve yazar Thomas Carlyle – Muhammed, kral ve vezirler gibi azamet ve gösterişli perdeleriyle gizlenmiş değildi. Kendi hırkasını kendi yamalar, kendi ayakkabısını kendi tamir ederdi. Ona artık siz ne isterseniz onu deyiniz. Dünyada taç ve ihtişam sahibi hiçbir imparatora, yamalı bir hırka içindeki bu adam kadar hürmet ve itaat edilmemiştir. İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir, diğer bütün sözler Muhammed’in sözleri karşısında boş sözlerdir.[28]

 

Amerikalı piskopos Prof. Bosworth Smith – O Sezar ve Papa’nın bir olmuş hali gibiydi; Papa gibi gösterişleri olmayan bir Papa idi, Sezar gibi bir lejoyna sahip olmayan bir Sezar idi. Güçlü bir ordusu olmadan, korumasız, saraysız, sabit bir geliri olmayan biri idi. Muhammed’i rütbe bakımından insanların en büyüğü ve en yücesi olarak görüyorum. Hatta insanlık onun bir benzerini görmemiştir ve göremeyecektir de.[29]

 

İngiliz kadın hakları savunucusu ve yazar Annie Besant –  Arabistan’ın bu büyük peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen; nasıl öğrettiğini ve nasıl yaşadığını bilen herkesin bu güçlü peygambere bir saygı duymaması imkansızdır. Kitabımda söyleyeceklerim birçok kişinin bildiği şeyler olsa da ben, onları ne zaman yeni baştan okusam bu Arabistanlı öğretmen için hep yeni bir hayranlık ve yeni bir saygı duyuyorum.[30]

 

İskoç tarihçi Montgomery Watt – İnançları için zulüm görmeye hazır oluşu onu bir lider olarak gören yüksek karakterli insanlar ve nihai başarısının büyüklüğü… Muhammed’in sahtekar olduğunu düşünmek, problemleri çözmekten çok problem yaratacaktır. Dahası, Batı’da en önemli tarihi figürlerin(Kişiliklerin) hiçbir tanesi Muhammed kadar hor görülmemiştir.[31]

 

3. Hz. Muhammed’in Kur’an’ı Yazdığına Dair İddialar

Bu konuda genellikle 2 tane iddia ortaya atılır, şunlardır:

1) “Hz. Muhammed kendi çıkarları için Kur’an’ı yazmıştı.”

Kur’an’ın üzerinden çıkar elde ettiğine dair görüş vardır. Fakat bu, tutarlı bir görüş değildir. Buna dair Kur’an’daki birkaç ayet:

Fussilet Suresi 6. ayet – De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde şaşıp sendelemeden O’na yönelin ve O’ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların!

Ahkaf Suresi 9. ayet – De ki: “Ben, resuller içinden bir türedi değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim.

En’am Suresi 50. ayet – Onlara şunu söyle: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hala düşünmüyor musunuz?”

Maide Suresi 99. ayet – Resule düşen tebliğden başka bir şey değildir. Allah açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.

Nahl Suresi 82. ayet – Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğten başka bir şey değildir.

Yasin Suresi 21. ayet – Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar.

Tevbe Suresi 34 ayet – Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, din bilginlerinden ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah’ın yolundan saptırırlar sizi. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara bir azap müjdele!

 

Bu ayetler farklı farklı noktaları ilgilendiriyor. Şöyle de bir şey var ki, Kur’an birçok ayetinde Müslümanların, kendinden daha fakir olanlara ekonomik açıdan ve psikolojik açıdan destek olmasına dair bildiride bulunur. Peygamber, kendi çıkarı için bunları yazıyorsa neden bu tip yardımlaşmaları önersin ki? Ve görüldüğü üzere, Kur’an’da peygamberlerin de normal bir insan olduğuna defalarca vurgu yapılıyor(Üstte verdiğimiz Fussilet 6, Ahkaf 9, En’am 50 buna birkaç örnektir), o halde peygamberin bundan çıkarı ne olacak? Ayetlerde peygamberlerin hatrına kimsenin affedilemeyeceği ve peygamberlerin de kendisine ne olacağını bilmediği geçer. Kur’an ayetleri “Resullere para verin” dememektedir. Kur’an, resullerin görevinin Allah’ın dinini tebliğ etmek olduğunu söyler ve din konusunda da ücret istemeyenlere uymamızı önerir. Hatta kendini “din bilgini” diye tanıtan birçok kişinin de insanları kandırdığına ve bu kişilerin halkın malını çalmaya çalıştığına vurgu yapar. Din konusunda namaz kılarken de herkes eşittir, Kur’an’a göre yalnızca takvaca üstün olan vardır(Bkz. Hucurat 13. Ve Mümin Suresi 40 şöyle söyler – Kötü bir iş yapan, sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılır. Erkek ve kadından mümin olarak iyi bir iş yapana gelince, işte böyleleri cennete girerler ve orada hesapsız bir biçimde rızıklandırılırlar). Ayrıca, Muhammed’i sosyolojik anlamda incelediğimizde de görüyoruz ki, kendisi zaten “el-emin” sıfatını almış ve malum bölgede çokça sevilen birisi. Yani zaten insanlar tarafından saygı toplamış birisi. Neden kendini bu kadar savaşın, itilip kakılmanın, birçok zorluğun içine atsın ki? Ve görüldüğü kadarıyla yaptıkları ona para da getirmedi, halk tarafından “Efendimiz” olarak da görülmedi(Ün ve güç de getirmedi). Aynı Kur’an’ın “arkadaşınız Muhammed” şeklinde seslenmesi gibi, geçmişte halk tarafından bilinen Muhammed algısı neyse aynen o şekilde devam etti bu algı. Bu algı dışında Hz. Muhammed birçok zorlukla karşılaştı ve hatta kimileri tarafından birçok suçlamaya maruz da kaldıç Ve biliyoruz ki Hz. Muhammed peygamber olmadan önce evlendiği eşi olan Hatice de zaten zengin bir kadındı. Mekke önemli bir ticaret şehri olduğu için ticarette de çok para vardı. Kaldı ki Hatice gibi başarılı ve tanınmış tüccar bir kadın bu işten çok para kazanabilirdi. Hz. Muhammed eğer para ve güç isteseydi, karısı öldükten sonra ticarete devam eder, o kadar zorluğun içine girmezdi. Görüldüğü gibi, para için yaptı veya ün/güç için yaptı gibi görüşler tutarlı değiller, ve Kur’an’da resulleri yüceltmek yerine resullerin de normal bir insan olduğuna dair defalarca vurgu vardır. Para ve ün/güç düşünceleri dışında bir de “Muhammed, kadın için bunları yaptı” şeklinde iğrenç bir söylem vardır. Fakat şöyle ki, malum coğrafyada zaten çok eşlilik vardır.[32] Muhammed’in istediği şey çok eşlilik yapmak ve genç kızlarla birlikte olmaksa bir kitap uydurmasına ve bu kadar mücadeleye girmesine gerek yok. Yazımızın Aişe ile ilgili kısmında da dediğindiğimiz gibi, zaten o zamanlarda genç kızlarla evlenmek neredeyse evrensel olarak normak kabul ediliyordu. Az önce değindiğimiz üzere çok eşlilik Arap toplumunda normal bir şeydir(Hatta kadınlar mecburen kendilerini erkeklerin malı görüyorlardı). Yani Hz. Muhammed zaten çok rahat bir şekilde çok eşlilik yapıp genç ve güzel kadınlarla birlikte olabilirdi, bu kadar kitap yazmakla uğraşıp bu kadar savaşa girmesine ve halkın farklı kitleleri tarafından ezilmesine gerek yoktur. Yani şöyle bir sonuç çıkıyor, zaten o dönemde çok rahat yapabileceği(Hele ki Hz. Muhammed gibi tanınmış bir adamın) şeyleri yapmak için neden Kur’an’ı uydurup bu kadar mücadele ve zorluk içine girsin ki? Şöyle de bir şey var, Hz. Muhammed’e peygamberliği bildirildikten sonra evlendiği kadınların biri dışında hepsi dul ve hatta onların çoğunluğu da kocasını savaşlarda şehit vermiş kadınlardır(Hz. Muhammed, Hz. Aişe dışında geri kalan tüm evliliklerini dul kadınlarla yapmıştır). Yani Hz. Muhammed’in çok eşliliğinde de aslında amacın “zevk almak” olmadığı kolayca anlaşılabilir. Hz. Muhammed zaten ona duyulan saygıdan dolayı genç ve güzel onlarca kızla evlenebilirdi. Oysa o bu konulara sınırlama getiren Kur’an’ı insanlığa aktarmış ve evliliklerini de nedense hep halk tarafından tercih edilmeyen kadınlarla yapmıştır(Dul kadınlarla). Ne yani, bu Kitap Nisa Suresi 3. ve 129. ayetlerde çok eşliliği belirli durumlarla sınırlandırıyor fakat bu Kitap daha fazla ve güzel kadın elde etmek isteyen bir adam tarafından mı uyduruluyor? Hatta Kitap’ı kadın için yazan bu adam bir de gidiyor yaptığı tüm evlilikleri de -halk tarafından tercih edilmeyen ve başıboş kalmış gözüyle bakılan- dul kadınlarla birlikte mi yapıyor? Vurguladığımız gibi, zaten çok rahat bu şeyleri yapabilecekken kendisi o kadar zorluğa giriyor ve birçok sınırlandırma getiriyor bu konuya. Çok belli ki Hz. Muhammed’in yaptığı bu evliliklerdeki amaç da o kadınların haklarını korumaktır. Sonuç olarak, kendi çıkarları için yazmayacağı çok daha mantıklı bir çıkarımdır. Hatta ben, “kendi çıkarları için yazdı” diyenlerin aslında tabir-i caizse kendi topuğuna sıktığını düşünmekteyim.

 

2) “Hz. Muhammed psikolojik bir soruna sahipti.”

Tarihsel anlamda bizlere böyle diyen hiçbir metin yok. Müşriklerin zaten Hz. Muhammed’e “hastalıklı, cinli” dediğini biliyoruz(Kur’an’da geçer bu). Zaten müşrikler tüm peygamberlere böyle söylemlerde bulunmuşlar. Kendi görüşlerini değiştirmemek adına, kendilerine tek Tanrı’yı ve gerçek dinin İslam olduğunu bildirmeye gelen her peygambere suç atmışlardır. Hastalıklı bir kişinin Arap halkı tarafından bu kadar sevilmesi ve hastalıklı adamın bir milletin ruhani lideri olması, kitabında bu kadar fazla konuya tutarlı bir şekilde değinmesi nasıl mümkün olacaktır? Zamanı geldiğinde “Muhammed demek ki zeki birisiymiş” diyen kişiler işlerine geldiğinde de “Zihinsel problemleri vardı” demekteler. Bu iddia kanıta sahip değildir, sadece, Kur’an’a inanmamayı tercih etmiş kişilerin gerekçe arayışından başka bir şey değildir. Sözde akılcı metotlar benimseyen kişilerin bu tip iddiaları ortaya sunması garip bir durum. Eğer tarihsel anlamda böyle düşünmemizi mantıklı kılacak bir kanıt varsa üstüne tartışılabilir fakat şu anda tüm oklar öyle olmadığını göstermektedir.

 

Kaynaklar

[1] https://en.wikipedia.org/wiki/Seeing_Islam_as_Others_Saw_It

[2] https://en.wikipedia.org/wiki/Munzir_ibn_Sawa_Al_Tamimi

[3] http://www.cyberistan.org/islamic/negus.html

[4] https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Muqawqis

[5] http://www.answering-islam.org/Muhammad/heraclius.html

[6] https://www.quora.com/Was-Muhammad-a-real-historical-figure-What-is-the-evidence-for-his-existence (Napolyon vs Muhammad)

[7] The Encyclopedia Britannica, Vol. 14, Marriage maddesi s. 932

[8] The Encyclopedia Britannica, Vol. 14, Marriage maddesi s. 934

[9] https://www.youtube.com/watch?v=6gpJuztzOH4

[10] https://en.wikipedia.org/wiki/Abd_al-Rahman_al-Sufi

[11] https://en.wikipedia.org/wiki/University_of_Al_Quaraouiyine

[12] https://en.wikipedia.org/wiki/Ibn_al-Nafis

[13] https://books.google.com.tr/books?id=bYJnAAAAcAAJ&pg=PP7&hl=tr&source=gbs_selected_pages&cad=2#v=onepage&q&f=false

[14] http://www.ibnalhaytham.com/discover/who-was-ibn-al-haytham/

[15] http://www.tarihikadim.com/2017/05/27/zehravi/

[16] http://www.milelvenihal.org/dosyalarim/pdf/c689e39c-12bb-44b7-a34c-e2a188e13e4dMilelveNihal_c10_s3%20web.pdf

[17] https://beforenewton.blog/daily-readings/science-in-the-islamic-world/mariam-al-ijliya-al-asturlabi/

[18] Norriss S. Hetherington, Encyclopedia of Cosmology, Routledge Revivals, 1993, Sf. 542-543

[19] https://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_ibn_Zakariya_al-Razi

[20] https://en.wikipedia.org/wiki/Military_career_of_Muhammad

[21] http://www.uzmantv.com/hz.-muhammedin-katildigi-savaslar-hangileridir

[22] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Cilt IV, (Zehraveyn), s. 278-279

[23] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk(Turhan Kitabevi, 2005), s. 512-513

[24] http://www.iupui.edu/~msaiupui/thetop100.html?id=61

[25] El-Messiri’ye mektup(28 Ağustos 1798); Matthew D. Zarzeczny, Napoleon and the Cult of Great Men, s. 78

[26] Young India, 1924

[27] G. B. Shaw, The Genuine Islam(Singapur, Vol. 1, No. 8, 1939); Hurşit Ahmed, Islam – Its Meaning and Message, s. 33

[28] https://www.gutenberg.org/files/1091/1091-h/1091-h.htm

[29] Bosworth Smith, Mohammed and Mohammadanism, London(1874), s. 92

[30] Annie Besant, The Life and Teachings of Muhammad, Madras(1932), s. 4

[31] Montgomery Watt, Mohammad at Mecca, Oxford(1953), s. 52

[32] http://blog.milliyet.com.tr/islamda–dort-kadinla-evlilik–konusunda-bilinmesi-gerekenler–/Blog/?BlogNo=322754

[33] Muhammed Hamidullah, “Hudeybiye Antlaşması” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 18, (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1993) ss. 297-299

[34] Albert Swindlehurst, Some Phases of the Law of Marriage, Harvard Law Review, Vol. 30, №2 (Dec. 1916), s. 124

[35] Albert Swindlehurst, Some Phases of the Law of Marriage,Harvard Law Review, Vol. 30, №2 (Dec. 1916), s. 126

[36] Albert Swindlehurst, Some Phases of the Law of Marriage,Harvard Law Review, Vol. 30, №2 (Dec. 1916), s. 127

[37] The Encyclopedia Britannica, Vol. 14, Marriage maddesi s. 932

[38] Raj Coomar Roy, Child Marriage in India, The North American Review, Vol. 147, №383 (Oct. 1888), s. 417

[39] https://www.psychologytoday.com/basics/adolescence

[40] http://www.jinekolognet.com/jinekolojide-ergenlik-donemi.asp

[41] https://www.mumsema.org/islami-kavramlar/117193-sahih-hadis-ne-demektir.html

[42] Hatemü’l Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, Ali Himmet Berki, Osman Keskioğlu, s. 210

[43] Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597

[44] a.g.e.

[45] Beyhakî, Sünen, 6/204; İbn Mende, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Köprülü Kütüphanesi, No: 242, Varak: 195 b; İbn Asâkir, Târîhu Dımeşk, Terâcimü’n-Nisâ, Dımeşk, 1982, s. 9, 10, 28; Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb, 2, 39; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrût, 1968, 8/58

[46] Bu evliliğin, hicretten altı ay veya sekiz ay sonra yahut yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Bedir’in akabinde gerçekleştiğini ifade eden rivayetler de vardır. Bkz. İbn Sa’d, Tabakât, 8/58; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe Ümmi’l-Mü’minîn, Tahkîk: Muhammed Rahmetullah Hâfız en-Nedvî, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2003, 40, 49

[47] İbn Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/467

[48] İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Tehzîbü’l-Kemâl, 16/560

[49] İbn Sa’d, Tabakât, 8/75; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 202

[50] İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/142

[51] Buhârî, Cihâd, 65

[52] Nabia Abbott, Hz.Muhammed’in Sevgili Eşi Aişe, Çev. Tuba A. Hasdemir(Yurt-Kitap Yayın: Ankara 1999), s. 166.

[53] Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1937; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63

[54] “Hicretten bir buçuk, iki veya üç yıl önce”, “altı veya yedi yaşındayken”, “Hz. Hatîce’nin vefat ettiği yıl veya vefatından üç yıl sonra”, “hicretten yedi, sekiz ay sonra, hicretin ilk senesi” veya “Bedir’in akabinde” gibi farklı rivayetler için bkz. Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 20, 44; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 74; Aynî, Umde, 1/45; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 40, 49

[55] Mevlana Şibli, Asr-ı Saadet, Çev. Ömer Rıza Doğrul(Eser Kitabevi: İstanbul 1974), II. Cilt, Sf. 148

[56] a.g.e. Sf. 149-150

[57] Yaşar Nuri Öztürk, Asrı Saadet’in Büyük Kadınları(Yeni Boyut Yayınları: İstanbul 1998), s. 34

[58] İbn Sa’d, VIII, 61

[59] İbn Sa’d, VIII, 62

[60] Nevzat Aşık, Hz.Aişe’nin Hadisçiliği(Öğrenci Basımevi: İzmir 1987), s. 15

[61] https://www.medikalakademi.com.tr/amenore-tani-ve-tedavisi

[62] http://www.acibadem.com.tr/Hayat/Bilgi/adet-gorememe-amenore-ile-ilgili-bilinmesi-gerekenler

[63] Fred Donner(Professor of Near Eastern History – Chicago Üniversitesi), Muhammad and the Believers: At the Origins of Islam, s. 56

[64] https://archive.org/stream/catalogueofsyria03brituoft/catalogueofsyria03brituoft_djvu.txt

[65] R. G. Hoyland,  Seeing Islam As Others Saw It: A Survey And Evaluation Of Christian, Jewish And Zoroastrian Writings On Early Islam, 1997, s. 128

[66] http://www.islamic-awareness.org/History/Islam/Coins/drachm1.html

Yazdığımız tüm mealleri Kuran Meali adlı siteden aldık. Bu sitede her ayet için 41 farklı meali ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz. Yazının Hz. Aişe ile ilgili ilk görüşün verlidiği bölüm Hüseyin Bursalı‘dan alıntıdır, kendisine teşekkür ederiz.

Mantıksal Teizm ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

4 Responses

  1. mert yitmen dedi ki:

    Selam, yazı için baya çabalanılmış tebrik ederim.
    Ateistlerin, daha doğrusu senin absürd tabirinle ”yeni ateistlerin” hadisleri örnek vermesi konusunda zırvalamışsın.
    Bir ateist misal Hz.Aişe hadisini kanıt olarak sunduğunda o, hadisi tarihsel bir kanıt olarak gördüğü için sunmuştur. Hadisler zaten o dönemin izdüşümleridir. Bir ateist parmaklardan su akması gibi fizik ötesi absürd bir olaya zaten inansa ateist olamaz ! Bunların peygamberi yüceltmek için uydurulmuş efsaneler olarak görür…
    Yani hadisi örnek vermesi gayet doğaldır.

    • Furkan dedi ki:

      Mert Bey, yorumunuz için teşekkür ederim. Yeni ateizm tabiri absürd bir tabir değil, sanırım konuyu bilmiyorsunuz. Yeni ateizm(Orijinal: New Atheism) bir ateizm türüdür. Dinlerin kötü olduğunu, yok edilmesi gerektiğini söyleyen ve sadece bilimin rehber olacağını söyleyen, şu anda en popüler olan ateizm türüdür. Dawkins, Harris, Dennett, Hitchens gibi isimler en önemli isimleridir, hatta “Yeni Ateizmin 4 Atlısı” diye anılırlar.

      Düzenleme(03.09.2017): Arkadaşın bahsettiği mevzu çok daha farklı bir boyuta taşındı; yazıyı düzenledik ve birçok yeni kaynak ekledik. Yazımız sağlamlaştırılmış ve birtakım sorunlar giderilmiştir. Eski yazıya oranla çok daha düzgün bir yazı haline gelmiştir(İmla kuralları açısından da, bilgi açısından da).

  2. Görüş dedi ki:

    Savaş öncesi müslümanlar 1 e 10 kafir yenersiniz diyen Kuan Yazarı Savaş sonrası fikrimi değiştirdim ancak 1 e 2 yenebilirsiniz diyerek tutarsızlık göstermiştir.
    Peygambere giderken sadaka verin diyen Kuran Yazarı sonraki ayetlerde vermekten çekindiğini görünce sadaka vermeyi kaldırarak tutarsızlık göstermiştir.
    Yüzünüzü namaz sırasında nerde olursanız olun kabe ye doğru çevirin diyen Kuran Yazarı dünyanın yuvarlak olması sebebiyle bunun mümkün olamayacağı tutarsızlığı göstermiştir.
    Bazı ayetlerde Deki kelimesi unutulmuştur.
    Miras paylaşımı hesabı yanlıştır.
    Meryem e hz. Harunun kardeşi denmiştir bu yanlıştır.
    Dünyanın oluşumu bilimsel gerçeklerle uyuşmamaktadır.

    Daha bir çokları….

    • Furkan dedi ki:

      Dini yorumlama ve metni tam anlamıyla anlama konusu ilim işidir, her insan bunu yapamaz. Yazdığınız konulardaki tartışmalara ne kadar hakimsiniz de bu kadar net bir şey söyleyebiliyorsunuz? Soru sormanıza elbette ki bir lafım yok fakat tartışmalara hakim olmadan net bir şekilde çizgi çizmeye kesinlikle karşıyım. Yazdıklarınızın hepsini cevaplamayacağım – bunu yapan bir yazımız zaten gelecek. Kısaca bahsetmek gerekirse şimdilik:
      1) Sizce “de ki” gibi ifadelerin geçmediğini müşrikler görmemişler midir? Kur’an üstüne araştırma yapan o kadar kişi görmemiş midir? Buradan dahi “Burada farklı bir iş var” diye çıkarım yapabilirsiniz. Arapça’da buna İltifat Sanatı denir ve özne bir anda değişir(Öznenin değiştiği “de ki” gibi şekillerde belirtilmeden).
      2) Kuzey diye bir yön de yok zaman size göre. Çünkü Kuzey diye bir yön olamaz, Dünya yuvarlak, her dönüşünüzde uzay boşluğuna dönersiniz(!) Bu nasıl bir mantık anlayamıyorum. Kur’an “Kabe’nin olduğu yöne doğru dönün” demekte kısaca. Sizce böyle bir yön yok mudur? Kuzey-Günay-Doğu-Batı gibi yönlerin olmadığını mı düşünüyorsunuz? Bilimsel metinlerde dahi bu yönler kullanılır, bu bir hata değildir. Çünkü, kendi tanımımıza göre belirlediğimiz yönler vardır.
      3) Bir yerlerden okuduğunuz bu iddiaları ortaya atanlar daha okudukları metni bile anlayamayacak durumdalar belli ki. Ayetin bağlamını bilmek, indiği dönemi bilmek gibi şeyler bir kenara – daha okudukları metni bile anlayamıyorlar. Bir ayette zaaf olmaması durumunda nasıl olacağından, bir diğerinde de açıkça zaafın olması durumunda nasıl olacağından bahsediliyor. İkisi aynı şeyden bahsetmediği için farklı rakamların verilmesi(1 kişi 10 kişiye bedel konusu) çelişki yarat(a)maz.

      Şimdilik bu kadar yazdım. Diğer tüm konularda da araştırma yapmanızı öneriyorum, bu işi kavramak birkaç siteye girip iddiaları okumaktan ibaret olmuyor. Biz de -inşallah- genel anlamda sorulan soruların hepsine cevap veren bir yazıyı yayınlayacağız yakında.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir