KÖTÜLÜK PROBLEMİNE CEVAP

Bazı kimseler “Kötülük Problemi” adı atlında Tanrı’nın sıfatları arasında çelişki olduğunu ileri sürerler. Peki, gerçekten de öyle midir? Yani, bir Tanrı varsa kötülüğün olmaması mı gerekir? Kötülük problemine dair net ve detaylı cevap almak istiyorsanız hemen yazımıza geçelim. Yazıda hem felsefi hem de teolojik açıdan inceleme vardır. Yazıda dört tane başlık bulunmakta. Başlıklar şu şekildedir:

  1. Kötülük Varsa Neden Var?
  2. Tanrı’nın Bilmesi Konusu
  3. Hayvanlara Olan Kötülükler ve Doğal Kötülükler
  4. Kur’an Kötülük Hakkında Ne Diyor?

 

1. KÖTÜLÜK VARSA NEDEN VAR?

Kötülük problemi Tanrı’nın üç sıfatıyla alakalıdır, bunlar; her şeye kadir, her şeyi bilen, mutlak iyi sıfatlarıdır. Tanrı’nın bu üç sıfatını reddeden herhangi bir teist görüşe karşı kötülük problemi sunulamaz. Biz bu üç sıfatı da kabul ediyoruz. İslam felsefesinde de genelde böyledir. Peki kötülüğün olması Tanrı’nın sıfatlarıyla çelişkili midir? Şunu belirtmekte fayda var ki kötülük problemi iki şekilde sunulmaktadır; delilci kötülük problemi ve mantıksal kötülük problemi. İlk olarak mantıksal kötülük problemine değinelim. Mantıksal kötülük problemi basitçe şöyle formüle edilir:

  1. Her şeye kadir, her şeyi bilen ve mutlak iyi olan bir Tanrı olsaydı, kötülüğü yok etmek isterdi ve her şeye kadir olduğu için gücü bunu yapmaya yeterdi. (Çünkü kötülük zorunlu değildir)
  2. Evrende/dünyada kötülük vardır.
  3. Dolayısıyla her şeye kadir, her şeyi bilen, mutlak iyi bir Tanrı yoktur.

 

Mantıksal kötülük problemini savunanlara göre Tanrı ile kötülük kavramları tamamen çelişkilidir. Dolayısıyla -onlara göre- Tanrı ile kötülüğün bir arada olduğu bir hayali bile kuramayız. Mantıksal kötülük problemini destekleyenler, nasıl 4 kenarlı bir üçgen hayalini kuramıyorsak, Tanrı ile kötülüğün olduğu bir hayal de kuramayacağımızı iddia ederler. Tanrı ile kötülüğün bir arada olduğu bir senaryo kurarsak mantıksal kötülük problemini yıkmış oluruz. Bu senaryonun gerçekte bir karşılığının olmasına da gerek yoktur. Birçok farklı senaryo kurulabilir, örneğin bir senaryo şöyledir: Teizmin Tanrı görüşüne bakacak olursak Tanrı, şu anda yaşadığımız hayatın imtihan hayatı olduğunu ve herkesin yaptığının karşılığını cennette-cehennemde alacağını söylüyor. Tanrı şu an kötülük yapanlara izin veriyor. Çünkü Tanrı, özgür iradeye daha fazla değer veriyor. İmtihan dünyası gibi bir dünya için de özgür irade olmak zorundadır. Özgür irademiz var ve özgür iradenin temel bir kural olduğu bu imtihan sistemi zaten kötüleri ve iyileri ayırt etmek için kurulmuş bir sistem. Kötülüğü seçmek, kötülüğü durdurmak gibi şeyler bizim elimizde. Tanrı bize iyilik yapmamızı, kötülükten vazgeçmemizi öneriyor ve bunların bizim için daha hayırlı olduğunu söylüyor. Aynı zamanda Tanrı merhametli olduğu için, insanlar kötülük yapsa da sonradan pişman olup kendini düzeltmeye çalışanları affedeceğini söylüyor. Alvin Plantinga’nın da dediği gibi, “Tanrı her şeye gücü yetendir, her şeyi bilendir ve mutlak iyi bir varlıktır.” önermesi mantıksal olarak “Kötülük yapabilecek bireyler yaratmaz.” gibi bir sonucu doğurmaz. Özgür iradenin var oluşu zaten zorunlu olarak kötülüğün var oluşunu kapsamaktadır. Özgür olmamak aynı zamanda ahlaken iyi olma imkânını dışlar. Dolayısıyla Tanrı kötülüğü yok etseydi, ahlaki iyiliği de yok etmiş olurdu.

 

Mantıksal kötülük problemini yıkmamız için Tanrı ile kötülüğün bir arada olduğu hayali bir senaryo dahi kurmanın yeterli olacağını söylemiştik. Örneğin üstte özgür irade ile bir cevap verdik. Özgür irademizin olmadığını kabul eden birisi dahi üstteki cevaba özgür iradenin olmadığını söyleyerek itiraz edemez. Çünkü biz gerçekte karşılığı olmasını değil, öyle bir hayalin kurulup kurulamayacağını önemsiyoruz. Örneğin Amerikalı din felsefecisi Alvin Plantinga da Özgür İrade Müdafaası adıyla bir senayo kurar. Plantinga şöyle söyler:

Tanrı, özgür iradeye çok değer veriyor. Özgür iradenin var oluşu, zorunlu olarak kötülüğün var oluşunun imkânını ihtiva eder. Özgür olan varlıkların olduğu bir dünya, özgür olan varlıkların hiç olmadığı bir dünyadan daha iyidir. Eğer Tanrı özgür varlıklar yaratıyorsa, onların bütün yaptıklarını Tanrı kontrol edemez(onları zorlayamaz), aksi takdirde onlar özgür olmazlardı. Özgür olmamak aynı zamanda ahlaken iyi olma imkânını dışlar. Dolayısıyla, Tanrı kötülüğü yok etseydi, ahlaki iyiliği de yok etmiş olurdu. Bu nedenledir ki Dünya’da ahlaki kötülüklerin olmasına şaşırmamamız gerekmektedir.

 

Bu, insanların birbirine yaptığı kötülükleri açıklayan bir senaryodur. Doğal kötülüklere karşın Plantinga’nın senayosu şöyledir:

Cinler, özgür iradeleriyle bizlerin kötülük dediği şeye sebep oluyorlar. Doğuştan gelen hastalıklar, olan doğal afetler, hayvanlara olan kötülükler gibi şeyler aslında insan dışı varlıkların(Örneğin cinler) ahlaki kötülüklerinden dolayı oluyor. O nedenledir ki doğuştan var olan kötülükler dediğimiz kötülükler de aslında üstteki senaryoya girmektedirler.

 

Şunu da hatırlatmakta fayda var ki Plantinga da elbette ki doğal kötülüklerin üstte söylendiği gibi gerçekleştiğini düşünmüyor. En başta da dediğimiz gibi, bizler Tanrı ile kötülüğün bir arada olduğu bir senaryo, yani mümkün bir senaryo kurmaya çalışıyoruz mantıksal kötülük problemini yıkmak için. Bu senaryo genel olarak din felsefesi camisında mantıksal kötülük problemini yıkıyor diye kabul edilmektedir. Senaryo gerçek olmasa da mümkün bir senaryo olduğu için bence de hiçbir sorun bulunmamaktadır ve Tanrı ile kötülüğün mantıksal olarak çelişmediğini ortaya koymaktadır. İşte tam bu sırada araya delilci kötülük problemi giriyor. Bu problemin iddiasına göre kötülük ve Tanrı kavramları birbiriyle çelişkili değildir(Az önce kanıtladığımız üzere). Fakat olasılıksal açıdan bu kadar fazla kötülüğün olması teizmin yanlışlığını düşünmemizi daha mantıklı yapar demektedirler. Delilci kötülük problemine karşılık verilen cevaplar, Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğini mantıklı kılma yönünde yahut kötülüğün aslında anladığımız gibi bir şey olmadığı yönündedir. Tüm bunlardan önce önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Tanrı ile kötülük mantıksal olarak çelişmiyorsa bence Tanrı ile kötülüğün olması arasında hiçbir sorun yoktur; “Tanrı şu nedenle kötülüğe izin vermiştir” diye kendimize mantıklı gelen nedenler sunmaya da gerek yoktur. Çünkü Tanrı, bizim bilmediğimiz şeyleri bilmektedir ve belki akıl yürüterek bulamayacağımız bir sebepten ötürü kötülüğe izin vermiş olabilir. Bizler, bize mantıklı gelen nedenler bulup kötülüğe bu nedenle izin verildiğini söylüyoruz fakat bizler her şeyi bilmediğimiz ve düşüncelerimiz de bir bakımdan sınırlı olduğu için kesin bir şey iddia etmek saçma olacaktır. Örneğin biyoloji ve tıp alanları hakkında hiçbir şey bilmeyen ve sadece gördüklerini kendince yorumlayan bir varlık var diyelim. Bu varlığın kendi dünyasında örneğin bebekler doğduğunda ağlamazlar. Ağlamak sadece bir şeyi istemediğinde ve şiddetle karşı çıktığında gerçekleşen bir şeydir. Bu varlığın dünasında bebekler de bilinçli bir şekilde doğarlar, yani, biz insanların yetişkin bir kimsesi gibi doğar bu varlıkların bebekleri. Bu varlık, bir hastaneyi izliyor olsun. Bir ailenin bebeği yüksek derecede ateşlendiği için hastaneye getirmişler. Bebeğin bu hastalığı atlatması için kesinlikle iğne olması gerekmektedir. Eğer iğne olmazsa ölme olasılığı gayet yüksektir. Elbette ki çocuk bu iğneyi olurken çok ağlayacaktır ve olmayı da istemeyecektir. Ama aile bilmektedir ki eğer çocuk bu iğneyi olmazsa ölebilir. Daha önce tanımladığımız, biyoloji ve tıp alanlarında hiçbir şey bilmeyen varlık ise bu olayı izliyor ve “Aile, bebeğine kötülük yapıyor. Çünkü bebek iğne olmayı istemiyor fakat aile, bebeği iğne olmaya zorluyor. Çocuk o kadar çok acı çekiyor ki, ağlamasını bir türlü durduramıyor.” şeklinde yorumluyor. Ancak bu kişi ne tıptan ne de biyolojiden anladığı için ve kendi deneyimlediği ağlama duygusu çok daha farklı olduğu için bu şekilde bir yorum yapıyor. Ailenin neden bunu yaptığını anlaması için kendisine biyoloji ve tıp dersi verilmesi, insanlarla onların algılarının farklı olduğunun anlatılması gerekiyor. Aksi taktirde bu varlık kendi algısında böyle bir şeyle hiç karşılaşmadığı için bu olayı asla anlayamaz. Sonuç olarak, bu bilgisiz varlığın algısı ile gerçekte olan şeyler aslında aynı değiller. Bilgisiz varlık, olayı kendince yorumlamaya çalışıyor fakat bazı alanlara vakıf olmadığı için olayı doğru anlayamıyor ve yorumlayamıyor. Benim demek istediğim şeyi de böyle düşünebilirsiniz. Biz insanların bilgisi sınırlı olduğu için bu konuyu(Örneğin Allah’ın neden kötülüğe izin verdiğini) tam olarak anlayamayabiliriz. Zaten, doğru anlamış olsak bile doğru anladığımızdan emin olamayız. Ancak Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğine dair kendimizce mantıklı şeyler sunarız. Ayrıca unutulmamalıdır ki bizim algımıza mantıksız gelen bir şey doğru olabilir, mantıklı gelen bir şey de yanlış olabilir. Kendi algımızca “Tanrı şu nedenle kötülüğe izin veriyor” gibi şeyler söylemek bana hatalı gelmektedir. O nedenledir ki bence Tanrı ile kötülüğün mantıksal olarak çelişip çelişmediğine bakmak yeterli olacaktır(Ki çelişmemektedir). Kur’an’da Bakara Suresi’nin 30. ayetinde de Allah, meleklere benzer bir cevap vermektedir:

Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.”

 

Ayetin, yoruma dayalı meali ise şöyledir:

[Ey Peygamber!]Hani Rabb’in meleklere, “Ben yeryüzünde akıl ve irade sahibi bir varlığa[halife/kalfa] sorumluluk yükleyeceğim.” buyurdu. Melekler, “[Hayret!]Orada fesat çıkaracak, kan dökecek bir varlığa mı sorumluluk yükleyeceksin?! Oysa biz seni sürekli övüp yüceltiyoruz[Hâl böyleyken biz görev ve sorumluluk üstlenmeye daha layık değil miyiz?!]” dediler. Bunun üzerine Allah, “Hayır! Ben sizin bilmediğiniz nice şeyler biliyorum.” buyurdu.

 

Sonuç olarak dediğim şeyi basitleştirmek gerekirse şunu söylemem gerekir; eğer ki mantıksal açıdan Tanrı ve kötülük arasında bir problem yoksa, o halde “kötülük problemi” açısından Tanrı’nın varlığını riske atacak bir durum yoktur. Tanrı’nın neden kötülüğe izin veriyor olduğu gibi konularda akıl yürütsek de kendimize göre mantıklı olan şeyleri seçeceğizdir. Oysa ki bizlere mantıklı yahut mantıksız gelen bir şey de doğru olabilir; çünkü bizler her şeyi bilmemekteyiz ve manıtklılık, mantıksızlık algımız sınırlıdır. Herhangi “mantıklı” ya da “mantıksız” bir nedenden dolayı Tanrı, kötülüğe izin vermiş olabilir. Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğini sınırlı akla sahip olduğumuz için tam olarak bulamayız. Bulsak bile bundan emin olamayız. O halde kesin ve net bir cevap, Tanrı’nın mantıksal olarak kötülükle çelişmemesi ve dolayısıyla herhangi bir nedenden dolayı kötülüğe izin vermiş olabilecek olmasıdır. Benim görüşüm bu yöndedir. Delilci kötülük problemine karşı teodiseler verilmektedir. Benim görüşüm üstteki gibi olsa da birkaç teodiseden de bahsedeceğim. Teodiseler, kötülüğün neden olduğuna dair mantıklı bir cevap sunma uğraşıdır diyebiliriz kabaca. Birçok teodise vardır, burada birkaçından bahsedeceğim:

1. Bir teodiseye göre iyilikler kötülüklerden fazladır ve Tanrı’nın iyiliğin kötülükten fazla olduğu herhangi bir dünyayı yaratmasında bir sorun yoktur. Hırsızlık yapanlar hırsızlık yapmayanlardan çok daha azdır, tecavüz edenler tecavüz etmeyenlerden çok daha azdır, insanları öldürenler öldürmeyenlerden çok daha azdır gibi örnekler verilebilir. Bu teodiseye benzer olan diğer bir teodise de Tanrı’nın, iyiliğin kötülükten fazla olduğu her türlü evreni yarattığını söylemektedir. İyilik mi kötülükten fazla yoksa tam tersi mi sorusu tartışıldıktan sonra(Bu soruya duygusal olarak bakılmamalıdır) sorulacak diğer bir soru şu olacaktır; Tanrı’nın, iyiliğin kötülükten fazla olduğu bir evreni yaratmasında bir sorun var mıdır? Bu sorunun cevabı muhtemelen “Hayır, bir sorun yoktur” şeklinde olacaktır. O halde bu teodisenin kabul edilmesi için kilit nokta, iyiliğin mi yoksa kötülüğün mü daha fazla olduğudur.

 

2. Diğer bir teodiseye göre ahirette ceza veya ödül alacaksak, alacağımız ceza ve ödülün hemen hemen nasıl bir şey olduğunu düşleyebilmemiz, o nedenle de bir bakıma deneyimleyebilmemiz gerekir. Dinlerin ahirette ceza ve ödül olacağından bahsettiği zaten bilinmektedir. O halde kötülük ve iyilik aslında ahirette ne ile karşılaşacağımızı hayal edebilmek için gereklidir ve iyilikle kötülüğün olması bu nedenle bir sorun yaratmamaktadır. Yani, iyiliğin ve kötülüğün bir amacı vardır. Dolayısıyla kötülüğün olması bir sorun teşkil etmemektedir.

 

3. Diğer bir teodiseye göre Tanrı’nın bizi yaratmasındaki amacı kulluk etmemizdir ve kimlerin daha iyi kulluk edeceğini görmek için kötülüğün de olması daha mantıklıdır. Örneğin zenginlik olmasaydı fakirliği anlayamazdık, sıcak olmasaydı soğuğu anlayamazdık, ışık olmasaydı karanlığı anlayamazdık. Daha iyi kulluk etme açısından imtihan oluyorsak iyiliği anlayabilmemiz için kötülük de olmalıdır. O nedenledir ki var olan kötülükler aslında imtihanın bir aracıdır ve amaçsız değildir. Bu teodiseye destek olarak Eski Ahit’ten de örnek verilebilir. Eski Ahit’te, Eyüp adlı bir kitap bulunur. Bu kitap, kötülükle yüzleştirir ve bir tür açıklamada bulunur. Eyüp, basit bir kitap değildir fakat ana konusu şöyle özetlenebilir: Acı Tanrı’nın elinde bir araçtır. Tanrı, en yüce İyi olduğu için ve tapınılmaya layık olduğuna göre, bizim iyiliğimiz için kendi yüceliğini kanıtlıyordur dünyada.

 

Bu kitapta Tanrı, Şeytan’ı çağırır ve Eyüp’ü örnek olarak öne sürerek Şeytan’a meydan okur. “Kulum Eyüp’e bakıp düşündün mü?” diye sorar. Yani, bu ayetlerde Tanrı kendisinin tapınılmaya layık olduğunu söylemekte ve bunun kanıtı olarak Eyüp’ü göstermektedir. Şeytan ise itiraz eder ve Tanrı’yı suçlar. Şeytan, Eyüp’ün Tanrı’ya tapınma nedeninin Tanrı’nın liyakati değil, Tanrı’nın Eyüp’ün sadakatini satın almış olması olduğunu savunur. Şeytan’a göre Tanrı, Eyüp’ü o kadar bereketlendirmiştir ki Eyüp sadece zengin kılındığı için tapınmaktadır. Yani Şeytan’ın suçlaması Eyüp’e karşı değil, Tanrı’ya karşıdır. Şeytan der ki, eğer Eyüp bu kadar bereketlenmiş olmasaydı Tanrı’yı inkâr ederdi. Bu nedenle Tanrı Şeytan’a izin verir ve Şeytan Eyüp’e saldırır. Şeytan, Eyüp’ün bütün zenginliklerini alacak ve Eyüp’ün tepkisi mücadelenin sonucu gösterecektir. Her şeyini aldıktan sonra eğer Eyüp hâlâ Tanrı’ya tapınırsa, Tanrı haklı olduğunu göstermiş olacak ve tapınılmaya layık olduğu tekrar görülecektir. Fakat, Şeytan’ın dediği gibi eğer Eyüp Tanrı’yı inkâr ederse Şeytan haklı olduğunu göstermiş olacak ve Tanrı’nın tapınılmaya layık olmadığını kanıtlamış olacaktır. Tabii Eyüp’ün tepkisini biliyoruz. Her şeyi alındıktan sonra da Eyüp yüzüstü yere kapanıp Tanrı’ya tapınmıştır. Bu örnekte, Eyüp bu şekilde Tanrı tarafından kullanıldığından habersizdir, ama bütün meleklerin, cinlerin ve Şeytan’ın önünde Eyüp’ün hayatı Tanrı’yı yüceltmek için bir araçtır. Buna göre bizler de yaşadığımız her sıkıntıyı bir fırsat olarak kabul edebiliriz. Tanrı nasıl Eyüp hakkında dediyse, bizim hakkımızda da “kuluma bakıp düşündün mü?” demesine fırsat verebiliriz. Tanrı’yı yüceltmek için, O’nun liyakatini dünyaya göstermek için sıkıntı içindeyken ve acı çektiğimizde Tanrı’ya tapınabiliriz, O’nu yüceltmeye devam edebiliriz.

 

4. Diğer bir teodiseye göre kötülük, bizlerin mükemmel varlıklar olmamasından dolayı vardır. İmtihan edildiğimiz gerçeği dinlerde bildirilmektedir. Tanrı da -tabii ki- imtihan durumu açısından en mükemmel dünyayı yaratmıştır. İmtihan edilen varlıklar eksik varlıklar olmalıdır. İşte bizler imtihan edildiğimiz (eksik varlıklar olduğumuz) için kötülüğün olması da kaçınılmaz olacaktır.

 

2. TANRI’NIN BİLMESİ KONUSU

Tanrı özgür bir irade sunduğundan fakat kendisinin sonuçta ne olacağını bildiğinden bahseder. Peki, birinin olacakları bilmesi özgür iradeyi kaldırır mı? Tabii ki hayır. Bunu bir örnekle açıklayalım:

Diyelim ki, birisi size 10 tane renk gösterdi ve bunlardan hangisini seçeceğinizi sordu. Bense siz bunları yaparken sizi izliyordum. Ve senin, renklerin arasından kırmızıyı seçeceğini tahmin ettim. Çünkü biliyorum ki sen kırmızı rengi seversin. Bu durumda büyük olasılıkla kırmızı rengi seçeceksindir, çünkü kırmızı rengi seviyorsun. Diyelim ki kırmızı rengi seçtin. Peki, benim bu konuda bir tahmin yürütmem senin kararını etkiledi mi? Hayır. İşte, Tanrı’yı da, %10, %50 veya %80 olasılıklarla tahmin ediyor değil de, %100 olasılığında tahmin ediyor(Biliyor) şeklinde algılayabilirsiniz. Bu durumda Tanrı’nın olacakları bilmesi bizlerin özgür iradesini etkilemez. Bizler hala kendi kararlarımızı veriyoruz. Fakat Tanrı “o kadar iyi bir tahminci ki” neyi seçeceğimizi %100 olasılıkla tahmin ediyor ve tahminlerinde de hile yapmıyor.

 

Bazıları, “tahmin etmekle bilmek aynı şey değildir” diyebilir. Zaten üst kısımda, olayın daha kolay anlaşılması için basit bir örnek verdik, daha fazlası değil. Allah’ın bir şeyi ayarlamasıyla o ayarlanan şeyin neyi yapacağını bilmesi aynı şeyler değildir. Olan şeyler doğa yasaları açısından belirlenmektedir. Tanrı, belirli doğa yasalarını var etmiştir ve doğa yasaları ona göre gerçekleşmektedir. Fakat Allah T zamanında F olayının gerçekleşeceğini ayarlamamıştır. F olayının gerçekleşebilmesi açısından gerekli doğa yasalarını ayarlamıştır. T zamanında F olayı değil, G olayı da olabilirdi. Yani demek istediğim şey, F olayı da G olayı da doğa yasaları açısından bakacaksak mümkündür(Örneğin bir insanın, Dünya’da, hiçbir alet yapmadan uçması doğa yasaları açısından mümkün değildir. Fakat bir insan alet yapabileceğinden dolayı doğa yasaları açısından uçması mümkündür). Allah, doğa yasalarını belirliyor ve örneğin bir çocuğun olmasını anne ve babanın birleşmesine, kısır olmamalarına, bu anne ve babanın DNA’sının nasıl olduğuna ve daha birçok doğa yasasına bağlı kılıyor. Allah o doğa yasasının T zamanında nasıl bir şey gerçekleştireceğini ayarlamıyor fakat o T zamanında neyi gerçekleştireceğini biliyor. Allah’ın ayaraldığı tek şey, T diye bir şeyin olması ve F, G gibi olaylarının doğa yasaları açısından mümkün olmasıdır, ama bu yasanın T zamanında F gibi mi yoksa G gibi mi gerçekleşeceği değildir. Örneğin Allah, yağmur yağabileceğini ve yağamayacağını doğa yasaları içine eklemiştir. Bunların gerçekleşmesi de doğaya kalmaktadır. Doğa da bunu rastgele gerçekleştirmemekte ve bunların olmasını belirli nedenlere bağlamaktadır. Örneğin yağmurun yağması için su döngüsü gerekmektedir, bulutların yağmur yağması için hazır olması için farklı farklı şeylerin olması gerekmektedir. Sonuç olarak anlayacağınız üzere, Tanrı’nın olacakları bilmesi bizlerin seçimlerini etkilemez. O sadece bizlerin seçimlerinin ne olacağını çok biliyor. Bizlerin seçiminin ne olacağını ayarlamıyor. Ayarladığı şeyler sadece olanaklar, o olanakların hangisinin gerçekleşeceğini de biz seçiyoruz. Örneğin Tanrı’nın varlığına inanmak ve inanmamak bir olasılıktır. Bu olasılıklar açısından bizler bir tanesini seçeriz. Allah bunların hangisini seçeceğimizi ayarlamamıştır, olanakların ne olduğunu ayarlamıştır(Ki bu olanaklar herkes için aynıdır) ve olanakların T zamanında nasıl gerçekleşeceğini ayarlamasa da onların nasıl gerçekleşeceğini bilmektedir. Dolayısıyla bu, Tanrı’nın bizlerin ne yapacağını ayarladığı anlamına gelmemektedir.

 

Konuyu noktalamak adına basit bir örnek vereceğim, üst taraf biraz karışık gelmiş olabilir. Diyelim ki yüzlerce yıl yaşayacak olan bir uzaylı var. Biz de bir insan olarak 70 yıl yaşıyoruz. Bu uzaylı bizim hayatımızı kayıt altına alıyor ve geçmişe giderek örneğin 60 yıl geçmişe giderek bizim hayatımızın kaydını babasına izletiyor. Şimdi, biz, o kayıtta bizim yapacağımız şeyler bulunduğu için mi onları yaptık yoksa zaten biz onları yapacağımızdan/yaptığımızdan dolayı mı o olaylar o kamera kayıtdında var? Bence çok açıktır ki ikincisi (Biz o şeyleri yapacağız diye onlar kayıtta var). Yani bizlerin özgür iradesini, yapacağımız şeylerin o kayıtta olması hiçbir şekilde etkilemiyor. Bu mantığı anlamak çok önemli. Normalde bir varlığın olan şeyleri önceden bilmesi bize garip gelir. O şeyleri ancak o ayarlamışsa o kadar kesin bilebilir diye düşünürüz. İşte bu kısıtlanmış algıyı Tanrı’ya da atfettiğimiz için “Tanrı biliyorsa, benim yaptığım kötülükler onun suçudur.” gibi saçma söylemler ortaya çıkıyor. Normalde önce neden olur, sonra da sonuç gerçekleşir. Fakat Tanrı her şeyi bilen ve mutlak kudretli bir varlık olduğu için, sonuç bu konuda önce geliyor, sonraysa neden. Yani, Tanrı’nın olacak olan şeyi bilmesi (Sonuç) ve bizlerin o şeyi gerçekleştirmesi (Neden) şeklinde ilerliyor. Ama dikkat ediniz ki sonuç, nedene bağlıdır. Yani, her ne kadar sonuç, nedenden önce gelse de nedene bağlıdır. Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse; Tanrı olan/olacak olan şeyleri kendisi ayarladığı için değil, bizler o şeyleri gerçekleştireceğimiz/gerçekleştirdiğimiz için  biliyor.

 

3. HAYVANLARA OLAN KÖTÜLÜKLER VE DOĞAL KÖTÜLÜKLER

Din felsefecisi olan William Rowe’un örnek verdiği bir hikaye vardır. Yıldırım düşmesi sonucu bir ormanda yangın çıkar ve orada bulunan bir geyik yavrusu orman yangınında yavaş yavaş acı içinde ölür. İnsanlara olan kötülükler imtihan için varsa -ki bu gayet makul bir cevaptır-, “Neden hayvanların da başına kötü şeyler geliyor?” sorusu açığa çıkar. Gayet mantıklı ve yerinde bir sorudur. Bu soruda genel anlamda delilci kötülük problemi içine girer ve ben aslında bunlara bakış açımı üstte belirtmiştim(Bize mantıksız gelen şeylerin doğru olabileceği ve hatta hiç bilmediğimiz bir nedenden dolayı Tanrı’nın kötülüğe izin verebileceği gibi şeyleri söylediğim kısım). Var olan tüm bilgilere vakıf olmadığımız için hayvanlara olan kötülükleri mantıksız görüyor olabiliriz mesela. Ama bu, onun gerçekten mantıksız olduğunu göstermeyecektir. Benim bu konuda takındığım tavır bellidir fakat farklı bir görüşten de bahsedeceğim. Aslına bakarsanız hayvanlara olan kötülüklerin, doğal afetlerin ve diğer doğal kötülüklerin(Doğuştan engelli olma gibi) da imtihanla alakalı olduğu söylenebilir. İmtihan birçok olasılığı ve durumu içine almış önemli bir konudur. Hayvanların bu tip kötülükleri çekmesi, insanların bu durumu görüp nasıl akıl yürüteceğinin ve Tanrı’ya ulaşıp ulaşamayacağının imtihanı olabilir. Çünkü Tanrı hayvanların olmadığı bir sistem de yaratabilirdi, ancak hayvanların, bitkilerin iç içe olduğu ve birbirinden yararlandığı bir sistem yaratmış. Eğer hayvanlara bu kötülükler olmuyor olsaydı, bir Tanrı’nın var olduğu çok daha açık olurdu, en azından din felsefesinde olan çoğu kişi Tanrı’nın varlığına inanırdı. Burada şöyle bir şey de söylenebilir: “Hayvanlara kötülükler olmasaydı da Tanrı hangi dinin doğru olduğuyla insanları imtihan edebilirdi.” Evet, öyle bir sistem de olurdu. Fakat Tanrı bunu uygun görmüş. Bizim dediğimiz şeyin mantıkla çelişen bir tarafı varsa o zaman dediğimiz şey geçerli olur. Aksi halde verdiğimiz cevap “Hayvanlara neden kötülükler oluyor?” sorusunu tutarlı bir biçimde cevaplayacaktır. Argümanlara bakarken “Hangisi daha rasyoneldir?” şeklinde bakmak kabul görülür. Ve Tanrı tüm hayvanların, bitkilerin iç içe olduğu bir sistem yaratmışsa insanlara olan kötülüklerin diğer hayvanlara ve bitkilere de olması gayet olağandır.

 

Doğal afetlere dair de üstte verdiğimiz gibi bir cevap verileiblir. Dolayısıyla doğal afetlerin olması da sorun çıkartmayacaktır. Ayrıca, doğal afetlerin olması konusunda, “Doğal afetler imtihanın tam anlamıyla bir aracı olamaz. Çünkü doğal afetlerden ölen insanların sayısı gittikçe azalıyor ve muhtemelen ileride çok az bir sayıya düşecektir.” gibi bir itiraz gelebiliyor. Fakat, imtihan zaten sabit olan bir şey değildir. Sabit olmadığından dolayı Kur’an’da “A imtihandır, B imtihandır, C imtihandır…” şeklinde bir sıralanma yapılmamış, imtihanın ne olduğu konusunda anlatım yapılmıştır ki bizler çıkarım yapabilelim. Doğal afetler nedeniyle ölen insanların sayısı ileride sıfıra dahi düşse bu bir çelişki değildir. Zaten imtihanın ana mantığı bellidir. Bizim var ettiğimiz veya yok ettiğimiz durumlar-olaylar bu temele göre “imtihan” konumuna gelir. Mesela geçmişte insanlar müstechen içeriklere şu anda olduğu kadar erişemiyordu. İnternetin pornografi kısmı insanların sonradan ortaya çıkarttığı bir imtihan aracıdır. Anlaşılacağı gibi imtihan konusu gayet esnek bir konudur ve yok ettiğimiz “imtihanlar” olduğu gibi var ettiğimiz imtihanlar da vardır ve olacaktır.

 

4. KUR’AN KÖTÜLÜK HAKKINDA NE DİYOR?

Bu maddedeki cevap felsefi bir cevap değildir, din açısından bir cevaptır. Bazı kesimlerin “Tanrı varsa Afrika’daki çocuklar neden bu haldeler?” gibi iddialarına binaen bu maddeyi yazıyorum. Öncelikle, Kur’an’a göre insanların iki ahlaki sorumluluğu vardır. Birincisi diğer canlılara karşı olan ahlaki sorumluluklarımızdır. İkincisi ise Tanrı’ya karşı olan ahlaki sorumluluklarımızdır. Bileceğiniz üzere Kur’an’da özgür irade, cennet-cehennem, imtihan gibi konulardan bahsedilir. Bunlar zaten bariz bir şekilde bilindiği için bunlar hakkında konuşmayacağım. Kur’an ayrıca şöyle bir ifade de kullanır :

Yasin Suresi 47. ayet – Onlara, “Allah’ın size lütfettiği rızıklardan dağıtın!” dendiğinde, nankörlüğe sapanlar, iman edenlere şöyle derler: “Allah’ın, dilediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıklık içindesiniz, hepsi bu.”

 

Üstteki ayette de “O kadar Afrikalı çocuk açlıktan ölüyor, tecavüz olayları oluyor… Tanrı bunlara nasıl izin verebilir?” sorusuna dair güzel bir cevap veriliyor. Zaten Tanrı özgür iradeden ve imtihandan bahsettiği için kötülük bir sorun olmamaktadır(İnsanlara olan kötülükler). Ayrıca, Kur’an birçok yerinde mazlumlara yardım edin gibi ifadeler barındırır, halen bazı kimseler “Tanrı’nın yardım etmesi gereken…” gibi ifadeler kullanırlar. Fakat bu saçmadır. Kur’an insanlara bu konuda sorumluluk vermiştir. Kur’an, adaleti ayakta tutanlar olun, haksızlığa uğramışlara, yolda kalmışlara yardım edenler olun gibi sözler sarf eder. Tanrı, insanlara, diğer insanlara yardım etme sorumluluğu vermiştir. Bunu yerine getirmemek veya yerine getirmeyenlere ceza vermemek bizlerin sorumluluğudur. Hugo Chavez şöyle demektedir:

‎Yoksulluğun ilahi bir plan olduğu büyük bir yalandır. Tanrı açlık ve yoksulluk isteseydi denizde balık, ormanda meyveler armağan etmezdi. Tanrı, insanların ulaşabileceği ve herkese yetecek kadar zenginliği tüm insanlara sunmuştur ama birileri bunların çoğunu almak için “Tanrı sizlere yoksulluk karşısında sonsuz ve mutlu hayat verecek” demektedir. Yoksulluk arttıkça ve Tanrı’nın herkes için verdiği zenginliklere birileri daha fazla el koydukça Tanrı adına konuştuğunu ileri sürerek yoksulluk karşısında “sus” diyen din adamları da çoğalmaktadır. Latin Amerika yoksulluk karşısında susanların coğrafyası olmayacaktır.

 

Kur’an, kötülüğün de iyiliğin de Allah’ın yarattıklarından geldiğini söyler. Ayrıca Kur’an, Allah’ın iyliği emrettiğini ve kötülüğün yalnızca insanların kötü görüşlerinden kaynaklandığını söyler:

Nisa Suresi 78. ayet – Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, “Bu, Allah katındandır!” derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, “Bu senin yüzündendir.” derler. De ki: “Hepsi, Allah katındandır.” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!

Nisa Suresi 79. ayet – İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.

 

Bu konuda, Müslüman bir kimse adaleti ayakta tutan ve başka insanlara “İyi birisi ol” derken kendinin de öyle olması gerektiğini unutmayandır:

Maide Suresi 8. ayet – Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin! Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.

Bakara Suresi 44. ayet – İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

 

Kaynaklar

Yazıdaki tüm ayetlerin mealleri Kur’an Meali adlı siteden alınmıştır. O sitede her ayet için 40 farklı meal ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

Mantıksal Teizm ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir