DİNİ HÜKÜM OLARAK NEDEN KUR’AN YETERLİ? (TÜM DETAYLARIYLA)

Bu konu için öncelikle dinin kaynağını tartışmak gerekir. Dinin kaynağı nedir? Onu gönderdiği iddia edilen Tanrı mıdır? Yoksa başka insanlar da dinin kaynağı olabilir mi? Bu soruya verilecek cevap zaten “Hadisler hüküm verebilir mi yoksa veremez mi?” sorusunun cevabı olacaktır. Bu konuyu Kur’an’ın ışığında inceleyeceğiz.

 

1. KUR’AN BU KONUDA NE DİYOR?

Öncelikle şu soruyu sormamız gerekir? Hadislere neden bakıyoruz? Buna verilen cevap ise “Peygamber de hüküm vermiştir ve din açısından onun da sözü geçer” oluyor. Kur’an’ın özellikle bu konuda çok net açıklamaları var. Çünkü, Mekkeli Müşrikler de din konusunda başka hakemler aramış, onunun bunun hükümlerini din yerine koymuş kişilerdi. Kur’an’da bu yöndeki birkaç ayet şöyledir:

En’am Suresi 126. ayet – Rabbinin yolu işte budur; dosdoğru, kıvamında… Biz öğüt alan bir topluluğa ayetleri açık bir şekilde açıkladık.

Zuhruf Suresi 44. ayet – Gerçek şu ki, bu Kur’an sana ve toplumuna elbetteki bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.

Hud Suresi 1. ayet – Elim Lam Ra. Öyle bir kitaptır ki bu, her şeyden haberdar olan ve hükümlerinde isabet sahibi olan Allah tarafından, ayetleri şüpheden arındırılmış ve hayatta karşılığı olan doğru hükümlerle sabitlenmiş; dahası çok boyutlu ve anlaşılır açıklanmıştır.

Yusuf Suresi 111. ayet – Yemin olsun ki resullerin hikayelerinde aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır.

Nahl Suresi 89. ayet – Gün olur her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık getireceğiz. Sana bu kitabı indirdik ki her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı olsun, bir kılavuz olsun, bir rahmet ve iman edenlere de bir müjde olsun.

Kamer Suresi 17 ayet – Andolsun ki, biz Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp da düşünen mi var?

 

Görüldüğü üzere, Kur’an dini hüküm açısından farklı hakemler arayanlara atıf yapmakta ve buna karşı çıkmaktadır. Ben, “Kur’an’dan başka hiçbir şeye bakmaya gerek yok” diyenlerden değilim. Kur’an’ın ayetlerini yorumlamak için ilk muhattapların nasıl anladığına da bakmamız gerekecektir. Fakat, Kur’an dışında bir şeyden dini hükmün kesinlikle koyulamayacağı taraftarayım Yani metodolojimiz şu, Kur’an’da olmayan şey dinde bir hüküm olarak önemsizdir ve Kur’an’da belirsiz olan şeyler kimi kişilerce belirlenerek dini bir gereklilik olarak sunulamaz. İlk muhattapların ne dediğine bakarak ayetlerin ne anlama geldiği çıkarılabilir. Burada anlam-yorum farkını da belirtmek zorundayız. Örneğin Yasin Suresi 38. ayette bilimsel bir karşılığı olan olaydan bahseder ve vahyin ilk muhattapları bu ayetin anlamını çıkartsalar da, kendi bilimlerine göre yorumlamışlardır. Dolayısıyla onların bu tip ayetlerdeki yorumlarında hatalar olabileceği kanaatindeyim. Bu hatalar bilim geliştikçe(İlgili alan geliştikçe) son bulacaktır.

 

Peki, Allah dışında bir kimse dini hüküm koyabilir mi? Hadislere, dini bir hüküm aramak için bakmak hatalı olacaktır! Hadislere İslam tarihi açısından bakılabilir ve ayetlerin anlamlarını çıkartma açısından bakılabilir. Fakat burada metodoloji Kur’an’a uyum olmalıdır. Örneğin Kur’an ile çelişen kimi hadisler “sahih” metoduna uyuyor diye -ilgili hadise- kesinlikle doğrudur gözüyle bakılıyor. Oysa ki sadece sahih metoduna uyması yetmez, Kur’an’a uygunluğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Sahih dediğimiz metot yalnızca hadisi rivayet eden kişinin insanlar arasında nasıl bilindiğine(Güvenilir birisi olarak mı bilindiğine vb.) ve hafızasının nasıl olduğuna bakmaktadır. Dolayısıyla bu metot asla ve asla yeterli olmayacaktır. Bunun çözümü ise Kur’an’a uyumluluğunu da test etmektir. Bazı tefsircilerin hadislerle dini çatıştırmamak adına ayet metinlerini değiştirdiği veya çok ilgisiz bir tarafa çektiği de olabiliyor. Modernistler nasıl birçok ayetten bilimsel sonuç çıkarıyor ve ayeti bağlamından koparıyorsa, gelenekçilerden de bunu yapanlar çokça var. Allah dışında kimse dini bir hüküm koyamaz. “Tavla haramdır”, “Sakal kesmek haramdır” gibi hükümler çıkartmak Allah’a şirk koşmaktır. Kur’an’da sadece Allah’ın hüküm koyucu olduğu birçok ayetten çıkıyor(Doğrudan veya dolaylı olarak). Burada birkaç tanesini aktaracağız ve aşağıda da bu konuda önemli ayetlerden bahsedeceğiz. Kur’an’a göre, din alanında tek hüküm veren Allah’tır. Dine, peygamber olsun veya olmasın başka hüküm vericiler koymak Allah’a şirk koşmaktır. Kaldı ki Kur’an birçoğu kişinin şirk koşarak iman ettiğini de söyler(Aşağıda değineceğiz. Hatta peygamber ümmetin Kur’an’ı terk ettiğinden de bahseder). Hadisler din konusunda hüküm veremezler! Kur’an Maide Suresi 101. ayette şöyle der:

Ey iman sahipleri! Size açıklandığında canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur’an indirilmekte iken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah Gafûr’dur, Halîm’dir.

 

Bazı kişiler ileri gidip “Kur’an’ı sorgulama diyor bu ayet” gibi hiçbir yerden çıkaramayacakları sonucu çıkarıyorlar. Bu ayet zaten iman eden kişilere gelmiş ayettir, en başından da anlaşıldığı üzere. Ve iman edenlere “Dinde şu var mı? Dinde bu var mı?” diye sormamamızı ve dinin temeli açısından gerekli olan şeylerin Kur’an’da yazdığını söylüyor. Bu ayetin Kur’an’ı sorgulayıp sorgulamamakla alakası yok. Ayet, dinin detaylarında boğulmamamızı ve bu detayların bize zorluk çıkaracağını(“Canınızı sıkacak şeylerle ilgili soru sormayın” kısmı) söylüyor. Hüküm konusunda Kur’an dolaylı olarak birçok şey ifade eder. En başta verdiğimiz ayetler buna örnektir, üstte bulunan Maide Suresi 101. ayet buna en açık örneklerdendir. Allah’tan başka hüküm arayıp atalarına, geleneğine, efendilerine uyanlar hakkında Kur’an şöyle söyler:

En’am Suresi 155. ayet – Bu da bizim indirdiğimiz bir kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve sakının ki size rahmet edebilsin.

Zuhruf Suresi 21-22. ayet – Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar? Hayır! Dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”

Araf Suresi 28. ayet – Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzerine bulmuştuk. Yani bize bunu Allah emretti.” De ki: “Allah edepsizliği emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”

Lokman Suresi 21. ayet – Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki, şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

Hud Suresi 62. ayet – Dediler ki “Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda ümit vaat eden bir kişiydin. Kalkmış atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmemizi mi yasaklıyorsun? Gerçek şu ki, biz, bizi çağırdığın şey hakkında kafaları karıştıran bir kuşku içindeyiz.”

Casiye Suresi 6. ayet – İşte, bunlar, Allah’ın ayetleridir ki sana bunları hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve onun ayetlerinden sonra hangi hadise(söze) bakıyorlar, inanıyorlar?

 

Görüldüğü üzere Kur’an, dinde Tanrı dışında bir kaynak arayıp, geleneğe ve dolayısıyla atalarına dayanarak kulluk edenlere çoğu yerde karşı çıkmıştır. Müşrikler de peygamberlere “Yüzlerce yıldır yaptığımız şeylerin doğru olmadığını mı söylüyorsunuz, siz sapkınlarsınız” diye karşı çıkmaktalar. Kur’an kendisine çok boyutlu, düşünenler için açıklayıcı(Kur’an açıklayıcı sıfatını din için gerekli olanı anlamak açısından söyler. Yoksa Kur’an’ın çok derin ve ilim gerektiren, bilgisizce okumayla anlaşılamayacak kısımları da vardır. Ali İmran Suresi 7. ayet bunu vurgulamakta ve ilimde derinleşenlerin anlayabileceğini söylemektedir) , din konusunda yeterli derken ve din konusunda tek hüküm veren kişi Allah iken, hangi müslüman hangi bilgiye dayanarak din konusunda başka bir hakem arıyor ve “Allah’a dinini öğretiyor?”

Yusuf Suresi 40. ayet – “O’nun yanında nelere kulluk ediyorsunuz? Sadece bir takım isimlere ki, adlarını siz ve atalarınız koymuştur. Onlar hakkında Allah, hiçbir kanıt indirmemiştir. Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti. Eskimez ve pörsümez din(Dosdoğru din) işte budur. Ama insanların çokları bilmiyorlar.”

En’am Suresi 114. ayet – Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.

Hucurat Suresi 16. ayet – De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysaki Allah, gökte ne var, yerde ne var hepsini bilir. Allah her şeyi çok iyi bilmektedir.”

 

Farklı kişilerin hükümlerini din diye sayanlara dair Kur’an, birçok ayette eleştiri yapar. İman edenlerin Allah’ın söylemediği şeyleri dini eklemeye çalışmasına karşılık şunlar söylenmektedir -müşriklere-:

Kalem Suresi 36-37-38-39. ayetler – Neyiniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz? Onda, keyfinize uyan her şeyi rahatça buluyorsunuz. Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!

 

En’am Suresi 38. ayet – Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı, iki kanadıyla uçan hiçbir kuş istisna olmamak üzere hepsi sizin gibi ümmetlerdir. Biz bu Kitap’ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler.

Kur’an, dinin hükümleri açısından her şeyi barındırır ve başka bir hükümdar aramamıza gerek yoktur(Din konusunda). Hadislere dini hüküm için bakmak hatalıdır. Şuna da değinmeliyiz ki, Kur’an’ın din konusunda yeterli olduğunu söylememize karşıt “Ezan Kur’an’ın neresinde peki?” diyenler, Kur’an’da kutup ayısının geçmemesinden yola çıkarak Kur’an’ı yalanlamaya çalışanlardan bile daha kötü mantık yürütmektedir. Kur’an Cuma Suresi 9. ayette de göreceğimiz üzere Müslümanları namaz vaktilerinde namaza çağırmayı bizlere söyler. Kur’an, iman edenlerin namaza nasıl çağıracağımızı bize bırakır. Bizler ise bunun uygun yolunu ezan olarak bulmuşuz(Ezan, geçmişten beri uygulanan yoldur). Gerekirse ezan değil de e-posta yoluyla tüm Müslümanlara namaza davet etme mesajı yollanır. Biz bu konuda ezanı kabul görmüşüz. Ezanda ne okunacaktır peki? Bu konuda Kur’an yine kesin bir şey vermemekte ve bizleri namaza davet edecek şeylerin okunması gerektiği mesajını vermektedir. Dolayısıyla şimdiki ezanlarımız gayet uygundur.

 

Size şunu söylemek isterim ki, mezhepler -muhtemelen isteyerek olmasa da- Allah’a iftira atmaktadır. Kur’an, din konusunda sadece Allah’ın hüküm koyabileceğini söylerken, mezhepler ise şeyhlerin ve peygamberlerin din konusunda hüküm koyabileceğini düşünmektedir. Birçok mezhep imamı, Kur’an’da hiç bahsedilmeyen ve alakasız şeyleri “helal-haram” diye sınıflandırmış ve ayrıca dini hükümler çıkartmıştır. Bu, Allah’a iftira atmak ve Allah’a şirk koşmaktır. Tüm bunlara rağmen Kur’an şöyle söyler:

En’am Suresi 159. ayet – Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.

Yunus Suresi 59. ayet – De ki “Ne oldu size de Allah’ın size nimet olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı atıyorsunuz?”

Nahl Suresi 116. ayet – Yalan düzerek Allah’a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin. Yalan düzerek Allah’a iftira edenler kurtulamazlar.

 

2. PEYGAMBERE UYUN AYETLERİ NE PEKİ?

Nisa Suresi 54. ayet – De ki: “Allah’a da itaat edin, resule de. Eğer yüz çevirirseniz, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz yolu(Doğru olan yolu) bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”

Nisa Suresi 80. ayet – Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.

Ali İmran Suresi 132. ayet – Allah’a ve resule itaat edin ki merhamet görebilesiniz.

 

Bu ayettlerden  “resule itaat etmek” olayının çok önemli bir şey olduğunu öğreniyoruz. Peki resule itaat etmek onun söylediği iddia edilen şeyleri dini hüküm kabul etmek midir? Yoksa Kur’an’a itaat etmek zaten resule itaat etmek midir? Acaba “sünnet” dediğimiz şey resulün söylediği iddia edilen hükümlere itaat midir, yoksa “sünnet” resulün Kur’an’ı hayata geçirmesi midir? Bu sorular çok önemli. Ve eğer Kur’an’a inandığınızı iddia ediyorsanız da Kur’an bu konuda güzel cevaplar veriyor:

Ahkaf Suresi 9. ayet – De ki: “Ben, resuller içinden bir türedi(ilki) değilim! Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Bana vahyedilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim.

En’am Suresi 50. ayet – Onlara şunu söyle: “Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vahyedilene uyarım ben!” Sor onlara: “Körle gören bir olur mu? Hala düşünmüyor musunuz?”

Fussilet Suresi 6. ayet – De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor. O halde şaşıp sendelemeden O’na yönelin ve O’ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların!”

A’raf Suresi 203. ayet – Onlara bir ayet getirmediğinde, “onu da şurdan burdan derleseydin ya,” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bu, Rabbinizden gelen gönül gözleridir, doğruya kılavuzdur, iman eden bir toplum için rahmettir.”

Enbiya Suresi 45. ayet – De ki: “Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum.” Ama sağırlar, uyarıldıklarında çağrıyı işitmezler ki!

 

Görüldüğü gibi, Hz. Muhammed de yalnızca kendine vahyedilene uyduğunu söylüyor. Kur’an’ın kesin hükümleri dışında serbest bıraktığı veya yapılmasını daha uygun gördüğü şeyleri de kendi dönemine göre gerçekleştiriyor. Bu nedenle, resule uymak Tanrı’ya uymaktır, dolayısıyla Kur’an’a uymaktır. Sonuç olarak, resul de din konusunda Kur’an’dan başka bir şey aktarmamıştır. Resul, bir hüküm veren değildir, hüküm alıp ona uyan ve insanlara hükmü bildiren, hükmün anlaşılması konusunda bize yol gösterecek bir kişidir. Hatta o da din konusunda bizler gibi normal bir insandır ve Tanrı’nın ne yapacağını bilmemektedir(Üstte de saydığımız ayetlerde Hz. Muhammed’in bunları söylediğine vurgu yapılır), Muhammed’in insan üstü güçleri yoktur. Hatta Kur’an der ki, Muhammed efendimiz değil bir arkadaşımızdır:

Sebe Suresi 46. ayet – De ki: “Size, bir tek şey öğütleyeceğim: Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün!” Arkadaşınızda(Muhammed’te) cinnetten eser yok! O, şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değil.

Araf Suresi 184. ayet – Düşünmediler mi ki, o arkadaşlarında(Muhammed’te) cinnetten eser yok. Apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir o.

Necm Suresi 2. ayet – Ki arkadaşınız(Muhammed) ne saptı ne de azdı.

 

Kur’an, resulün görevini şöyle aktarıyor:

Nisa Suresi 105. ayet – Kuşku yok ki, biz bu Kitap’ı sana, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!

Maide Suresi 67. ayet – Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.

Maide Suresi 92. ayet – Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

En’am Suresi 48. ayet – Biz o gönderilen elçileri, müjdeciler ve uyarıcılar olmaktan öte bir şey için göndermiyoruz. İman edip hayrı ve barışı yerleştirenlere korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.

Nahl Suresi 35. ayet – Ortak koşanlar dediler ki: “Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında bir şeye kulluk etmez, O’na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.

Nur Suresi 54. ayet – De ki: “Allah’a da itaat edin, resule de. Eğer yüz çevirirseniz/yüz çevirirlerse, onun görevi ona yükletilen, sizin göreviniz de size yükletilendir. Eğer ona itaat ederseniz yolu bulursunuz. Resule düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”

 

Resul de yalnızca Allah’ın vahyine uyduğunu bildirirken, ve Kur’an da resulün tek görevinin Kur’an’ı tebliğ edip ona uyması olduğunu söylerken neden Kur’an’dan başka kaynaklara hüküm aramak için bakıyoruz ki? Belki o kaynaklar Hz. Muhamed’e iftira atmak için yazılmıştır. Hatta belki de bazı sahih hadislerin Kur’an ile çelişmesinin nedeni budur. Eğer Hz. Muhammed’in yaptığı şeyleri gerçek bir şekilde aktardığını bildiğimiz kaynaklar olsaydı görecektik ki Hz. Muhammed de Kur’an’a uymuş ve onu yerine getirmiş. Ama sahih hadislerde bile neredeyse Kur’an’dan bağımsız bir din görüyoruz. Kur’an’ın yasakladığı şeyleri doğru kılan, Kur’an’ın belirsiz bıraktığı konularda dini bir hüküm veren birçok “sahih” hadis mevcut. Oysa ki en başta dediğimiz gibi, Kur’an’daki belirsiz şeyler zamana göre değişir ki o yüzden belirsiz bırakılmıştır, fakat temeli atılmıştır.

 

3. HADİSLERİN KENDİ İÇLERİNDEKİ DURUMU

Yazıya geçmeden önce çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Biz hadis literatüründen hadislere eleştiri getirmiyoruz zaten, dinin kaynağı hakkında temel bir eleştiri getiriyor ve Kur’an ayetleriyle bunu gösteriyoruz. “Şu hadis mantıksız o nedenle kabul etmiyorum”, “Şu hadis diğer bir hadisle çelişiyor o nedenle kabul etmiyorum”, “Şu hadis bilimle çelişiyor o nedenle kabul etmiyorum” demiyoruz. Direkt Kur’an’dan hareketle kabul edilmemesi gerektiğini aktarmaya çalışıyoruz. Bir hadis isterse bilime uysun isterse çelişsin, isterse Kur’an’a uysun isterse çelişsin yine de hüküm verme konusunda hiçbir şey ifade etmez. Bu kısmı hiç okumadan da zaten fikrimizi anlayabilirsiniz. Bu kısmı hadis uydurmacılığını zor görenlere itafen yazıyorum.

 

Öncelikle bu konuda Kuran Araştırmaları Grubu‘nun çok güzel, kaynaklara dayanan anlatımları vardır. Şu hadislere değinmek gerekir:

  • Allah’ın elçisinden sözlerini yazmamız için izin istedik fakat bize izin vermedi.[1]
  • Biz hadis yazarken Hz. Muhammed yanımıza geldi ve “Yazdığınız şey nedir?” dedi. Senden işittiğimiz sözler(Hadisler) dedik. Hz. Muhammed dedi ki: “Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.”[2]
  • “Ey insanlar, ateş tutuşturuldu ve karanlık gecelerin parçaları gibi fitneler yakınlaştı. Allah’a yemin ederim ki aleyhinde tutunacak bir şeyiniz yoktur. Kur’an’ın helal kıldıkları dışında bir şeyi helal kılmadım. Kur’an’ın haram kıldıkları dışında başka bir şeyi de haram kılmadım.”[3]
  • Ebu Bekir, Peygamberimiz’in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: “Sizler Allah’ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah’ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah’ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın, haramını haram görün.”[4]
  • Hadisler, Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: “Kitap Ehli’nin Mişnası gibi Müslümanların Mişnasıdır bunlar.”[5]
  • Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi.[6]
  • Hz. Ömer şöyle der: “Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah’ın Kitabı’nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmam.” Diğer bir rivayette “Allah’ın Kitabı’nı asla başka bir şeyle değiştirmem.” Başka bir rivayette; “Ben yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’nı hiçbir şeyle gölgelemem.”[7]
  • Hz. Ömer, Irak’a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: “Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız.”[8]
  • Şeddad, İbni Abbas’a “Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?” diye sordu. O da “Sadece Kuran’ın iki kapağı arasında olanları bıraktı.” cevabını verdi.[9]
  • Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse, Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.”[10]
  • Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: “Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran’ı terk etmeleridir.”[11] 
  • “Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”[12]

 

 

Üstte gördüğünüz hadislerin çoğunun söylenmesinin nedeni halkın hadisleri saptırıp, Kur’an’ı bir kenara itecebileceği ve Hz. Muhammed’ten hiç duyulmayan şeylerin rivayet edilebileceğidir. Daha önce de dediğimiz gibi, “sahih” dediğimiz hadis metodunda sadece şunlar önemlidir:

 

  1. Hadis ve senedin râvîsi(Rivayet edeni) “âdil” olmalıdır. Hadis ıstılâhında âdil kavramı, “takva sahibi” anlamında kullanılır. Yani güvenilir ve iyi bir insan olarak bilinmelidir.
  2. Râvî, zâbit olmalıdır. Yani, kuvvetli bir hafızaya sahip olmalıdır ve ezberde az hata yapmalıdır.
  3. Hadisin senedi muttasıl olmalıdır. İsnadda bulunan her râvi sağlam ve rivayeti üstadından bizzat kendileri almış olmalıdırlar. Aralarında bir kopukluk bulunmamalıdır.
  4. Hadis, şâz olmamalıdır. Şâz hadis, râbileri “âdil” ve zabit, senedi muttasıl olduğu halde daha kuvvetli bir isnâdla gelen aynı hadisin diğer rivayet yahut rivayetlerine ters düşen hadistir.
  5. Sahih hadis mualiel olmamalıdır. Muallel hadis, isnadında veya metninde bir kusur bulunan hadistir. Bu kusur anlaşılıp giderilmez ise hadis muallel kalır.

 

Sonuçta göreceğiniz üzere, bu metot güzel bir metot olsa da hala “sahih” hadislerde iftiralar olabileceği anlamına gelmektedir. Kur’an’ın ayetlerinden de gördüğümüz üzere, sahih hadis metoduna ayrıca Kur’an ile uyumluluk da eklenmelidir. Şunu da belirtmekte fayda var ki, sahih olmayan bir hadis de doğru olabilir. Fakat hadis ne olursa olsun ilk önce Kur’an’a uygunluğuna göre ele alınmalıdır.

 

4. DİN ARTIK İSLAM DİNİ DEĞİL, ŞİRK DİNİ!

Bu devirde birçok kimse Kur’an dışında kaynakları din diye benimsiyor ve Kur’an ile çelişen birçok şeyi dini bir hüküm olarak görüyor. Kur’an, çok önemli konularda önemli uyarılar yapıyor:

Lokman Suresi 33. ayet – Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah’ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman(Şeytan) aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!

Hac Suresi 8-9. ayet – İnsanlar içinde öylesi vardır ki, Allah konusunda ilimsiz, kılavuzsuz ve aydınlık getiren bir kitaba sahip olmaksızın mücadele edip durur. Yanını eğip bükerek uğraşır ki, Allah yolundan saptırıversin. Böyle kişiye dünyada bir yüz karalığı öngörülmüştür. Ve kıyamet günü biz ona, o kaspıp kavuran yangının azabını tattıracağız.

Zümer Suresi 3. ayet – Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha velileler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

Tevbe Suresi 34 ayet – Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, din bilginlerinden ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah’ın yolundan saptırırlar sizi. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara bir azap müjdele!

 

Ve daha birçok uyarmayı da görebilirsiniz. Ne yazık ki, Muhammed’in de o gün geldiğinde söyleyeceği şey şu olacaktır:

Furkan Suresi 30. ayet – Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular.

 

Peygamberler her zaman müşriklere karşı bir fikir savaşı vermiştir, kafirlere karşı değil. Çünkü İslam doğruysa zaten kafirler İslam’ı sarsamaz, ancak be ancak müşrikler sarsar. Ve öyle de olmuştur. Maide Suresinde cahiliye devrinin hükümlerini/inanışlarını benimseyen kişilerin olacağına dair mesaj ve uyarı vardır. Ne yazık ki bugünkü çoğu Müslüman da cahiliye devrinin hükümlerine inanmakta, cahilliği, iğrençliği ve müşrikliği İslam’a bulaştırmaktadır. Bu konuda Kur’an’da çok önemli ayetler vardır. Bunlardan birkaç tanesine bakacağız. Ayetler şöyledir:

Maide Suresi 48-49-50. ayet – Sana da Kitap’ı hak olarak indirdik. Kitap’tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak… O halde onlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar. Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?

 

Üstte görüldüğü üzere, geçmişte olanlar hep şimdi de oluyor, gelecekte de olacak ve insanlar tarihten bir öğüt çıkartmayacak; peygamberlerin hikayelerinden öğüt çıkarmayacak. Ancak peygamberin kılına, giyindiklerine takılacak; onların kişiliklerini ve din konusunda onların başına gelenleri umursamayacaklar, müşrikler de böyleydi. İşte bu ayetlerin dikkat çektiği çok önemli noktalar vardır. Örneğin ayette “Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler.” demektedir. Bugünkü çoğu din adamı da, Allah’ın indirdiğinden bazılarını kabul  edip, bazılarını kabul etmemektedir ve müşriklerin yaptıklarını yapmaktadır(Bkz. Yunus Suresi 15. ayet). Ve hatta bu din adamları aynı müşrikler gibi, tek hüküm koyanın Allah olduğuna inanmamaktadır ve hadislere sarılmaktadır. Konumuza dönmek gerekirse, birçok din adamı bu ayetin dediğini yapmakta ve Allah’ın dediği şeylerin bazıları kabul edip, bazılarını kabul etmemektir. Tabii ki bu din adamları keyiflerine göre dine hükümler koymaktadırlar. Kadınların çalışmaması, erkeğin ipek ve kırmızı giyinememesi, sakal bırakmanın sevap olması, müziğin yasak olması, heykel yapmanın yasak olması, dövme yapmanın yasak olması, dinden dönenin öldürülmesi, eşcinsellerin öldürülmesi, zina yapanların taşlanarak öldürülmesi, Kur’an’ı anlamak için şeyhe ihtiyaç duymak gibi daha birçok iğrenç hükümler Allah’ın değil, Şirk Dini’nin hükmüdür. Şirk Dini, dine bozuk bir şekilde inananlar tarafından uydurulmuştur. Bugünlerde çoğu kişinin bildiği ve yaşadığı din de ne yazık ki budur. Bugünkü bazı din adamları Kur’an’ın yetersiz olduğu ve her şeyi bildirmediğini düşünmekte, Kur’an’ın “Çok boyutlu ve din konusunda her şeyi açıklamış” iddiasına inanamamaktadırlar. Bunun sonucunda Yunus Suresi 15. ayette bildirildiğine göre müşriklerin de yaptığı gibi, “Bundan başka hüküm verici getirin!” demekte ve Allah’a ulaşamayacaklarını düşünmekte, fakat “iman” etmektedirler. Bu iman, bilinçli bir iman değildir ve yalnızca cehennemden korkulduğu için edilen bir imandır. Bu iman, bozuk bir imandır ve İslam’ın değil, Şirk Dini’nin bir ürünüdür.

 

Bu konuda Kur’an’dan da güzel bir örnek vermek istiyorum. Konumuz açısından bakacağımız ayetler şunlardır:

Bakara Suresi 50-51. ayetler – Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. Ve Mûsa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.

A’raf Suresi 148. ayet – Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Taha Suresi 83-84-85-86-87-88. ayetler – Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa? Dedi: “Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!” Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.” Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?” Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de attı.” Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”

Taha Suresi 95-96. ayetler – Mûsa dedi: “Senin derdin neydi, ey Sâmirî?” Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”

 

Görüldüğü gibi, Hz. Musa bir nedenden dolayı kavminin yanından 40 gün boyunca ayrılıyor. Ve 40 gün sonra geri geldiğinde halkını bir buzağıya tapar şekilde buluyor. Düşünün, hem de halkına peygamber olduğuna dair birçok şey göstermişken halk Musa gittikten sonra bazı “önderlerin” de uğraşlarıyla tekrar putlara tapmaya başlıyor. İşte bu kıssa muhteşem bir örnek teşkil ediyor. Ahlaksız, akılsız bir toplum ne olursa olsun saçma şeylerde diretiyor ve gerçeği bilerek görmemek istiyor. İbni Sina’nın da dediği gibi, gerçeği görmek istemeyen kadar kör kimse yoktur. Kur’an’daki peygamber kıssaları hep böyle öğütler vermektedir, tabii insanların geneli ayetlerin üfürüğüne kapılmışken Kur’an, Felak Suresinde buna karşı çıkar ve birçok ayette(Üstte de birkaç tanesini verdik) Kur’an’ın üfürük için değil, öğüt almak için olduğu söyler. Kur’an, Yusuf Suresi 111. ayette de aklını ve gönlünü(Yani Kur’an yine aklını kullanmaya ve dürüst olmaya dikkat çekiyor) çalıştıranların resullerin hikayesinden öğütler çıkaracağını bildiriyor. Ve dikkat edin ki ayetlerde “ve” kelimesi geçiyor. Yani, sadece aklı çalıştırmak veya sadece gönlü çalıştırmak da düzgün bir metod olmuyor. Hem aklını hem de gönlünü çalıştırmak gerekiyor. İnsanların çoğunluğunun ne yaptığı bizi ilgilendirmez, her konuda bizi ilgilendiren şey kanıtlar olmalıdır. Kaldı ki Kur’an, insanların çoğunun şirke bulaştığını ve kıyamet zamanında çok az insanın cennete gideceğini aktarıyor. “İnsanların çoğunluğu” derken inananların sayısının az olduğunu zannetmeyin! Ayrıca inananların çoğunluğunun şirke bulaştığını vurgulayan ayetler de vardır. Yani insanların çoğunluğu derken inanandığını iddia eden birçok kişiden de bahsediyor Kur’an. Dediğimiz gibi, insanlara bakarak bir sonuca varılamaz, konu her ne olursa olsun kanıtlar asıl öneme sahip şeylerdir. Ve Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır. Şirk Dini dediğimiz durum hakkında daha fazla bilgi edinmek için Hocalara/Efendilere Uymak Ve Kur’an’da Akılcılık adlı yazımızı okumanızı önermekteyim. O yazıda çok daha fazla örnek vermekteyiz.

 

Kaynaklar

[1] Tirmizi, es-Sünen, K. İlm, sayfa 11 (Not: Sonradan bu yasak farklı nedenlerden dolayı kaldırılsa da hadislerin yasaklanmasının nedeni hadislerin Kur’an ile karıştırılıp onlardan hüküm çıkarılmasaydı)

[2] El Hatib, Takyid, 33 (Not: Yine, Hz. Muhammed’İn hadislerden hükümler çıkarılması ve saptırılması nedeniyle ettiği bir söz olarak geçer)

[3] İbni Hişam, Siret 4, Sayfa 332 (Not: Bunun nedeni de üstteki nedenler gibidir. İnsanlar olayları saptıracağı için hadisler konusunda çok titiz davranılıyordu)

[4] Zehebi, TezkiratulHuffaz 1/3; Buhari l.cilt

[5] İbni Sad, Tabakat, 5/140

[6] İbni Abdül Berr, Camiul Beyanil İlm

[7] El Hatip, Takyıdul İlm; İbni Sad, Tabakat

[8] Hanbel, Kitabul Ilel 1

[9] Buhari, K. Fezailul Kur-an 16; Müslim K. Fezailus Sahabe 30, 31; Ebu Davud K. Fiten 1, Tırmızı K. Fiten 43

[10] Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması

[11] İbni Abdül Berr, Camiul Beyanil İlm

[12] Müslim, Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33 (Not: İlkiyle dediğimiz nedenle söylenmiştir)

Yazdığımız tüm mealleri Kuran Meali adlı siteden aldık. Bu sitede her ayet için 40 farklı meali ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

Mantıksal Teizm ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

1 Response

  1. Ali Rıza dedi ki:

    Ağzınıza sağlık çok güzel bir yazı olmuş her şeyi detaylıca vermişsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir