NATÜRALİZME KARŞI EVRİMSEL ARGÜMAN

Bu argüman geçmiş yıllarda Arthur Balfour, C. S. Lewis, Richard Taylor, Stephen Clark, Richard Purtill, J. P. Moreland gibi kişiler tarafından, şu anda bahsedeceğimiz versiyona benzeri bir şekilde savunulmuştur. Argüman daha sistematik bir biçimde Alvin Plantinga tarafından dile getirildi. Aslına bakarsanız argüman çok basit. Parçalara bölerek ve olası eleştirileri cevaplayarak bir yazı hazırlama kararı verdik. Argümandan kısaca bahsetmek gerekirse: Argüman, evrim teorisinin doğru olmasına ve natüralizmle evrim arasında çatışma olmasına dayanmaktadır. Yazımızın bölümleri şu şekildedir:

1. Argümanın Sunumu

2. Olası Eleştirilere Cevap

 

1. ARGÜMANIN SUNUMU

Argüman -üstte de bahsettiğimiz üzere- evrim teorisinin doğru olması önkabulüne dayanmaktadır. Bundan yola çıkarak natüralist evrim görüşünün düşüncelerimiz açısından belirli problemler yarattığını temellendirmeye çalışmaktadır. Yani bu argümanda evrim, natüralist ateizme karşı sunulan bir argümanın aracıdır. Argümanı tanımaya başlamadan önce argümanda yer alacak olan terimleri bilmek gerekmektedir. Terimleri açıklayalım:

A) EVRİM: Burada kastettiğimiz biyolojiyi ilgilendiren evrimdir. Biyolojide evrim, canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanması sürecidir. Evrim teorisinin -Alvin Plantinga’nın da belirttiği üzere- temel anlamda 5 kabulü vardır. Bu kabullere geçmeden önce, teorinin kanıtlanmamış bilgi olduğu konusundaki görüşün yanlış olduğundan bahsedelim. Teoriler, doğa yasalarının(Kanunların) nasıl çalıştığını izah eden bilgilerdir. Kısaca bunu belirttikten sonra evrimin kabullerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Dünya 4.5 milyar yaşındadır.
  2. Hayat, basit canlılarla başlamış, karmaşık canlılar daha sonra ortaya çıkmıştır.
  3. Canlılar ürerlerken modifikasyona uğrarlar ve bu ufak farklılıklar neticesinde bugünkü farklı canlı türleri oluşur.
  4. Canlılar ortak bir ataya sahiptirler, dolayısıyla birbiriyle akrabadırlar.
  5. Doğal seçilim bu canlılardan doğaya en iyi uyum sağlayanları ayırırken, diğerleri elenir.[1]

 

Bu 5 kabulde de göreceğiniz üzere Tanrı’nın varlığına/yokluğuna dair ya da dinlerin doğruluğuna/yanlışlığına dair hiçbir atıf yoktur. Evrimin Tanrı aracılığıyla gerçekleşip gerçekleşmediği konusu felsefenin alanına girer, bilimin değil. Dinin evrim ile çeliştiğini söylemek de oldukça güç olacaktır(Örneğin Evrim ve İslam Çelişir Mi? yazımızı okuyabilirsiniz.). Dinin yorumlanması konusu çok detaylı ve şu anki başlığımızdan ayrı bir konu olduğu için burada herhangi bir detaya girmeyeceğiz. Argüman açısından öğrenmemiz gereken şey şudur: Evrimin 5 tane kabulü vardır ve bunların hiçbiri natüralizmi gerektirmemektedir, Tanrı’nın varlığını reddetmemize sebep olmamaktadır.

 

B) NATÜRALİZM: Natüralizm,  her şeyin doğal varlıklardan, doğal nedenlerle oluştuğunu, doğaüstü varlıklara ve açıklamalara itibar edilmemesi gerektiğini savunan görüştür. Natüralizme göre doğa dışında başka bir şey yoktur, doğadaki her şeyin bilimsel bir açıklaması vardır ve doğaüstü hiçbir şey yoktur. Evrim, üstteki kabullerinden de gördüğümüz üzere natüralizmi gerektirmemektedir(Natüralizmden bağımsız bir evrim görüşü çelişkili değildir). Doğaüstü şeyleri reddeden ateistler natüralist evrim görüşünü benimsemektedirler(Bir ateistin doğaüstünü reddetmesine gerek yoktur. Örneğin Platon’un idealarına inanabilir, perilerin olduğuna inanabilir. Fakat genel olarak natüralist ateist görüş hakimdir.

 

Argümana tam anlamıyla giriş yapmadan önce hatırlatalım; bu argüman evrimi değil, natüralist evrim görüşünü hedef almaktadır. Bir dindar da evrimi kabul edebilir. Fakat natüralist evrim görüşünü(Kabaca, evrimin Tanrı’dan bağımsız olarak geliştiğini) reddedebilir. Önceden de belirttiğimiz gibi, evrim bilimsel bir konuyken natüralist evrimin doğru olup olmadığı gibi görüşler felsefenin konusudur. Evrim, şu anda bilim camiası tarafından çoğunlukla canlıların gelişimini açıklayan teori olarak kabul görmektedir.[2] Burada evrimin doğru olup olmadığı konusunu detaylıca ele almayacağız. Fakat şunu belirtmeliyiz ki evrim, bu alanda en çok kanıta sahip olan ve sağlam temellere dayanan bilimsel bir görüştür. Evrimi reddetmek için bilimsel anlamda sağlam kanıtların verilmesi gerekmektedir. Kimselerin evrimi kabul etmek istemeyişi evrimin olmadığını göstermez.

 

Argümanımızın sunumuna geçelim: Bizlerin bilişsel yetenekleri vardır. Örneğin hafızamızla geçmişimize dair bir şeyler biliriz, algımızla fiziksel çevremiz hakkında bilgi ediniriz, a priori sezgilerimizle temel mantığın hakikatlerini bilir ve önermeler arasındaki tümdengelimsel ilişkiyi kavrarız… Örnekler çok daha fazla arttırılabilir(Örneğin Thomas Reid’in bahsettiği sempati, tanıklık, iç-gözlem gibi farklı bilişsel yeteneklerimiz de vardır). Pek anlamadıysanız basit bir örnek verelim; susama adını verdiğimiz hissi hissettiğimizde su içip o hissi gidermemiz bilişsel yeteneklerimiz sayesinde olmaktadır. Genelde bizlere göre dün ne yaşadığıma dair bende olan inanç, en çok kanıta sahip bir bilimsel teoriden bile daha güvenilirdir. Eğer ki evrim olmuşsa, bilişsel yeteneklerimiz de evrim sayesinde gelişmiş, değişiklikler göstermiştir – ve hala da gösteriyordur. Evrimin amacını hiçbir bilim insanı “doğru bilgi üreten canlıların hayatta kalması” diye açıklamamaktadır. Çünkü gözlemlendiği üzere böyle bir şey yoktur. Evrimle birlikte ancak “çevresine uyum sağlayan” ve dolayısıyla hayatta kalmak için gerekli şeyleri herhangi bir nedenden ötürü yapan canlılar hayatta kalacaktır. İyi de eğer böyleyse bilişsel yeteneklerimizin çoğunlukla güvenilir olduğu sonucuna nasıl varabiliriz ki? Son dönemlerin ünlü ateistlerin bir tanesi olan zihin felsefecisi Daniel Dennet şöyle demektedir:

Beynimiz, tıpkı bedenimizin diğer organları gibi milyonlarca yıl süre evrimin bir ürünüdür. Evrimsel açıdan düşünme kabiliyetimiz, yemeği sindirme kabiliyetimizden farksızdır (Burada natüralist evrim görüşününden bahsedilmektedir evrim diye). Her ikisi de Darwin’in doğal seçilim ile açıklanabiliyor, yani en iyinin hayatta kalması şeklinde.[3]

 

Eğer evrim doğru bilgi üretmeyenleri değil, bir şekilde çevresine uyum sağlayamayanları eliyorsa bizlerin bilişsel yeteneklerinin doğru bilgi ürettiğini nasıl sunabiliriz? Argümanın söz ettiği şey, işte böyle bir iddiada bulunamayacağımızdır. Dolayısıyla, örneğin natüralist evrimi benimseyen bir ateistin ateizm görüşünü kabul ediyor oluşu oldukça temelsiz bir durum olacaktır. Ateist bir sinirbilimci olan Sam Harris şöyle söyler:

Bizim mantıksal, matematiksel ve fiziksel sezgilerimiz doğal seçilim tarafından, doğruyu öğrenmek için tasarlanmamıştır.[4]

 

Evrim teorisinin en önemli ismi olan Charles Darwin de bunu dile getirmişti. Darwin şöyle demektedir:

Daha düşük hayvanların aklından evrimleşen insan aklının çıkardığı sonuçların herhangi bir değer taşıdığı ve güvenilir olduğu konusunda şüpheliyim. Bir maymunun aklından çıkan şeylere güvenebilecek biri var mıdır, eğer bir maymunun aklından bir şey çıkacak olsaydı bile?[5]

 

Natüralist bir filozof olan Patricia Churcland ise şöyle demektedir:

Temel özelliklerine bakılırsa, bir sinir sistemi, organizmanın dört şeyi başarmasını sağlamaktadır: Beslenme, kaçma, savaşma ve üreme. Sinir sistemlerinin başlıca işi, organizmanın hayatta kalması için beden uzuvlarını evrimsel bir avantaj yerde tutmaktır… Duyu-motor kontroldeki gelişmeler, evrimsel bir avantaj sağlamaktadır: Bunların daha karmaşık bir tarzda temsili, organizmanın hayat tarzına göre ayarlı olduğu ve organizmanın hayatta kalma şansını arttırdığı sürece avantajlıdır. Hakikat ise, artık her ne ise o, kesinlikle en geri planda kalmaktadır.[6]

 

Belki doğru bilgi üreten canlıların hayatta kalacağını, diğerlerinin zaten çevreye uyum sağlama açısından yok olacağını düşünmekte olabilirsiniz. Fakat, hiçbir araştırma evrimin doğru bilgiyi üretenleri seçtiğine dair belirti göstermemektedir ve bunun tam tersine dair kanıtlar vardır.[7][8][9] Belki, bunun mantıksal olarak çıkarılabileceğini ve doğru bilgi üretmese canlıların hayatta kalamayacağını düşünüyor olabilirsiniz. Basitçe şu sorulabilir o halde: Birçok ateiste göre (Natüralist evrimi benimseyenler kastedilmektedir burada) dinler evrimsel süreçle oluşmuştur. O halde nasıl oluyor da doğru bilgi üretmeyen canlılar hayatta kalıyor? Bu, daha karmaşık konulardaki fikirlerden bir örnekti. Gündelik hayattan da örnek verelim: Diyelim ki bir zebra kendisine doğru yaklaşan aslanın kendisine çok ciddi bir biçimde baktığını fark ediyor. Doğru bilgiyi aslanın o zebrayı yemek amacıyla ona bu şekilde yaklaşmış olduğu olarak alırsak, zebranın bu doğru bilgiyi düşünerek ondan kaçması gerekecektir. Bu doğru bilgi sonucunda(Aslanın ona, onu yemek için yaklaşması) görüldüğü üzere zebra hayatta kalmıştır. Diğer tüm etmenleri hiçe sayarsak, zebra bu şekilde neslini devam ettirebilecektir. Fakat diyelim ki diğer bir zebramız doğru bilgi üretemiyor. Aslan ona bu şekilde yaklaşınca aslanın onunla koşma oyunu oynadığını zannediyor. Bu durumda da zebra o aslanı öyle görünce koşmaya başlayacak ve kurtulacaktır. Görüldüğü üzere, bir zebra doğru bilgi üreterek hayatta kaldı; diğer bir zebra ise doğru bilgi üretmeyerek. Şunu anlıyoruz ki, doğru bigi üreten zebra değil, koşmayı başaran zebra hayatta kalır. Koşması için de doğru bilgi üretmesi gibi bir zorunluluk yoktur. Bu konuda birçok örnek verilebilir. Örneğin, bir insanda susama hissi belirdiğinde insan, “Vücudumun biyolojik anlamda suya ihtiyacı var.” diye düşünmektedir. Doğru bilginin o olduğunu varsayarsak, insan susama hissi duyduğunda bir şekilde su içmiştir ve sonucunda hayatta kalmıştır. Fakat diğer bir insanımız susama hissi geldiğinde vücudunun suya ihtiyacı olduğunu değil, eğer su içmezse ejderhaların oraya ışınlanacağını ve çok büyük işkenceler çektireceğini düşünmüş olsun. Bu insan da o büyük işkenceleri yaşamamak için su içecektir ve sonucunda hayatta kalacaktır. Sonuç olarak, hayatta kalmanın doğru bilgi üretmekle ilgisi yoktur. Anlayacağınız üzere, hayatta kalmanın sağlanması doğru inanç üzerine bir şeyler yapmamızla değil, bizi hayatta tutacak sonucu bir şekilde gerçekleştirmemizle oluyor. Örneğin top oynarken topu hızlıca attınız ve birisinin camını kırdınız diyelim. Bu durumda o cam, topun kütlesi, hızı, sertliği, hacmi gibi değişkenler nedeniyle kırılmıştır. Elbette ki camın kırılgan bir özelliğinin olması, gerilime dayanıklılığının olması vb. nedenler sebebiyle de kırıldı. Yani o cam, topu 15₺’ye almanız nedeniyle, topu sizin atmanız nedeniyle, topun siyah beyaz renkte olması nedeniyle kırılmadı. Nedenler ve sonuçlar arasındaki bağlantıyı anlamak gerekiyor.

 

Sonuç olarak bahsettiğimiz şey evrim ve natüralizm fikrinin bir arada savunulmasının doğru fikir üretme ihtimalini oldukça şüpheye düşürdüğüdür(Daha geni bir ifadeleye bilişsel yeteneklerimizin doğru bilgi üretme ihtimalini şüpheye düşürdüğüdür.). Bu durumda, natüralizmi ve evrimi doğru kabul etmemiz ile ürettiğimiz fikirler gayet şüpheli bir durumda olacaktır. Çoğu ateistin kabul ettiği natüralist evrim fikri, ateizmi savunmasız bir görüş kılacaktır. Peki bu durumda çıkış yolu nedir? Tabii ki ya evrimi ya da natüralizmi reddetmektir. Evrim, bilimsel anlamda gayet de kanıta sahip bir teoriyken reddedilmesi pek tutarlı olmayacaktır; natüralizmin reddedilmesi de bir ateist için felsefi anlamda gayet zor olacaktır. Örneğin bu argümanı sunan bizler(Teistler), ne evrimi reddediyor ne de doğru bilgi üretebildiğimizi reddediyoruz(Zaten doğru bilgi ürettiğimizi reddetmemiz bir bakımdan çelişkili olurdu). Bizler evrimi, Tanrı’nın gerçekleştirdiğine inanıyoruz. Biz şu anda, inançların/görüşlerin şüphe içinde olduğunu değil, örneğin susama hissimizin doğmasının nedeninin biyolojik anlamda vücudumuzun suya ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Şunu da belirtmekte fayda var, bizler bu argümanda natüralist evrim fikrinin (Ki çoğu ateistin görüşü bu yöndedir) benimsenmesiyle örneğin ateizmin kabul edilmesinin temelsiz bir durum olduğunu söylüyoruz. Yani, gerçekte ne olduğuyla bilişsel yeteneklerimizi değil, natüralizmin doğru olma olasılığında bilişsel yeteneklerimizin ne denli güvenilebilir olduğunu ele alıyoruz. Bu durumda, R’ye bilişsel yeteneklerimizin doğru olma ihtimali, N’ye natüralizm ve E’ye evrim teorisi dersek bu argümanda P(R/N&E) işlemini tartışmaktayız, P(R/Gerçekte olan) işlemini değil. Dolayısıyla eleştirimiz N&E’nin bir arada olduğunun düşünülmesine karşıdır. Biz zaten gerçekte olanın N&E olmadığını savunuyoruz. Bu durumda, örneğin bir teistin ürettiği “Teizm doğrudur.” inancı burada belirttiğimiz gibi bir şüpheye düşmüyor.

 

Argümanı derli toplu bir şekilde ifade edecek olursak, (Alvin Plantinga’nın sunduğu şekilde) argüman şöyledir:

  1. R, bilişsel yeteneklerimizin doğru olma ihtimali olsun. N, natüralizm ve E de evrim teorisi olsun. P(R/N&E) işleminin sonucu düşüktür.
  2. N&E görüşünü(Natüralist evrim görüşü) kabul eden herkesin R için bir çürüteni(Self defeater) vardır.
  3. R için bir çürüteni olan herkesin, sahip olduğunu düşündüğü, N&E de dahil diğer herhangi bir inanç/görüş için bir çürüteni vardır.
  4. Tüm bunlar nedeniyle N&E görüşü kendini çürüten bir görüştür ve makul bir biçimde benimsenemez.

 

Bu ifadeleri daha basit bir biçimde açarsak şöyle diyebiliriz:

  1. Bilişsel yeteneklerimizin doğru olma ihtimali natüralizm ile evrimin bir arada kabul edilmesiyle birlikte hesaplandığında sonuç(Bilişsel yeteneklerimizin doğru olma ihtimali ) düşük olacaktır.
  2. Bu durumda, natüralist evrim görüşünü kabul eden herkes için bilişsel yeteneklerimizin doğru olma ihtimali için bir çürüteni(Kendi kendini çürüten bir görüşü) vardır.
  3. Eğer bilişsel yeteneklerimizin doğru olma ihtimali için bir çürüten varsa, sahip olduğu düşnüldüğü her inanç/görüş için bir çürüten vardır.
  4. Tüm bunlar nedeniyle, natüralist evrim görüşü makul bir biçimde beninemez. (Fakat birçok ateist natüralist evrim görüşünü benimsemektedir. Bu durumda o ateistlerin ya natüralizmi ya da evrimi reddetmesi gerekmektedir, bu ise oldukça zor görünmektedir)

 

2. OLASI ELEŞTİRİLERE CEVAP

1. Bu kadar emin olduğumuz ve bu kadar işe yarayan inançlarımız nasıl olur da hatalı olabilir ki?

Öncelikle, bizler zaten o inançların (Mesela şu anda klavyenin üzerindeki tuşlara tıkladığımda belirli şekillerin ekranda belireceği inancı) hatalı olduğundan değil, natüralist evrim görüşü benimsendiğinde şüpheye düştüğünden bahsediyoruz. Gerçekte olanın zaten natüralist evrim olmadığı kanaatindeyiz; natüralist evrim görüşünün doğru varsayıldığında nasıl bir sonuçla karşılaşacağımıza dair bir fikir yürütüyoruz. Natüralist evrim görüşü gerçekse, ürettiğimiz o inançlar bu kadar çok işimize yararken nasıl hatalı olur da hatalı olabilir? Gayet de olur. Bizlerin onları öylesine kusursuz görmesi kendi algımızdan kaynaklanacaktır. Örneğin bir balık hep suda olduğu ve karaya çıkmadığı için ıslaklık hissini bizler gibi (Normalde karada duran ve kimi zamanlar suya giren) hissedemeyecektir. Sadece suda durduğunu ve suyun dışındakilerin farkında olmadığını düşünürsek, muhtemelen ıslaklık dışında bir hissi hissetmenin imkansız olduğunu düşünecektir. Natüralist evrim fikrini doğru olarak kabul edersek, o durum içinde zaten hangi inancınızın/görüşünüzün doğru olduğunu hangisinin doğru olmadığını bilmediğimiz için işinize yarayan ve size mantıklı gibi gelen inanç/görüş zaten size göre oldukça doğru ve mantıklı gelecektir. Görüldüğü üzere, bir önceki cümlemizde “Size mantıklı gelen şey, size mantıklı gelecektir.” gibi bir cümle kurduk aslında. Bunun nedeni üstteki sorunun/eleştirinin “Bak iki seçenekten birini özgür irademle seçtim” demesi gibidir. Bir kimsenin “Bak şu iki seçenekten birini seçebiliyorum, demek ki özgür iradem var” demesi, özgür iradesinin olup olmaması konusunda hiçbir şey kanıtlamıyor ve üretmiyordur. Çünkü, zaten özgür iradesi varsa o seçimi özgür iradesiyle; özgür iradesi yoksa da ona sebep olan farklı nedenlerle o seçimi yapmıştır. Anlaşıldığı üzere, sahip olduğumuz inançlar yanlış olsa da çevreye uyumlu, farklı görüşlerimizle vs. uyumlu olduğu için zaten bize mantıklı gelecektir.

 

2. Beyin hayatta kalma amacıyla evrimleşse de akıl öyle değildir. O halde bu argüman bu noktada hata yapmakta mıdır?

Natüralizm ile birlikte zaten materyalizm benimsenir. Materyalizm de genel olarak indirgemeci materyalizm ve indirgemeci olmayan materyalizm diye ayrılabilir. İndirgemeci materyalizme göre zihinsel faaliyetlerimiz nörofizyolojik niteliklere indirgenebilir. İndirgemeci olmayan materyalizme göre ise, onlar sadece nörofizyolojik nitelikler değillerdir fakat onları nörofizyolojik nitelikler belirler. İndirgemeci materyalizmin bir örneği olarak, bir nörobiyolog olan Sir Francis Crick şöyle söyler:

Sizin neşeniz, acılarınız, hatıralarınız, hevesleriniz, kişisel kimliğiniz ve özgür iradeniz aslında sinir hücrelerinin ve onlarla ilişkili moleküllerin oluşturduğu devasa topluluğun davranışından başka bir şey değildir.[10]

 

Argüman açısından zaten inançların nörofizyolojik nitelikler tarafından belirlenmesi yeterli olacaktır(Dolayısıyla argümanımız açısından indirgemeci olan yahut olmayan materyalizm büyük bir farklılık yaratmamaktadır). Üstteki soruya gelirsek, zaten natüralist evrim görüşünü benimseyenlere göre akıl nörofizyolojik niteliklere bağlıdır(Yani beyne bağlıdır). Dolayısıyla “Beyin öyle olsa da akıl öyle değil.” demek hatalı bir görüş olacaktır.

 

3. Diyelim ki bir kurbağa bir sineği diliyle kapıp beslenecek, o halde o kurbağanın beslenebilmesi için “X kadar uzaklığımda, Y hacminde, yaklaşık Z hızında, F yönünde vs. bir sinek bulunuyor” şeklinde doğru bir inanç üretmesi gerekmez mi? Bir kere, bu inanç kurbağanın bilişsel yetenekleri arasında değil midir? Eğer bilişsel yeteneklerinin arasındaysa bunların uyum sağlayıcı şekilde, hatasız inançlar olması gerekmez mi?

Aslına bakarsanız o kurbağanın bu şekilde “doğru inançlar” üretmesi gereklidir. Fakat şu var ki, kurbağa bunu yaparken bir inanç üretiyor mu yoksa üretmiyor mu? -Alvin Plantinga’nın adlandırışıyla- Bizlerin vücudunda imleyiciler(Indicators) bulunmaktadır. İmleyiciler bilişsel yetenklerimiz arasına sokulabilirler. Fakat imleyiciler hiçbir inanç gerektirmemektedir. Kabaca söylersek, kurbağanın vücudu onun orada olduğuna dair bir algıya kapılır ve kaslarıyla irtibata geçerek bir çıktı verir. İmleyiciler, özellikle, işaret edilen olgusal durumla ilişkili bir inanç gerektirmemektedir. Hatta, olgusal durumla örtüşmeyen inançla da bağdaşıktır. Biz insanların bedeninde kan basıncı, ısı, tuz içeriği, ensülin seviyesi ve daha birçok şey için imleyiciler bulunmaktadır. Bu örnekler üzerinden gidersek, ne kan ne de o kanın sahibinin ne de etrafındaki herhangi bir şeyin konu hakkında bir inanca sahip olmasına gerek yoktur. Çevreye uygunluğun doğru bir imleme gerektirmesi konusunda haklı olunabilir fakat doğru bir inanç gerektirdiği, hatta bir inanç gerektirdiği pek de doğru değil gibi gözükmektedir.

 

4. Canlıların niteliklerinin hayatta kalmaya uygun bir şekilde evrim geçirdiğini söylemektesiniz. Pekâlâ intihar eden insanların var olduğunu bilmekteyiz. İntihar etmek elbette ki hayatta kalmanın karşıtıdır. O halde neden böyle bir dürtü evrimleşmiştir?

İntihar gibi şeyleri elbette ki daha karmaşık inançlara sahip olan varlıklarda görebiliriz. Filogenetik skalada yükseldikçe, gittikçe karmaşıklaşan inançlar görürüz mesela. Hatta basit canlıların inançları yoktur bile. Bunu da göz önüne alırsak, natüralist evrime inanan birisine göre insanların intihar etmesi zaten onların daha iyi bir hayat yaşayacağına yahut her şeyden kurtulacağına olan inanca bağlıdır. Yani intihar eden insanların öylesine ölmek istemezler. Bazı sıkıntılar nedeniyle ölmek ister ve böyle daha rahat olacaklarını düşünürler. Bu da aslında temel bir arzuya, mutlu olma arzusuna dayanır. Belirli istisnaların bulunması canlıların, hayatta kalma amacıyla evrimleşmediğini göstermez. Kaldı ki evrim tamamlanmış bir şey değildir, hâlâ devam etmektedir. Örneğin biz insanlar da bir ara formuz. Natüralist evrim görüşünü benimseyenlere göre evrim zaten deneme yanılma yöntemiyle ilerleyen kör bir olgudur. Natüralist evrim görüşünü kabul eden bir gözle bakacaksak, bu intiharlarda da deneme yanılma yöntemi yer alıyor olabilir. Demek ki intihar edenler elenecektir (Tıpkı önceden var olan canlıların bir şekilde elendiği gibi) ve hayatta kalmaya öyle ya da böyle bağlı kalanlar devam edecektir (Tıpkı şu anda olduğu gibi).

 

Kaynaklar

[1] Alvin Plantinga, Where the Conflict Really Lies(Oxford: Oxford University Press, 2011), ss. 8-12.

[2] http://www.pewinternet.org/2015/07/01/chapter-4-evolution-and-perceptions-of-scientific-consensus

[3] http://www.bbc.co.uk/programmes/b08kv3y4

[4] Sam Harris, The Moral Landscape: How Science Can Determine Human Values(United States: Free Press, 2010), s. 66

[5] http://strangenotions.com/darwins-blind-spot (Darwin’in William Graham’a mektubu, 1888)

[6] Journal of Philosophy LXXXIV (Ekim 1987), s. 548.

[7] Justin T. Mark, Brian B. Marion, Danold D. Hoffman, “Natural Selection and veridical perceptions”, Journal of Therotical Biology 266 (2010), 504-515.

[8] T. Ryan Gregory, Evolution: Education and Outreach (2009) 2: 128.

[9] http://evrimagaci.org/article/tr/evrim-mekanizmalari-1-evrimi-tetikleyen-mekanizmalar-nelerdir

[10] http://www.consciousentities.com/crick.htm

Yazıyı yazmamızın nedeni olan Ateistlere Cevap adlı sayfaya teşekkür ederiz. Böyle bir yazıyı hazırlamak aklımızda bulunsa da ertelemekteydik. Yayınladıkları şu videoyla birlikte yapmamıza vesile oldular diyebiliriz. Yazımızın bir kısmında kendilerinin videosundan da yararlandığımızı bildirmek isterim.

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir