İSLÂM TERÖR DİNİ MİDİR? TERÖR ÖRGÜTLERİ VE DİN

image_pdf

Yazımızda İslam ve terör konusunu hem sosyolojik bir analize tabii tutacağız hem de gerektiği ölçüde teolojiye de değineceğiz. Yazımızın içeriği şöyledir:

  1. Kavramların Muhtevası
  2. İslâmcı Terör Örgütlerinin İslâmî Olmayan Yönleri

 

KAVRAMLARIN MUHTEVASI

Elbette öncelikle burada ele alacağımız bazı ana kavramların tanımını vererek başlamamız doğru olacaktır. Bu yazıda “terör”, “cihâd” gibi kavramların retorikleştirilmesini ve İslâmcı terör örgütlerinin pek de İslâmî olmayan yönlerini ele alacağız. Böyle hassas bir konuda ilk olarak kavramların analizini yapmak gerekmektedir. Hemen başlayalım:

1. Retorik: Retorik genel anlamda birisini bir önermeye inanmaya, bir fikri benimsemeye ya da bir davranışı sergilemeye yazılı ya da sözel olarak ikna etme girişimidir. Fakat bunu yaparken kabul ya da davranış için makul bir kanıt ileri sürmek yerine, kullanılan sözcüklerin etki gücünden yararlanmak esas alınır. O halde retoriğe şöyle denilebilir: Bir kimseyi iknâ etmek ya da etkilemek için duyguları hareket geçirici olarak kullanılan dil. İnsanlar olarak dil aracılığıyla iletişime geçmekteyiz. Her kullandığımız kavramın içerdiği bir anlam vardır. Fakat bir kimse o kavramı kendi siyasi, sosyal, kültürel, ilmi pozisyonunu korumak adına yahut bir başkasının takındığı tavrı onaylamak/onaylamamak için farklı bir anlamda kullanıyorsa işte bu retorik olacaktır. Sonuçta bir insanın ne söylediği kadar onu nasıl söylediği de önemlidir. Öte yandan retorikten etkilenmek her ne kadar bir insana bağlıysa da -o insan bir toplumun da ürünü olduğundan ötürü- genel olarak toplumla da yakından ilişkilidir. Retorik pek alışık olunmayan bir kavram olduğundan ötürü daha iyi anlaşılması adına bir örnek vereceğiz:

Örnek: Cenneti hurilerde, gılmanlarda değil ruh temizliğinde, adalet duygusunda, eşitlikte aramak; sömürüsüz, baskısız, özgürlükçü bir dünya için mücadele vermektir laiklik.[200]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/285966/Ne_Demektir_Laik_Olmak__.html (14.07.2018 tarihinde erişildi)]

Analiz: Bu örnekte laiklik anlamının dışında kullanılmış ve adaletli, sömürüsüz, özgürlükçü bir görüş tarzıyla doğrudan bağdaştırılmıştır. Oysa laiklik demek devlet işlerini dinden ayrı tutmak demektir, daha fazlası değil. Bu nedenle laiklik doğrudan adaletli, sömürüye karşı çıkan ve özgürlükçü bir zihinle bağdaştırılamaz. Laik olup adaletsiz davranan, sömürüyü destekleyen, özgürlüğü oldukça kısıtlayan bir kimse de pekâlâ olabilir. Muhtemelen üstteki cümleyi kullanan yazar, kendi dönemindeki laiklik-şeriat tartışmalarından ötürü laikliği “devleti mükemmelleştiren yegâne şey” olarak göstermeye çalışmış ve siyasi bir pozisyon benimsemiştir.

 

2. Terörizm: Terör etimolojik olarak Latince “tereré” kelimesinden türetilmiştir. Kelime manası olarak ürkütmek, korkutmak, korkudan titretmek, sindirmek ve yıldırmak gibi anlamlara gelmektedir.[1] Özellikle de 9/11 saldırılarının ardından terör kavramı üzerine yapılan araştırmaların artış gösterdiği rahatlıkla söylenebilir. Her ne kadar çoğumuz günlük hayatında bu kelimeyi kullansa da insanlara sorulduğunda muhtemelen kavramın içeriği hakkında farklı anlamlara değineceklerdir. 1936-81 yılları arasında -görüldüğü kadarıyla- 109 farklı terör tanımı yapılmıştır.[2] Ne yazık ki bazı otoriteler bu kavramları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadır. Kavramın retorik olarak kullanılıp kullanılmadığına dikkat edilmelidir, aksi halde birinin terörist dediği bir başkasının özgürlük savaşçısı olabilir. Terörizmin kabul edilen bir tanımı olmadığından ötürü terörizme karşı mücadele konusunda da kimi zaman tartışmalar çıkmaktadır. En azından terörizmin şu iki durumu içinde barındırdığını söyleyebiliriz: 1) Silahsız kimselere karşı silahlı bir güç uygulamak. 2) İdeolojik bir hedefe sahip olmak.

 

3. İslamofobi: Kavramın bugün kabul görmüş bir tanımı olmasa da sanıyorum ki şöyle bir tanım yapmak en uygunu olacaktır: İslâm’dan ve Müslümanlardan korku duymak ve nefret etmek.[3] Sadece “korku duymak” olarak değil nefret etmek olarak de değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyim, çünkü kavramın çokça kullanıldığı Batı’da kavram daha çok korku duymak ve nefret-istiskal ile birlikte ele alınıyor.

 

4. İslâmcılık: Bu kavram teolojik değil siyasi bir içeriğe sahiptir. İslâm’ın kişisel hayat dışında, siyasi alanda da yol gösterici olarak benimsenmesini öngören bir düşünce akımıdır. İçinde farklı farklı inançlardaki insanları barındıran bir devletin İslâmî bir yönetime sahip olup olmayacağı bir tarafa, İslâm’ı anlamadaki metotların ne olacağı gibi tartışmalar bir kimsenin nasıl bir İslâmcılığı benimsediğini etkileyecektir. Dolayısıyla “İslâmcılık şöyle bir yönetim.” gibi bir görüş belirtmek oldukça zordur. Fakat günümüzde belirli yönde bir terim olarak kullanılan bu kelime, genelde radikal İslâmcı denilen kesimin siyasi görüşünü ifade etmektedir.

 

İSLÂMCI TERÖR ÖRGÜTLERİNİN İSLÂMÎ OLMAYAN YÖNLERİ

The Guardian isimli İngiliz gazetesinin MI5’ın raporundan sızdırdığına göre Türkiye-Suriye sınırında Britanya’dan IŞİD’e katılmak için yolculuk ederken yakalanan 2 teröristin çantasından “Islam For Dummies” (Aptallar/Cahiller İçin İslâm) adlı kitap çıktı.[4] Bu demek oluyor ki IŞİD’e katılan bu kişiler İslâm hakkında hiçbir şey bilmiyor, katılmalarının farklı bir nedeni vardı. Daha başka The Guardian Haziran 2017’de, gerçekleştirilen son 7 terörist saldırıyı ele alıp bunların ortak yönünü bulmaya çalıştı. İslâmî terör adı altında yapılan bu saldırıların ortak noktası o ki, saldırganların hepsi ya göçmen ya da göçmen ailelerden geliyorlar. Ve -biri dışında- bu saldırıyı düzenleyen insanlar normal hayatlarında seküler olarak biliniyorlar.[5] Meselâ 9/11 saldırılarında yer alan Muhammed Atta’nın sevgilisinin striptiz kulübünde çalıştığı ve kendisinin de uyuşturucu içtiğini belirten rapor ortaya çıkmıştı.[6] Benzer bir örnek, eşcinsel kulübüne saldıran sözde cihatçı Ömer Metin’in kendisinin de eşcinsel olduğu ortaya çıkmıştı.[7]

 

Terör örgütlerine katılan kişilerin sosyolojik ve psikolojik geçmişlerine gerçekten de dikkat etmek gerekiyor. Elbette terör örgütlerine neden katılımların olduğu konusuna çok geniş bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Fakat elbette bu yazının amacı bundan çok insanların zihnindeki “paketle, bantla, at” tarzındaki “Terör örgütleri çok açıkça gösterir ki İslâm terör dinidir” retoriğini yıkmaktır. Dolayısıyla bu konuyu bir sosyolog gibi uzunca ele alamayız. Kabaca söylemek gerekirse, terör örgütlerine katılmada teolojinin belirli bir yerinin olduğunu reddetmemekle birlikte (ki buna aşağıda değineceğim) en önemli nedenlerin çoğunlukla psikolojik ve sosyolojik nedenler olduğunu düşünüyorum. Örneğin Fransa’da Belçikalı Laura Passoni IŞİD’e katılması hususundaki ilginç hikayesini anlatıyor. Buna göre Passoni İslâm’ı arkadaşları sayesinde küçük yaşlardan beri biliyor ve 16 yaşında İslâm’ı kabul etmeye başlıyor. Normal hayatında genel olarak seküler bir yaşam süren Passoni, uzun süredir sevgili olduğu kişinin kendisini çocuğuyla birlikte öylece bırakmasının ardından depresyona girdiğini belirtiyor. Bu ayrılıktan sonra tesettürlü fotoğraflarını Facebook’ta paylaşarak kendini iyi hissettiğini söylüyor. Fakat onun fotoğraflarını gören IŞİD görevlilerinin dikkatini çeken Passoni, IŞİD’li kişilerin kendisine bir güven verdiğini ve çocuğuyla kendisinin hayatını belki de IŞİD’e katılarak kurtarabileceğini düşündüğünü söylüyor. Sonrasında Passoni hayatına yeni bir sayfa açmak adına IŞİD’e katılıyor(Bu olaya Charlie Hebdo saldırısından önce gerçekleşiyor ve Passoni haberlere pek bakmayan birisi olduğunu belirtiyor). Fakat sonrasında IŞİD’in nasıl bir örgüt olduğunu anlıyor ve oradan kaçmaya çalışıyor.[8] Daha başka örneğin 2017’deki Manchester Arena saldırısını düzenleyen Selman Ramazan Abedi’nin de normal hayatında seküler birisi olduğu olduğu ortaya çıkmıştı. Hatta okul arkadaşı onun ev partilerine katıldığını, votka içtiğini söyledi.[9] Yine diğerlerine benzer bir şekilde Fransa’nın Nice şehrinde saldırı düzenleyen Muhammed Lahouaiej-Bouhlel’in de normal hayatında uyuşturucu kullanan, içki içen, hatta biseksüel olan birisi olduğu ortaya çıkmıştı.[10] İslâmcı terör örgütlerinin garip yönü, [hadi kendine Müslüman diyenleri kâfir ilan edip öldürmenin İslâmî olduğunu kabul ettik diyelim,] Taliban, Boko Haram, IŞİD gibi örgütlerin kendilerinin dahi İslâmî kabul etmediği uyuşturucu gibi maddelerin tacirliğini yapması yahut uyuşturucu tacirlerine yardım etmesidir.[11]

 

İslâmî terörün biraz da retorik kısmına ve çifte standart kısmına değinmek istiyorum. Örneğin Amerika hükümeti Afgan mücahitleri [mücahitler] Sovyet ile mücadele ederken “kutsal savaşçılar” olarak ilan etmiştir. Fakat Taliban’ın saldırıları Amerika’yı hedef almaya başlayınca “kutsal savaşçılar” birden “terörist” olmuş ve Amerika’nın “teröre karşı savaş” kampanyasının ilk hedefi haline gelmiştir.[12] Gerçekten de devletlerin terör gibi çirkin bir konuda bile nasıl retorik uyguladığı gözler önündedir. Sadece İslâmcı terör örgütleri konusunda da değil, örneğin Amerika hükümetinin Northwood Dökümanları gibi ortaya çıkan planları da vardır(Buna göre Amerika insanları öldürecek ve Küba’yı suçlayacaktır. Böylece Küba ile savaşı meşrulaştıracaktır. Fakat John F. Kennedy bu operasyona izin vermedi).[13] Çifte standart konusunda, örneğin 2015 yılının Ocak ayında Charlie Hebdo adlı Fransız hiciv dergisine Arap Yarımadası el-Kaidesi’nin üstlendiği bir saldırı düzenlenmişti. Saldırının nedeni Charlie Hebdo dergisinin Hz. Muhammed ile alay etmesiydi. Elbette ben Hz. Muhammed ile alay edildiğinden ötürü saldırı düzenlenmesini kesinlikle kınıyorum, örneğin Ali İmran Suresi’nin 186. ayetinde Yahudilerin ve müşriklerin Müslümanlar ile alay edeceğine değinilmiş ve buna karşı sabredilmesi önerilmiştir, daha başka Nisa Suresi’nin 140. ayetinde Müslümanlarla kendileriyle alay edildiği zaman o alay edenlerin yanından ayrılmaları önerilmiştir. Konumuza geri dönelim, bu saldırılardan altı sene önce aynı dergi Yahudiler ile dalga geçtiğinden ötürü anti-semitist olarak değerlendirilmiş ve Maurice Sinet (Sine) adlı çalışanını işten çıkarmak zorunda kalmıştır.[14] Fakat dergi Hz. Muhammed ile dalga geçtiği karikatürleri yıllardır yayımlamaktaydı. Bununla birlikte, Yahudi soykırımına karşı çıkıp da Guantanamo ve Gazze gibi hususlarda sessiz kalmak kendi pozisyonlarını savunmak adına çifte standart uygulamaktır. Fakat burada “Batı pisliktir” gibi bir algı yaratmaya çalıştığım da düşünülmesin. Bazı otoritelerin yaptığı çifte standarlar yüzünden bir halkı yargılamak saçma olacaktır; her insan kendi içinde değerlendirilmelidir. Kaldı ki PEW şirketinin 2015’teki anketine göre Fransızların %76’sı Müslümanlar hakkında olumlu düşündüğünü belirtmiştir.[15] Bununla birlikte, Hz. Peygamber’e olan eleştirilere de karşı değilim; fakat insanları kışkırtmaya yönelik hamleler (ki Charlie Hebdo’nun böyle yaptığı düşüncesindeyim) iyi bir davranış değildir, entelektüel eleştirilerse elbette yapılabilir. Bu çifte standart konusunda devletlerin uyguladıkları politika bakımından da birçok örnek getirilebilir. Örneğin Fransa’nın belirli bölgelerinde “aşırı İslâmîliği” ifade ediyor diye haşema yasaklandı. Fakat haşema giyinen insanların terörist olduğunu düşünmek hiçbir ilmi dayanağı olmayan bir hamledir. İnsanların özgürlüğünü savunan Fransız hükümetinin(!) böyle bir çifte standart uygulaması da şaşırtıcı olsa gerek. Burada belirtilmelidir ki Fransa’nın belirli bölgelerinin uyguladığı bu haşema yasağına Batı medyası tarafından da çoğunlukla karşı çıkıldı ve bu yasağın insanların özgürlüğünü kısıtlamak olduğuna vurgu yapıldı, hatta sörf kıyafetlerinin haşemadan pek de farklı olmadığına ve bu yasağın Müslümanlardan nefret etmek olduğuna vurgu yapıldı. Bunun dışında, Batı’nın pek çok alanda güçlü olmasının bir sonucu olacaktır ki terörden gerek ölüm olarak gerekse ezilmişlik olarak en çok çeken de Müslümanlar olsa da en çok dikkatimizi çeken şey Batı’da olan terör saldırıları oldu.[16] Bundan başka, meselâ 2017 yılında Portland’de Jeremy Joseph Christian adındaki aşırı sağcı birisi, iki Müslüman kadına başörtü giyiniyor diye saldırdı ve o kadınları korumaya çalışan iki kişiyi de bıçaklayarak öldürdü.[17] Elbette bu durum medyada dillendirildi fakat eğer tersi bir durum olsaydı (bir Müslüman aşırı sağcılık yapıp iki kişiyi öldürseydi) tüm dünya bütün Müslümanları terörist ilan ederdi. Avustralyalı filozof C. A. J. Coady’nin retorik konusunda aktardığı çarpıcı dörtlük şöyledir:

Bomba atmak kötüdür,

Bombardıman ise iyidir,

Lafın özü; terörün anlamı,

İktidar tacını kimin giydiğine bağlıdır.[18]

 

Peki neden terör adına sürekli din kullanılıyor? Meselâ neden ateizm kullanılmıyor da dinler kullanılıyor? Bunun cevabı bir bakıma basit bir bakıma da zordur: Öncelikle neden ateizm değil de din sorusuna cevap verelim. Ateizm, belirli ritüelleri olan ve hayatı yaşamaya dair belirli öngörüleri olan bir düşünce değildir. Örneğin ateist bir seri katil olan Jeffrey Dahmer’ın seri katil olduğundan dolayı ateist olmadığını iddia edemezsiniz, çünkü ahlâki kuralların ateizm ile doğrudan alakası yoktur. Ateizm sadece Tanrı’nın var olmadığını belirten bir düşünce akımıdır. Oysa [İbrahimi] dinler, felsefi yönü bir tarafa hayata dair öngörüleri olan, belirli ritüelleri olan ve köklü [ve o dini incelemek açısından önemli olan] bir tarihe sahip olan, ilahi kaynak ile ilişkili olduğuna inanılan belirli vahiylere sahip olan karmaşık bir alandır. Dolayısıyla ateizme değil de dinlere vurgu yapılması çok daha olasıdır. Bununla birlikte yaşanılan dönemler de terör konusunda neye vurgu yapıldığını etkileyecektir. Örneğin 20. yüzyılda terör konusunda özellikle de siyasi ideolojilere vurgu yapılmaktaydı. Uyguladıkları işkenceye dair faşistler de komünistler de kendi görüşlerine vurgu yapmakta ve insanları böyle harekete geçirmekteydi. Fakat belirli sosyolojik ve teolojik nedenlerden ötürü 21. yüzyılda dine atıfla yapılan terör, özellikle de İslâm’a vurgu yapılan terör arttı. Tabii bu noktada, dine yapılan vurgunun terör örgütleri için de daha kârlı olacağı bir kenara atılmamalı. Örneğin David C. Rapoport’un vurguladığı gibi, Saddam Hüseyin her ne kadar radikal İslâmcılara karşı savaşmış bir lider olsa da özellikle de 1990’ın Ağustos’undan sonra konuşurken dine yaptığı referanslar artmış ve hatta o konuşma yaparken bir yandan ibadet ettiği görüntüleri de yayınlanmıştır. Çünkü radikal İslâmcılarla işi bitmiş ve artık başka bir kesimle savaşmaktadır, dindarları kendi etrafına çekmek adına dine vurgu yapmaya başlamıştır.[19] Daha başka meselâ Avraham Stern tarafından kurulan Lehi örgütü seküler bir örgüt olmasına rağmen insanları etkilemek için dini bir konuşma tarzı benimsemiştir.[20] Çok açıktır ki ateizmdense dine vurgu yapmak insanları harekete geçirme konusunda çok daha etkilidir, kaldı ki zaten ateizmin vurgu yapılacağı belirli öngörüleri ve/veya ritüelleri yoktur.

 

İnsanlara karşı işkencelerin ve inanç yönündeki baskıların sadece İslâmcı terör örgütleri tarafından yapılmadığı da bilinmelidir. Bu konuda Sovyet çok açık bir örnektir. Bunun dışında meselâ Enver Hoca’nın Arnavutluk’ta ateist bir devlet ilan ederken insanların inanç özgürlüğüne karşı ne kadar hamle yaptığı da bilinmektedir. Hatta sadece dine karşı da değil, kendi gibi düşünmeyen pek çok kişiye karşı gelmiştir.[21] Veya meselâ Çin Halk Cumhuriyeti’nde Müslümanlara işkence yapıldığı da bilinmektedir.[22] Veya meselâ Myanmar’ın Rohingyalılara (Arakan Müslümanları) nasıl eziyet ettiği de açıkça bilinmektedir. Anti-Balaka örgütünün camilere saldırı düzenleyerek birçok Müslümanı öldürdüğünü de biliyoruz.[23]

 

IŞİD’in (DAEŞ) Fransa’da masum insanları öldürmesine karşı çıkılırken ABD’nin teröristleri yok etmek adına Suriye’yi bombalarken masum insanları da öldürmesi fakat buna karşı çıkılmaması eleştiriliyor. Yani bomba atarsanız kötüsünüz, bombardıman yaparsanız iyisiniz. Bunun garip bir tezahürü ise muhtemelen dünya çapında yüz binlerce masum insanı öldürmek için emir veren Obama’nın Nobel Barış Ödülü’nü almasıdır.

Peki terör örgütlerinin en önemli sebebinin din olduğu söylenebilir mi? İşte bu yazıda bunun pek de söylenemeyeceğini ele almaya çalıştım. Açıkçası ben, terör konusunda dini yorumun belirli bir etkisinin olduğunu reddetmemekle birlikte en önemli faktörlerin sosyolojik, psikolojik ve ekonomik sebepler olduğunu düşünmekteyim. Peki, dinin de belirli bir etkisinin olması ne demek? İşte üstte “Meselâ neden terör adına ateizm kullanılmıyor da dinler kullanılıyor?” diye sorulduğunda “Bunun cevabı bir bakıma da zor” dememin nedeni tam da bu soruydu. Ayetleri anlama ve yorumlama metodunun gerçekten de sağlam bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. Fakat bu sınırları belirlemek adına pek çok tartışmanın dönmesi gerekiyor. Çünkü bu sınırlar Adnan Oktar’ın belirlediği sınırlar olursa Kur’an-ı Kerim her dönemde var olabilecek olan en modern, insanların zevkine en uygun kitap olacaktır. Eğer bu sınırlar IŞİD’in belirlediği sınırlar olursa İslâm, insanların beynini çöpe atmasını isteyen ve tüm insanların İslâm’ı benimsemesi ve hatta bütün hükümlere 610-639 yıllarındaki gibi uyulmasını zorunlu kılan aksi halde kafanızın kesilmesini isteyen bir kitap olacaktır. Sonuçta ayetleri tefsir ve te’vil etmenin sınırları onun bunun zevkine bırakılacak bir iş değil, entelektüel anlamda gerçekten de en ince ayrıntısına kadar tartışılması gereken bir konudur. Bu noktada ben en azından üç şeye dikkat etmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum: 1) Arap dilinin özellikleri. 2) Ayetlerin bağlamı. 3) Anakronizmin olmaması. Önümüzde kuru bir metin var. Ve bu metnin aktüel değerini ortaya koymak için ayetlerin ilk anlamına inmeye çalışmamız gerektiği kanaatindeyim, eğer bunu yapmazsak Kur’an metni baştan aşağı spekülasyondan ibaret olur. O halde Mevlana da Kur’an’dan delil bulur IŞİD de Kur’an’dan delil bulur; fatalizmi savunan da Kur’an’dan delil bulur, insanların bir bakıma özgür olduğunu savunan da Kur’an’dan delili bulur; İslâmcı da Kur’an’dan delil bulur, laikliği savunan da Kur’an’dan hüküm bulur… Neticede, eğer ilk anlama inmeye çalışmazsak herkes kendi isteğine göre bu metni yorumlar.

 

Tefsirin ve te’vilin sınırlarının -takdir edeceğiniz üzere- nerede sonlandığına dair kanıt vermek elbette fizik alanında bir hipoteze kanıt vermek gibi kolay değildir. Her nasıl ki fizik biyolojiden, biyoloji sosyolojiden, sosyoloji de felsefeden daha az kanıt esnekliğine sahipse; fakat tüm bu alanlarda belirli noktalarda fikir birliği varsa aynısı tefsir ve te’vil için de geçerlidir. İşte büyük ölçüde ilim bilinmeyi [tabii bununla birlikte mantık hatasına ve anakronizme düşmeyen bir yorum] gerektiren tefsir ve te’vil konusunda kimi insanların çıkıp da hiçbir entelektüel çaba sarf etmeden “İşte IŞİD gerçek İslâm’dır, Müslümanlar teröristtir.” demesi komik olsa gerek. İslâm’da savaş konusunun nasıl algılandığına dair tarihsel algıdan bahsettiğimiz ve bir değerlendirme yaptığımız Kur’an-ı Kerim’e Göre Cihâd Nedir? İslâm’da Cihâd Kavramı adlı yazımızı okuyabilirsiniz. Bu arada, elbette İslâm hakkında hiçbir bilgisi olmayan birisinin terörist örgütleri görüp “Demek ki İslâm terör dinidir.” demesi gayet normal bir şeydir. Her insan entelektüel araştırma yapmak zorunda değildir, o kimselere İslâm’ı yanlış tanıtıyorsak bu biz Müslümanların sorunudur. Fakat sorun, hiçbir entelektüel çaba sarf etmediği halde kendisinin yegâne doğru olduğunu söylemektedir. Birkaç yazı okuyarak en muhteşem tefsiri ve te’vili yaptığını zannetmek en hafif tabirle yobazlıktır.

 

Bazıları da “Din bu kadar spekülasyona müsait ise, ve bu kadar ölüme dolaylı da olsa sebebiyet vereceğine hiç olmasaymış daha iyiymiş!” diyebilir. Fakat örneğin bilim de savaşlarda fazla insanın ölmesine dolaylı yoldan sebebiyet vermektedir. Örneğin Nazi Almanyası’nın pek çok insana işkence çektirmesinde bilimsel araştırma dolaylı yoldan sebep olmadı mı? Bu durumda bilim mi suçlanacaktır yoksa bilimin yanlış yorumlanması/kullanılması mı suçlanacaktır? Elbette ikincisi olacaktır. Din konusunda da benzerini düşünebiliriz.[24] Bazıları da “İyi de bilimin pek çok iyi yanı var ama dinin yok, ben göremiyorum!” diyebilir fakat belki de dinin yararı ahiret dediğimiz yerde olacaktır, bir müminin böyle düşünmemesi için hiçbir sebep yok gibidir. Sonuçta, herhangi bir terör olayının doğrudan dine dayandığını savunmak açıkçası pek de isabetli durmamaktadır. Çünkü böyle bir tutum insanların hayatında etkili olan pek çok faktörü neredeyse hiçe saymaktır, ve birtakım noktalarda -üstte gördüğümüz üzere- pek de yeterli bir açıklama olmamaktadır. Neticede bu tür olaylar İslâm’ın değil, ancak İslâm’ın belirli bir kolunun saldırgan eylemler sergilediğini göstermek adına kullanılabilir ki bu da doğrudan o kolun dini yorumunun dahi saldırganlık içerdiği anlamına gelmez. Belki de saldırgan eylem sergileyen o grup kendini İslâm’ın o kolundanmış gibi gösterse de o kolun gerektirdiği eylemleri sergilemiyor ve hatta aksi şeyler yapıyor olabilir. Meselâ Kuzey Kore diye bildiğimiz ülkenin resmi ismi Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’dir fakat muhtemelen pek çoğumuz Kuzey Kore’nin demokratik olmadığını söyleyecektir. Fakat elbette terör örgütleri farklı farklı yerlerde hep o düşüncenin belirli bir kolundan çıkıyorsa o düşüncenin terörizme yönlendirdiğinden şüphelenilebilir. Benim bu yazıda aktarmaya çalıştığım şey, teolojik bakımdan hiçbir tartışmaya makul bir ölçüde girmeyip [meselâ karşıt olduğunuz görüşü en iyi şekilde temsil edip de öyle karşı çıkmayıp] neredeyse sırf adında “İslâm Devleti” ibaresi var diye terör örgütlerini İslâmî ilan etmek de açıkça büyük bir hata olduğudur. Bu yazıdaki amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum ki o da kısaca şudur: “IŞİD’in uyguladığı Gerçek İslâm’dır” retoriğinden kurtulup bu olayın belirli bir şekilde damgalanıp hemen kenara atılmayacak kadar önemli olduğunu göstermek ve bu olayın sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve tabii ki teolojik boyutlarının entelektüel bir biçimde tartışılması gerektiğini gözler önüne sermektir.

 

Neticede, verileri yorumlamayı bir kenara bırakırsak “İslâm dünyası”nın hâli konusunda bireysel düşüncemi biraz da edebi bir üslupla şöyle ifade edebilirim: İslâm dünyasından böyle teröristlerin ya da en azından nefret kusan insanların çıkmasının en önemli nedeni [bence] Batı’ya karşı duyulan ezilmişlik hissidir. Meselâ Uzak Doğu’da da pek çok Müslümana haksızlık yapılıyor fakat bu durum bizim dikkatimizi Batı’nın yaptıkları kadar çekmiyor. Örneğin bir göçmenin tercih ettiği yer genelde neresi olur? Bilirsiniz, her ne kadar Müslümanlar Batı tarafından ezildiğini düşünse de ülkelerinden kaçan Müslümanların çoğu kez gitmeye çalıştığı yer “Rüyalar Diyarı” diye anılan Batı ülkeleridir [Evet, elbette Kuzey Afrikalı bir göçmen Çin’e gidemez fakat zihninde de “Rüyalar Diyarı; Çin” diye bir düşünce yoktur, hep Batı’ya karşı bir istek duyulur]. Biz Müslümanlar, Batı’nın gelişmişliğinden uzak kaldığımız için, bir yandan dinimizden geldiğini düşündüğümüz muhafazakarlığı bırakmak istemezken içten içe onların giyimine, konuşma tarzına, yaşam biçimlerine özeniyoruz. Bizdeki bu geri kalmışlık hadisesi ezilmişlik hissine dönüşmektedir. Bu nedenle de kimi Müslümanlarda “Biz Müslümanız, en hayırlısıyız. Ama biz Dünya’nın cefasını (geri kalmışlığını) çekerken elin oğlu da sefasını sürüyor; olmaz böyle şey!” gibi bir algı oluşmuştur. Hatta bu algı bir yandan Stockholm Sendromu’na sebebiyet vermiştir. Her insan gibi bizler de bir topluluğa ait olmayı istediğimizden ötürü (Bkz. ||| kaynak ver “topluluk olma isteği” konusunda) en kolay yol olan şiddet ve nefret çerçevesinde birleşmeyi seçtik; gerek Türk olsun gerek Arap olsun gerek Fars olsun elimizden tek gelen buydu. Bir Müslüman her ne kadar şiddet gerçekleştirmese de içinde gelişmişlere karşı bir nefret besledi. Bu ezilmişlikten gelen nefret patlamasının oluşmasında bir bakıma 1920’lerden 28 Şubat (1997) sürecine kadar uzanan dönem de sebebiyet vermedi değil. Bizde oluşan bu ezilmişlik hissinin beraberinde de namaz kılan ama hırsızlık yapan, oruç tutan ama fakiri doyurmayan, domuz eti yemeyen ama zinadan da uzaklaşmayı irtica olarak gören bir nesil yetişti. Bu neslin oluşmasında her ne kadar -üstte belirttiğim- yaklaşık 80 yıllık dönem rol oynamışsa da ortaya çıkan bu kindar nesil de kendini dinsiz olarak niteleyip [hiçbir entelektüel çaba olmadan] tefsir yapmaya ve din felsefesinde ahkâm kesmeye çalışan ve yine kendileri dışındakileri yok etmeye çalışan insanlar yetişti. Benim önerim şu: Bu ezilmişliği yok etmek adına entelektüel gelişimimize odaklanmalı ve bize karşı çıkanlara da nefretle değil bilgi birikimimiz ve yorum kabiliyetimiz ile cevap vermeliyiz. İşte bu sorunu ancak kendimizle yüzleşerek çözmeye başlayabiliriz. İnsanları eleştiriyoruz ama acaba kendi görüşümüz konusunda da karşıt olduğumuz görüş konusunda da ne kadar bilgiliyiz ve ne kadar açık fikirliyiz? Evet, teorik olarak dindarız ama tam olarak ne yapınca dindarız ya da yapmayınca kâfiriz? Pratikte de dindar mıyız? Allah’a bağlılık konusunda ne kadar samimiyiz? Tüm bu sorularla yüzleşmeden İslâm dünyasının terör eylemlerinden ve ezilmişliğinden kurtulabileceğini sanmıyorum. İslâm camiası bunlarla yüzleşmeye çalışmazsa yok olmaya mahkûm demektir. Ve ne yazık ki bunlarla yüzleşmek de pek kolay durmuyor.

 

Kaynaklar

[1] Faruk Örgün, Küresel Terör(İstanbul: Okumuş Adam Yayınları, 2001) s. 13.

[2] Suat İlhan, Terör: Neden Türkiye?(Ankara: ASAM Yayınları, 2002), s. 5.

[3] Bkz. https://www.collinsdictionary.com/dictionary/english/islamophobia (25.07.2018 tarihinde erişildi) ve https://en.oxforddictionaries.com/definition/islamophobia (25.07.2018 tarihinde erişildi)

[4] https://www.theguardian.com/uk/2008/aug/20/uksecurity.terrorism1 (12.07.2017 tarihinde erişildi ||| BUNA BAK

[5] https://www.theguardian.com/uk-news/2017/jun/10/how-to-detect-potential-terrorist-heed-warnings-of-family-and-friends (23.07.2018 tarihinde erişildi)

[6] http://www.telegraph.co.uk/news/1358665/Seedy-secrets-of-hijackers-who-broke-Muslim-laws.html (27.10.2017 tarihinde erişildi)

[7] http://www.posta.com.tr/gay-kulubu-katliamcisi-da-escinselmis-haberi-348129 (27.10.2017 tarihinde erişildi)

[8] https://www.pri.org/stories/2016-12-19/belgian-woman-explains-why-she-joined-isis-and-why-she-came-back (26.07.2018 tarihinde erişildi)

[9] https://www.theguardian.com/uk-news/2017/may/26/salman-abedi-manchester-arena-attack-partying-suicide-bomber (24.07.2018 tarihinde erişildi)

[10] https://www.weforum.org/agenda/2017/07/terrorist-extremists-dont-kill-for-islam-or-christianity (24.07.2018 tarihinde erişildi)

[11] Bkz. https://democrats-financialservices.house.gov/uploadedfiles/03.20.2018_louise_shelley_testimony.pdf

[12] Mehmet Ali Civelek, “Küreselleşme ve Terör, Saldırganlık Gerçeği”(Ankara: Ütopya Yayınevi, 2001), s. 288.

[13] http://abcnews.go.com/US/story?id=92662&page=1 (27.09.2017 tarihinde erişildi) Ayrıca bkz. https://nsarchive2.gwu.edu//news/20010430/doc1.pdf

[14] https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/france/4351672/French-cartoonist-Sine-on-trial-on-charges-of-anti-Semitism-over-Sarkozy-jibe.html (22.07.2018 tarihinde erişildi)

[15] http://www.pewglobal.org/2015/06/02/chapter-3-anti-minority-sentiment-not-rising/#europeans-mostly-positive-on-muslims (22.03.2018 tarihinde erişildi)

[16] Örneğin bkz. https://www.start.umd.edu/gtd (21.07.2018 tarihinde erişildi)

[17] https://www.nytimes.com/2017/05/27/us/portland-train-attack-muslim-rant.html (23.07.2018 tarihinde erişildi)

[18] C.A.J. Coady, The Morality of Terrorism, (Philosophy 60, 1985) s. 47.

[19] Caner Taslaman, “Terör”ün ve “Cihad”ın Retoriği: Felsefi ve Teolojik Değerlendirmeler(İstanbul: İstanbul Yayınevi, 2016), s. 30-31.

[20] David C. Rapoport, “Some General Observations on Religion and Violence”, Terrorism and Political Violence(3,3,1991), s. 121-122.

[21] Ali Özkan, “Arnavutluk’ta Enver Hoca Dönemi İnsan Hakları ve Özgürlükler (1945-1985)”, International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, S:7 2012, ss. 2066-68.

[22] Örneğin bkz. https://www.newsweek.com/muslims-forced-eat-pork-and-drink-alcohol-chinese-camps-inmates-claim-931245 (24.07.2018 tarihinde erişildi) ve bkz. https://www.independent.co.uk/news/world/asia/china-re-education-muslims-ramadan-xinjiang-eat-pork-alcohol-communist-xi-jinping-a8357966.html (26.07.2018 tarihinde erişildi)

[23] https://www.dailysabah.com/africa/2017/10/14/christian-anti-balaka-militants-kill-25-worshippers-in-mosque-in-central-african-republic (24.07.2018 tarihinde erişildi)

[24] Din elbette belirli öngörüleri olması nedeniyle bilimden farklıdır. Bu belirttiğim cümlede kastettiğim şey eğer -hali hazırda- dini metnin şiddete yönlendirmediğini benimsemenin makul olduğunu kabul edip bazı terör örgütlerinin dini kullandığı kabul edilirse, bu durumda bilim ile din terörizme izin verme konusunda hemen hemen benzeri değere sahip olacaktır.

Mantıksal Teizm ©2018

Furkan

O kimseler ki her hâl ve ahvalde Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve "Rabbimiz!" derler, "Sen bu kâinatı boş yere yaratmadın. Sen yüceler yücesisin. Bizi cehennem ateşinden muhafaza buyur!"

You may also like...

4 Responses

  1. Benjamin Breeg dedi ki:

    Öncelikle Mumtehine 8’de savaşmayı yasaklamak gibi bi ifade geçmiyor. Diğer ayetler de zaten ya Mekke döneminde inen ya da gayri müslimlerle alakası olmayan ayetler.
    Kur’an’ın sadece savunma savaşı emrettiğini düşünen biri hem Kur’an’ı hem de tarihi bilmiyordur. İslam’ın İspanya’ya kadar dervişlerle yayıldığını düşünmuyorsunuzdur her halde. İslam mutlakcıdır, baskıcıdır, farklı fikirlere tahammülü yoktur. IŞİD’i geçtim, günümüzde müslüman toplumlara bakarak bunu görebilirsiniz. Diğer inançlarla dalga geçerler (“puta tapıyorlar hehehe”, “ineğe tapıyorlar ehehehe”, “dans ederek ibadet ediyorlar ehehehe”), dinden çıkanı öldürürler, turistlere kendi giyimlerini dayatırlar (s. Arabistan, İran). Sonra Avrupa’da karikatür çizilir kilise yakarlar, diplomatları öldürürler. Türban yasaklanır, sokaklara dökülüp terör estirirler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
    IŞİD ise İslam’ı neredeyse tamı tamına uygular. İslam’ı tam anlamıyla kimse uygulayamaz.
    Çünkü kendi içinde çelişkilidir. Örneğin müslümanlar putların ne kendilerine ne de başkasına hayrı dokunaçağına inanır. Ama aynı zamanda Kabeyi tavaf ederler, hacerül-esvedi öpüp koşarlar, şeytan taşlarlar( o taş parçasının putdan farkı ne?). Bi ara IŞİD Kabeyi yıkacaz diye çıkışıyordu (kafalar karışık).
    IŞİD’e dönersek, onların Kur’an ve fıkıhta olmayan. bi eylemini gösteremezsiniz. Zaten hocalardan biri çıkıp demişti, adını hatırlayamadım şimdi, ışidin yaptıkları meşrudur diye. IŞİD ne yapıyor? Özetleyecek olursak:
    – kafa kesiyor ( Kur’an destekli)
    – şiileri, yezidileri kesiyor (fıkıhta bunlar müşriktir)
    – hrıstiyanları esir alıyor. Ya haraca bağlıyorlar, ya da fidye karşılığı serbest bırakıyorlar ( Kur’an destekli)
    – kadınları cariye yapıp ya tecavüz ediyorlar ya da satıyorlar ( gene Kur’an destekli)
    – antik kentleri yıkıyorlar ( Kurana göre bunlar put)
    – canlı bombalarla katliam yapıyorlar ( Kuran’da bu kişiler motive edilmiştir)
    – işgal etdikleri yerlerde harfi harfine şeriat uyguluyorlar
    – eşcinselleri çatılardan atıyorlar (fıkıh destekli)
    – dünyaya yayılmak gibi bir gayeleri var ( bkz. “din yalnız Allahın olan a kadar savaşın”)
    Bu konuda bana güvenmiyorsan Kur’an’ı açıp okuya bilirsin. Savaş ayetlerinin senin verdiğin ayetlerle çelişiyor olması benim sorunum değil, Kur’an’ı yazan kişinin sorunu. Klasik argümanlar üretilir bu konuda. “Orda öyle demiyor”, “önünü arkasını oku”, “o kelimenin farklı anlamları var” ve s. gibi.
    Hatta islami sitelerden biri Muhammed suresi 4. ayetdeki “boyunlarını vurun” lafının yanlış tercüme olduğunu, orada aslında “gözetleme yerlerini tutun” ifadesinin doğru olduğunu iddia etmişti. Gülermisin ağlarmısın? Her şeyi geçtim de bu gün Amerika’ya gene 11 Eylül benzeri bir saldırı olsa, politikayla filan alakası olmayan 4 5 bin masum ölse müslümanlar sokaklara dökülüp kutlama yapar. Avrupa’da, Amerika’da da islamafobi yükselince de aynı insanlar “ama İslam barış dini, gerçek İslam bu değil. Hakiki müslümanlar melek gibin :(” şeklinde şikayet ederler. Kısacası, evet İslam terör dinidir.

    • Furkan dedi ki:

      Eğer Kur’an-ı Kerim’i bağlamı dışında okursak, her şeye de A’dan Z’ye evrensel dersek elbette dediğiniz gibi görüşler ortaya çıkabilir. Fakat bu dediğiniz şeyler tartışlır ve açıkçası bu kadar sıkı olan kişilerin yanılıyor oldukları da ortaya serilebilir. Kur’an-ı Kerim’in boyunlarını vurmayı söylediği ayet, tüm inançsızlarla mı alakalıdır yoksa o dönemki kafirlerle mi – bununla birlikte o yaşanan olay çerçevesinde gelişen durumlarla mı alakalıdır yoksa tüm olaylarda geçerli midir? Evvela bunu anlamamız lazım. “Şiileri öldürüyorlar, fıkıhta bundan destek alıyorlar” diyorsunuz fakat uydurma şeylerle herkes destek alabilir. Kur’an-ı Kerim, açıkça “Şiiler yanlış söylüyor” ya da “Bu Sünniler var ya, çoğu konuda yanılıyor bunlar” diyebilen (konuşabilen ve kendisini doğru-yanlış anlayanı gösterebilen) bir kitap değildir.

      Mekke’de nâzil olan ayetler de ilgili durumla bağlantılı şeyler. Direkt bağlantılı olmasa da belirli bir bağlantı içeriyor. Hz. Muhammed’in insanları inanmaya zorlayacak bir birey değil, uyarmak için gelmiş bir birey olduğuna vurgu yapılıyor. Tek başına bu bir şeyler ortaya sermez ama belirttiğimiz diğer durumlarla da birleşince bir şey ifade eder hale geliyor. Mumtehine 8’de de belirtilen şey, onlara saldırmayan Müşriklere karşı normal bir ilişki sergileyebilecekleridir. Bu da bir şey ifade ediyor elbette.

      Bununla birlikte, insanların farklı görüşlerle dalga geçmesi dini bir zemine dayanmıyor ki. Kişilerin kendi görüşüne dayanıyor. Ben ise mesela dalga geçmemeyi tercih eden birisiyim. Şeriat uygulamak gibi konulara gelirsek, bu çok detaylı tartışılacak bir alan. Şeriatın ne olduğu ve onu uyglamamız gerektiği ya da gerekmediği konusu oldukça tartışılır bir konu. “Din yalnız Allah’ın olana kadar savaşın” konusuna gelirsek, bunu tamamen yanlış anlamışsınız. “Din” demek Kur’an-ı Kerim’de, benzeri yerlerde “yargılama günü” olarak kullanılmaktadır. Fatiha’da da “Mâliki yevmid dîn” deriz mesela (Din gününün [yargılama gününün] mutlak hakimi anlamında). O ayet tam tersine inanç özgürlüğüne vurgu yapan bir ayet. Ayetin bağlamına bakarsanız zaten müşriklerin, Müslümanlara karşı yaptığı baskıya itafen indiğini görürsünüz. Ayette denen şey ise, bu tür yargılamaların müşrikler tarafından değil yalnızca Allah tarafından yapılabileceğidir. Ayrıca, ayetin başındaki “fitne kalmayıncaya…” kısmını da lütfen atlamayınız.

      Ayrıca son olarak, Kur’an-ı Kerim’in hangi ayetinde -örneğin- bugünkü IŞİD’in bir militanı olan bir canlı bombanın motive edildiğini gördünüz? Ayetleri bağlamından kopararak okumayınız lütfen. İlgili ayetler müşriklere karşı gelmiş, ve -her ne kadar batmış bir durumda olsalar da- onların zulmüne ve baskılarına karşı savaşmaları vurgulanarak Müslümanlar motive edilmiştir. “Sana bulaşmayan adamı git patlat bakalım, hadi, aferin” tarzı bir anlayış o ayetlerden çıkmaz – bağlamını çöpe atmadığınız sürece.

      Yorumunuz için teşekkür ederim.

  2. Benjamin Breeg dedi ki:

    Tanrının insanlığa son kez seslendiği kitabın tüm zamnlara hitap ettiğini beklemek bana hatalı gelmiyor. Allah eğer bizi bu kitaba inanıp inanmadığımız için sorguya çekecekse, emirlerini ve hakikatleri net bir şekilde söylemesi adaletli değil midir? Neden barışçıl ve sadece savunma savaşını emreden bir kitaba inananlar bu kadar öfkeli. Nasıl oluyor da IŞİD gibi bi örgüt tamamen zıt görüşlü bir kitabı referans alıyor? Bunu hiç sorguladınız mı?
    – Mekke konusunu açmanın sebebi şu: Kuran’da Mekke ve Medine dönemi ayetleri arasında tavır farkı vardır. Mekke dönemi ayetleri uzlaşıcı ve sadece sözlü baskı var. Medine dönemi ayetlerinde ise cihad konusu sık sık dile getirilir, söylemler daha serttir, tehditkardır. Bunun peygamberin Medinede güç elde etmesine bağlıyorum. Dindarların ise şartların değişimine.
    – ışidin referans aldığı ayetlere gelirsek, Kuran’da baya bi savaş ayeti var. Kabul ediyorum bazıları gerçekten savunma amaçlı. Ama öncesinde putperestlerin kutsallarına hakaretler var. Savaşı emreden ayetlere gelirsek Tevbe 5, 29, 73, enfal 39, Muhammet 4 ve s. gibidir. Bundan başka “savaşa teşvik et” ve “cihada çağır” gibi çokça ayet var. Canlı bomba mevzusu için Tevbe 111’e bknz. Bi de savaşanlara cennet vaadleri tekrarlanır sık sık. Daha kapsamlı argümanları da okumak isterseniz http://www.dunyabirmasaldir.com/isid-gercek-muslumandir-ve-allah-tum-kotuluklerin-anasidir-ironi-yok-duz-anlamiyla/
    – müslümanların diğer inançlarla alay etmesini Kur’an yasaklamıyor. Hatta Kuran’da putperestlerin kutsallarına hakarete yakın ifadeler var. İbrahim putları kırar bi de. Yani kuranın farklı inançlara saygılı olduğunu söylemek pek mümkün değil bence.

    • Furkan dedi ki:

      1. O kişilerin çoğunun “Bu Kur’an-ı Kerim bana ne diyor ona bir bakayım” diyerek mi Kur’an-ı Kerim’i anlamaya çalıştığını düşünüyorsunuz? Çoğu kişi zaten kabul ettiği görüşler üzerinden Kur’an-ı Kerim’i anlıyor. İlgili mevzunun detaylı bir araştırmasına gideyim de öyle bir bakayım demiyor. İlgili bölgelerin kültürü olsun, bireylerin büyüdüğü çevre olsun, ve daha birçok etken bunların olmasına sebebiyet veriyor. Türkiye’de de, belirli tarikatlara gidenlerin Kur’an-ı Kerim’i alıp, tefsir kitaplarını alıp, sözlükleri vs. alıp oturup da “Kur’an-ı Kerim ne diyormuş onu anlayalım” tarzında baktığınız düşündüğünüzü zannetmiyorum sizin de. Genellikle belirli görüşler etrafında şekillenip her şeyi onunla açıklıyorlar. Hatta, adam evrimden din çerçevesinde bahsedecekken, Said Nursi takipçisi olduğu için sadece ve sadece Said Nursi’nin tefsirindeki görüşlerden hareketle bir yargılama yapıyor. Ne bu konuya dair farklı görüşleri, ne ayetlerin bağlamını, ne de evrimin bilimsel açıklamasını umursamıyor ki.

      Bir müminin yaşaması açısından anlaşılacaksa, Kur’an-ı Kerim oldukça basit bir kitaptır. Zaten hepimiz biliyoruz. Kim hırsızlığın bir günah olmadığını söyler? Kim tecavüzün, zinanın, kul hakkının günah olmadığını söyler? Bunları biliyorlar ama yapıyorlar. Demek ki iş bilmemelerinde değil, bunu pratiğe dökmemelerinde. Dönemimizin, özellikle benim incelediğim çevre için söylüyorum (kendi çevrem yani), dini muhabbetler geyik muhabbeti gibi dönüyor. Kimse pratikte ne uyguladığını umursamıyor neredeyse. Fakat din, ne dediğinle değil, ne yaptığınla da alakalı. Ki bu yüzden “münafık” kavramı türemiştir.

      2. Kur’an-ı Kerim’in savaşı emretmesi, doğrudur. Fakat, size karşı hiçbir saldırada bulunmayana değil, bir tür bozgunculuk edene ve/veya size karşı savaş açana karşı savaşmayı emreder. Tevbe Suresi’nin 5. ayetinde bu açıkça görülüyor. Diğer ayetleri de bağlam içerisinde ve o dönemde bu ayete zemin hazırlayan olaylara ve dönemin sosyolojik yapısına bakarsanız dediğim şey anlaşılacaktır. Enfal Suresi’nin 39. ayeti ise bir önceki yorumumda da bahsettiğim üzere, sanılanın aksine inanç özgürlükleriyle alakalı bir ayet. Tevbe Suresi’nin 111. ayetinde de zaten direkt olarak bugünkü IŞİD tarzı bir örgütteki insanların gidip kendini öldürmesinin iyi bir şey olduğuna atıf yok. Üstte belirttiğim durumlar içinde, Allah yolunda bozgunculuğa ve fitneye karşı savaşmanın büyük bir sevap ve gereklilik olduğuna dikkat çekiyor ilgili ayet(ler).

      3. O dönemin durumuyla bu dönemin durumunu benzeri görmek bana pek de sağlam gelmiyor. O adamlar o kadar mucize görmüşken, yanlarında da peygamber varken ve peygamberlerle belirli geçmişler yaşamışlarken o nankörlükleri yapıyorlar. Dolayısıyla, bu olayların neticesinde Hz. İbrahim’in putları yıkması gibi olaylar meydana geliyor. Elbette bir mümin ineğe tapınmayı saçma görüp eleştirebilir. Fakat “Bu adamlar ne kadar salak yav” denilebileceğini sanmıyorum. Elbette Kur’an-ı Kerim üzerinden direkt bu duruma dair bir ayet yok. Daha çok kişiye kalmış bir şey. Ama ayetlerde geçen durumların bugünkü insanların dalga geçmesiyle benzeştirilemeyeceğini düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir