KELAM KOZMOLOJİK ARGÜMAN

Ben Tanrı hakkındaki argümanların kümülatif olduğuna inanmaktayım. Yani, bu argümanlar birleştiğinde çok büyük bir kanıt oluşturuyor. Kelam Kozmolojik Argüman da tutarlı ve mantıklı olan argümanlardan bir tanesidir. Şunu da hatırlatmakta fayda görüyorum, bir argümanın başarılı olması için o argümanın mantıksal açıdan tutarlı ve öncüllerinin doğru olmasının olasılığının olmaması olasılığından daha fazla olması gerekmektedir. Zaten hiçbir argümanda herhangi bir öncülü kesin bir şekilde onaylayamazsınız. Pek çok kişi bu durumu bilmiyor ve Kelam Kozmolojik Argüman’ı eleştirirken de hataya düşüyor. Argümanın formüle edilişi şöyledir:

  1. Var olmaya başlayan her şeyin bir nedeni de vardır.
  2. Evrenin bir başlangıcı vardır.
  3. Bundan dolayı, evrenin nedeni vardır.
  4. Evrenin nedeni teizmin Tanrısıdır.

 

1. VAR OLMAYA BAŞLAYAN HER ŞEYİN BİR NEDENİ VARDIR
Bu iddiaya karşılık kuantum fiziğinden bazı örnekler getirilir. Fakat, bu getirilen örnekler kanıtlanmadığı gibi -bazıları- tam anlamıyla yokluktan bir şey geldiğini de iddia etmemektedir. Örneğin evrenin “yokluktan” çıktığını iddia eden Lawrence Krauus aslında ölçülebilir bir enerji olan kuantum vakumlarından söz etmektedir(Aşağıda buna değineceğiz). Hatta şöyle diyeyim ki, bilim bu önermeyi kabul ederek yol alır. Yani var olan şeylerin bir nedenle başladığına dair olan düşünce bilimin ön kabul olarak kabul ettiği bir görüştür. Kuantum fiziğine göre denilen “nedensizce var olma” o kadar da “nedensiz” değildir(Buna aşağıda değineceğiz). Ayrıca, kuantum fiziği bu evren içinde geçerli yasalardır. Evrenin başlangıcından “önce” kuantum fiziğinin geçerli olduğunu biliyor muyuz?

 

Buradaki en önemli konulardan birisi sezgilerimizdir. Sezgilerimiz de var olmaya başlayan her şeyin bir nedeninin olduğunu gösterir. Biz şu ana kadar sebepsizce aniden bir şeyin var olduğunu hiç görmedik. Örneğin bizler otururken birden bire odamızda bir goril var olmadı. Ve tam aksi, binlerce yıldır yaptığımız trilyonlarca gözlem bize bir şeyin nedensizce ortaya çıkamayacağını söylüyor. Peki sezgilerimiz illa ki doğruyu mu söylemektedir? Şöyle bir örnek vereyim, diyelim ki arkadaşınız geldi ve size “Senin beynin aslında bir kavanozun içinde. Beynine gerekli sinyalleri vererek senin şu anda böyle yaşadığına dair bir izlenim oluşturuyorlar” dedi. Muhtemelen onun dediği şeyi yalanlayacaksınız. Peki neden yalanladınız? Dediği şey mantıksal olarak tutarlı ve olağandır. Ayrıca, öyle olmadığına dair bilimsel bir bulgunuz da yoktur. Arkadaşınızı yalanlamanızın nedeni şu, çünkü sezgileriniz size öyle olmadığını gösteriyor. Ve arkadaşınızın iddiası sezgilerinizle çelişiyor, dolayısıyla arkadaşınızdan bilimsel bir kanıt bekliyorsunuz(Sezgilerimiz bizlerin en önemli şeylerinden biridir. Bu nedeniyle sezgilerimizle çelişen bir durumda açık bir kanıt bekleriz. Hayatımızı hep sezgilerimizle devam ettiririz. Örneğin, birçok düşüncenin temeli olan, dünyanın gerçekten var olduğuna dair düşünce dahi sezgilerimizle elde edilir). Bazı sezgilerimiz tabii ki doğru olmayabilir. Fakat sezgilerimizin doğru olmadığına dair bilimsel bir kanıt gereklidir. Eğer bir “şeyin” yoktan var olabileceği mümkünse, buna dair kanıtlanmış bir bilimsel bir bulgu gerekli çünkü sezgilerimiz ile bu durum tamamen çelişiyor. Peki bilimsel bir kanıtı var mı? Şu anda hiçbir bilimsel bir kanıtı yok. Hiçbir kimse, -şu an için- var olan bir şeyin nedensizce var olduğuna dair bilimsel bir kanıt getiremez. Kelam Kozmolojik Argüman’a “Kuantum fiziğinde yoktan var olan şeyler olabilir gibi gözüküyor” diyerek itiraz edenlere kuantum fiziğinin hangi bulgusunun bunu gösterdiğini sorunuz. Verilen cevabın gerçekten “Yokluktan gelme” olup olmadığını sorgulayınız. Sonrasında da bilim insanlarının “yoktan var olma” konusuna dair hangi eleştirileri ve savunmaları yaptığına göz gezdiriniz. Bu argümanın ilk öncülü gayet tutarlı duruyor. Ayrıca, yoktan bir şey var oldu diyelim. Peki neden işlevsiz bir kulp var olmadı da, evren -veya evreni oluşturacak bir mekanizma- var oldu sorusunu da sormamız gerekir. Şuna da vurgu yapalım, kuantum fiziği nedenlerin olmadığını değil, nedenlerin sonuçları zorunlu kılmadığını söyler.

 

Yokluktan bir evrenin çıktığına dair iddia özellikle Lawrence Krauss’un “Hiç Yoktan Bir Evren” kitabından sonra birçok yeni ateist tarafından savunulmaya başlandı. Zira, evrenin bir başlangıcı var ve aşağıda da açıklayacağımız üzere, eğer ki evren hiç yoktan var olmamışsa, geriye -makul olan- tek bir cevap kalıyor; Tanrı. Kitapta da anlam karmaşası vardır. Krauss’un “yoktan” dediği şey mutlak yokluk değildir. Krauss bu söyleminde kuantum vakumlarından bahsetmektedir.[1] Krauss’un “yokluk” dediği şey aslında felsefi olarak da bilimsel olarak da yokluk anlamına gelmez. Felsefede yokluk hiçbir şeyin var olmamasıdır, bilimde yokluk ise bir şeyin hiçbir özelliğinin bulunmamasıdır. Kuantum vakumu ise deneye tabi tutulabilir etkiler yaratan ve ölçülebilir enerjiye sahip olan bir durumdur.[2] Kuantum vakumuna fizikte “yokluk/boşluk” denilir fakat bu bir jargondur diyebiliriz, yani halkın kullandığı anlamda bir yokluk anlamına gelmez, bilimin veya felsefenin genel anlamda kullandığı yokluk anlamına da gelmez. Lawrence Krauss hiç yoktan bir evren iddiasında aslında tanımı belirli olan bir kelimeyi farklı bir tanımla kullanıp mantıksal bir hata yapıyor, bu hataya fallacy of equivocation(Cinaslı Safsata) adı verilir.[3] Kişileri karalamayı pek sevmem ama Krauss’un bu hatayı bilerek yaptığını düşünüyorum. Bakın, “Hiç Yoktan Bir Evren” diyerek, ve aslında var olan bir şeye yokluk özelliğini atfederek birçok yeni ateistin dikkatini çekti ve ateist “bilim sayfaları” arasında popüler oldu. Krauss’un bunu bilerek veya bilmeyerek yaptığı bir kenara, konumuza gelecek olursak, Krauss’un burada yaptığı hataya dair yaşayan en ünlü kozmologlardan biri olan George Ellis bir konuşma da yapmıştır.[4] Aynı şekilde, kuantum vakumlarının “hiçlik” olmadığına dair Leonard Susskind, David Albert(David Albert en iyi bilim felsefecilerinden bir tanesidir, kendisi ateisttir. Ancak Krauss’u çokça eleştirmiş ve bilimsel olarak yanlış öğretiler verdiğinden dolayı güçlü tartışmaları da olmuştur.), John C. Lennox, Frank Wilczek, Alexander Vilenkin, John Barrow gibi bilim insanlarının felsefi ve bilimsel itirazlarını da internet üzerinden bulabilirsiniz. Bu itirazlar kuantum vakumunun varlığına dair bir itiraz değil, Lawrence Krauss’un yaptığı tanımsal hatalara dair itirazlardır. Zaten evrenin kuantum vakumu sayesinde oluşması din felsefesi ve Kur’an açısından da hiçbir çelişki barındırmaz. Krauss’un hiçlikten çıkma iddiası bilimsel bir iddia değildir(Evrenin yokluktan çıkması), felsefi bir iddia olarak savunulabilir fakat bilimsel olarak hiçbir kanıtı olmadığından ve bu iddia da bilimsel bir kanıt gerektirdiğinden dolayı(Yapısı gereği) güçlü bir felsefi argüman da olamaz. Evrenin kendiliğinden olduğu ise zaten saçma bir iddiadır. X’in X’i var etmesi düşünülemez. Çünkü zaten X sonradan var olmuş bir şeydir. “Evren kendiliğinden oluştu” diyenler ya cinaslı safsata yapıyorlardır, ya da iddiaları gerçekten budur ve ellerinde ne felsefi ne de bilimsel bir bulgu vardır. Zaten X’in X’i yaratması gibi bir durum olamayacağından dolayı, ve eğer evrenin başlangıcı varsa en makul cevabın Tanrı olacağından dolayı tarihte birçok ateist filozof ve bilim insanı evrenin sonsuz olduğunu savunmuştur -Tanrı’nın sonsuz olduğu fikrine karşın-.

 

2. EVRENİN BİR BAŞLANGICI VARDIR
Evrenin başlangıcı var mı sorusunu sormamız lazım, bunu cevaplayacağız. Fakat öncesinde, çoğu klasik ateist filozofun kabul ettiği şudur ki, evren eskiden beri vardır ve gelecekte de hep var olacaktır. Bunu, Epiküros, Demokritos, Bertrand Russel, Fred Hoyle, Antony Flew, Arthur Stanley Eddington, C. S. Lewis, Michael Ruse, Georges Politzer, Lucretius gibi çok köklü ateist felsefeciler de kabul eder/ederdi. Ki, Tanrı’nın ezeli ve ebedi olmasına karşın evrenin eskiden beri var ve gelecekte de olacaktır düşüncesini ortaya koyarlardı. Buna karşın da teist filozoflar ve bilim adamları, Kepler, Pascal, Galilei, Kopernik, El-Kindi, Farabi, Anselm, İbni Heysem, Biruni, Battani, Mendel, Heisenberg, Alan Guth, Francis Collins, John Lennox, William Lane Craig, John D. Barrow evrenin bir başlangıcının olduğunu kabul etmekteydi/ediyor. Zaten evrenin başlangıcının olması ve sonunun olması teizmin temellendirdiği en önemli şeydir.

 

Evrenin başlangıcı olduğuna dair tamamen mantığa dayanan felsefi argümanlar vardır. Fakat ben bu argümanları sunmayacağım. Bu argümanlar kafanızı karıştırabilir, anlamayabilirsiniz. Dolayısıyla, evrenin başlangıcı olduğuna dair bilimsel kanıtlı argümanları size aktaracağım. Evren eskiden beri var ve gelecekte de hep olacak düşüncesi entropi yasasıyla felsefi olarak patlak veremeye başladı. Entropi yasasına göre, evrenin düzensizliği hep artmakta ve sonunda evrenin düzensizliği artacak ve evren yok olacak.[5] Peki, eğer evren sonsuzsa neden şu ana kadar evren yok olmadı? İşte bu durumla evrenin başlangıcı olduğuna dair ilk bilimsel düşünceler artmaya başladı. Sonrasında, 1920’li yıllarda birbirlerinden bağımsız olarak, Rus matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı astronom Georges LeMaitre, Einstein’ın “Genel İzafiyet Teorisi” modelinin evrenin genişlediğine işaret ettiğini keşfettiler.[6] 1929 yılında ise Edwin Hubble, uzak galaksilerden gelen ışık spektrumunun sistemli bir şekilde kırmızı ucuna kaydığını gösterdi ve bu “Doppler Etkisi” olarak yorumlandı. Anlayacağınız üzere, evrenin bir başlangıcının olması felsefi olarak çok büyük bir değer kazandı. Çünkü Hubble evrenin genişlediğini keşfetti ve bu da fiziksel olarak evrenin bir sonunun olacağına işaretti. Sonu olan bir şeyin başlangıcının olması da kaçınılmazdır. Sonrasında gelen en büyük darbe ise 20. yy’da Big Bang Teorisi’nin ortaya atılmasıydı. Big Bang Teorisi ile evrenin bir başlangıcı olduğu kabul ediliyordu ve evrene dair en önemli teorilerdendi. Arno Penzias ve Robet Wilson 1960’lı yıllarda, bu teorinin öne sürdüğü gibi, “patlamanın” radyoaktif kalıntılarını keşfettiler.[7] 1990’larda da Kozmik Fon Tarayıcısı(COBE) bunu doğruladı.[8] Bu olay, evrenin başlangıcı olduğuna dair en önemli kanıtlardan bir tanesidir. Dolayısıyla birçok bilim insanı ve filozof evrenin başlangıcı olduğunu kabullenmek zorunda kaldı. Hatta Atheistic Humanism kitabında Flew bir itirafta bulundu:

İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Ben hala ateizme inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.[9]

 

Politzer, evrenin bir başlangıcı olsaydı yaratıcıyı kabul etmek gerekirdi demekteydi.[10] Aynı zamanda, en önemli bilim-felsefe dergilerden bir tanesi olan Nature‘ın yazarlardan olan John Maddox, 1989 yılında, Down With The Big Bang makalesini yazdı(Kahrolsun Big Bang). Maddox, Big Bang’in dini görüşlere büyük bir desteğinin olduğunu ve bu görüşün kesinlikle çökeceğini söylemişti.[11] Aynı zamanda, Henry Lipson ateist bir felsefeciydi. Ancak bu gerçekler açığa çıktıkça, analitik bir felsefeyi benimsediğinden dolayı şu ifadelerde bulunmuştu:

Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece zor olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz.[12]

 

Big Bang bir yana evrenin bir başlangıcının olduğu doğrulanmaya başladı ve noktayı, kendileri de teist olan Arvind Borde, Alan Guth ve Alexander Vilenkin koydu. 2003 yılında, evrenimizin kesinlikle başlangıcının olduğunu kanıtladılar.[13] Guth, Borde ve Vilenkin sayesinde hangi teori olursa olsun evrenimizin bir başlangıcının olması gerektiği büyük bir doğruluğa ulaştı. Çoklu Evrenler Teorisi doğru olsa bile bu Tanrı’nın yarattığını etkilemez. Çoklu Evrenler’den bu yazının birinci maddesinde söz etmiştik. En önemli ateistlerden biri olan Flew, Çoklu Evrenler Teorisi’ni kabul edip de Tanrı’nın yokluğunu savunmayı “Tanrı’dan kaçmaya çalışmak” olarak yorumlamış ve bu görüşe laf atmıştır.[14] Çünkü, dediğim gibi, bu görüş bilimsel olarak onaylanmadığı gibi, Tanrı fikrine de bir darbe vurup vuramayacağı da açık değildir. Birinci maddede değindiğimiz gibi, Çoklu Evrenlerin nasıl bir yapısının olduğuna dair düzgün bir kanıtımız yok fakat belirli mantık yürütmeleri var. Bunlar da Tanrı görüşüne darbe vuracak bir mantıklama değildir. Evrenin bir başlangıcının olmasını kabul etmeyen kozmolog görmedim ben. Evrenin başlangıcının olması -artık- evrim teorisinin doğru olması gibi. Yani, evrim teorisini biyolojide kabul etmeyen bir kimseyi görmeniz çok zordur. Aynı şekilde evrenin başlangıcının olması da kozmologlar arasında kabul görür ve kabul etmeyen bir kişiyi bulmanız çok zordur. Evrenin başlangıcının evrenin kendisi olamayacağı da felsefi olarak çok açıktır. Bilimsel olarak böyle bir şey de kabul edilemez. Üstte zaten kanıtlarını aktardık. Yaşayan en önemli kozmologlardan bir tanesi olan Alexander Vilenkin de şöyle demektedir:

Bir argümanın makul insanları inandıran şey olduğu, ispatınsa makul olmayan bir insanı bile inandıran şey olduğu söylenir. Mevcut ispatla, kozmologlar geçmiş ezeli bir evren olasılığının arkasında daha fazla gizlenemezler. Kaçış yok, kozmik bir başlangıç problemiyle yüzleşmek zorundalar.[15]

 

 

Gelelim yeni ateistlere. Yeni ateistler ya Çoklu Evrenler Teorisi’ni benimsemekteler ya da evrenin başlangıcı olduğunu kabullenmemektedirler. Örneğin bir yeni ateist olan Celal Şengör, evrenin başlangıcını kabullenmemekte ve evrenin -Anaksimandros’un dediği gibi- “apeiron”(Sonsuz) olduğunu söylemektedir.[16] Celal Şengör bir ateist olduğundan dolayı evrenin bir başlangıcı olduğunu reddettiğini söylüyor ve dine inanmadığı için de Big Bang Teorisi’ne inanmasının zorunlu olmadığını dile getiriyor. Gördüğünüz gibi, Şengör, ideolojisini haklı kılmak için bilimle dahi çelişmekte ve işin garibi, bilimsel anlamda önemli ödülleri var diye yaptığı bu cahillik görmezden gelinmektedir. Gelelim apeirona, Şengör “apeiron” derken neyden bahsettiğini bilmemektedir. Anaksimandros’a göre apeiron sonsuzdur ancak tüm varlıklar da onun sayesinde var olur. Apeiron, her zaman var olandır, her şey ondan var olur, tüm her şeyin bir nedeni vardır ve tüm bu nedenle sonucunda apeiron’a bağlanır, apeironun bir nedeni yoktur. Anaksimandros’un tasviri şüphesiz ki bir tanrıyı andıracaktır. Nitekim Aristo da Anaksimandros’un ve filozofların çoğunluğunun apeiron kavramına, onun yok edilemez ve ölümsüz olması nedeniyle, bir tanrısallık atfettiklerini söyler.[17] Yani apeiron kavramı tanrıyı gereksiz kılan bir kavram değil, o bizzat, tanrısal vasıfları bulunduran ilahi bir varlıktır. Anaksimandros, apeiron kavramını evrenin sonsuzluğu için kullanmaz. Apeiron, kainat da dahil her şeyin varlığının borçlu olduğu varlık olarak sunulur. Yeni ateizm “modasına” uyan kişilerin, bu şekilde, bilime karşı ve felsefeye karşı olan iddialarını eleştirdiğim Yeni Ateizme Eleştiri adlı yazımı okuyabilirsiniz. Lawrence Krauss, Richard Dawkins gibi yeni ateistler de hiçbir bilimsel bulgusu bulunmayan Çoklu Evrenler Teorisi’ni benimsemektedir. Fakat bu rasyonel bir şey değildir. Zira, “Bilim bir gün kanıtlar” fikriyle ilerlemek tehlikelidir ve tutarsızlıklar doğurur. Ayrıca, Çoklu Evrenler Teorisi’ne de yazımızın birinci maddesinde değindiğimiz gibi, bu teori Tanrı’yı illa ki gereksiz kılmaz. Kendisi de ateist olan Michael Ruse yeni ateistlere ağzının payını güzelce veriyor.[18] Çünkü Dawkins gibi kimseler, bilime ve felsefeye karşı düşünceleri savunup Tanrı’yı yok ettiğini sanıyor. Birçok felsefecinin ve bilim insanının yeni ateistlere eleştirisi de, yeni ateizm modasındaki kişilerin düzgün bir argümanının olmaması ve yalnızca dinlere saldırması yüzündendir. (Dawkins çok iyi bir bilim adamı. Fakat bence felsefeyi dolayısıyla da Tanrı konusunu bırakmalı, çünkü din felsefesi alanında çok bilgisiz ve teoloji ile ilgili de düzgün bir bilgisi olmadan insanların duymak istediği şeyleri söylüyor. Gerçi malum kitaptan fazlasıyla para ve popülerlik kazandı değil mi, neden bıraksın ki!?)

 

3. BUNDAN DOLAYI EVRENİN BİR NEDENİ VARDIR
Bu önerme zaten 1. ve 2. önermenin kabul edilmesiyle ortaya çıkan mantıksal sonuçtur. Eğer ki birinci ve ikinci önermeler kabul edilirse zaten mantıksal olarak üçüncü önerme de kabul edilir.

 

4. EVRENİN NEDENİ TEİZMİN TANRISIDIR
Kısaca bahsetmek gerekirse, evrenin nedeninin evren olamayacağı zaten açıktır(Nedensellik ilkesi nedeniyle). Yani zaten evren kendinin nedeni olamaz(Hiçbir şey kendi kendinin nedeni olamaz, çünkü nedenin kendisi oluşandan öncedir). Bunun dışında felsefede bizler üç çeşit varlık tanımlarız; fiziksel şeyler, soyut şeyler, irade sahibi şeyler. Fiziksel şeyler bir şey yaratabilir fakat bildiğimiz üzere evrenin yaratıcısı olamaz, çünkü bunların sonradan var olduğunu, yani bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla yarattığı şey kendi yaratıldığı sınırlar içinde olur. Çünkü biz biliyoruz ki madde-zaman bir başlangıca sahip. Fiziksel şeyler de başlangıcından sonra yaratmaya sahip olabilir, ana neden değildir. Buranın yaratılması için ezeli-ebedi bir şeyin olması gereklidir. Zaten bu nedenle ateist felsefeciler bizlerin “Tanrı ezeli-ebedidir.” görüşüne karşın “madde ezeli-ebedidir” fikrini savunmuşlardır. Soyut şeyler bir şey yaratacak güçte değildir, soyut şeylerden kastımız sayı gibi şeylerdir. Soyut şeyler zaten nedensel ilişkiler içinde bulunmazlar, yani bir şey yaratmazlar. Dolayısıyla soyut şeyler de olamaz. Geriye irade sahibi şeyler kalıyor. İrade sahibi dememiz daha tutarlıdır. Çünkü evrenin başlangıcı olan “şey”, evren yaratmayı elma yaratmaya veya garip herhangi bir şey yaratmaya seçmiştir, demek ki irade sahibidir(Sebepler daha fazla da olabilir. Yani, basitçe, ne olursa olsun işlem sonunda irade sahibi bir varlığa gidecektir). Bu irade sahibi şeyin Tanrı olması mantıklıdır. Çünkü bu “şey”, irade sahibi olacaksa bile, nedensiz, maddeden bağımsız, ezeli ve ebedi bir şey olmalıdır. Dolayısıyla buna verilebilecek en mantıklı cevap Tanrı’dır, hatta başka bir cevap yoktur dahi. Eğer “Uçan Spagetti Canavarı” gibi saçma şeyler sunulursa; o spagettinin de Tanrı’nın sıfatları dediğimiz şeye sahip olması gerekiyor(Evreni yaratabilmesi ve ilk neden olabilmesi için). Dolayısıyla sizler aslında “Uçan Spagetti Canavarı” derken, bizlerin “Tanrı” dediği şeyi söylemiş oluyorsunuz fakat ismini değiştirmiş oluyorsunuz. Eğer kelimelerin ifade ettiği şeyler aynıysa kelimeler farklı da olabilir, bu bir fark yaratmaz -işaret ettiğimiz şeyler aynıdır-.

 

Peki, uzaylılar bizi yaratmıştır dersek? Cevaplamak gerekirse, uzaylıların da yoktan var olacağı(Fiziksel şeyler), yani yaratılmış olacağı kesindir. Eğer, “Bu yaratılmamış ve eskiden beri var ve gelecekte de hep olacak bir uzaylı.” derseniz o zaman zaten bizim Tanrı dediğimiz şeyden bahsetmiş olursunuz. Biliyorsunuz ki Tanrı kavramı içinde doğmamış doğurmamış, kudretli vs. gibi ifadeleri barındırır. Bu durumda buna, ister “Uzaylı” deyin isterseniz de “Tanrı”, isterseniz de “Elma” deyin, bizlerin dilinde Tanrı diye kullandığı ifadeye denk gelmektedir. Dolayısıyla ne dediğinizin bir önemi yoktur -eğer ifadeler aynıysa-. Fakat, insanlar elmaya sizin verdiğiniz anlamı vermez, bu nedenle insanlara “Elma” derken aslında onların dilinde “Tanrı”yı kastettiğinizi söylemeyi de unutmayın.

 

Peki ya Zeus yaratmışsa? Zeus olamaz, çünkü Zeus vb. tanrılar evrenle iç içe olan tanrılardır(Maddeye bağlı tanrılardır). Hayal ürünü oldukları çok açık, çünkü Tanrı dediğimiz kavramın içine bu giremez ve Zeus gibi karakterler ilk neden vasfına sahip olamaz, çünkü ontolojik varlıkları gereği kendileri de yaratılmışlardır. Yani Zeus fikri felsefi olarak hatalıdır. Bu da bu düşüncenin çöküşü demektir. Dolayısıyla Zeus gibi tanrılar olamaz. Diğer olasılıklara da baktığınızda, felsefi hataya sahip olmayan tek cevap “Teistik Tanrı” kalıyor(İbrahimi dinlerin Tanrı’sı).

 

Kelam Kozmolojik Argüman’a dair gelen eleştirileri cevaplayan videoyu buradan izleyebilirsiniz.

 

Kaynaklar
[1] http://www.nytimes.com/2012/03/25/books/review/a-universe-from-nothing-by-lawrence-m-krauss.html
[2] https://en.wikipedia.org/wiki/Vacuum_state
[3] http://www.safsatakilavuzu.com/safsata%20turleri%20ve%20guncel%20ornekler-1.htm
[4] https://youtu.be/tq8-eLGpEHc?t=43m10s
[5] https://tr.wikipedia.org/wiki/Entropi
[6]
William Lane Craig vd., Allah, Felsefe ve Bilim(İstanbul: İstanbul Yayınevi, 2012), Sf. 161
[7] https://en.wikipedia.org/wiki/Cosmic_Background_Explorer
[8] https://en.wikipedia.org/wiki/Discovery_of_cosmic_microwave_background_radiation

[9] Henry Margenau, Roy Abraham Vargesse. Cosmos, Bios, Theos. La Salle IL: Open Court Publishing, 1992, s. 241

[10] George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, İstanbul: Sosyal Yayınlar, 1989, Sf. 84
[11] John Maddox, “Down with the Big Bang”, Nature, vol. 340, 1989, Sf. 378
[12] H. P. Lipson, “A Physicist Looks at Evolution”, Physics Bulletin, vol. 138, 1980, Sf. 138

[13] http://creationwiki.org/Borde-Guth-Vilenkin_singularity_theorem
[14] Antony Flew, Yanılmışım Tanrı Varmış(İstanbul: Profil Yayıncılık, 2008), Sf. 114

[15] Alexander Vilenkin, Many Worlds in One: The Search of Other Universes(New York: Hill and Wang, 2006), Sf. 176
[16] http://www.gazetevatan.com/ateizm–tanri-fikrinden-tutarlidir–422557-gundem
[17] Aristotle, Physics, çev. Robin Waterfield(Oxford: Oxford University Press, 1996), Sf. 64
[18] http://strangenotions.com/interview-with-atheist-philosopher-dr-michael-ruse

Mantıksal Teizm ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

1 Response

  1. Mert dedi ki:

    çok güzel bir anlatım olmuş teşekkürler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir