NUH TUFANI NASIL GERÇEKLEŞTİ?

Nuh Tufanı pek çok kişi tarafından yanlış bilinmektedir. Kur’an’daki tufan olayı Tevrat ve İncil ile karıştırılmaktadır. Çoğu kişi bu kıssaları küçük yaşlarında duyduğu ve kendisi de üstüne araştırmadığı için, aktarılan bu söylemleri Kur’an’da var zannetmektedir. Nuh Tufanı da bu konudaki en iyi örneklerdendir. Ne yazık ki birçok kişi Kur’an’dan bakmayarak yanlış çıkarımlar yapmakta ve bu çıkarımlarından da Kur’an’a saldırmakta ve Kur’an’ın yalan olduğunu iddia etmektedir. Peki, Kur’an’a göre Nuh Tufanı nasıl olmuştur? En başta şunu söylemeliyim ki, bu olay hakkında çıkan birçok karışıklık diğer dini kitaplarla Kur’an’ı karıştırmaktan ve Kur’an’ı sözlü olarak inmiş bir cümleler bütünü olarak değil de direkt kitap olarak inmiş bir metin gibi algıladığımız için çıkmaktadır. Oysa ki, Kur’an, günlük dilimizde de yaptığımız gibi sözlü konuşma mantığı içermektedir. O nedenle, -günlük hayatımızdaki konuşmalarda da yaptığımız- mantıksal çıkarımlarla aracılığıyla da Kur’an daha net anlaşılacaktır ve “Neden Kur’an senin dediğinden detaylıca bahsetmemiş?” yahut “Kur’an beriki konudan bahsederken ona bağlı olan ve önemli bir konu olan diğer konudan neden detaylıca bahsetmemiş?” gibi sorular ortadan kalkacaktır.

 

Öncelikle, hikayeden biraz bahsedelim: Nuh, kavmini birçok konuda ve birçok kez uyarıyor. Kavmi onu kabul etmiyor ve hatta çok çirkin şekillerde dalga geçiyorlar. Nuh da artık gücünün kalmadığını dile getiriyor ve Allah’tan yardım istiyor. Allah da Nuh’a bir gemi yapmaya başlamasını ve o dalga geçenlerin suların altında kalarak boğulacağını söylüyor. Nuh’un çocuğu da Nuh ile dalga geçenler arasındadır. Hatta Nuh’un çocuğu Nuh2a karşı kampanyalar başlatmış birisidir. Sonrasında Nuh kendi başına bir gemi yapmaya başlıyor. Ayrıca, bu gemi küçük bir sandal falan değildir. Adem bu geminin üzerinde bayağı uğraşıyor ve büyük, sağlam bir gemi yapıyor, hatta birazdan göreceğiniz üzere muhtemelen buharlı bir gemi yapıyor. Tarihe bakarsanız yüzlerce tonluk taşların taşınarak çok büyük yapıların yapıldığını görürsünüz. Mısır Piramitleri, Tiahuanaco Antik Şehrindeki yapılar, Teotihuacan, Sacsayhuaman bunlara birkaç örnektir. Hatta bu yapıların çoğunluğu hem belirli takımyıldızlara göre dizilmiş hem de birbirleri ile aynı enlemde dizilmiştir. Anlayacağınız üzere, geçmişte yapılan bu şeyler pek de ilkel değildir. Açıkçası ben Nuh’un gemisinin de böyle şaşırtıcı bir yapıda olduğunu düşünmekteyim. Hikayemize devam etmek gerekirse, Nuh gemiyi yaparken bulunduğu kavmin insanları Nuh ile hala dalga geçiyorlar. Nuh da, “Bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay edeceğiz. Tıpkı sizin eğlendiğiniz gibi. Rezil eden azabın kime geleceğini, sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.” diyor. Sonraki ayetlerde Allah’ın emri geldiği beriltiliyor ve Nuh, çocuğunu son birkez daha uyarmak istiyor. Bunun üstüne “Oğulcuğum, bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma.” diyor. Sonrasında oğlu cevap veriyor: “Bir dağa sığınacağım, beni sudan korur.”, ardından Nuh cevap veriyor: “Allah’ın merhamet ettiği dışında bugün hiç kimse için Allah’ın kararından kurtaracak yoktur.” Ardından Nuh’un oğlu da suyun içinde boğulup gidenlerden oluyor. Nuh’un gemisinin nasıl olduğu konusunda dikkat etmemiz gereken yer şu: Hud Suresi 40. ayette “Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik…” ifadesi geçiyor. Demek ki Nuh’un gemisinin buharlı bir gemi olması çok muhtemeldir. Ortada, “Küçük bir gemiydi ama Allah’ın gücü işte… O, ol der ve olacak olan da olur.” gibi bir durum yoktur. Eğer Allah Nuh’un kendi emeği ile bir şeyler başarmasını istemeseydi ve kendisi işe koyulsaydı, zaten hiçbir gemiye, hiçbir şeye ihtiyaç olmadan Nuh’u, hayvanları ve bazı iman edenleri suyun içinde boğulmadan tutardı da. Nuh olayı doğa yasaları içide gerçekleşmiştir. Hikayeye devam etmek gerekirse, Hud Suresi 40. ayette birtakım hayvanların ve iman edenelerin gemiye toplanması emri veriliyor, yine aynı ayette iman edenlerin sayısının pek de fazla olmadığına dikkat çekiliyor. Kıssada birçok kişinin yanlış bildiği kısım tufanın hangi bölgede olduğudur. Kur’an’a göre Nuh Tufanı tüm dünyada olmuyor, belirli bir bölgede oluyor! Tevrat’a ve İncil’e göre Nuh Tufanı tüm dünyada oluyor fakat Kur’an’da buna dair bir kanıt olmadığı gibi aleyhine dair kanıtlar vardır. Tufanın belirli bir bölgede olduğuna dair kanıtlar şunlardır:

    1. Hiçbir surede tufan olayının tüm dünyada olduğunu söyleyen bir ayet yok. Ve herhangi bir ayette tufanın tüm dünyada olduğunu düşünmemize sebebiyet verecek bir ifade yok.

    2. Ayetler Nuh’un belirli bir kavme geldiğini söylüyor(Bkz. Ankebut Suresi 14. ayet). Diğer tüm kıssalarda da peygamberler sadece kendi kavimleri ile ilgili olaylar yaşıyor. Hiçbir tanesi bile bir kavme geldiği halde tüm dünya ile ilgili bir olay yaşamıyor(Bkz. Şuara 208-209 ve tüm peygamber kıssaları).

    3. Nuh seslenirken hep “Yâ kavmi”(Ey kavmim) şeklinde sesleniyor. Eğer ki Nuh belirli bir yere değil de tüm dünyadaki kişilere hitap etseydi seslenirken “Yâ eyyuhennâsu”(Ey insanlar) şeklinde seslenmeliydi.

 

Tufanın tüm dünyada olduğunu savunanların ileri sürdüğü ayete bir bakalım, Nuh Suresi 26. ayet şöyle der:

Nûh şöyle yakardı: “Rabbim! Yeryüzünde, kâfirlerden gezip dolaşacak hiç kimse bırakma!”

 

Burada, ancak düzgünce araştıran kişilerin göreceği önemli bir nokta vardır. Diğer tüm ayetlerde de peygamberler dua ettiğinde duasına anında bir cevap gelir(Sad 35-36, Şuara 168-169-170-171-172, Enbiya 87-88, Kamer 10-11 ve daha fazlası). Ancak Nuh’un bu ayette ve devamındaki ayetlerde ettiği duaya bir cevap gelmemiştir, çünkü duası kabul olmamıştır. Çünkü Allah herkese özgür irade vermektedir ve eğer herkesin iman etmesini isteseydi zaten bizleri bu şekilde yaratmazdı. Nuh Suresi 27-28. ayetler şöyle der:

“Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar. Rabbim! Beni, anne babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helâk ve perişanlığını artır!”

 

Sure burada sonlanmaktadır ve Nuh’un duasının üstüne “Dünyadaki tüm kafirleri cezalandırdık.” gibi bir tane bile ifade geçmemektedir ki Kur’an tüm peygamberlerin dualarından sonra hemen duanın kabul edildiğini ve nasıl gerçekleşeceğini yazar. Ama ilginçtir ki burada öyle olmamıştır. Eski Ahit’teki Yaratılış Bölümü’nde 7:19-23 kısımlarında ise Nuh’un gemisi dışında kalan her şeyin silinip süpürüldüğü yazar. Matta 24:37-39; Luka 17:26-27; Yeşaya 54:9; 1 Petrus 3:20; 2 Petrus 2:5; İbraniler 11:7 kısımları Nuh’un tufanının dünya çapında olduğuna işaret eder. Tevrat’ta da Tekvin 6:13-22 kısımlarında tufanın dünya çapında olduğu yazar. Ancak dediğimiz gibi, Kur’an’da buna dair hiçbir ifade yoktur ve yerel olduğunu anlayacağımız kısımlar bulunmaktadır.

 

Dolayısıyla tufan tüm dünyada olmamıştır, tufan bölgeseldir. Bazı insanlar Tevrat ve İncil’i Kur’an ile karıştırıyorlar, bunun sonucunda da yanlış kanılara varıyorlar. Ayrıca, tufanın sonucunda Nuh’un gemisinin oturduğu dağ Kur’an’a göre belli değildir. Malum ayetlerde geçen “cudi” kelimesi yüksek bir tepe anlamına gelmektedir. Anlayacağınız üzere, sular yüksek dağlara kadar ulaşamamıştır. Ve, bu sular nereden gelmiştir? Suların nereden geldiğine dair Kur’an, Kamer Suresi 11-12. ayetlerde “Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile. Ve fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.” ifadesini kullanır. Ayetteki “semâ” kelimesinden yola çıkarak çok fazla yağmur yağdığı yorumu yapılır. Peki hayvanların gemiye toplanması konusu? İşte çokça çarpıtılan kısım burasıdır. Hud Suresi 40. ayet şöyle der:

Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: “Yükle içine her birinden birer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları.” Ama Nûh’la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.

 

Hayvanların gemiye alınması konusundaki önemli nokta şu: Kur’an’a göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasının amacı İncil’de ve Tevrat’ta olduğu gibi hayvan nesilini kurtarmak değildir! Kur’an’a göre Nuh’un gemiye hayvanları toplamasının amacı belirli bir süre boyunca yaşamına devam etmektir. Ve dikkat edilmesi gereken bir nokta var ki, Nuh, hayvanları gemiye aldıktan sonra gemiyi harekete geçirmek için hazırlık yapmıyor. Önce gemiyi harekete geçirmek için hazırlıkları yapıyor(Ayette “tandır kaynayınca” ifadesi vardır) ve sonrasında “Yükle içine her birinden birer çift…” emri geliyor, bunun üstüne(Gemi çalışır durumdayken) hayvanlar toplanıyor. Bir analoji yapalım, diyelim ki bir arkadaşınızın evi yanıyor ve siz de alevlerin içine girebilecek kadar cesursunuz. Arkadaşınız size “Tüm eşyaları al.” derse belli ki evin içindeki kurtarabildiğiniz tüm eşyaları almanızı kastediyor, tüm dünyadaki ve yanmış-yanmamış tüm eşyaları almanızı kastetmiyor. Burada da aynen böyle. Kur’an’a göre Nuh’un amacı hayvanlarını neslini devam ettirmek olmadığı için(İncil ve Tevrat’ta amaç hayvanların neslini devam ettirmektir) yalnızca kendisine gerekli olan hayvanlardan birer çift yüklüyor gemisine. Yani, “Tüm hayvanlar” ifadesinden kasıt dünyadaki tüm hayvanlar olmadığı gibi o bölgedeki tüm hayvanlar da değildir. Kaldı ki balina, yunus gibi hayvanların da almasına gerek yok, çünkü bu hayvanlar zaten suda yaşıyor. Anlayacağınız üzere, Kur’an’a göre tufan gayet olası bir şekilde gerçekleşiyor. Bazıları İncil’i ve Tevrat’ı Kur’an ile karıştırdığı için ne yazık ki İncil’de ve Tevrat’ta yazan bazı olağan dışı şeyler Kur’an’a da bulaştırılıyor. Bunun sonucunda, Türkiye’deki ateistler ve teistler dini düzgün bir metodlar araştırmadığı için, ya “Nuh Tufanı salakça bir olay.” gibi görüşler, ya da “Allah o her şeyi yapar, bu kadar derinine inme.” gibi görüşler yayılıyor. Ve sonuç olarak, iki kesim de düzgün bir temele dayanamıyor.

 

Dikkat etmemiz gereken diğer bir nokta; Kur’an’da kıssalar anlatılırken bir tarih kitabındaki gibi, zaman, yer ve kimlerin bu durumun içinde olduğu verilmez! Tarih kitaplarındaki genel amaç zaten zamanı, yeri, kimlerin bu durumun içinde olduğunu belirlemektir. Kur’an’da net bir tarihin, yerin geçmemesi Kur’an’daki yanlışlığı veya anlattığı olayların yaşanmadığını göstermez. Kur’an’ın kendisinin de dediği üzere(Yusuf Suresi 111. ayet), Kur’an’daki kıssalar tarih açısından bilgi edinmemiz için değildir, bir işaret/ibret almamız içindir. Zaten bazı peygamberlerin adı da bu nedenle verilir. Yoksa Kur’an birçok peygamberin geldiğini söylemektedir, fakat hemen hemen 24 tane peygamberin adı Kur’an’da geçmektedir. Bu geçen peygamberlerin de hikayeleri önemlidir, özel yaşamları değil. Kur’an adı geçmeyen diğer peygamberlerin de şu anda Kur’an’da bulunan peygamberlerle benzer tepkiler yaşadıklarını belirtir ve tüm peygamberlerin mesajının tek olduğu söylenir, bu mesaj şöyledir; tek Tanrı vardır. Ve dikkat edin, Kur’an’da Firavun geçer ama Firavun bir kişinin ismi değildir, Kur’an’da Ebu Leheb geçer ama Ebu Leheb bir kişinin isim değildir. Çünkü Kur’an’ın dikkat çekmek istediği yer kişiler değildir, kişiliklerdir. Ebu Leheb’in kim olduğunu anlatmaz, Ebu Lehebliği anlatır.

 

Nuh’un kıssasında birçok önemli öğüt vardır. Bu yazıdaki konumuz bu olmadığı için tabii ki bunlardan bahsetmeyeceğiz. Fakat diğer tüm peygamberlerin de kıssalarında olan önemli bir şeyi dile getirmek istiyorum. Peygamberlerin ailelerinde iman etmeyenler tabii ki oluyor. Ve eğer peygamberler kavimleri ilgili bir durum yaşıyorlarsa kavminin başına gelenler akrabalarının da başına geliyor. Buradan anlıyoruz ki her kimin akrabası olursanız olun hiçbir üstünlüğünüz yok, kendi yaptığınız şeylerden sorumlusunuz. Ve, peygamberler ailelerindeki iman etmeyenlerle konuşurken hiçbir zaman kötü şeyler söylemiyorlar, yani güzel bir şekilde tebliğ yapıyorlar. Örneğin Nuh’un oğlu iman etmemekte ve hatta Nuh’a karşı kampanyalar başlatmaktadır. Yine de Nuh, oğlu ile konuşurken “Oğulcuğum” diye hitap ediyor. İbrahim’in de babası iman etmemektedir ve hatta İbrahim’e karşı çıkmaktadır da. Buna rağmen İbrahim babasına “Babacağım” diye hitap ediyor ve güzelce konuşuyor. Bu sadece peygamberlerin akrabaları için geçerli olan bir şey değildir. Örneğin Musa, Firavun gibi zalim bir kral ile hemen savaşmamakta ve ona kötü laflar söylememektedir. Firavun’u ilk önce güzelce uyarmaktadır. Ve hatta Firavun, Musa ile dalga geçse de Musa üslubunu bozmamaktadır. Musa’nın amacı her zaman tatlı bir dille Firavun’un zalimliğini bitirmek olmuştur. Ancak Firavun zalimliğe ve dalga geçmeye devam ettikçe Musa’nın da yapabileceği bir şey kalmamıştır.

 

Peki eski uygarlıklarda Nuh Tufanı gibi olayların geçmesi Kur’an’daki ifadelerin eski uygarlıklardan alındığını  göstermez mi? Öncelikle, Tevrat’a bakarsanız çoğu kıssayı anlatırken Sümer-Babil metinlerine aşırı derecede benzerlik gösterir. Örneğin Tevrat’ta anlatılan Nuh Tufanı olayı Gılgamış Destanı ile birçok benzerlik göstermektedir. Kur’an’da ise bu kadar benzerlik yoktur, hatta neredeyse sadece temeli bakımından(Tufan olması ve bir topluluğun belirli nedenlerden dolayı kurtulması gibi…) benzerlik gösterir. Açıkçası, diğer olayların da benzer şekilde geçmesini veya farklı şekilde geçmesini Kur’an’ın eski uygarlıklardan çalıntı olduğuna dair bir kanıt olarak görmüyorum. Eğer bu olaylar zamanında olmuşsa, birçok şeyi kayıt altına alan halk, zaten bu olayları da kayıt altına alacaktır. Hatta olayları kendi açılarından kayıt altına alacaklardır. Geçmişteki halkların destanlarını bilirsiniz, destanlar tarih konusunda bize belirli bir oranda ışık tutar. Geçmişteki halklar yaşanan olayları daha çok destan şeklinde, kendi açılarından yorumlayarak ele almıştır. Ben benzerlik olmasında hiçbir sorun görmüyorum. “Sümer Metinlerinde Kur’an ile benzer ifadeler geçiyor.” gibi bir önermeden mantıksal olarak “Kur’an, Sümer Metinlerinden alıntıdır.” gibi bir sonuç çıkmamaktadır. Ayrıca şu da var ki, Kur’an Sümer inanışlarıyla çelişki içeren birçok şeyden de bahseder. Daha ileride de tüm bu kanıtları toplayarak bir argüman öne sürmeyi düşünmekteyim. Ancak genel olarak bahsetmek gerekirse, eski uygarlıklarda benzer ifadelerin geçmesi pek de bir şey ifade etmiyor. Hatta Kur’an’da İslam görüşünün ilk insanlardan beri var olduğu söylenir. Eski uygarlıkların olan olayları kendilerince yorumlayarak kaydetmesinin yanında, eski uygarlıklar İslam görüşünü değiştirip ortaya yeni bir din sunmuş da olabilir. Örneğin “Gökler ve yer bitişik idi” gibi bir söylem Sümer metinlerinde de geçer. Ancak Sümer düşüncesine göre gökle yer Tanrıça Tiamat’ın bedeninden yaratılmıştır. İşte bu ve benzeri şeyler gerçekten İslam görüşünün tahrif edilmesiyle ortaya çıkmış da olabilir. Sümer metinlerinde çok tanrılı bir inancı görüyoruz ve Kur’an eski insanların kendince tanrı oluşturmasından ve gerçek din anlayışının tahrif edilmesinden de bahseder. Dolayısıyla bilimsel metodu önemseyen insanların gelip de “Sümerlerden Babillere, oradan da Samilere ve Yunanlara geçmiştir bu olay.” demesi gayet ilginç. Bilimsel metod diyorlar fakat bu konuda bilimsel metod nedense göz ardı ediliyor. Doğa bilimlerinde kanıtlara bakan kişiler nedense sosyal bilimlerde kanıtlara bakmayıp kendilerince yorumlamayı pek seviyorlar. Dediğim gibi, ben bu tür iddiaları çok güçlü bulmuyorum. Eğer Kur’an’ın yanlış olduğu düşünülüyorsa ayetler arasında çelişki ve bilimsel bir hata getirilmelidir(Ki çelişki olduğu iddia edilen birçok ayette de çelişki yoktur. Buna dair de bir yazı yayınlayacağım. Bilimle çeliştiği iddia edilen birkaç tane yazı gördüm. Bahsedilen ayetlerde bilimle bir çelişki göremedim. İleride bunlardan bahseden bir yazı yayınlayacağım). Bu tip tarihsel iddialar Kur’an’ın dediği gibi de yorumlanabilir ki bence Kur’an’ın dediği gibi yorumlanması daha tutarlıdır. Dolayısıyla “Kur’an onlardan alınmıştır, Kur’an uydurmadır” iddiaları çok da sağlam değildir. Kaldı ki olan tüm bu ifadeler Muhammed’in yaşadığı dönemde halk tarafından dile mi getiriliyordu? Peki Sümer inanışlarıyla ve hatta Muhammed’in dönemindeki bilim anlayışıyla çelişkili ifadeler Kur’an’da nasıl bulunabiliyor? Kur’an’daki, bebeğin cinsiyetini erkeğin belirlediği görüşü buna örnektir. Şimdi burada da bazı Antik Yunan kitaplarından örnekler getirenler olacaktır. Ancak biliyoruz ki Muhammed’in döneminde kabul gören görüş bebeğin cinsiyetini erkek ve kadının birlikte belirlediği görüşüdür. Muhammed, halkının bahsettiği bilimsel konular ve tarihi olaylar arasından hep doğruları seçmeyi nasıl başardı? Hatta muhtemelen Muhammed’in zamanında da kütüphanelerde tutulan Apokrif İnciller ile Kur’an tutarlı olmayı nasıl başarmaktadır? Hatta tufan olayından yola çıkarak Kur’an’ın Tanrı sözü olduğuna dair argüman bile vardır.

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

2 Responses

  1. Furkancan dedi ki:

    Bence “Kuran da varmı yokmu varsa nasıl?” diye bir seri yapmalısın buda o serinin ilk yazısı olabilir.

    • Furkan dedi ki:

      O tarz bir yazı dizisi yapmayı düşünüyorum. Fakat şu anda sitedeki yazıları düzenlemekle ve sitenin temasını düzenlemekle meşgulum. Çok önemli birkaç tane yazı yayınlayacağım, sonrasında dediğiniz türde bir seri yapabilirim, gayet güzel olacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir