İSLAM TERÖR DİNİ MİDİR?

“IŞİD İslam’in temsilcisidir.” fikrine özellikle gençler, din karşıtları(Ateistler demiyorum, din karşıtlarından söz ediyorum) ve Şirk Dini’ne inananlar inanmaktalar. Fakat, gelenekçi din düşüncesinde olan insanlar terör örgütlerinin yaptığını yerine getirmeseler de kendileri de benzeri şeyleri söylerler.[1] Peki gerçekten terör örgütleri İslam’ın temsilcisi mi, ayetlerle buna bir bakalım ve terör örgütleri hakkında birkaç duruma göz atalım. Lütfen yazıyı sonuna kadar okuyunuz. “IŞİD ve diğer terör örgütleri İslam’ın temsilcisi değil” deseniz dahi özellikle 2. madde ve 3. madde sizi ilgilendirmektedir. Bu yazıda, Kur’an ayetleriyle çok önemli konular irdelenmekte ve sosyolojik incelemeler yapılmaktadır.

 

1. AYETLERLE CEVAPLAR

“Kafirleri öldürmek” hakkında kısa ve öz bir yazı hazırlamıştık, buradan inceleyebilirsiniz. O yazıyı okuyup sonra buradaki yazıyı okumanızı öneriyoruz. Çünkü, kimi insanlar Kur’an’daki “Kafirleri öldürün” ifadelerini IŞİD’in destekçisi olarak görüyorlar, o yazıyı okumalısınız ki ne olduğunu görün.

 

Mumtehine Suresi 8. ayet – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

IŞİD ve benzeri terör örgütleri bu ayeti kesin bir dille inkar ediyorlar. Kendilerine hiç dokunmayan insanları(Ateist, deist, teist, budist, agnostik olması hiçbir şeyi değiştirmez) öldürüyorlar. Üstteki ayette de gördüğünüz gibi, bunu yapmaya hakkınız yoktur. Tabii ki terör örgütleri de Kur’an’dan yola çıkarak değil, keyiflerince dine eklemeler yaparak(Hadislerle) fetvalar veriyorlar. Bu durum ise Allah’a şirk koşmaktır. Kur’an’a göre din konusunda gerekli olan her şey Kur’an’da verilmiştir. Din konusunda, Kur’an’da olmayan şeyleri söylemek Allah’a şirk koşmak ve dine eklemeler yapmaktır. Malum terör örgütleri tamamen siyasi nedenlerle dini, iğrençliklerine alet ediyor, din konusunda keyiflerine göre hüküm koyuyor ve kendi cahillikleriyle Allah’a iftira atıyorlar.

 

Bakara Suresi 256. ayet – Dinde baskı – zorlama – tiksindirme yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah’a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.

Gaşiye Suresi 21-22. ayet – Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün. Onlara zor ve baskı uygulayacak değilsin.

Yunus Suresi 99. ayet – Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın!

Yunus Suresi 99. ayette de çok açık bir şekilde gördüğünüz gibi, eğer herkesin iman etmesi istenseydi Allah zaten bunu yapardı. Ama Allah insanların iradelerine bırakmıştır ve zaten “imtihan dünyasının” gerekliliği budur. Kimse, dine inanıp da ibadetlerini yapmayan birisine veya dine inanmayan birisine karşı zorlama, baskı uygulayamaz. Herkes kendisinden sorumludur ve bu gibi konularda birçok ayette bahsedilen, Kur’an ile uyarma yapılabilir. Furkan Suresi 52. ayette de Kur’an bunu öneriyor, Gaşiye Suresi 21-22. ayetlerde de, Kaf Suresi 45. ayette de. Yani, insanları İslam’a düzgün bir şekilde davet etmelisiniz. Kendi yaşantınızda da İslam’ı göstermelisiniz(Bkz. Saff Suresi 2. ayet). İslam, bilmediğin konu hakkında konuşma, konuştuklarını kanıt getir gibi birçok düşünce metodunu da direkt veya dolaylı olarak göstermiştir. Dolayısıyla bir Müslüman, akılcı, metodlara sadık kalan(Bilim konusunda bilimsel metod, tarih konusunda tarihsel metod gibi), iyiliği özendiren(Söylemleriyle ve yaşantısıyla), adaleti ne olursa olsun ayakta tutan(En yakın akrabası da olsa, 1 kuruşluk bir hırsızlık bile olsa adaletli davranmalı ve hiçbir şeyi gizlememelidir) bir kimse olmalıdır. IŞİD ve benzeri örgütler bu saydığımız ve aktardığımız ayetlerden çok uzaktalar. Zaten hadislerin hükümlerine inanıp, hadislerin bazı konularda Kur’an ayetlerinin hükmünü kaldırdığını düşünüyorlar. Artık siz düşünün, İslam’dan o kadar uzak ve İslam’a o kadar karşılar. Ellerinde Kur’an olsa da bu hiçbir şeyi değiştirmez. Zira, Hz. Muhammed’in geldiği halk da Tanrı’ya inanıyordu. Fakat, şirke bulaşmış ve kendi keyiflerine göre hüküm vererek inanıyorlardı. Bu nedenle Hz. Muhammed halkını çokça uyarmıştır ve Kur’an’da da bunlar açıkça görülmektedir(Bu yazının 3. maddesinde bunlara çok güzel bir biçimde değiniyoruz).

 

Maide Suresi 8. ayet – Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetenler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin! Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.

Ali İmran Suresi 104. ayet – İçinizden hayra çağıran, doğruluk ve güzelliği belirlenene özendiren, kötülük ve çirkinlik belirlenenden sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluş ve zafere erenler işte onlardır.

Bir topluluğa olan kini bırakın, kendileri gibi olmayan herkese nefret yağdırıp, yok ediyorlar. Adeleti sağlamak sizce bu mudur? Hayra, doğruluğa çağırmıyorlar, insanlara haksızlık yapmaya ve kendileri gibi olmayanları öldürmeye çağırıyorlar. Sizce bu ayetlerle onların yaptıkları çelişmiyor mu?

 

İsra Suresi 33. ayet – Allah’ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

Nahl Suresi 126. ayet – Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

Şura Suresi 40. ayet – Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.

Şura Suresi 41. ayet – Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranmaz.

Şura Suresi 42. ayet – Aleyhine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırılarda bulunurlar, taşkınlıklar sergilenler. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.

Hac Suresi 39. ayet – Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.

Maide Suresi 32. ayet – İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.

Görüldüğü üzere Kur’an’da yalnızca savunma savaşı kabul edilir, bunlar cihat olayının bir kısmıdır. Savunma savaşı insanın en doğal hakkıdır ve Birleşmiş Milletler Anltlaşması’nın 51. maddesinde de bu hak sabitlenmiştir.[13] Ayrıca, Kur’an’da savaşmanın da bir adabı vardır. Üstteki ayetlerde de göreceğiniz üzere. Savaş açan tarafla aynı miktarda ve aynı şekilde bir güç uygulanabilir en fazla. Fakat, olayı savaştan barışa götürmek daha hayırlıdır. Ali İmran Suresi 191. ayet, A’raf Suresi 199. ayet, Maide Suersi 8. ayet gibi ayetlere bakarsanız çok net bir şekilde görebileceğiniz üzere, cihat olayının diğer kısımları da evreni araştırmak, iyilik yapmak, herkese adaletli davranmak(İnanan-inanmayan fark etmeden) gibi şeyler olduğunu görebilirsiniz. Kur’an, bir devletle antlaşmanız varsa ve karşı devlet bunu bozup size saldırmışsa karşı taraf ile toptan savaşmayı emretmez. Eğer ki karşı taraftan bir kişi size gelir ve antlaşmaya uymak istediğini, savaşmak istemediğini söylerse o kişiyi korumalı ve güvence altına almalısınız(Bkz. Tevbe Suresi 4. ayet). Yazının başında söylediğimiz gibi, “Kafirleri/müşrikleri öldürün.” gibi ayetleri incelemek için Kur’an’da Savaş Ayetleri yazımızı okumanızı öneririm. Ayetleri bütün olarak ele almak gerekiyor. Ve malum ayetlerde zaten karşı tarafın Müslümanlara savaş açtığı görülüyor. Ayetlerin öncesini ve sonrasını okursanız sadece savaşanlara karşı savaş açma hakkının olduğunu zaten çok net bir şekilde kendiniz de görürsünüz. Terör örgütleri sizce savunma savaşı mı yapıyor yoksa keyiflerine göre dini hüküm vererek suçsuz insanları mı öldürüyorlar? Her neye inanırsa insansın bir insan savaş açmamışsa ona karşı savaşmak haramdır! Tamamıyla yasaklanmıştır. Fakat malum örgütler bunlara uymamaktadır. Zaten daha çok siyasi nedenlerle hareket etmektedirler ve iğrençliklerine Kur’an’ı alet etmektedirler. Geçmişte de bu çokça yapılıyordu. Çünkü insanları kandırmanın en kolay yolu dindir. Pek çok insan mantıksal ve metodlarla düşünmekten korktuğu için din gibi önemli ve hassas oldukları bir konuda kandırılmaya çok açıktır. Fatır Suresi 5. ayet ve Lokman Suresi 33. ayet gibi ayetler “Şeytan sizi Allah ile aldatmasın!” deyip Müslümanların hem Allah’ı çok sevmesini, hem de Allah ile aldatılmayacak kadar zeki olması gerektiğini aktarmaktadır.

 

Zuhruf Suresi 21-22. ayet – Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar? Hayır! Dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”

Lokman Suresi 21. ayet – Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki, şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

Yunus Suresi 18. ayet – Allah’ın yanında bir de kendilerine zarar vermeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: “Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır.” De onlara: “Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?” Şanı yücedir O’nun, ortak koştuklarından arınmıştır O.

Zümer Suresi 3. ayet – Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah’ındır! O’nun yanında birilerini daha velileler edinerek, “Biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırmaları dışında bir şey için kulluk etmiyoruz.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmü verecektir. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.

Bildiğiniz üzere bu kimseler din bilginlerine, şefaatçilere inanıyorlar. Kur’an’da buna karşı çıkıldığını üstteki ayetlerde de görüyorsunuz(Şefaat, IŞİD gibi örgütlerin savunduğundan çok daha farklı bir konudur). IŞİD gibi örgütler veya bu düşüncelerde olan kimseler dine karşı çıkıyor demektir. Bu kişiler atalarına uyarak dini değiştiriyorlar. Kur’an’da olmayan şeyleri var gibi gösteriyorlar, Muhammed’e iftira atıyorlar, din konusunda Allah’tan başka kimselere inanıyorlar(Hocalar, şehyler, din bilginleri) ve dolayısıyla Allah’a da iftira atıyorlar(Bkz. Nahl Suresi 116. ayet). “Atalara uymak” ve “Kur’an’ın yeterliliği” konularındaki yazılarımızı okuyabilirsiniz. Bu yazımızın 3. maddesinde de bu konuya dair önemli şeylerden bahsettik.

 

Şura Suresi 38. ayet – Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı kılarlar. İşleri/yönetimleri, aralarında bir şûra’dır. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.

Biliyorsunuz ki IŞİD, seçimlere karşı çıkıyor(Hükmün yalnızca Allah’ta olduğunu aktaran ayetleri çarpıtıyorlar).[2] Fakat onların savunduğunun aksine Kur’an’da, erkek-kadın fark etmeden bir şura yapılması(Şura, tartışma anlamındadır) öneriliyor.

 

Yunus Suresi 59. ayet – De ki “Ne oldu size de Allah’ın size nimet olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı atıyorsunuz?”

Nahl Suresi 116. ayet – Yalan düzerek Allah’a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin. Yalan düzerek Allah’a iftira edenler kurtulamazlar.

Ali İmran Suresi 78. ayet – Onlardan bir zümre vardır, aslında Kitap’tan olmayan birşeyi siz Kitap’tan sanasınız diye, dillerini Kitap’la eğip bükerler. O, Allah katında olmadığı halde, “Bu, Allah katındandır.” derler. Bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.

Fussilet Suresi 40. ayet – Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O yaptıklarınızı iyice görmektedir.

Bilirsiniz ki IŞİD vb. terör örgütleri fetva vererek neyin haram-helal olduğunu insanlara söylemektedir. Peki, bu kimseler Kur’an’da yazmayan şeyleri neye göre din konusunda helal-haram olarak nitelendiriyorlar? Ne yazık ki kendi keyiflerine göre dine hüküm getiriyorlar(Yazının 2. maddesinde buna değindik ve ayetlerle örneklendirdik). Dolayısıyla Allah’a şirk koşuyorlar ve din konusunda tek hüküm sahibi Allah iken(Kur’an göre), onlar kendilerini Allah mertebesine çıkarıp kendilerince dine eklemeler ve çıkarmalar yapıyorlar. Bunu ne yazık ki sadece terör örgütleri yapmıyor, inanan çoğu insan bunu yapmakta. Kur’ani kavramları bilmemek sorun doğuruyor. Bir kimse Kur’an ile kişilerin düşüncesini ayırt etmeli. Kimi insanlar Allah’a iftira atıyorlar ve olmayan hükümleri varmış ve inanmak zorunlulukmuş gibi aktarıyorlar. Bu da birçok insanın dinden soğumasına dahi sebep oluyor ne yazık ki. İslamcı olduğunu iddia eden bu kimseler, İslam’ın kelime anlamıyla bile çelişiyorlar. “Şunu yapmak günah, şunu demek günah, şunu giyinmek günah” diyen kimselere karşı Kur’an’dan direkt bir ayet isteyin, hadisler vb. şeyler ve şeyhlerinin fetvalarını verirse kesin bir dille reddedin. Ve, kişinin verdiği ayete dair farklı yorumlara da göz gezdirin.

 

Terör örgütlerinin çeliştiği yüzlerce ayet daha örnek olarak gösterilebilir. Fakat biz göz önünde olan durumlar hakkındaki ayetleri verdik. Yoksa bu kişiler, ibadet, inanç konusunda da Kur’an ile tamamıyla çelişiyorlar. Kur’an’da din konusunda Allah’tan başka hakem aranmazken, bu kimseler şeyhlere inanıyorlar. Her ne düşüncede olursa olsun kimse öldürülemez, kimseye işkence edilemezken bunlar hepsini yapıyorlar. Din konusunda namaz kılıp, oruç tutup, Hac’a gidip sevap alma düşüncesindeler, oysa ki bunlar din konusunda birkaç tane ibadetten ibarettir. Ve bunları yapıp sevap kazanayım diye bir kafa din konusunda kabul edilemez. Örneğin “Hac” olayı ile ilgili ayetler “Akledin”(Aklınızı kullanın) diyen ayetlerin sayısından daha azdır. Eğer adaleti ayakta tutmuyor, evren hakkında düşünmüyorsanız namaz, Hac gibi ibadetleri yapmanızla Allah’ın rızasını kazanamazsınız. Din konusunda iki ahlak kuraları vardır. Hem Allah’a karşı olan ahlak kuralı, hem de diğer canlılara karşı olan ahlak kuralı. Eğer ki bu konularda Kur’an’a ters şeyler yaparsanız Müslümanlığınızda sorun var demektir. Örneğin “Oruç tutmayan Müslüman değil o zaman” diye zannetmeyin. Oruç zaten insanların acı çekmesi için değil, nefislerinin gelişmesi için tutulur ve bu nedenle hastalara, yolculara, yaşlılara, çocuklara farz değildir, hatta tutulması önerilmez. Ve, Kur’an hiçbir ayetinde “Oruç tutmayan cehenneme gidecektir” demez. Fakat, kul hakkı yiyenlerin cehenneme gideceğini söyler. Kur’an’ı dikkatli okursanız zaten bunları görürsünüz. Namaz kılmamak cehenneme gitmek için bir neden değildir Kur’an’a göre. Farklı bir şekilde bu ibadetleri yapmadığımız için yargılanabiliriz, bilmiyoruz net olarak. Fakat, bu ayetleri yapmayan bir kişinin kafir olduğuna ve cehenneme gideceğine dair bir tane bile ayet yoktur. İnsanların “Müslümanım” deyip, Kur’an’ın “Bunu yaparsanız kafirlerden olursunuz” dediği şeyi yapması o kişinin Müslümanlığı konusunda sorun çıkarır. Ve bir insanın iddiası önemli değildir, iddiasını uygulamalarında da göstermelidir. Tecavüz eden bir kimse “Ben çok iyi birisiyim aslında” iddiasında bulunursa pek umursanmaz. Aynı şekilde, insanlara kötü davranan, haksız yere savaş başlatan, dinde baskı-zorlama yapan, dine keyfine göre(Hadislerden mesela) hükümler ekleyen kişilerin “Ben Müslümanım” iddiası da sizleri pek umursamamalı. Kur’an şöyle der:

Ankebut Suresi 2. ayet – İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilemeyeceklerini mi sanırlar?

 

2. EN BÜYÜK HATA DİN ANLAYIŞIMIZDA

Furkan Suresi 44. ayet – Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.

Yusuf Suresi 106. ayet – Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmez.

Kamer Suresi 17 ayet – Andolsun ki, biz “Kur’an”ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp da düşünen mi var?

Üstteki ayetlerde de gördüğünüz üzere Kur’an uyarıyor. Ne yazık ki “inanan” bir çok insan da şirke bulaşıyor veya adalet/düşünmek gibi ibadetleri yerine getirmiyor ve hatta bunlara karşı çıkıyor! Dini işleri “din bilgini” sınıfının yaptığı bir düzen İslam’da yoktur. Hz. Muhammed de böyle bir düzeni yıkmak için gelmiş bir elçidir. Dini işler herkes açısından aynıdır ve herkesin öğrenme yükümlülüğü vardır(Tabii ki yorumlama kısmında müfessirler daha başarılı olacaktır, çünkü yorumlama da bir ilimdir. Fakat, dinin tamamen “din bilgini” sınıfına bırakıldığı bir düzen asla ve asla İslam’da yoktur):

Tevbe Suresi 34 ayet – Ey iman sahipleri! Şu bir gerçek ki, din bilginlerinden ve rahiplerden birçoğu halkın mallarını uydurma yollarla tıka basa yerler ve Allah’ın yolundan saptırırlar sizi. Altını ve gümüşü depolayıp da onları Allah yolunda harcamayanlara bir azap müjdele!

 

Din konusunda herkes araştırmalı ve konuşmalıdır. Bugün o kadar berbat bir durumdayız ki insanlar Kur’an’ı okumayı sevap sanıyor! Fakat, boş boş bu kitabı okumak önemli değildir, Kur’an’ı anlamak ve onun hakkında düşünmek bir ibadettir, anlamadan okumak değil! Anlamaya çalışarak okuduğunuzda zaten hakkında düşünmeye ve kişilerin yalanlarına kanmamaya başlarsınız, işte bu bir ibadettir. Kimilerinin İslam adı altında yaptığı kötülüklere karşı kanmamalısınız ve İslam’ı araştırmalısınız:

Araf Suresi 28. ayet – Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: “Atalarımızı bu hal üzerine bulmuştuk. Yani bize bunu Allah emretti.” De ki: “Allah edepsizliği emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”

Hud Suresi 109. ayet – Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme! Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da hak ettiklerini hiç eksiltmeden vereceğiz.

 

İnananlardan cahiliye devrinin hükmünü gerçekleştirmek isteyenlerin olduğunu ve olacağını aktarıyor Kur’an. Bugünkü çoğu Müslüman da ne yazık ki bunun peşinde. Bugünkü Müslümanların önemli bir kısmı müşriklerin inandıkları şeyler olan, dinden dönenin öldürülmesi, peygamberlerin insan üstü varlıklar olması, ayetleri hiç anlamadan okumanın şifa vermesi gibi cahiliye devri şeylerine inanıyorlar. Gerçekten de aklını ve gönlünü çalıştıranlar için peygamberlerde çok önemli uyarılar var. Peygamberler de her zaman müşriklere karşı bir fikir savaşı vermiştir, kafirlere karşı değil. Çünkü İslam doğruysa zaten kafirler İslam’ı sarsamaz, ancak be ancak müşrikler sarsar. Ve öyle de olmuştur. Bahsettiğim ayetler:

Maide Suresi 48-49-50. ayet – Sana da Kitap’ı hak olarak indirdik. Kitap’tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak… O halde onlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar. Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?

 

Bu ayetler şu anki durumu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor ve uyarıyor. Zaten geçmişte olanlar hep şimdi de oluyor, gelecekte de olacak ve insanlar tarihten bir öğüt çıkartmayacak, peygamberlerin hikayelerinden öğüt çıkarmayacak. Ancak peygamberin kılına, giyindiklerine tapacaklar, onların kişiliklerini ve din konusunda onların başına gelenleri umursamayacaklar, müşrikler de böyleydi. İşte bu ayetlerin dikkat çektiği çok önemli noktalar vardır. Örneğin ayette “Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler.” demektedir. Bugünkü çoğu din adamı da, Allah’ın indirdiğinden bazılarını kabul  edip, bazılarını kabul etmemektedir ve müşriklerin yaptıklarını yapmaktadır(Bkz. Yunus Suresi 15. ayet). Ve hatta bu din adamları aynı müşrikler gibi, tek hüküm koyanın Allah olduğuna inanmamaktadır ve hadislere sarılmaktadır. Konumuza dönmek gerekirse, birçok din adamı bu ayetin dediğini yapmakta ve Allah’ın dediği şeylerin bazıları kabul edip, bazılarını kabul etmemektir. Tabii ki bu din adamları keyiflerine göre dine hükümler koymaktadırlar. Kadınların çalışmaması, erkeğin ipek ve kırmızı giyinememesi, sakal bırakmanın sevap olması, müziğin yasak olması, heykel yapmanın yasak olması, dövme yapmanın yasak olması, dinden dönenin öldürülmesi, eşcinsellerin öldürülmesi, zina yapanların taşlanarak öldürülmesi, Kur’an’ı anlamak için şeyhe ihtiyaç duymak gibi daha birçok iğrenç hükümler Allah’ın değil, Şirk Dini’nin hükmüdür. Şirk Dini, dine bozuk bir şekilde inananlar tarafından uydurulmuştur. Bugünlerde çoğu kişinin bildiği ve yaşadığı din de ne yazık ki budur. Bugünkü bazı din adamları Kur’an’ın yetersiz olduğu ve her şeyi bildirmediğini düşünmekte, Kur’an’ın “Çok boyutlu ve din konusunda her şeyi açıklamış” iddiasına inanamamaktadırlar. Bunun sonucunda Yunus Suresi 15. ayette bildirildiğine göre müşriklerin de yaptığı gibi, “Bundan başka hüküm verici getirin!” demekte ve Allah’a ulaşamayacaklarını düşünmekte, fakat “iman” etmektedirler. Bu iman, bilinçli bir iman değildir ve yalnızca cehennemden korkulduğu için edilen bir imandır. Bu iman, bozuk bir imandır ve İslam’ın değil, Şirk Dini’nin bir ürünüdür.

 

Benzeri bir konuda Kur’an’dan güzel bir örnek vermek istiyorum. Konumuz açısından bakacağımız ayetler şunlardır:

Bakara Suresi 50-51. ayetler – Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. Ve Mûsa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.

A’raf Suresi 148. ayet – Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Taha Suresi 83-84-85-86-87-88. ayetler – Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa? Dedi: “Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!” Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.” Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?” Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de attı.” Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”

Taha Suresi 95-96. ayetler – Mûsa dedi: “Senin derdin neydi, ey Sâmirî?” Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”

 

Görüldüğü gibi, Hz. Musa bir nedenden dolayı kavminin yanından 40 gün boyunca ayrılıyor. Ve 40 gün sonra geri geldiğinde halkını bir buzağıya tapar şekilde buluyor. Düşünün, hem de halkına peygamber olduğuna dair birçok şey göstermişken halk Musa gittikten sonra bazı “önderlerin” de uğraşlarıyla tekrar putlara tapmaya başlıyor. İşte bu kıssa muhteşem bir örnek teşkil ediyor. Ahlaksız, akılsız bir toplum ne olursa olsun saçma şeylerde diretiyor ve gerçeği bilerek görmemek istiyor. İbni Sina’nın da dediği gibi, gerçeği görmek istemeyen kadar kör kimse yoktur. Kur’an’daki peygamber kıssaları hep böyle öğütler vermektedir, tabii insanların geneli ayetlerin üfürüğüne kapılmışken Kur’an, Felak Suresinde buna karşı çıkar ve birçok ayette(Üstte de birkaç tanesini verdik) Kur’an’ın üfürük için değil, öğüt almak için olduğu söyler. Kur’an, Yusuf Suresi 111. ayette de aklını ve gönlünü(Yani Kur’an yine aklını kullanmaya ve dürüst olmaya dikkat çekiyor) çalıştıranların resullerin hikayesinden öğütler çıkaracağını bildiriyor. Ve dikkat edin ki ayetlerde “ve” kelimesi geçiyor. Yani, sadece aklı çalıştırmak veya sadece gönlü çalıştırmak da düzgün bir metod olmuyor. Hem aklını hem de gönlünü çalıştırmak gerekiyor. İnsanların çoğunluğunun ne yaptığı bizi ilgilendirmez, her konuda bizi ilgilendiren şey kanıtlar olmalıdır. Kaldı ki Kur’an, insanların çoğunun şirke bulaştığını ve kıyamet zamanında çok az insanın cennete gideceğini aktarıyor. “İnsanların çoğunluğu” derken inananların sayısının az olduğunu zannetmeyin! Ayrıca inananların çoğunluğunun şirke bulaştığını vurgulayan ayetler de vardır. Yani insanların çoğunluğu derken inanandığını iddia eden birçok kişiden de bahsediyor Kur’an. Dediğimiz gibi, insanlara bakarak bir sonuca varılamaz, konu her ne olursa olsun kanıtlar asıl öneme sahip şeylerdir. Ve Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır. Ve Kur’an, En’am Suresi 159. ayette de Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir. derken, bugünlerde mezheplerin olması ilginçtir. Kur’an’da, En’am Suresi 114. ve En’am Suresi 38. ayet gibi daha birçok ayette din konusunda tek hüküm koyucunun Allah olduğu ve Kur’an’ın din konusunda eksiksiz olduğu bildirilirken, mezhepler ve hadis İslamcıları, Kur’an’ın eksik olduğunu savunmakta ve şeyhlerin, peygamberlerin Allah’ın dışında hüküm koyabileceğine inanmaktadır. İşte, her kim ki bu düşüncedeyse Allah’a şirk koşmaktadır. Yusuf Suresi 106. ayette de Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah’a iman etmez. denmektedir. Bu tip düşünen insanlar İslam’a uygun hareket etmemekte ve Allah’a şirk koşmaktadır. Bu insanların söylediği şeylerin çoğu da Allah’ın emirleri değil, bir başka insanın emirleridir. Bu nedenle bu tip insanların din hakkında söylediği şeylere kanmayın!

 

3. TERÖR ÖRGÜTLERİNİN PSİKOLOJİK YAPISI VE ÖRGÜTLERDEKİ KUR’AN KARŞITLIĞI

Yüzlerce örnek verilebilir fakat çok göz önünde olanları örnek olarak göstermek istiyorum. Örneğin, The Guardian isimli İngiliz gazetesinin, MI5’ın(İngiliz İstihbarat Örgütü) raporundan sızdırdığına göre, IŞİD gibi örgütlere katılan kişilerin İslam hakkındaki bilgisi çok düşük.[3] İnsanların böyle örgütlere katılmalarındaki amaç farklı, İslam ile hiçbir ilgileri yok. İntihar eylemcileri arasında yapılan bir araştırmaya göre bu eylemleri gerçekleştirenlerin birçoğu savaşlarda yakınlarını veya sevdiklerini kaybetmiştir.[4] Dolayısıyla bir başka kişinin bu kişileri kendi menfaatine göre kandırması gayet kolay olacaktır. Malum kişi psikolojik açıdan hassas olduğu için “Senin sevdiğin kişiyi öldürene karşı savaşıyoruz” sözünü duyunca basitçe kandırılabilecektir. Hayattaki “önemli şeylerini” kaybetmiş bu insan örgütte, “sevgi” ve güç gördükçe örgütü benimseyecektir. İnsanların topluluklara katılıp kendilerini belirli bir kümeden görmesi onlara psikolojik olarak yardım sağlamaktadır. Üstte verdiğimiz örnekten de görüleceği üzere, IŞİD’e katılanların İslam hakkında hiçbir şey bilmemesi ve birçok hatası bulunan Islam for Dummies adlı kitabı alarak İslam’ı öğrenmeye başlaması da bunun en açık göstergelerindendir. Tabii ki burada geleneksel din algısının da çok büyük etkisi var. Aşağıda bundan bahsedeceğiz. Independent’in yayınladığı bir araştırma da gösteriyor ki IŞİD’e katılanların önemli bir kısmı ekonomik sebeplerden dolayı(Biliyorsunuz, IŞİD gibi örgütler çok büyük paralar veriyor) veya psikolojik çöküşten dolayı IŞİD’e katılmaktadırlar.[16] Bir başka olay, 9/11 saldırılarında yer alan Muhammed Atta’nın sevgilisinin striptiz kulübünde çalıştığı ve kendisinin de uyuşturucu içtiği gibi bir rapor ortaya çıkmıştı.[5] Ve yurt dışında da İslam’dan korkma olayı(İslamofobi) 9/11 olaylarından sonra başlamıştır. Bir ankete göre Amerikan halkının çoğunluğu 9/11 olaylarını Amerikan hükümetinin yaptığına inanır.[6] Michael Moore’un hazırladığı belgeselde de 9/11 olaylarının Amerikan hükümeti tarafından yapıldığına dair kanıtlar verilir.[7] Amerikan hükümeti bu tip konularda çoğunlukla çifte standart uygulamıştır. Amerika hükümeti, Afgan mücahitleri “kutsal savaşçılar” olarak ilan etmiştir ve onlara Sovyet işgaline karşı verdikleri savaşta yardım etmiştir.[8] Fakat Taliban’ın saldırıları Amerika’yı hedef almaya başlayınca “kutsal savaşçılar”, “terörist” olarak görülmüş ve Amerika’nın “teröre karşı savaş” kampanyasının ilk hedefi haline gelmiştir. Yani, medyada söylenen “terörist” ifadelerine de dikkat ediniz. Çünkü birçoğu hükümet bunu kendi menfaatleri için kullanmaktadır ve terörü sabit bir tanım olarak değil de retorik olarak benimsemektedir. “Amerikalılar her şeyi yapıyor.” dediğimizi falan sanmayın, sadece kanıtlanan şeyleri söylüyoruz. Amerikan hükümetinin Northwood Dökümanları gibi ortaya çıkan planları da vardır(Bu planlarına göre, Amerika hükümeti kendi ülkesine saldırılarda bulunacaktır fakat suçu Küba’ya atacak ve insanların Küba’yı kötü görmesi için bu saldırıları Küba yapmış gibi gösterecektir).[9] Kendi ülkemizin de yaptıklarını inkar edemeyiz, Türkiye’nin de IŞİD’e yardım ettiğine dair birçok kanıt toplanmıştır.[10][11] İşte bunlar da hükümetlerin gerçekten kendi menfaatlerine göre bir şeyler yaptıklarını kanıtlar. Diğer bir örnek, eşcinsel kulübüne saldıran sözde cihatçı Ömer Metin’in kendisinin de eşcinsel olduğu ortaya çıkmıştı.[12] Örnekleri çoğaltırsak inanılmaz şeylerle karşılaşmaya devam edeceğimizden emin olabilirsiniz. Olaylar pek de görüldüğü gibi değil, içinde hükümetlerin menfaatleri ve kişilere uyguladıkları psikolojik baskılara dayanıyor. Üstte verdiğimiz, birçok intihar eylemcisinin yakınlarını savaşlarda kaybetmeleri araştırması da buna en açık örnektir. Eylemleri yapanların İslam ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. İslam’ın savaş kaynağı olması demek, şiddetin sadece İslam onu emrettiği için meydana gelmesi demektir. Fakat hiçbir terör örgütü böyle bir söylemde bulunmaz. Kendileri dini mobilize ederler. Yani, din, oldukça hassas ve önemli bir konu olduğu için birçok insan bu konuda kandırılmaya açıktır. Din sebepli savaşlarda da böyle olmuştur. Çoğu “din sebepli savaş” da ekonomik nedenlerle olur(Habermas’ın söylediği gibi). Ve bazı kişilerin çıkarları için yapılır. Mehdi, nasih-mensuh gibi sahte ve tamamen Kur’an karşıtı inanışlarla bugün dahi birçok insan dini kullanarak insanları savaşa çekmiştir. Taliban’ın din konusunda tutumu ve inananların Bin Laden’e bakış açısı da bunu açıkça gösteriyor. Saddam Hüseyin, Irak-İran savaşları sırasında seküler tavırlar benimsemiş ve dincilere karşı çıkmıştır. Fakat nedense aynı kişi Irak’ın yönetimine geçerken dini ibadetleri yerine getirmeye başlamıştır ve yaptığı ibadetleri de konuşmalarında halkına göstermiştir.[14]

 

Huntington gibi kimseler, kültür ve din farklılıklarından dolayı savaş olduğunu savunurken Habermas gibileri ise ekonomik nedenlerden dolayı savaş olduğunu savunur. Çok açık ki Habermas bu konuda haklıdır. Habermas’ın doğruluğu konusunda dikkat çekecek çok olay vardır fakat yazının çok uzamaması adına sadece Huntington’ın hatalarını göstereceğim. Eğer ki kültür ve din farklılıklarından dolayı savaşılsaydı, Orta Doğu halkları kendi inanışlarına ve kültürlerine çok ters olan Uzak Doğu ülkeleri ile sürekli savaş halinde olurdu, fakat Batı ile Orta Doğu arasında sıkıntılar ve savaşlar var. Ayrıca, Kur’an’ın “ötekiler” ile savaşmayı kabul etmediğini de ayetlerle gösterdik. Kur’an’ın yalnızca savunma savaşını kabul ettiği çok açıktır(Kur’an’ı anlamak için okuyan birisi için). Medyadan birçok kişi İslam’ı gerçek sorun olarak göstermeye çalışmaktadır. Fakat “medeniyetler çatışması” tezi(Huntington’ın görüşü), medeniyetler çatışması meydana getirmek için kullanılmaktadır. Çünkü medeniyetler çatışması “bazı kişiler” için ekonomik gelir olacaktır. “Dini liderler” olduğu savunulan kişilerde de bu açıkça görülmektedir(Saddam örneğinde olduğu gibi). Buradaki asıl mevzu, terör ve cihat gibi kelimerin retorik kullanımlarını algılayamamakta veya algılamak istememekte yatıyor. Coady’nin de alıntıladığı, devletlerin “terör” ve “cihat” gibi kavramları kendi çıkarları için kullandıklarına dair çok güzel bir şiir vardır, şiir şöyledir:

Bomba atmak kötüdür,

Bombardıman ise iyidir,

Lafın özü; terörün anlamı,

İktidar tacını kimin giydiğine bağlıdır.[15]

 

Birçok insan din konusunda geleneklere uyuyor ve inandığı kitabı düzgüncesine araştırmıyor. Hatta inanan ve inanmayan birçok insan böyle. Kendisi bir şeye önceden karar veriyor ve kitabı okuyunca o yönde, alakasız bile olsa ayetler çıkarıyor veya başkalarından hükümler çıkarıyor(Hadislerden dini hüküm çıkartmak Allah’a şirk koşmaktır! Bu konudaki yazımızı buradan okuyabilirsiniz). Gelenekler bu konuda çok büyük önem taşıyor. Aliya İzzetbegoviç’in de dikkat çektiği gibi, “Müslüman olursan iyi bir insan olursun” değil, Kur’an’da “İyi bir insan olursan Müslüman olursun” mantığı benimseniyor. Ama bu tip insanlar bundan uzaklar. Kendi geleneklerini din diye aktarıyorlar ve Allah’a şirk koşarak dini hükümleri kendileri çıkarıyorlar, bir nevi Allah’a dinlerini öğretiyorlar(Bkz. Hucurat Suresi 16. ayet). İşte, eğer Kur’an’ı Sad Suresi 29. ayetin de dediği gibi, temiz bir akılla(Önyargısız ve kalıp yargısız) okursanız göreceğiniz şey şudur ki, Kur’an’ın indiği dönemdeki insanlar da(Müşrikler) böyle şeyler yapmıştır. Kendi hükümlerini Allah’ın hükmü diye kabullenmişlerdir. İşte onlar Allah’a iftira atıyorlardı(Bkz. Nahl Suresi 116. ayet). Kur’an, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için peygamberlerin hikayelerini çok önemli bir biçimde aktarmıştır. Hemen hemen bütün peygamberlerde göreceğiniz şey, peygamberlerin halkının şirke bulaşmasıdır ve çirkin söylemlerine ve çirkin işlerine Allah’a ortak etmeleridir. Kur’an’ı okuduğunuz bunu göreceksiniz ve bu yöndeki uyarıları göreceksiniz. Örneğin Musa halkının yanında 40 gün ayrıldığında bile halkı hemen putlara tapmaya başlamıştır, oysa ki bu olay Musa ile Firavun mücadelesinden sonra oluyor. Yani Hz. Musa halkına kendisinin peygamber olduğunu açıkça göstermişken bile halkı, bazı “liderlerin” doldurmalarına gelip tekrar putlara tapmaya başlıyorlar(Sadece 40 gün içinde). İşte bu tip örnekler Kur’an’da verilir ve Kur’an’ı temiz akıllıların, aklını ve gönlünü çalıştıranların anlayabileceğini söyler. Bu nedenle de birçok insanın cehenneme gideceğini ve inananların dahi şirk koşarak inanacağını söyler(Yani inanan kesimden de birçok kişi cehenneme gidecektir). Ve ilginç bir şeydir ki, dinden dönenin öldürülmesi, zina yapanın taşlanarak öldürülmesi, eşcinsellerin öldürülmesi gibi şeyler Kur’an’ın hiçbir ayetinde geçmiyorken ve hatta bu durumlarda bir cana haksız yere kıyıldığı için bu durumlar Kur’an’a çok ters iken, bunlar bazı Müslümanlar tarafından uygulamaktadır. İşin ilginç tarafı şu, bu “durumlar” Tevrat’ta geçmektedir ve Yahudiler bunları uygulamamaktadır. Kur’an ayetlerinde ise bu “durumların” tam tersi geçerken ve bu “durumları” yapmak çok büyük günahlar sayılırken bazı sözde Müslüman kişiler bunları uygulamaktadır. Sizden istediğim şey, İslamcıların yaptığı söylenen terör gibi olayları araştırmanızdır(Hem o olayın kimler tarafından gerçekleştirildiğini araştırın. Hem de o konuda Kur’an hakkındaki ayetlere bir göz gezdirin, bakalım öldürmek diye bir şey var mıymış). Araştırmanın sonucunda zaten bu işte bir terslik olduğunu göreceksiniz. Hatta bu insanlar kendilerini gerçekten İslam’a inanan birisi olarak görüyorsa dahi bu bir şeyi değiştirmez, Kur’an’da Savaş Ayetleri yazımızda bundan detaylıca bahsettik. Bu tip insanların çoğu zaten Kur’an’a değil, başka kişilerin olduğu iddia edilen hükümlere uymakta ve Allah’a da şirk koşmaktadır. Kaldı ki Kur’an’da, bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek kadar günahtır ifadesi geçer ve bu ifade bir insanı öldürmenin çok büyük bir günah olduğuna vurgu yapar. Bir kişi inanmıyorsa ve hatta İslam ile dalga geçiyorsa, o kişiyi öldürmek cihat değildir! O kişiyle Kur’an ayetleri üstünden tartışmak ve İslam’ı anlatmak cihattır(Furkan Suresi 52. ayet). Ve bir kişi İslam ile dalga geçiyorsa da o kişi İslam ile dalga geçerken onun yanında uzaklaşmak cihattır(En’am Suresi 68. ayet), o kişiye düşman olmak cihat değildir. Peki neden dalga geçen birisinin yanında uzaklaşıyoruz da dalga geçmeyenlere yaptığımız gibi İslam’ı anlatmıyoruz? Çünkü dalga geçenler dalga geçerek cahillik ediyorlardır. Kur’an ise “Cahillerden yüz çevir!” demektedir(Malum ayetin devamında bunu dile getirmektedir. Onun dışında A’raf Suresi 199. ayet gibi ayetlerde de bu dile getirilir). Cahil bir kimse, hiçbir konuyu araştırmaz ve o konular hakkında ileri geri konuşur. Yani, o kişiyle konuşsak da İslam’a bakış açısı hep aynı kalacaktır ve kendince bir şeylere inanacaktır, kanıtlara bakmayacaktır. Zaten karşıdaki kişi cahil değilse, İslam’a çok sert bir şekilde karşı çıkıyor olabilir ama karşısındaki kişi argümanlardan bahsediyorsa o görüşle dalga geçmez ve dinler, eğer karşı çıktığı bir şey varsa düzgünce söyler. Yani dalga geçen kişilerle düzgün bir konuşma dahi yürütemezsiniz ve konuşmalar boşadır, bir duvara karşı konuşmaktan farksızdır. Ne yaparsanız yapın, kendi akıl düzeyinde sizi anlayacaktır ve dediklerinizin üstüne düşünmeyecektir.

 

Kaynaklar

[1] http://galeri13.uludagsozluk.com/705/isid_1201852.jpg

[2] http://www.milliyet.com.tr/isid-secim-kafirlerin-isidir–gundem-2140985

[3] https://www.theguardian.com/uk/2008/aug/20/uksecurity.terrorism1

[4] Deniz Ülke Arıboğan, Tarihin Sonundan Barışın Sonuna(Timaş Yayınları, 2003), Sf. 78

[5] http://www.telegraph.co.uk/news/1358665/Seedy-secrets-of-hijackers-who-broke-Muslim-laws.html

[6] http://rethink911.org/news/new-poll-finds-most-americans-open-to-alternative-911-theories

[7] https://www.dailymotion.com/video/x2f8t2r

[8] Mehmet Ali Civelek, Küreselleşme ve Terör, Saldırganlık Gerçeği(Ütopya Yayınevi, 2001), Sf. 288

[9] http://abcnews.go.com/US/story?id=92662&page=1

[10] http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151127_mit_tirlari_neler_olmustu

[11] http://www.salon.com/2016/06/30/turkeys_double_game_on_isis_and_support_for_extremist_groups_highlighted_after_horrific_istanbul_attack

[12] http://www.posta.com.tr/gay-kulubu-katliamcisi-da-escinselmis-haberi-348129

[13] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005, Sf. 512-513

[14] http://hollowverse.com/saddam-hussein

[15] C.A.J. Coady, The Morality of Terrorism, (Philosophy 60, 1985) Sf. 47

[16] http://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/isis-islamic-state-foreign-fighters-syria-recruits-lack-basic-understanding-of-islam-radicalisation-a7877706.html

Yazıdaki tüm ayetlerin mealleri Kur’an Meali adlı siteden alınmıştır. O sitede her ayet için 40 farklı meal ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

Mantıksal Teizm ©2017

 

 

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir