KUR’AN’DA SAVAŞ AYETLERİ

Bilirsiniz ki bu konudan bolca bahsedilir. “Kur’an kafirleri öldürün diyor, bu kitap barış kitabı olamaz”, “Kur’an’a göre inanç özgürlüğü yok, iman etmeyen cezalandırılmalı” gibi iddialarda bulunulur. Peki, ayetlere göre de öyle midir? Söylemek gerekir ki, bu yazının konusu İslam’ın doğru olup olmadığı ve Tanrı’nın varlığı veya yokluğu değildir. Bu yazının konusu, İslam’da iddia edildiği üzere kafirlere karşı ayetlerin olup olmadığı ve bu ayetlerin ne dediğidir.

 

“Kafirleri öldürün” gibi ifadelerin geçtiği birkaç ayet vardır. Bunların hepsini detaylıca inceleyeceğiniz ve yazının sonunda da Kur’an’da genel olarak savaş algısı üstüne olan ayetleri vereceğiz.  “Kafirleri öldürün” gibi ifadelerin geçtiği birkaç ayet:

Bakara Suresi 191. ayet – Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası!

Tevbe Suresi 5. ayet – O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı/duayı yerine getirir, zekâtı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.

Nisa Suresi 89. ayet – Onlarla eşitlenesiniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

Muhammed Suresi 4. ayet – Küfre batmışlarla burun buruna geldiğinizde, boyunlar vurulur. Nihayet onları bastırıp sindirdiğinizde, antlaşma bağını sıkı bağlayın. Artık bundan sonrası ya bir bağışlama ya bir fidyedir. Nihayet, harp, ağırlıklarını yere bırakır. İşte böyle! Eğer Allah dileseydi, onlardan öç alırdı. Ama kiminizi kiminizle denemek için böyledir. Allah yolunda öldürülenlerin amelleri asla göz ardı edilmeyecektir.

 

       1. Peki, Bakara Suresi 191. ayet ne diyor?

Bakara Suresi’nin bu konuyu anlatmaya başladığı yerlere bakarsanız çok iyi bir şekilde görürsünüz ki, kafirler savaş başlatmış ve Müslümanlar bu durumda nefis-i müdafaa yapıyor. Bu durumda, nefis-i müdafaayı kabul etmeyecek yoktur herhalde. Kaldı ki, Bakara Suresi 190. ayette şöyle diyor:

Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın/çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor.

 

Hatta, Bakara Suresi 192-193. ayetlerde de şöyle diyor:

Eğer savaşı sona erdirirlerse Allah çok affedici, çok merhametlidir. Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.

 

Bu durumda da çok net anlaşılıyor ki, savaşı durdururlarsa Müslümanların da artık savaşa devam etmemesi gereklidir. Hatta savaşırken de bozgunculuk etmemesi gerekmektedir, yani aşırıya kaçmaması gerekmektedir. Sonuç olarak; savaş sırasında Müslümanların öldürmesine izin vardır fakat savaşırken de bozgunculuk etmemeleri gerekir. Eğer karşı taraf vazgeçerse de, artık aşırıya gitmemeleri ve Müslümanların da savaşmayı bırakmaları gerekmektedir.

 

2. Peki, Tevbe Suresi 5. ayet ne diyor?

Tevbe Suresi 5. ayetin öncesinde de olan bir savaştan bahsetmektedir, hemen hemen Bakara 191 ile aynıdır. Hatta Tevbe Suresi 4. ayette şöyle demektedir(Şunu da unutmamalı ki, “Onları bulduğunuz yerde öldürün” diye çevrilen ayetlerde Kur’an hep “el” takısını kullanır. Bu takı Arapça’da, İngilizcedeki “the” takısının karşılığıdır. Yani Kur’an bu ayetlerde daha önceki ayetlerde bahsettiği müşrikleri/kafirleri kasteder. Bu müşrikler/kafirler de, savaş açmış, bozgunculuk eden ve fesat çıkaran kişilerdir. Anlayacağınız üzere Kur’an’ın, kimseye karışmayan ve fesat/bozgunculuk çıkarmayan bir kişiye karşı hiçbir ayeti yoktur. İster inansın, ister inanmasın; bozgunculuk/fesat çıkarmayan kişilere hiçbir şey yapılamaz!):

Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever.

 

Ve, Tevbe Suresi 6-7. ayetler:

Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yakınına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence ver/onun yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah’ın kelamını dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur. Müşriklerin Allah katında, O’nun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız müstesna. Bu şekilde antlaşması olanlara, onlar size doğru-dürüst davrandıkça, siz de doğru-dürüst davranın. Allah, sakınanları sever.

 

Buradan da çok net anlaşılıyor ki, savaşta yine aşırıya gitmemek ve hatta savaştıklarından dolayı karşı taraf pişman olur/vazgeçerse artık onlara karşı gelmememiz gerektiğinden bahsediyor. Hatta, karşı tarafta birisi pişman olup güvence isterse de Allah onu kabul edin ve yardım edin(Güvenli gördüğü yere kadar götür.) diyor. Bu söylemler, bugün bile olan savaşlarda taraflarca yapılmayan bir şey. Müslümanlığın da, savaş açarlarsa onlara karşı savaş mantığı gayet normaldir. Ayrıca, “Eğer vazgeçerlerse onların üstüne gitme, onların güvenliğini sağla/onlara yardım et” gibi söylemler de ne güzeldir! Barışı esas almalıyız, bu yazının sonunda buna dair diğer ayetleri de paylaşacağım. Şuna da dikkat çekmek gerekiyor, Kur’an savaş adabına çok dikkat ediyor. Örneğin bir grup sizinle arasında olan antlaşmaya uymuyor. O grubun içinden sadece bir kişi çıksa ve size “Ben diğerleri gibi değilim, antlaşmayı bozmuyorum ve aramızdaki antlaşmaya sadık kalıyorum.” dese, sizin göreviniz o “bir” kişiyi korumak ve ona karşı hiçbir güç uygulamamak olacaktır. Buna, Tevbe Suresi 4. ayette şöyle dikkat çekilir:

Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever.

 

3. Peki, Nisa Suresi 89. ayet ne diyor?

Nisa Suresi 89. ayet de aynı diğer ayetler gibidir. Ve “nedense” her bu tip ayetten sonra da “aşırıya gitmeyin”, “bozgunculuk eden olmayın” gibi ifadelerde bulunur. Nisa Suresi 89. ayette şöyle geçer:

Onlarla eşitlenesiniz diye kendilerinin küfre saptığı gibi küfre sapmanızı istediler. O halde, Allah yolunda göç edecekleri vakte kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Bir daha da onlardan ne dost edinin ne de yardımcı.

 

Nisa Suresi 90. ayette de hemen şöyle demektedir:

Ancak sizinle aralarında antlaşma olan bir topluma sığınanlarla, kendi toplumlarıyla yahut sizinle savaşma konusunda yürekleri yetersiz kalıp da size gelenlere dokunmayın. Allah dileseydi onları elbette sizin üstünüze salardı, onlar da sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde, sizden uzak durur, sizinle savaşmaz, size barış eli uzatırlarsa, artık Allah size, üzerlerine gitmek için bir yol vermemiştir.

 

Yani, burada benim bir şey söylememe dahi gerek yok. Eğer savaşı bitirirlerse, barış eli uzatırsa üzerlerine gitmek için yol aramayın diyor açıkça. Savaşmak istemeyip size gelenlere dokunmayın diyor yine. Çok açık ki burada da sadece savaştan bahsediyor ve savaş konusunda da “barış isterlerse sakın aşırıya gitmeyin” gibi ifadelerde bulunuyor.

 

4. Peki, Muhammed Suresi 4. ayet ne diyor?

Muhammed Suresi’nde de üstteki gibi söylemler var. Dolayısıyla açıklamasını yapmayacak ve ayetleri burada vermeyeceğiz(Kaldı ki eğer ayet, savunma savaşı olduğunu belirten şeyler söylemeseydi, birazdan aktaracağımız ayetlerden yola çıkarak bu ayetlerin zaten savunma savaşından bahsettiğini çıkarabilirdik. Çünkü birazdan göreceğiniz üzere Kur’an, yalnızca savunma savaşının helal olduğuna dair söylemler içeriyor. Dolayısıyla savaşlardan bahseden bu ayetler de savunma savaşı ile ilgili olacaktır, bu mantıksal bir çıkarımdır). Şimdiyse ayetle ilgili başka bir konuya değinmek istiyoruz. Ayette esirlerle ilgili bir durum geçiyor ve bazıları “Kur’an, köleliğe ve cariyeliğe, onların pazarlanmasına izin veriyor. Köleleri ve cariyeleri serbest bırakmıyor, özgürleştirmiyor” diyorlar. Şunu hatırlatmakta fayda var ki kölelik ve cariyelik zaten Arap toplumunda olan bir şeydi. Ve bu köleler ve cariyeler istenildiği gibi kullanılıyordu, hakları yoktur. Kölelerin ve cariyelerin en büyük kaynağı savaşlardı. Savaştan elde edilen esirleri köle ve cariyeleri olarak kullanıyorlardı. Oysa ki bu ayette Kur’an, “savaş esirini ya karşılıksız serbest bırakın ya da bir şey karşılığı serbest bırakın” diyerek her ihtimalde de serbest bırakmamız gerektiğini söylemiştir. Ayrıca, Arap toplumunda bir malzeme olarak görülen köleler ve cariyeler için Kur’an, birçok hak getirmiş ve onların özgürleştirilmesinin tek yol olduğuna vurgu yapmıştır. Bu yazımızın konusu bu olmadığı için detaylıca değinmek istemiyoruz fakat bunu açıklayan güzel bir video olan şu videoyu izlemenizi öneririz, en azından sizler için bir oranda yardımcı olacaktır. Malum ayette zaten savaş esirlerinin serbest bırakılması gerektiği ortaya koyulmuştur. Kölelerin ve cariyelerin özgürleştirilmesi konusunda diğer bir örnek olarak Beled Suresi verilebilir. (Bazı arkadaşlar, “Kur’an, ‘kölelik ve cariyelik haramdır’ demeliydi” demektedir. Oysa ki, Kur’an’ın gösterdiği tüm yollar köleleri ve cariyeleri özgürleştirmeye çıkar. Her ihtimal köleleri ve cariyeleri özgürleştirmeye çıkıyorsa köleler ve cariyeler kesinlikle özgürleştirilecektir, başka bir yolu yok)

 

5. Sonuç olarak, Kur’an’ın bütününe bakarsak ne diyor?

Hac Suresi 39. ayet – Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.

Mumtehine Suresi 8. ayet – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmeden, onlara adaletli davranmaktan men etmez! Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

Şura Suresi 40. ayet – Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.

Şura Suresi 41. ayet – Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranmaz.

Şura Suresi 42. ayet – Aleyhine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırılarda bulunurlar, taşkınlıklar sergilenler. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.

İsra Suresi 33. ayet – Allah’ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

Nahl Suresi 126. ayet – Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

Maide Suresi 8. ayet – Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin! Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.

Fussilet Suresi 34. ayet –  Güzellikle çirkinlik/iyilikle kötülük bir olmaz! Kötülüğü, en güzel tavırla sav! O zaman görürsün ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sımsıcak bir dost gibi oluvermiştir.

Enfal Suresi 61. ayet – Eğer barışa eğilim gösterirlerse sen de buna yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, en iyi işitenin, en iyi bilenin ta kendisidir.

 

Gördüğünüz gibi, yalnızca savaş çıkaranlara karşı savaş yapılır(Savunma savaşı). Kur’an’ın koyduğu bu kural, Birleşmiş Millletler Antlaşması’nın 51. maddesinde de yer almaktadır.[1] Aslına bakarsanız ben bu ayetlerin bugünkü duruma göre de çok daha iyi olduğunun kanaatindeyim. Çünkü, savaştan bahsederken “Barış isterlerse sakın aşırıya gitmeyin” diyen ifadeler var. Bu ifade, şu anda bizlerin yaptığından da çok ileride bir ifadedir. Savaşta aşırıya gidilemez, karşı taraf ne şekilde saldırıyorsa tıpkısı bir karşılık verilebilir en fazla. Barışmak ve affetmek daha büyük bir harekettir. Ve, Kur’an savaşın adabına dikkat edilmesine özen gösterir. Üstte Tevbe Suresi 4. ayet ile ilgili örnek vermiştik(Bkz. 2. madde). Hemen üstteki ayetlere de dikkatlice bakmanızı istiyorum ve bir daha okumanızı istiyorum. Kur’an, karşı taraf savaş açsa da hep onu barışa çevirmeye çalışmayı öğütlüyor ve savaştan daha hayırlı olduğunu söylüyor(Savunma savaşından). En son çare olarak savunma savaşının bir günahı olmadığını söylüyor. Şunu da unutmamak gerekir ki, Kur’an’da “savaş açanlar” kafir olarak kabul edilir. Bu durumda biri haksız yere savaş açıyorsa(Bozgunculuk yapan birisine savaş açmak veya kendine açılan bir savaşa karşılık vermek dışında) o kişi kafirdir. Malum kişi “Ben Müslümanım” iddiasında bulunsa bile kafirdir! Zaten, kişilerin iddiaları pek de bir şeyi değiştirmez. Sonuçta birisi, “Ben çok iyi birisiyim” diye iddiada bulunabilir fakat o kişinin yaptıklarına bakmamız gerekir. Mesela o kişi hırsızlık yapıyor ve haksız yere insanlara acı çektiriyorsa “Ben iyi birisiyim” iddiası sizce ne kadar doğrudur? “Ben Müslümanım” diyen birisi için de aynı yöntem geçerlidir. Fakat bazıları sırf İslam’a laf atmak için çaba sarf etmekte ve çifte standart uygulamaktadır. Kaldı ki, Kur’an da ortaya atılan iddiaların uygulanması gerektiğine işaret eder:

Bakara Suresi 44. ayet – İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

Saff Suresi 2. ayet – Ey iman sahipleri! Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?

 

(Üstteki fotoğraftaki ayet Araf Suresi 28. ayettir) Kur’an bu konuda önemli uyarılar yapıyor:

Hud Suresi 109. ayet – Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme! Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da hak ettiklerini hiç eksiltmeden vereceğiz.

Yusuf Suresi 106. ayet – Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmez.

 

Burada da inanmayanlara uyarılar var. Bazı, Kur’an hakkında doğru dürüst bilgisi olmadan ve ayetlerle çelişen insanların kulluk etmekte oldukları yüzünden kuşku içine girmeyin(Böyle kulluk edenler müşriklerdi. Şu anda da müşrikler gibi kulluk etmeye çalışanlar çokça varlar). Sizler, Kur’an’ı araştırın ve Kur’an hakkında düşünün. Çünkü, hala iman edenlerin bir çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmiyor ne yazık ki. İslamiyet’in doğru olup olmadığı bir yana, her kim ki “Kur’an’da kötü söylemler var!”, “Kur’an inanmayanların ölmesini istiyor!”, “Kur’an inanmayanlara haksızlık yapıyor.” gibi sözler tamamıyla yalandan ibarettir. İslamiyet’in doğru olmadığına inanabilirsiniz, fakat Kur’an’da olmayan şeyleri Kur’an’da var diye gösterip buna karşı çıkmak samimiyetsizliktir. Yani diyeceğim o ki; Kur’an asla ve asla ne kadına, ne de inanmayana haksızlık yapar. Bu tip argümanlar hep dayanaksızdır. Bugünkü çoğu Müslüman kesimin savaş istemesi, bozgunculuk yapması, bilimle ilgilenmeyip “Dinimizi yayalım” kafasında olmaları İslam ile çelişmektedir! Kur’an’da da göreceğiniz üzere, ne yazık ki çoğunluk şirke bulaşmadan iman etmiyor! Atalarını takip ediyorlar ve dini tahrif ediyorlar.

 

Savaş denilince akla gelen kavramlardan bir tanesi de ne yazık ki cihat. “Cihat” kavramının içinde savaş olmadığını savunursak yanlış olur, fakat cihat, İslam’ı yaymak için savaşmak veya inanmayana karşı savaşmak değildir! Cihatın içinde birçok konu vardır, bunlara biraz değineceğiz. Cihatın savaş kısmı da Sonuç Olarak, Kur’an’ın Bütününe Bakarsak Ne Diyor başlığımızdaki gibidir. Kendisine(Topluluğuna) savaş açıldığında, topluluğu korumak için savaşmak(Savunma savaşı) cihattır. Savaşın da bir adabı vardır. Kur’an, “Savaşta her şey mübahtır.” gibi bir yol da izlemez. Savaşırken de, savaşı açan taraf ile aynı miktarda ve aynı şekilde güç uygulamayı serbest sayar Kur’an. Fakat dediğimiz gibi, zorunluluk değildir, serbestliktir. Şura Suresindeki ayetlerde de, Enfal Suresindeki ayetlerde de, Bakara ve Nisa Suresi gibi ayetlerde de göreceğiniz üzere, barışı sağlamak için adımlar atmak çok daha hayırlıdır. Ve, Kur’an antlaşma kurmaya da önem verir. Hz. Muhammed de, kendisine karşı çıkanlarla Hudeybiye Barış Antlaşmasını imzalamıştır, bazı Müslümanlar karşı taraf ile barışmaya karşı çıksa da peygamber barışmayı esas almıştır(Aynı Kur’an’ın dediği gibi).[2] Sonrasında putperestler barış antlaşmasını bozmuştur ve bu nedenle savaşmak zorunda kalmışlardır. Fakat, Kur’an’da dediği gibi, karşı tarafta kimler antlaşmayı bozmuyorsa(Antlaşmayı bozmayan bir kişi bile olsa) onun hakları korunmalı ve onunla antlaşmaya devam edilmelidir. Peygamber de Kur’an’ın dediğini yerine getirmiş ve savaşmak istemeyenlerle barışa devam etmiştir.[3] Kur’an, antlaşmaları çok önemser. Örneğin putperestlerle antlaşma yaptınız diyelim. Eğer bir Müslüman grup yardıma muhtaçsa fakat onlara yaptığınız yardım putperestlerle yaptığınız antlaşmayı ihlal ediyorsa, bunu yapmanız uygun değildir! Antlaşmaya bağlı kalmak ve verdiği sözü tutmak Kur’an’da çok önemlidir(Bkz.). Yardıma muhtaç olan o Müslüman gruba antlaşmayı ihlal etmeyecek şekilde yardım etmeniz gerekir.

 

Terör Örgütleri İslam’ın Temsilcisi Midir? yazımızı da okuyarak terör örgütleri ve İslam konusu hakkında daha çok bilgi edinebilirsiniz. O yazıda terör örgütlerine dair istatistikler, örnekler ve yanlış din algısına dair Kur’an’dan örnekler vardır, okumanızı kesin bir dille öneririm.

 

6. Peki, çoğu savaş dinlerden dolayı mı çıkmıştır?

Dinlerin kötülük yayması fikrine karşın, Charles Phillips ve Alan Axelrod tarafından yazılmış, savaşlar konusundaki en geniş ansiklopedilerden birisi olan Encyclopedia of Wars’ta da göreceğiniz üzere, din sebepli savaşların sayısı oldukça azdır. Hatta bu ansiklopedinin içinde değerlendirilen 1768 savaş içerisinden yalnızca 123 savaş din sebeplidir(Yani %7’si)[4][5](Benzeri araştırmaları ve bu araştırmaların incelemesini Vox Day’in “The Irrational Atheist” kitabında da görebilirsiniz. Kitabı şuradan inceleyebilirsiniz). Tüm bunların yanında savaşlardaki ölümlere bakınca, savaşlardaki ölüm sayısının yalnızca %2’si “din sebepli” savaşlara aittir. Çoğu savaş hükümetlerin ve din adamlarının güç elde etme isteğinden çıkmıştır. WilliamT. Cavanaugh, Dini Şiddet Miti adlı eserinde dinin savaş açtığı fikrini detaylıca ele almıştır, “din sebepli savaşlar” diye alınan savaşların dahi sosyo-politik ve ekonomik nedenlerinin olduğunu göstermiştir.[6] Cavanaugh, dinlerin etkili olduğunun düşünüldüğü dönemlerde dahi, aynı dine hatta aynı kiliseye mensup siyasi güç odaklarının, kendi dini görüşlerini paylaşan kişilere karşı başka dini benimsemiş siyasi odaklarla yaptıkları ittifaklara dikkat çeker. Örneğin, 16. yüzyılda Katolik Fransızlar, Kutsal Roma İmparatoru olan Katolik Şarlken’e karşı Müslüman olan Osmanlı ile defalarca ittifak yapmıştır, tabii ki bunun nedeni din sebepli değildir, tamamen siyasi sebeplere dayanmaktadır.[7] Din sebepli olarak görülen ve aslında dinle hiç alakası olmayan Haçlı Seferlerinin dördüncüsünde Batılı Hristiyanlar, Hristiyan Bizans’ı yağmalamıştır. Bu tarihi olay da -genel olarak- savaşların güç elde etme, ekonomik çıkar elde etme gibi nedenlerden dolayı çıktığını ortaya koymaktadır.[8] Dikkat edilmesi gereken bir nokta, savaşın din sebepli olması demek savaşın sadece dini metinden dolayı ortaya çıkması demektir. Oysa ki, üstte verdiğimiz gibi, hiçbir Kur’an ayeti savaşı kabul etmemekte ve savaş açanları kafir olarak kabul etmektedir. Çünkü Kur’an’a göre ekonomik çıkar elde etme, toprak kazanma, güç kazanma gibi nedenlerle -yani haksız nedenlerle- savaşmak Tanrı’nın varlığına inanmayı yansıtmaz. Kur’an sadece savunma savaşını kabul eder ki savunma savaşı da Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesinde bir hak olarak görülmüştür.[1] Sadece Kur’an’da da değil, Yeni Ahit’te de sadece savunma savaşını kabul eden ayetler vardır ve hiçbir ayet karşı görüşe sebepsiz yere savaşmayı emretmez(Bkz. Matta 5:39). Japon İslam uzmanı Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap toplumlarının metinlerini incelediğinde haksızlığa uğramadan saldırgan olmanın önerildiğini ve şiddetin övüldüğünü tespit etmiştir. Bunlar, Kur’an öncesi Arap toplumunda çölde hayatta kalmanın gereği olarak görülmüştür.[9] Kur’an ise sadece savunma savaşını kabul görmektedir(Bkz. Şura 40-41-42). Ve Kur’an, savaşın da adabını belirlemiş, savaş açanın uyguladığı miktar ve şekil kadar miktar ve şekil uygulamayı kabul etmiştir(Bkz. Nahl 126, Şura 40, Enfal 61), çünkü Kur’an savaşı kötü bir şey olarak nitelendirir. Fakat birileri size güç için, ekonomik çıkar vb. nedenler yüzünden savaş açtıysa savunma savaşı da en temel hakkınızdır. Nitekim Kur’an’ın verdiği bu hakkı Birleşmiş Milletler Antlaşması da vermiştir. Hadislerde bazı savaş sözlerinin olduğu doğrudur, fakat dinin kaynağı Ku’an’dır ve Kur’an’dan savaş çıkarılamıyorsa demek ki dinde savaş yoktur. Aksi halde, bir şeylere helal-haram demek Allah’a şirk koşmak ve iftira atmaktır(Bkz. Nahl 116, Ali İmran 78, Yunus 17-59, Zuhruf 21-22). İşte hadislerde de görüldüğü üzere Allah’a iftira edilmiştir, Kur’an ile çelişen şeyleri, peygamber dedi diye ortaya sunup kendi pisliklerini meşrulaştırmaya çalışmışlardır(Bkz. Araf 28). Siyaset bilimci olan David C. Repoport da, dini söylemleri kendince değiştirip, kendi savaşlarını meşrulaştırmaya çalışanların geçmişte de, bugünlerde de olduğuna vurgu yapmıştır. Çünkü din, doğruysa da, yanlışsa da insanın hayatın birçok şeyi değiştirecek bir konudur. Dolayısıyla güç peşinde olanların dini kullanması gayet mantıklıdır, fakat çok çirkin ve iğrenç bir şeydir. Örneğin Avraham Stern tarafından kurulan Lehi örgütü, seküler bir örgüt olmasına rağmen insanları etkilemek için dini bir konuşma tarzı benimsemiştir.[10] Örneğin, Saddam Hüseyin de Irak-İran savaşları sırasında seküler tavırlar benimsemiş ve dincilere karşı çıkmıştır. Fakat nedense aynı kişi Irak’ın yönetimine geçerken dini ibadetleri yerine getirmeye başlamıştır ve yaptığı ibadetleri de konuşmalarında halkına göstermiştir.[11] Zalim liderler, dini, savaşlarını meşrulaştırmak adına mobilize etmişlerdir. Yani din, savaşın kaynağı değil, ekonomik açıdan savaşan kimselerin başvurduğu bir mobilize etme aracıdır. Halkın çoğu zaten neler olduğundan haberdar değildir ve bu tip konuları araştırmak için uğraşmaz bile. Oysa ki Kur’an bu konuda oldukça açık. Fakat bunu görmek istemeyen bazı kimseler bilerek ve bazıları da bilmeyerek dini tahrif ediyorlar.

 

Şöyle de bir şey var ki, insanlığın en kanlı dönemi olan 20. yüzyıl, aynı zamanda en seküler yüzyıldır da. New York Times yazarlarından olan Richard Shweder de yeni ateistlerin bunu bilerek göz ardı ettiğinden söz eder. Peki neden yeni ateistler bunu göz ardı ediyor? Çünkü kendi hayallerine göre din olmayınca barış olacak ve bilime önem verilen, herkesin huzur bulduğu bir hayat yaşanacaktır. Oysa ki, dinin göz ardı edildiği, daha çok seküler şeylerle ilgilenildiği 20. yüzyılda(Özellikle de ilk iki çeyreği, ki bu da en kanlı savaşlara denk gelmektedir) nedense yeni ateistlerin dediği gibi bir dünya kurulamamıştır.[12] Seküler -ve ateist- olan İngiliz filozof Bertrand Russell, İnsanlığın Yarını Var Mı? adlı eserinde aynı konuyu ele alır ve hayal kırıklığına uğradığını belirtir.[13] Shweder, yeni ateistlerin “Aydınlanma Hikayesinin” bir illüzyondan ibaret olduğunu ve takındıkları tavırların psikolojik olduğunu, gerçekle bir ilgisi olmadığını dile getirir.[12] Nitekim, dönemimizin en önemli dil bilimcilerinden ve filozoflarından olan Noam Chomsky de yeni ateistlerin, gençken hayal ettiği şeylerden siyasi bir hareket yapmaya çalıştıklarını belirtmektedir ve yeni ateistlerin bu tavırlarının psikolojik olduğunu dile getirmektedir. 20. yüzyıl gibi böylesine seküler -dinin pek önemsenmediği- bir dönemde çatışma ve kargaşanın oluşu Avusturyalı edebiyatçı Stefan Zweig’i de rahatsız etmiştir.[14] Bilime önem verilen fakat dine önem verilmeyen bir yüzyılda bunların olması pek şaşırtıcı değildir(Tabii ki biz bilime önem vermeyelim de demiyoruz. İleride de değineceğimiz gibi, bilim-din-felsefe gibi konular insanların en değerli konularıdır. Ve bu konular üzerine düşünülmemesi birçok sorun çıkarır). Sosyolojinin kurucularından olan Saint-Simon da, bilimsel buluşun fazlaca olduğu bir dönemde bu tip savaşların olmasından yakınır.[15] Bu yazının çelişkiler kısmında da ele alacağımız üzere, yeni ateistlerin görüşü bilimle de çelişmektedir ve sadece bilimi rehber almak birçok çelişki yarattığı gibi, ahlakı da ortadan kaldırır. Yani, yeni ateistler ahlakı da temellendiremez. Dolayısıyla dinlere “kötü” demeleri, tecavüzcülere ve hırsızlara “kötü” demeleri, işkencelere karşı çıkmaları kendi görüşleriyle çelişir. Hatta bilimin yapılması da kendi görüşleriyle çelişir. Bu önemli konuya Yeni Ateistlerin Çelişkilerinden Bazıları kısmında değineceğiz. Muhtemelen yazının o bölümü çok dikkatinizi çekecektir. Şunu da eklemek istiyorum, -zaten yeni ateist görüşte ahlak temellendirilemediği gibi- ateist olan Pol Pot, Mao ve Stalin gibi liderlerin öldürdüğü on milyonlarca insandan dolayı ateizmi sorumlu tutmayan yeni ateistlerin[16], Yeni Ahit’e ve Kur’an’a açık bir şekilde aykırı olan eylemlerden bu kitapları sorumlu tutmaları da yeni ateistlerin tutarsızlığını ve kişiliklerini göstermektedir. Eğer yeni ateistlerin safsata dolu mantığıyla ilerleyeceksek ve olan savaşlardan dolayı savaşı açan kişilerin inandığını söylediği “şey”leri suçlayacaksak ateizm, acımasız ve şiddet dolu, dolayısıyla da yanlış çıkacaktır. Tabii akademik alanda böyle bir mantık benimsenmez, kişilerden yola çıkarak bir görüş hatalı kabul edilemez. Fakat yeni ateist görüşe göre durum biraz farklı. Bunlara, -dediğimiz gibi- aşağıda değineceğiz.

 

Ayrıca,  “Bilim kötülük yayıyor” gibi bir iddia da ortaya atılabilir. Atom bombasının bulunmasının nedeni bilim değil miydi? Nazilerin olduğu dönemde bilim için birçok insana işkence yapılmadı mı? Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda inanılmaz bir şekilde kan döküldü, oradaki birçok silahı yaratan şey bilim değil miydi? Bilim için her gün yüzlerce hayvana acı çektirilmiyor mu? Ve daha verilebilecek bir çok örnek… İnanın din nedenli ve bilim nedenli bir ayrım yaptığımızda, bilim nedenli olarak ayırdığımız tarafın din nedenli diye ayırdığımız taraftan kat be kat daha fazla kan döktüğünü görebilirsiniz. Şimdi “Sen bilim karşıtısın, pis yobaz” diye eleştirmeyin. Dediğim şeyler doğru değil mi? Evet doğru, hepsinin sebebi bilimdi. Fakat bu bilim, yeni ateist görüşteki gibi bir bilimdi. Yani, tek rehber olarak görülen bilimdi. Bilimin tek rehber olarak görülmesi ahlakı da yok edecektir. Dolayısıyla, birçok bilim insanı da bilimi tek rehber olarak görmez, bilimi ilgili olduğu alanın dışına da söz sahibi yapmak bilimi istismar etmektir ki bunu yeni ateistler yapıyor. Bilim, üstte de dediğim üzere, insanların en önemli uğraşlarındandır. Ama yeni ateist görüşteki bilim anlayışı, bilimi istismar etmekte ve kötülükler doğurmaktadır, buna Yeni Ateizmin Çelişkilerinden Bazıları kısmında değineceğiz. Benim sunduğum iddiaya karşı “Bilim kötü değildir, bazı bilim insanları ve bilim insanlarının yaptığı şeyleri kullanan kimseler kötüdür” gibi bir cevap verebilir ki bu benim de verdiğim bir cevaptır. İyi ama bilimin kötülük yaymasına karşın böyle cevap verenler ne oluyor da dinin kötülük yaymasına karşın aynı cevabı verenlere, dinin kaynaklarından hiçbir ayet göstermeden karşı çıkar? Bu, yeni ateistlerin çelişkisi ve subjektifliği değil de nedir? Eğer tarihsel olayları örnek göstermeyip dini metinlerden bu “kötülüğü” gösterirse bunu tartışabiliriz ki sitemizde Kur’an’daki Savaş Ayetleri gibi teolojik açıklamaların olduğu yazılar da var. Ama şu andaki konumuz “dinlerin kötülük yaydığı” iddiası ve bu iddianın tarihsel bir takım örneklerdir. Yeni ateistler çok subjektif ve saldırgandır, dediklerimizi yazının ilerleyen kısımlarında daha da iyi anlayacaksınız.

 

Huntington gibi kimseler, kültür ve din farklılıklarından dolayı savaş olduğunu savunurken Habermas gibileri ise ekonomik nedenlerden dolayı savaş olduğunu savunur. Çok açık ki Habermas bu konuda haklıdır. Habermas’ın doğruluğu konusunda dikkat çekecek çok olay vardır fakat konumuzun dışına çıkmamak için sadece Huntington’ın hatalarını göstereceğim. Eğer ki kültür ve din farklılıklarından dolayı savaşılsaydı, Orta Doğu halkları kendi inanışlarına ve kültürlerine çok ters olan Uzak Doğu ülkeleri ile sürekli savaş halinde olurdu, fakat Batı ile Orta Doğu arasında sıkıntılar ve savaşlar var. Ayrıca, Kur’an’ın “ötekiler” ile savaşmayı kabul etmediğini de ayetlerle gösterdik. Kur’an’ın yalnızca savunma savaşını kabul ettiği çok açıktır(Kur’an’ı anlamak için okuyan birisi için). Medyadan birçok kişi İslam’ı gerçek sorun olarak göstermeye çalışmaktadır. Fakat “medeniyetler çatışması” tezi(Huntington’ın görüşü), medeniyetler çatışması meydana getirmek için kullanılmaktadır. “Dini liderler” olduğu savunulan kişilerde de bu açıkça görülmektedir(Saddam örneğinde olduğu gibi). Buradaki asıl mevzu, terör ve cihat gibi kelimerin retorik kullanımlarını algılayamamakta veya algılamak istememekte yatıyor. Kelimelerin retorikleştirilmesi ve hükümetlerin çıkarı için kullanılmasına dair Coady’nin alıntıladığı şöyle güzel bir şiir vardır:

Bomba atmak kötüdür,

Bombardıman ise iyidir,

Lafın özü; terörün anlamı,

İktidar tacını kimin giydiğine bağlıdır.[17]

 

(Bu başlıktaki gibi yeni ateistlerin önemli bir kısmının savunduğu bazı görüşleri eleştirdiğimiz ve cevapladığımız yazımızı da buradan okuyabilirsiniz)

 

Kaynaklar

[1] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk(Turhan Kitabevi, 2005), Sf. 512-513

[2] Muhammed Hamidullah, “Hudeybiye Antlaşması” maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 18, (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1993) Sf. 297-299

[3] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Cilt 4(Zehraveyn), Sf. 278-279

[4] https://www.politicalavenue.com/PDF/ENCYCLOPEDIA_OF_WARS-LIBRARY_ON_WORLD_HISTORY-POLITICALAVENUE_DOT_COM.pdf

[5] http://www.huffingtonpost.com/rabbi-alan-lurie/is-religion-the-cause-of-_b_1400766.html

[6] William T. Cavanaugh, The Myth of Religious Violence(Oxford: Oxford Universirty Press, 2009), Sf. 177

[7] William T. Cavanaugh, The Myth of Religious Violence(Oxford: Oxford Universirty Press, 2009), Sf. 143

[8] Keith Ward, Is Religion Dangerous?, Sf. 68

[9] Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Dini ve Ahlak Kavramlar(İstanbul: Pınar Yayınları, 1991), Sf. 122-123

[10] David C. Rapoport, “Some General Observations on Religion and Violence”, Terrorism and Polttical Violence(3,3,1991), Sf. 121-122

[11] http://hollowverse.com/saddam-hussein

[12] http://www.nytimes.com/2006/11/27/opinion/27Shweder.html

[13] Bertrand Russell, Has Man a Future?, Sf. 119

[14] Stefan Zweig, The World of Yesterday: An Autobiograpgy(Lincoln: University of Nebraska Press, 1964), Sf. 192-197

[15] Jaap Harskamp, The Anatomy of Despondency: European Socio-Cultural Criticism 1789-1939(Leiden: Brill Academic Publishers, 2011), Sf. 601

[16] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), Sf. 61

[17] C.A.J. Coady, The Morality of Terrorism, (Philosophy 60, 1985) Sf. 47

Verilen ayetlerin hepsi Kur’an Meali isimli siteden alınmıştır. Bu sitede, her ayetin 40 farklı mealini ve ayetlerin Arapçası’nı bulabilirsiniz.

Mantıksal Teizm ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir