İSLAM TERÖR DİNİ MİDİR?

image_pdf

“IŞİD İslam’in temsilcisidir.” fikrine özellikle gençler, din karşıtları(Ateistler demiyorum, din karşıtlarından söz ediyorum) ve Şirk Dini’ne inananlar inanmaktalar. Fakat, gelenekçi din düşüncesinde olan insanlar terör örgütlerinin yaptığını yerine getirmeseler de kendileri de benzeri şeyleri söylerler.[1] Peki gerçekten terör örgütleri İslam’ın temsilcisi mi, ayetlerle buna bir bakalım ve terör örgütleri hakkında birkaç duruma göz atalım. Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyunuz. “IŞİD ve diğer terör örgütleri İslam’ın temsilcisi değil” deseniz dahi özellikle 2. madde ve 3. madde sizi ilgilendirmektedir. Bu yazıda, Kur’an ayetleriyle çok önemli konular irdelenmekte ve sosyolojik incelemeler yapılmaktadır.

 

1. AYETLERLE CEVAPLAR

“Kafirleri öldürmek” hakkında kısa ve öz bir yazı hazırlamıştık, buradan inceleyebilirsiniz. O yazıyı okuyup sonra buradaki yazıyı okumanızı öneriyoruz. Çünkü, kimi insanlar Kur’an’daki “Kafirleri öldürün” ifadelerini IŞİD’in destekçisi olarak görüyorlar, o yazıyı okumalısınız ki ne olduğunu görün.

 

Mumtehine Suresi 8. ayet – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

IŞİD ve benzeri terör örgütleri bu ayeti kesin bir dille inkar ediyorlar. Kendilerine hiç dokunmayan insanları(Ateist, deist, teist, budist, agnostik olması hiçbir şeyi değiştirmez) öldürüyorlar. Üstteki ayette de gördüğünüz gibi, bunu yapmaya hakkınız yoktur. Tabii ki terör örgütleri de Kur’an’dan yola çıkarak değil, keyiflerince dine eklemeler yaparak fetvalar veriyorlar. Bu durum ise Allah’a şirk koşmaktır. Malum terör örgütleri tamamen siyasi nedenlerle dini, iğrençliklerine alet ediyor, din konusunda keyiflerine göre hüküm koyuyorlar. İlgili ayetlerin hitabi bağlamı çöpe atılıyor ve bunun neticesinde ilginç sonuçlar çıkarılıyor.

 

Bakara Suresi 256. ayet – Dinde baskı – zorlama – tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.

Gaşiye Suresi 21-22. ayet – Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün. Onlara zor ve baskı uygulayacak değilsin.

Yunus Suresi 99. ayet – Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!

Yunus Suresi 99. ayette de çok açık bir şekilde gördüğünüz gibi, eğer herkesin iman etmesi istenseydi Allah zaten bunu yapardı. Ama Allah insanların iradelerine bırakmıştır ve zaten “imtihan dünyasının” gerekliliği budur. Kimse, dine inanıp da ibadetlerini yapmayan birisine veya dine inanmayan birisine karşı zorlama, baskı uygulayamaz. Herkes kendisinden sorumludur ve bu gibi konularda birçok ayette bahsedilen, Kur’an ile uyarma yapılabilir. Furkan Suresi 52. ayette de Kur’an bunu öneriyor, Gaşiye Suresi 21-22. ayetlerde de, Kaf Suresi 45. ayette de. Yani, insanları İslam’a düzgün bir şekilde davet etmelisiniz. Kendi yaşantınızda da İslam’ı göstermelisiniz(Bkz. Saff Suresi 2. ayet). İslam, bilmediğin konu hakkında konuşma, konuştuklarını kanıt getir gibi birçok düşünce metodunu da direkt veya dolaylı olarak göstermiştir. Dolayısıyla bir Müslüman, akılcı, metodlara sadık kalan(Bilim konusunda bilimsel metod, tarih konusunda tarihsel metod gibi), iyiliği özendiren(Söylemleriyle ve yaşantısıyla), adaleti ne olursa olsun ayakta tutan(En yakın akrabası da olsa, 1 kuruşluk bir hırsızlık bile olsa adaletli davranmalı ve hiçbir şeyi gizlememelidir) bir kimse olmalıdır. IŞİD ve benzeri örgütler bu saydığımız ve aktardığımız ayetlerden çok uzaktalar.

 

Maide Suresi 8. ayet – Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin! Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.

Ali İmran Suresi 104. ayet – İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır.

Bir topluluğa olan kini bırakın, kendileri gibi olmayan herkese nefret yağdırıp, yok ediyorlar. Adeleti sağlamak sizce bu mudur? Hayra, doğruluğa çağırmıyorlar, insanlara haksızlık yapmaya ve kendileri gibi olmayanları öldürmeye çağırıyorlar. Sizce bu ayetlerle onların yaptıkları çelişmiyor mu?

 

İsra Suresi 33. ayet – Allah’ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

Nahl Suresi 126. ayet – Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

Şura Suresi 40. ayet – Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.

Şura Suresi 41. ayet – Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranmaz.

Şura Suresi 42. ayet – Aleyhine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırılarda bulunurlar, taşkınlıklar sergilenler. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.

Hac Suresi 39. ayet – Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.

Maide Suresi 32. ayet – İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.

Görüldüğü üzere Kur’an’da yalnızca savunma savaşı kabul edilir(Elbette başkalarına baskı ve zulüm yapanlara da karşı savaşılabilir. Fakat “savunma savaşı”ndan kastımızın durduk yere savaş açılamayacağına işaret ettiğini belirtelim), bunlar cihat olayının bir kısmıdır. Savunma savaşı insanın en doğal hakkıdır ve Birleşmiş Milletler Anltlaşması’nın 51. maddesinde de bu hak sabitlenmiştir.[13] Ayrıca, Kur’an’da savaşmanın da bir adabı vardır. Üstteki ayetlerde de göreceğiniz üzere. Savaş açan tarafla aynı miktarda ve aynı şekilde bir güç uygulanabilir en fazla. Fakat, olayı savaştan barışa götürmek daha hayırlıdır. Ali İmran Suresi 191. ayet, A’raf Suresi 199. ayet, Maide Suersi 8. ayet gibi ayetlere bakarsanız çok net bir şekilde görebileceğiniz üzere, cihat olayının diğer kısımları da evreni araştırmak, iyilik yapmak, herkese adaletli davranmak(İnanan-inanmayan fark etmeden) gibi şeyler olduğunu görebilirsiniz. Kur’an, bir devletle antlaşmanız varsa ve karşı devlet bunu bozup size saldırmışsa karşı taraf ile toptan savaşmayı emretmez. Eğer ki karşı taraftan bir kişi size gelir ve antlaşmaya uymak istediğini, savaşmak istemediğini söylerse o kişiyi korumalı ve güvence altına almalısınız(Bkz. Tevbe Suresi 4. ayet). Yazının başında söylediğimiz gibi, “Kafirleri/müşrikleri öldürün.” gibi ayetleri incelemek için Kur’an’da Savaş Ayetleri yazımızı okumanızı öneririm. Ayetleri bütün olarak ele almak gerekiyor ve bağlamlarını çöpe atmamak gerekioyr. Ve malum ayetlerde zaten karşı tarafın Müslümanlara savaş açtığı görülüyor. Ayetlerin öncesini ve sonrasını okursanız da belirttiğimiz şeyi rahatça görebilirsiniz. Terör örgütleri sizce savunma savaşı mı yapıyor yoksa keyiflerine göre dini hüküm vererek suçsuz insanları mı öldürüyorlar?

 

Zuhruf Suresi 21-22. ayet – Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar? Hayır! Dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”

Lokman Suresi 21. ayet – Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki, şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

Yunus Suresi 18. ayet – Allah’ın yanında bir de kendilerine zarar vermeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: “Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır.” De onlara: “Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?” Şanı yücedir O’nun, ortak koştuklarından arınmıştır O.

Zümer Suresi 3. ayet – Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha velileler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

Bildiğiniz üzere bu kimseler din bilginlerine, şefaatçilere inanıyorlar. Kur’an’da buna karşı çıkıldığını üstteki ayetlerde de görüyorsunuz(Şefaat, IŞİD gibi örgütlerin savunduğundan çok daha farklı bir konudur). IŞİD gibi örgütler veya bu düşüncelerde olan kimseler dine karşı çıkıyor demektir.

 

Şura Suresi 38. ayet – Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı kılarlar. İşleri/yönetimleri, aralarında bir şûra’dır. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.

Biliyorsunuz ki IŞİD, seçimlere karşı çıkıyor(Hükmün yalnızca Allah’ta olduğunu aktaran ayetleri çarpıtıyorlar. Bağlamından da anlaşılacağı üzere ilgili ayetlerde din-inanç-ibadetler konusunda hükümlerden bahsedilmektedir).[2] Fakat örneğin Şura Suresi’nde, insanların kendi aralarında bir şura (toplantı) yapabileceğinden söz edilmektedir. Kendileri bu ayetleri bağlamlarından koparıyorlar.

 

2. EN BÜYÜK HATA DİN ANLAYIŞIMIZDA

Furkan Suresi 44. ayet – Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.

Yusuf Suresi 106. ayet – Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmez.

Kamer Suresi 17 ayet – Andolsun ki, biz “Kur’an”ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp da düşünen mi var?

Üstteki ayetlerde de gördüğünüz üzere Kur’an uyarıyor. Ne yazık ki “inanan” bir çok insan da şirke bulaşıyor veya adalet/düşünmek gibi ibadetleri yerine getirmiyor ve hatta bunlara karşı çıkıyor! Dini işleri “din bilgini” sınıfının yaptığı bir düzen İslam’da yoktur. Hz. Muhammed de böyle bir düzeni yıkmak için gelmiş bir elçidir. Dini işler herkes açısından aynıdır ve herkesin öğrenme yükümlülüğü vardır(Tabii ki yorumlama kısmında müfessirler daha başarılı olacaktır, çünkü yorumlama da bir ilimdir. Fakat, dinin tamamen “din bilgini” sınıfına bırakıldığı bir düzen asla ve asla İslam’da yoktur):

Tevbe Suresi 34 ayet – Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, din bilginlerinden ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah’ın yolundan saptırırlar sizi. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara bir azap müjdele!

 

Din konusunda herkes araştırmalı ve konuşmalıdır. Bugün o kadar berbat bir durumdayız ki insanlar Kur’an’ı pratikte hiçbir şekilde uygulamayıp yalnızca okumayı sevap sanıyor! Fakat, boş boş bu kitabı okumak önemli değildir, Kur’an’ı anlamak ve onun hakkında düşünmek – onu uygulamak bir ibadettir, anlamadan okumak değil! Anlamaya çalışarak okuduğunuzda zaten hakkında düşünmeye ve kişilerin yalanlarına kanmamaya başlarsınız, işte bu bir ibadettir. Kimilerinin İslam adı altında yaptığı kötülüklere karşı kanmamalısınız ve İslam’ı araştırmalısınız:

Araf Suresi 28. ayet – Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzerine bulmuştuk. Yani bize bunu Allah emretti.” De ki: “Allah edepsizliği emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”

Hud Suresi 109. ayet – Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme! Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da hak ettiklerini hiç eksiltmeden vereceğiz.

 

Benzeri bir konuda Kur’an’dan güzel bir örnek vermek istiyorum. Konumuz açısından bakacağımız ayetler şunlardır:

Bakara Suresi 50-51. ayetler – Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. Ve Mûsa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.

A’raf Suresi 148. ayet – Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Taha Suresi 83-84-85-86-87-88. ayetler – Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa? Dedi: “Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!” Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.” Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?” Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de attı.” Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”

Taha Suresi 95-96. ayetler – Mûsa dedi: “Senin derdin neydi, ey Sâmirî?” Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”

 

Görüldüğü gibi, Hz. Musa bir nedenden dolayı kavminin yanından 40 gün boyunca ayrılıyor. Ve 40 gün sonra geri geldiğinde halkını bir buzağıya tapar şekilde buluyor. Düşünün, hem de halkına peygamber olduğuna dair birçok şey göstermişken halk Musa gittikten sonra bazı “önderlerin” de uğraşlarıyla tekrar putlara tapmaya başlıyor. İşte bu kıssa muhteşem bir örnek teşkil ediyor. Ahlaksız, akılsız bir toplum ne olursa olsun saçma şeylerde diretiyor ve gerçeği bilerek görmemek istiyor. İbni Sina’nın da dediği gibi, gerçeği görmek istemeyen kadar kör kimse yoktur. Kur’an’daki peygamber kıssaları hep böyle öğütler vermektedir.

 

3. TERÖR ÖRGÜTLERİNİN PSİKOLOJİK YAPISI VE ÖRGÜTLERDEKİ KUR’AN KARŞITLIĞI

Yüzlerce örnek verilebilir fakat çok göz önünde olanları örnek olarak göstermek istiyorum. Örneğin, The Guardian isimli İngiliz gazetesinin, MI5’ın(İngiliz İstihbarat Örgütü) raporundan sızdırdığına göre, IŞİD gibi örgütlere katılan kişilerin İslam hakkındaki bilgisi çok düşük.[3] İnsanların böyle örgütlere katılmalarındaki amaç farklı, İslam ile hiçbir ilgileri yok. İntihar eylemcileri arasında yapılan bir araştırmaya göre bu eylemleri gerçekleştirenlerin birçoğu savaşlarda yakınlarını veya sevdiklerini kaybetmiştir.[4] Dolayısıyla bir başka kişinin bu kişileri kendi menfaatine göre kandırması gayet kolay olacaktır. Malum kişi psikolojik açıdan hassas olduğu için “Senin sevdiğin kişiyi öldürene karşı savaşıyoruz” sözünü duyunca basitçe kandırılabilecektir. Hayattaki “önemli şeylerini” kaybetmiş bu insan örgütte, “sevgi” ve güç gördükçe örgütü benimseyecektir. İnsanların topluluklara katılıp kendilerini belirli bir kümeden görmesi onlara psikolojik olarak yardım sağlamaktadır. Üstte verdiğimiz örnekten de görüleceği üzere, IŞİD’e katılanların İslam hakkında hiçbir şey bilmemesi ve birçok hatası bulunan Islam for Dummies adlı kitabı alarak İslam’ı öğrenmeye başlaması da bunun en açık göstergelerindendir. Tabii ki burada geleneksel din algısının da çok büyük etkisi var. Aşağıda bundan bahsedeceğiz. Independent’in yayınladığı bir araştırma da gösteriyor ki IŞİD’e katılanların önemli bir kısmı ekonomik sebeplerden dolayı(Biliyorsunuz, IŞİD gibi örgütler çok büyük paralar veriyor) veya psikolojik çöküşten dolayı IŞİD’e katılmaktadırlar.[16] Bir başka olay, 9/11 saldırılarında yer alan Muhammed Atta’nın sevgilisinin striptiz kulübünde çalıştığı ve kendisinin de uyuşturucu içtiği gibi bir rapor ortaya çıkmıştı.[5] Ve yurt dışında da İslam’dan korkma olayı(İslamofobi) 9/11 olaylarından sonra başlamıştır. Bir ankete göre Amerikan halkının çoğunluğu 9/11 olaylarını Amerikan hükümetinin yaptığına inanır.[6] Michael Moore’un hazırladığı belgeselde de 9/11 olaylarının Amerikan hükümeti tarafından yapıldığına dair kanıtlar verilir.[7] Amerikan hükümeti bu tip konularda çoğunlukla çifte standart uygulamıştır. Amerika hükümeti, Afgan mücahitleri “kutsal savaşçılar” olarak ilan etmiştir ve onlara Sovyet işgaline karşı verdikleri savaşta yardım etmiştir.[8] Fakat Taliban’ın saldırıları Amerika’yı hedef almaya başlayınca “kutsal savaşçılar”, “terörist” olarak görülmüş ve Amerika’nın “teröre karşı savaş” kampanyasının ilk hedefi haline gelmiştir. Yani, medyada söylenen “terörist” ifadelerine de dikkat ediniz. Çünkü birçoğu hükümet bunu kendi menfaatleri için kullanmaktadır ve terörü sabit bir tanım olarak değil de retorik olarak benimsemektedir. “Amerikalılar her şeyi yapıyor.” dediğimizi falan sanmayın, sadece kanıtlanan şeyleri söylüyoruz. Amerikan hükümetinin Northwood Dökümanları gibi ortaya çıkan planları da vardır(Bu planlarına göre, Amerika hükümeti kendi ülkesine saldırılarda bulunacaktır fakat suçu Küba’ya atacak ve insanların Küba’yı kötü görmesi için bu saldırıları Küba yapmış gibi gösterecektir).[9] Kendi ülkemizin de yaptıklarını inkar edemeyiz, Türkiye’nin de IŞİD’e yardım ettiğine dair birçok kanıt toplanmıştır.[10][11] İşte bunlar da hükümetlerin gerçekten kendi menfaatlerine göre bir şeyler yaptıklarını kanıtlar. Diğer bir örnek, eşcinsel kulübüne saldıran sözde cihatçı Ömer Metin’in kendisinin de eşcinsel olduğu ortaya çıkmıştı.[12] Örnekleri çoğaltırsak inanılmaz şeylerle karşılaşmaya devam edeceğimizden emin olabilirsiniz. Olaylar pek de görüldüğü gibi değil, içinde hükümetlerin menfaatleri ve kişilere uyguladıkları psikolojik baskılara dayanıyor. Üstte verdiğimiz, birçok intihar eylemcisinin yakınlarını savaşlarda kaybetmeleri araştırması da buna en açık örnektir. Eylemleri yapanların İslam ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. İslam’ın savaş kaynağı olması demek, şiddetin sadece İslam onu emrettiği için meydana gelmesi demektir. Fakat hiçbir terör örgütü böyle bir söylemde bulunmaz. Kendileri dini mobilize ederler. Yani, din, oldukça hassas ve önemli bir konu olduğu için birçok insan bu konuda kandırılmaya açıktır. Din sebepli savaşlarda da böyle olmuştur. Çoğu “din sebepli savaş” da ekonomik nedenlerle olur(Habermas’ın söylediği gibi). Ve bazı kişilerin çıkarları için yapılır. Mehdi, nasih-mensuh gibi sahte ve tamamen Kur’an karşıtı inanışlarla bugün dahi birçok insan dini kullanarak insanları savaşa çekmiştir. Taliban’ın din konusunda tutumu ve inananların Bin Laden’e bakış açısı da bunu açıkça gösteriyor. Saddam Hüseyin, Irak-İran savaşları sırasında seküler tavırlar benimsemiş ve dincilere karşı çıkmıştır. Fakat nedense aynı kişi Irak’ın yönetimine geçerken dini ibadetleri yerine getirmeye başlamıştır ve yaptığı ibadetleri de konuşmalarında halkına göstermiştir.[14]

 

Huntington gibi kimseler, kültür ve din farklılıklarından dolayı savaş olduğunu savunurken Habermas gibileri ise ekonomik nedenlerden dolayı savaş olduğunu savunur. Çok açık ki Habermas bu konuda haklıdır. Habermas’ın doğruluğu konusunda dikkat çekecek çok olay vardır fakat yazının çok uzamaması adına sadece Huntington’ın hatalarını göstereceğim. Eğer ki kültür ve din farklılıklarından dolayı savaşılsaydı, Orta Doğu halkları kendi inanışlarına ve kültürlerine çok ters olan Uzak Doğu ülkeleri ile sürekli savaş halinde olurdu, fakat Batı ile Orta Doğu arasında sıkıntılar ve savaşlar var. Ayrıca, Kur’an’ın “ötekiler” ile savaşmayı kabul etmediğini de ayetlerle gösterdik. Kur’an’ın yalnızca savunma savaşını kabul ettiği çok açıktır(Kur’an’ı anlamak için okuyan birisi için). Medyadan birçok kişi İslam’ı gerçek sorun olarak göstermeye çalışmaktadır. Fakat “medeniyetler çatışması” tezi(Huntington’ın görüşü), medeniyetler çatışması meydana getirmek için kullanılmaktadır. Çünkü medeniyetler çatışması “bazı kişiler” için ekonomik gelir olacaktır. “Dini liderler” olduğu savunulan kişilerde de bu açıkça görülmektedir(Saddam örneğinde olduğu gibi). Buradaki asıl mevzu, terör ve cihat gibi kelimerin retorik kullanımlarını algılayamamakta veya algılamak istememekte yatıyor. Coady’nin de alıntıladığı, devletlerin “terör” ve “cihat” gibi kavramları kendi çıkarları için kullandıklarına dair çok güzel bir şiir vardır, şiir şöyledir:

Bomba atmak kötüdür,

Bombardıman ise iyidir,

Lafın özü; terörün anlamı,

İktidar tacını kimin giydiğine bağlıdır.[15]

 

Birçok insan din konusunda sorgusuz sualsiz bir şekilde geleneklere uyuyor ve inandığı kitabı düzgüncesine araştırmıyor. Hatta inanan ve inanmayan birçok insan böyle. Kendisi bir şeye önceden karar veriyor ve kitabı okuyunca o yönde, alakasız bile olsa ayetler çıkarıyor veya başkalarından hükümler çıkarıyor. Gelenekler bu konuda çok büyük önem taşıyor. Aliya İzzetbegoviç’in de dikkat çektiği gibi, “Müslüman olursan iyi bir insan olursun” değil, Kur’an’da “İyi bir insan olursan Müslüman olursun” mantığı benimseniyor. Ama bu tip insanlar bundan uzaklar. Kendi geleneklerini “tek doğru dini görüş” diye aktarıyorlar ve kendileri dışındaki herkesi hiçe sayıp, onların ne demek istediğini de umursamıyorlar. Savaş konusuyla ilgili olarak Kur’an’da Savaş Ayetleri adlı yazımızı da okuyabilirsiniz.

 

Kaynaklar

[1] http://galeri13.uludagsozluk.com/705/isid_1201852.jpg

[2] http://www.milliyet.com.tr/isid-secim-kafirlerin-isidir–gundem-2140985

[3] https://www.theguardian.com/uk/2008/aug/20/uksecurity.terrorism1

[4] Deniz Ülke Arıboğan, Tarihin Sonundan Barışın Sonuna(Timaş Yayınları, 2003), Sf. 78

[5] http://www.telegraph.co.uk/news/1358665/Seedy-secrets-of-hijackers-who-broke-Muslim-laws.html

[6] http://rethink911.org/news/new-poll-finds-most-americans-open-to-alternative-911-theories

[7] https://www.dailymotion.com/video/x2f8t2r

[8] Mehmet Ali Civelek, Küreselleşme ve Terör, Saldırganlık Gerçeği(Ütopya Yayınevi, 2001), Sf. 288

[9] http://abcnews.go.com/US/story?id=92662&page=1

[10] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151127_mit_tirlari_neler_olmustu

[11] http://www.salon.com/2016/06/30/turkeys_double_game_on_isis_and_support_for_extremist_groups_highlighted_after_horrific_istanbul_attack

[12] http://www.posta.com.tr/gay-kulubu-katliamcisi-da-escinselmis-haberi-348129

[13] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005, Sf. 512-513

[14] http://hollowverse.com/saddam-hussein

[15] C.A.J. Coady, The Morality of Terrorism, (Philosophy 60, 1985) Sf. 47

[16] http://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/isis-islamic-state-foreign-fighters-syria-recruits-lack-basic-understanding-of-islam-radicalisation-a7877706.html

Yazıdaki tüm ayetlerin mealleri Kur’an Meali adlı siteden alınmıştır. O sitede her ayet için 40 farklı meal ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

Mantıksal Teizm ©2017

 

 

Furkan

O kimseler ki her hâl ve ahvalde Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve "Rabbimiz!" derler, "Sen bu kâinatı boş yere yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi cehennem ateşinden muhafaza buyur!"

You may also like...

4 Responses

  1. Benjamin Breeg dedi ki:

    Öncelikle Mumtehine 8’de savaşmayı yasaklamak gibi bi ifade geçmiyor. Diğer ayetler de zaten ya Mekke döneminde inen ya da gayri müslimlerle alakası olmayan ayetler.
    Kur’an’ın sadece savunma savaşı emrettiğini düşünen biri hem Kur’an’ı hem de tarihi bilmiyordur. İslam’ın İspanya’ya kadar dervişlerle yayıldığını düşünmuyorsunuzdur her halde. İslam mutlakcıdır, baskıcıdır, farklı fikirlere tahammülü yoktur. IŞİD’i geçtim, günümüzde müslüman toplumlara bakarak bunu görebilirsiniz. Diğer inançlarla dalga geçerler (“puta tapıyorlar hehehe”, “ineğe tapıyorlar ehehehe”, “dans ederek ibadet ediyorlar ehehehe”), dinden çıkanı öldürürler, turistlere kendi giyimlerini dayatırlar (s. Arabistan, İran). Sonra Avrupa’da karikatür çizilir kilise yakarlar, diplomatları öldürürler. Türban yasaklanır, sokaklara dökülüp terör estirirler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
    IŞİD ise İslam’ı neredeyse tamı tamına uygular. İslam’ı tam anlamıyla kimse uygulayamaz.
    Çünkü kendi içinde çelişkilidir. Örneğin müslümanlar putların ne kendilerine ne de başkasına hayrı dokunaçağına inanır. Ama aynı zamanda Kabeyi tavaf ederler, hacerül-esvedi öpüp koşarlar, şeytan taşlarlar( o taş parçasının putdan farkı ne?). Bi ara IŞİD Kabeyi yıkacaz diye çıkışıyordu (kafalar karışık).
    IŞİD’e dönersek, onların Kur’an ve fıkıhta olmayan. bi eylemini gösteremezsiniz. Zaten hocalardan biri çıkıp demişti, adını hatırlayamadım şimdi, ışidin yaptıkları meşrudur diye. IŞİD ne yapıyor? Özetleyecek olursak:
    – kafa kesiyor ( Kur’an destekli)
    – şiileri, yezidileri kesiyor (fıkıhta bunlar müşriktir)
    – hrıstiyanları esir alıyor. Ya haraca bağlıyorlar, ya da fidye karşılığı serbest bırakıyorlar ( Kur’an destekli)
    – kadınları cariye yapıp ya tecavüz ediyorlar ya da satıyorlar ( gene Kur’an destekli)
    – antik kentleri yıkıyorlar ( Kurana göre bunlar put)
    – canlı bombalarla katliam yapıyorlar ( Kuran’da bu kişiler motive edilmiştir)
    – işgal etdikleri yerlerde harfi harfine şeriat uyguluyorlar
    – eşcinselleri çatılardan atıyorlar (fıkıh destekli)
    – dünyaya yayılmak gibi bir gayeleri var ( bkz. “din yalnız Allahın olan a kadar savaşın”)
    Bu konuda bana güvenmiyorsan Kur’an’ı açıp okuya bilirsin. Savaş ayetlerinin senin verdiğin ayetlerle çelişiyor olması benim sorunum değil, Kur’an’ı yazan kişinin sorunu. Klasik argümanlar üretilir bu konuda. “Orda öyle demiyor”, “önünü arkasını oku”, “o kelimenin farklı anlamları var” ve s. gibi.
    Hatta islami sitelerden biri Muhammed suresi 4. ayetdeki “boyunlarını vurun” lafının yanlış tercüme olduğunu, orada aslında “gözetleme yerlerini tutun” ifadesinin doğru olduğunu iddia etmişti. Gülermisin ağlarmısın? Her şeyi geçtim de bu gün Amerika’ya gene 11 Eylül benzeri bir saldırı olsa, politikayla filan alakası olmayan 4 5 bin masum ölse müslümanlar sokaklara dökülüp kutlama yapar. Avrupa’da, Amerika’da da islamafobi yükselince de aynı insanlar “ama İslam barış dini, gerçek İslam bu değil. Hakiki müslümanlar melek gibin :(” şeklinde şikayet ederler. Kısacası, evet İslam terör dinidir.

    • Furkan dedi ki:

      Eğer Kur’an-ı Kerim’i bağlamı dışında okursak, her şeye de A’dan Z’ye evrensel dersek elbette dediğiniz gibi görüşler ortaya çıkabilir. Fakat bu dediğiniz şeyler tartışlır ve açıkçası bu kadar sıkı olan kişilerin yanılıyor oldukları da ortaya serilebilir. Kur’an-ı Kerim’in boyunlarını vurmayı söylediği ayet, tüm inançsızlarla mı alakalıdır yoksa o dönemki kafirlerle mi – bununla birlikte o yaşanan olay çerçevesinde gelişen durumlarla mı alakalıdır yoksa tüm olaylarda geçerli midir? Evvela bunu anlamamız lazım. “Şiileri öldürüyorlar, fıkıhta bundan destek alıyorlar” diyorsunuz fakat uydurma şeylerle herkes destek alabilir. Kur’an-ı Kerim, açıkça “Şiiler yanlış söylüyor” ya da “Bu Sünniler var ya, çoğu konuda yanılıyor bunlar” diyebilen (konuşabilen ve kendisini doğru-yanlış anlayanı gösterebilen) bir kitap değildir.

      Mekke’de nâzil olan ayetler de ilgili durumla bağlantılı şeyler. Direkt bağlantılı olmasa da belirli bir bağlantı içeriyor. Hz. Muhammed’in insanları inanmaya zorlayacak bir birey değil, uyarmak için gelmiş bir birey olduğuna vurgu yapılıyor. Tek başına bu bir şeyler ortaya sermez ama belirttiğimiz diğer durumlarla da birleşince bir şey ifade eder hale geliyor. Mumtehine 8’de de belirtilen şey, onlara saldırmayan Müşriklere karşı normal bir ilişki sergileyebilecekleridir. Bu da bir şey ifade ediyor elbette.

      Bununla birlikte, insanların farklı görüşlerle dalga geçmesi dini bir zemine dayanmıyor ki. Kişilerin kendi görüşüne dayanıyor. Ben ise mesela dalga geçmemeyi tercih eden birisiyim. Şeriat uygulamak gibi konulara gelirsek, bu çok detaylı tartışılacak bir alan. Şeriatın ne olduğu ve onu uyglamamız gerektiği ya da gerekmediği konusu oldukça tartışılır bir konu. “Din yalnız Allah’ın olana kadar savaşın” konusuna gelirsek, bunu tamamen yanlış anlamışsınız. “Din” demek Kur’an-ı Kerim’de, benzeri yerlerde “yargılama günü” olarak kullanılmaktadır. Fatiha’da da “Mâliki yevmid dîn” deriz mesela (Din gününün [yargılama gününün] mutlak hakimi anlamında). O ayet tam tersine inanç özgürlüğüne vurgu yapan bir ayet. Ayetin bağlamına bakarsanız zaten müşriklerin, Müslümanlara karşı yaptığı baskıya itafen indiğini görürsünüz. Ayette denen şey ise, bu tür yargılamaların müşrikler tarafından değil yalnızca Allah tarafından yapılabileceğidir. Ayrıca, ayetin başındaki “fitne kalmayıncaya…” kısmını da lütfen atlamayınız.

      Ayrıca son olarak, Kur’an-ı Kerim’in hangi ayetinde -örneğin- bugünkü IŞİD’in bir militanı olan bir canlı bombanın motive edildiğini gördünüz? Ayetleri bağlamından kopararak okumayınız lütfen. İlgili ayetler müşriklere karşı gelmiş, ve -her ne kadar batmış bir durumda olsalar da- onların zulmüne ve baskılarına karşı savaşmaları vurgulanarak Müslümanlar motive edilmiştir. “Sana bulaşmayan adamı git patlat bakalım, hadi, aferin” tarzı bir anlayış o ayetlerden çıkmaz – bağlamını çöpe atmadığınız sürece.

      Yorumunuz için teşekkür ederim.

  2. Benjamin Breeg dedi ki:

    Tanrının insanlığa son kez seslendiği kitabın tüm zamnlara hitap ettiğini beklemek bana hatalı gelmiyor. Allah eğer bizi bu kitaba inanıp inanmadığımız için sorguya çekecekse, emirlerini ve hakikatleri net bir şekilde söylemesi adaletli değil midir? Neden barışçıl ve sadece savunma savaşını emreden bir kitaba inananlar bu kadar öfkeli. Nasıl oluyor da IŞİD gibi bi örgüt tamamen zıt görüşlü bir kitabı referans alıyor? Bunu hiç sorguladınız mı?
    – Mekke konusunu açmanın sebebi şu: Kuran’da Mekke ve Medine dönemi ayetleri arasında tavır farkı vardır. Mekke dönemi ayetleri uzlaşıcı ve sadece sözlü baskı var. Medine dönemi ayetlerinde ise cihad konusu sık sık dile getirilir, söylemler daha serttir, tehditkardır. Bunun peygamberin Medinede güç elde etmesine bağlıyorum. Dindarların ise şartların değişimine.
    – ışidin referans aldığı ayetlere gelirsek, Kuran’da baya bi savaş ayeti var. Kabul ediyorum bazıları gerçekten savunma amaçlı. Ama öncesinde putperestlerin kutsallarına hakaretler var. Savaşı emreden ayetlere gelirsek Tevbe 5, 29, 73, enfal 39, Muhammet 4 ve s. gibidir. Bundan başka “savaşa teşvik et” ve “cihada çağır” gibi çokça ayet var. Canlı bomba mevzusu için Tevbe 111’e bknz. Bi de savaşanlara cennet vaadleri tekrarlanır sık sık. Daha kapsamlı argümanları da okumak isterseniz http://www.dunyabirmasaldir.com/isid-gercek-muslumandir-ve-allah-tum-kotuluklerin-anasidir-ironi-yok-duz-anlamiyla/
    – müslümanların diğer inançlarla alay etmesini Kur’an yasaklamıyor. Hatta Kuran’da putperestlerin kutsallarına hakarete yakın ifadeler var. İbrahim putları kırar bi de. Yani kuranın farklı inançlara saygılı olduğunu söylemek pek mümkün değil bence.

    • Furkan dedi ki:

      1. O kişilerin çoğunun “Bu Kur’an-ı Kerim bana ne diyor ona bir bakayım” diyerek mi Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çalıştığını düşünüyorsunuz? Çoğu kişi zaten kabul ettiği görüşler üzerinden Kur’an-ı Kerim’i anlıyor. İlgili mevzunun detaylı bir araştırmasına gideyim de öyle bir bakayım demiyor. İlgili bölgelerin kültürü olsun, bireylerin büyüdüğü çevre olsun, ve daha birçok etken bunların olmasına sebebiyet veriyor. Türkiye’de de, belirli tarikatlara gidenlerin Kur’an-ı Kerim’i alıp, tefsir kitaplarını alıp, sözlükleri vs. alıp oturup da “Kur’an-ı Kerim ne diyormuş onu anlayalım” tarzında baktığınız düşündüğünüzü zannetmiyorum sizin de. Genellikle belirli görüşler etrafında şekillenip her şeyi onunla açıklıyorlar. Hatta, adam evrimden din çerçevesinde bahsedecekken, Said Nursi takipçisi olduğu için sadece ve sadece Said Nursi’nin tefsirindeki görüşlerden hareketle bir yargılama yapıyor. Ne bu konuya dair farklı görüşleri, ne ayetlerin bağlamını, ne de evrimin bilimsel açıklamasını umursamıyor ki.

      Bir müminin yaşaması açısından anlaşılacaksa, Kur’an-ı Kerim oldukça basit bir kitaptır. Zaten hepimiz biliyoruz. Kim hırsızlığın bir günah olmadığını söyler? Kim tecavüzün, zinanın, kul hakkının günah olmadığını söyler? Bunları biliyorlar ama yapıyorlar. Demek ki iş bilmemelerinde değil, bunu pratiğe dökmemelerinde. Dönemimizin, özellikle benim incelediğim çevre için söylüyorum (kendi çevrem yani), dini muhabbetler geyik muhabbeti gibi dönüyor. Kimse pratikte ne uyguladığını umursamıyor neredeyse. Fakat din, ne dediğinle değil, ne yaptığınla da alakalı. Ki bu yüzden “münafık” kavramı türemiştir.

      2. Kur’an-ı Kerim’in savaşı emretmesi, doğrudur. Fakat, size karşı hiçbir saldırada bulunmayana değil, bir tür bozgunculuk edene ve/veya size karşı savaş açana karşı savaşmayı emreder. Tevbe Suresi’nin 5. ayetinde bu açıkça görülüyor. Diğer ayetleri de bağlam içerisinde ve o dönemde bu ayete zemin hazırlayan olaylara ve dönemin sosyolojik yapısına bakarsanız dediğim şey anlaşılacaktır. Enfal Suresi’nin 39. ayeti ise bir önceki yorumumda da bahsettiğim üzere, sanılanın aksine inanç özgürlükleriyle alakalı bir ayet. Tevbe Suresi’nin 111. ayetinde de zaten direkt olarak bugünkü IŞİD tarzı bir örgütteki insanların gidip kendini öldürmesinin iyi bir şey olduğuna atıf yok. Üstte belirttiğim durumlar içinde, Allah yolunda bozgunculuğa ve fitneye karşı savaşmanın büyük bir sevap ve gereklilik olduğuna dikkat çekiyor ilgili ayet(ler).

      3. O dönemin durumuyla bu dönemin durumunu benzeri görmek bana pek de sağlam gelmiyor. O adamlar o kadar mucize görmüşken, yanlarında da peygamber varken ve peygamberlerle belirli geçmişler yaşamışlarken o nankörlükleri yapıyorlar. Dolayısıyla, bu olayların neticesinde Hz. İbrahim’in putları yıkması gibi olaylar meydana geliyor. Elbette bir mümin ineğe tapınmayı saçma görüp eleştirebilir. Fakat “Bu adamlar ne kadar salak yav” denilebileceğini sanmıyorum. Elbette Kur’an-ı Kerim üzerinden direkt bu duruma dair bir ayet yok. Daha çok kişiye kalmış bir şey. Ama ayetlerde geçen durumların bugünkü insanların dalga geçmesiyle benzeştirilemeyeceğini düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir