YENİ ATEİZME ELEŞTİRİ

DİKKAT! YAZININ TAMAMINI OKUMANIZI ÖNERİRİZ! EĞER BİR YENİ ATEİSTSENİZ BU YAZI MUHTEMELEN DÜŞÜNCELERİNİZİ DEĞİŞTİRECEKTİR. Yeni ateistlerin görüşlerinde yaptığı tutarsızlıklar çokça vardır. Bu yazıda da bunlar yer almaktadır. Bu yazıda, yeni ateistlerin, kendi görüşlerinde kendileri ile çelişmeleri ve Kur’an’dan konuşurken Kur’an’da yaptıkları bir takım hataları göstereceğim. Açıkçası “yeni ateistlerin” Müslümanlara laf atmalarını doğru buluyorum. Yazıda geçen herhangi bir iddiaya bir itirazınız varsa veya paylaşmak istediğiniz başka bir şey var ise yorum yazmanızı öneririm. Yazının içeriği şu şekildedir:

1. Çelişkili, Savunulması Zor Ama Popüler Bir Düşünce; Yeni Ateizm

2. Yeni Ateizmin Temelindeki Çelişkileri

3. Bozulmuş Din Algısı

 

Yazıda yeni ateist iddialara cevaplar vardır. Cevaplar genel olarak şu iddialaradır:

1. “Din yüzünden birçok savaş olmuştur. Din berbat ve kötüdür. İnsanlara sürekli kötülükler yayar.”

2. “Birçok din var ve İslam bunlardan sadece bir tanesi. Ateist birisi 4000 dini reddederken Müslüman birisi de 3999 dini reddediyor.”

3. “Din, insanları yönetmek üzere insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.”

4. “Evren hiç yoktan var olmuştur.” İddiası ve Çoklu Evrenler

5. “Doğduğun yere göre dinini seçiyorsun. Eğer Hindistan’da doğsaydın Budist olacaktın. Türkiye’de aileler genellikle Müslümanlığa inandığı için sen de öylesin.” iddiası ve tüm bebeklerin ateist olduğu görüşü

6. “O kadar iyilik yapan ama Allah’a inanmayan insanlar sırf Allah’a inanmıyor diye cehenneme mi gidecek?” Sorusu, “Tanrı madem biliyor, neden beni gideceğim yere direkt yollamıyor?” Düşüncesi, Tanrı’nın, İnsanlara O’na İnanması İçin Seçim Vermesi Konusundaki Eleştiriye ve Tanrı’nın, Kendisini Anmamızı İstemesi Konusundaki Eleştiriye Cevap

7. Evrim, Tanrı Konusu ve Darwin

8. “Müslümanlar bilimle ilgilenmez ve her şeye ‘Allah, ol demiş o da olmuş.’ derler. Zaten Tanrı fikri de ancak bilimsel olarak bilinmeyen şeylerle ayakta durur. Geçmişte de yıldırım çarpınca ‘Tanrı bize kızıyor’ deyip kendilerince tanrı uydurmuşlardır. Dinlerin de bundan pek bir farkı yoktur.”

9. “Muhammed ve İsa hiç var olmadı. Hepsi dinlerin uydurduğu kişilerdir.”

10. Kötülük “Problemi”

11. “Tamam Allah da neden Zeus değil?”

12. “Tanrı’nın varlığını iddia eden sizsiniz o zaman siz kanıtlayacaksınız.” ve “Tanrı’nın yokluğuna dair en iyi kanıt O’nun varlığına dair bir kanıtın olmayışıdır.”

13. Akılsız Tasarım İddiası

14. “Tanrı varsa Tanrı’yı kim yarattı?”

15. Sonuç Olarak

 

Yeni ateistlere eleştiri kısmının bölümleri şunlardır: (Yeni ateizmin asıl eleştirildiği kısım burası. Bu kısmı okuyarak yeni ateizmin ve yeni ateistlerin ne kadar tutarsız ve çelişkili olduklarını, yeni ateizmin savunulamayacak bir görüş olduğunu anlayacaksınız. Eğer üstteki iddiaların cevabını merak etmiyorsanız ve yeni ateizme temel bir eleştiri istiyorsanız, direkt bu başlıktaki bölümleri okumanızı öneririm)

1. “Ateistler neden bilim yapar?” Sorusu ve Yeni Ateistlerdeki Bilimcilik Çelişkisi

2. Yeni Ateistler Dinlere Hangi Temel İle Kötü Der?

3. Yeni Ateist Kişilerin Tutarsızlığı

4. Duygusal Ateizm ve Ateist Gençler

 

1. Çelişkili, Savunulması Zor Ama Popüler Bir Düşünce; Yeni Ateizm

Yeni ateizmin iddialarından bazıları:

1. “Din yüzünden birçok savaş olmuştur. Din berbat ve kötüdür. İnsanlara sürekli kötülükler yayar.”

Açıkçası Kur’an konusuna bakacaksak, Kur’an “inanmayanlar ile savaşın”, “inanmayanlara adaletsizlik yapın”, “insanlarla savaşın, onları öldürün” gibi şeyler zaten söylemez. Tam tersine insanların samimiyetsizliğine, savaşlarına, bozgunculuklarına karşı çıkar. “Kafirleri öldürün” gibi ifadeler vardır, bunlar savaş konusunda söylenmiştir ve savaş açan kişiler zaten kafirdir(Müşrikler de kafirdir, kafirlik ayetlerin inkarıdır. Müşrikler de şirk koşarak ayetleri inkar eder). Çünkü Müslümanların savaş açması yasaklanmıştır. Yani, size saldıran kişiye(Kafir) karşı savaşma izni verilmiştir. Bu da nefis-i müdafaadır, bugün birçok kişinin de mantıklı bulduğu bir durumdur. Savaş konusunda açıkçası Kur’an bugünkü olanlardan bile daha barışçıldır. Çünkü sadece size savaş açılırsa ancak o zaman savaşabilirsiniz. Ve savaşırken de bozgunculuk etmemeli, aşırıya gitmemeli ve şiddet göstermemelisiniz. Sadece kendinizi savunmalısınız! Bu konudaki ayetleri incelediğimiz, kafirleri öldürmek konusundaki yazımızı buradan okuyabilirsiniz. İslamiyet’in doğru olup olmaması bir yana, İslam’da şiddet bilinenin aksine kafirlerin yaptığı şey olarak görülür. Bugünkü dincilerin saldırgan olması da o kimselerin dinini bilmemesinden kaynaklanır. Hem dinlerinin öğretilerini bilmiyorlar(Zaten çoğunluğunun Kur’an’ı okumadığından bunu çıkarabilirsiniz) ve de bilmedikleri için yanma korkusuyla, dine inanmayanlara saldırıyorlar. Yani İbni Rüşd’ün dediği gibi, “Cehalet korkuya, korku nefrete, nefret de şiddete dönüşür.” Ayrıca Kur’an’a göre savaşın da bir adabı vardır ve en fazla karşı tarafın(Savaş açan tarafın) size uyguladığı miktarda ve şekilde güç uygulayabilirsiniz. Fakat barışmayı esas almak daha üst ve güzel bir iştir. Aşağıda bahsettiğimiz konular hakkında önemli ayetlere değineceğiz ve tarihsel anlamda da bu iddianın yanlış olduğunu göstereceğiz. Kur’an şöyle der:

Mumtehine Suresi 8. ayet – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmeden, onlara adaletli davranmaktan men etmez! Allah, adaleti ayakta tutanları sever.

 

Ve Kur’an savaş hakkında genel olarak şöyle der:

Hac Suresi 39. ayet – Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.

İsra Suresi 33. ayet – Allah’ın saygıya layık kıldığı cana haklı bir sebep yokken kıymayın. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki/söz hakkı vermişizdir. Ama o da öldürmede sınır tanımazlık etmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

Nahl Suresi 126. ayet – Eğer ceza ile karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kötülüğün türü ve miktarı ile karşılık verin. Eğer sabrederseniz, elbette ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.

Şura Suresi 40. ayet – Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.

Şura Suresi 41. ayet – Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranmaz.

Şura Suresi 42. ayet – Aleyhine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere saldırılarda bulunurlar, taşkınlıklar sergilenler. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.

Maide Suresi 32. ayet – İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.

 

(İslam’da savaş ahlakı, terör ve cihat gibi konuları daha iyi anlamak için Terör Örgütleri İslam’ın Temsilcisi Midir? yazımızı okumanızı kesinlikle öneririm. O yazıda sosyolojik kanıtlar ve Kur’an’daki ayetlerle birlikte bugünkü Müslümanlık görüşüne eleştiri vardır.) Dinlerin kötülük yayması fikrine karşın, Charles Phillips ve Alan Axelrod tarafından yazılmış, savaşlar konusundaki en geniş ansiklopedilerden birisi olan Encyclopedia of Wars’ta da göreceğiniz üzere, din sebepli savaşların sayısı oldukça azdır. Hatta bu ansiklopedinin içinde değerlendirilen 1768 savaş içerisinden yalnızca 123 savaş din sebeplidir(Yani %7’si)[6][6-EK](Benzeri araştırmaları ve bu araştırmaların incelemesini Vox Day’in “The Irrational Atheist” kitabında da görebilirsiniz. Kitabı şuradan inceleyebilirsiniz). Tüm bunların yanında savaşlardaki ölümlere bakınca, savaşlardaki ölüm sayısının yalnızca %2’si “din sebepli” savaşlara aittir. Çoğu savaş hükümetlerin ve din adamlarının güç elde etme isteğinden çıkmıştır. WilliamT. Cavanaugh, Dini Şiddet Miti adlı eserinde dinin savaş açtığı fikrini detaylıca ele almıştır, “din sebepli savaşlar” diye alınan savaşların dahi sosyo-politik ve ekonomik nedenlerinin olduğunu göstermiştir.[114] Cavanaugh, dinlerin etkili olduğunun düşünüldüğü dönemlerde dahi, aynı dine hatta aynı kiliseye mensup siyasi güç odaklarının, kendi dini görüşlerini paylaşan kişilere karşı başka dini benimsemiş siyasi odaklarla yaptıkları ittifaklara dikkat çeker. Örneğin, 16. yüzyılda Katolik Fransızlar, Kutsal Roma İmparatoru olan Katolik Şarlken’e karşı Müslüman olan Osmanlı ile defalarca ittifak yapmıştır, tabii ki bunun nedeni din sebepli değildir, tamamen siyasi sebeplere dayanmaktadır.[115] Din sebepli olarak görülen ve aslında dinle hiç alakası olmayan Haçlı Seferlerinin dördüncüsünde Batılı Hristiyanlar, Hristiyan Bizans’ı yağmalamıştır. Bu tarihi olay da -genel olarak- savaşların güç elde etme, ekonomik çıkar elde etme gibi nedenlerden dolayı çıktığını ortaya koymaktadır.[116]  Dikkat edilmesi gereken bir nokta, savaşın din sebepli olması demek savaşın sadece dini metinden dolayı ortaya çıkması demektir. Oysa ki, üstte verdiğimiz gibi, hiçbir Kur’an ayeti savaşı kabul etmemekte ve savaş açanları kafir olarak kabul etmektedir. Çünkü Kur’an’a göre ekonomik çıkar elde etme, toprak kazanma, güç kazanma gibi nedenlerle -yani haksız nedenlerle- savaşmak Tanrı’nın varlığına inanmayı yansıtmaz. Kur’an sadece savunma savaşını kabul eder ki savunma savaşı da Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesinde bir hak olarak görülmüştür.[124] Sadece Kur’an’da da değil, Yeni Ahit’te de sadece savunma savaşını kabul eden ayetler vardır ve hiçbir ayet karşı görüşe sebepsiz yere savaşmayı emretmez(Bkz. Matta 5:39). Japon İslam uzmanı Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap toplumlarının metinlerini incelediğinde haksızlığa uğramadan saldırgan olmanın önerildiğini ve şiddetin övüldüğünü tespit etmiştir. Bunlar, Kur’an öncesi Arap toplumunda çölde hayatta kalmanın gereği olarak görülmüştür.[117] Kur’an ise sadece savunma savaşını kabul görmektedir(Bkz. Şura 40-41-42). Ve Kur’an, savaşın da adabını belirlemiş, savaş açanın uyguladığı miktar ve şekil kadar miktar ve şekil uygulamayı kabul etmiştir(Bkz. Nahl 126, Şura 40, Enfal 61), çünkü Kur’an savaşı kötü bir şey olarak nitelendirir. Fakat birileri size güç için, ekonomik çıkar vb. nedenler yüzünden savaş açtıysa savunma savaşı da en temel hakkınızdır. Nitekim Kur’an’ın verdiği bu hakkı Birleşmiş Milletler Antlaşması da vermiştir. Hadislerde bazı savaş sözlerinin olduğu doğrudur, fakat dinin kaynağı Ku’an’dır ve Kur’an’dan savaş çıkarılamıyorsa demek ki dinde savaş yoktur. Aksi halde, bir şeylere helal-haram demek Allah’a şirk koşmak ve iftira atmaktır(Bkz. Nahl 116, Ali İmran 78, Yunus 17-59, Zuhruf 21-22). İşte hadislerde de görüldüğü üzere Allah’a iftira edilmiştir, Kur’an ile çelişen şeyleri, peygamber dedi diye ortaya sunup kendi pisliklerini meşrulaştırmaya çalışmışlardır(Bkz. Araf 28). Siyaset bilimci olan David C. Repoport da, dini söylemleri kendince değiştirip, kendi savaşlarını meşrulaştırmaya çalışanların geçmişte de, bugünlerde de olduğuna vurgu yapmıştır. Çünkü din, doğruysa da, yanlışsa da insanın hayatın birçok şeyi değiştirecek bir konudur. Dolayısıyla güç peşinde olanların dini kullanması gayet mantıklıdır, fakat çok çirkin ve iğrenç bir şeydir. Örneğin Avraham Stern tarafından kurulan Lehi örgütü, seküler bir örgüt olmasına rağmen insanları etkilemek için dini bir konuşma tarzı benimsemiştir.[118] Şöyle de bir şey var ki, insanlığın en kanlı dönemi olan 20. yüzyıl, aynı zamanda en seküler yüzyıldır da. New York Times yazarlarından olan Richard Shweder de yeni ateistlerin bunu bilerek göz ardı ettiğinden söz eder. Peki neden yeni ateistler bunu göz ardı ediyor? Çünkü kendi hayallerine göre din olmayınca barış olacak ve bilime önem verilen, herkesin huzur bulduğu bir hayat yaşanacaktır. Oysa ki, dinin göz ardı edildiği, daha çok seküler şeylerle ilgilenildiği 20. yüzyılda(Özellikle de ilk iki çeyreği, ki bu da en kanlı savaşlara denk gelmektedir) nedense yeni ateistlerin dediği gibi bir dünya kurulamamıştır.[119] Seküler -ve ateist- olan İngiliz filozof Bertrand Russell, İnsanlığın Yarını Var Mı? adlı eserinde aynı konuyu ele alır ve hayal kırıklığına uğradığını belirtir.[120] Shweder, yeni ateistlerin “Aydınlanma Hikayesinin” bir illüzyondan ibaret olduğunu ve takındıkları tavırların psikolojik olduğunu, gerçekle bir ilgisi olmadığını dile getirir.[119] Nitekim, dönemimizin en önemli dil bilimcilerinden ve filozoflarından olan Noam Chomsky de yeni ateistlerin, gençken hayal ettiği şeylerden siyasi bir hareket yapmaya çalıştıklarını belirtmektedir ve yeni ateistlerin bu tavırlarının psikolojik olduğunu dile getirmektedir. 20. yüzyıl gibi böylesine seküler -dinin pek önemsenmediği- bir dönemde çatışma ve kargaşanın oluşu Avusturyalı edebiyatçı Stefan Zweig’i de rahatsız etmiştir.[121] Bilime önem verilen fakat dine önem verilmeyen bir yüzyılda bunların olması pek şaşırtıcı değildir(Tabii ki biz bilime önem vermeyelim de demiyoruz. İleride de değineceğimiz gibi, bilim-din-felsefe gibi konular insanların en değerli konularıdır. Ve bu konular üzerine düşünülmemesi birçok sorun çıkarır). Sosyolojinin kurucularından olan Saint-Simon da, bilimsel buluşun fazlaca olduğu bir dönemde bu tip savaşların olmasından yakınır.[122] Bu yazının çelişkiler kısmında da ele alacağımız üzere, yeni ateistlerin görüşü bilimle de çelişmektedir ve sadece bilimi rehber almak birçok çelişki yarattığı gibi, ahlakı da ortadan kaldırır. Yani, yeni ateistler ahlakı da temellendiremez. Dolayısıyla dinlere “kötü” demeleri, tecavüzcülere ve hırsızlara “kötü” demeleri, işkencelere karşı çıkmaları kendi görüşleriyle çelişir. Hatta bilimin yapılması da kendi görüşleriyle çelişir. Bu önemli konuya Yeni Ateistlerin Çelişkilerinden Bazıları kısmında değineceğiz. Muhtemelen yazının o bölümü çok dikkatinizi çekecektir. Şunu da eklemek istiyorum, -zaten yeni ateist görüşte ahlak temellendirilemediği gibi- ateist olan Pol Pot, Mao ve Stalin gibi liderlerin öldürdüğü on milyonlarca insandan dolayı ateizmi sorumlu tutmayan yeni ateistlerin[123], Yeni Ahit’e ve Kur’an’a açık bir şekilde aykırı olan eylemlerden bu kitapları sorumlu tutmaları da yeni ateistlerin tutarsızlığını ve kişiliklerini göstermektedir. Eğer yeni ateistlerin safsata dolu mantığıyla ilerleyeceksek ve olan savaşlardan dolayı savaşı açan kişilerin inandığını söylediği “şey”leri suçlayacaksak ateizm, acımasız ve şiddet dolu, dolayısıyla da yanlış çıkacaktır. Tabii akademik alanda böyle bir mantık benimsenmez, kişilerden yola çıkarak bir görüş hatalı kabul edilemez. Fakat yeni ateist görüşe göre durum biraz farklı. Bunlara, -dediğimiz gibi- aşağıda değineceğiz.

 

Ayrıca,  “Bilim kötülük yayıyor” gibi bir iddia da ortaya atılabilir benzeri mantıkla. Atom bombasının bulunmasının nedeni bilim değil miydi? Nazilerin olduğu dönemde bilim için birçok insana işkence yapılmadı mı? Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda inanılmaz bir şekilde kan döküldü, oradaki birçok silahı yaratan şey bilim değil miydi? Bilim için her gün yüzlerce hayvana acı çektirilmiyor mu? Ve daha verilebilecek bir çok örnek… İnanın din nedenli ve bilim nedenli bir ayrım yaptığımızda, bilim nedenli olarak ayırdığımız tarafın din nedenli diye ayırdığımız taraftan kat be kat daha fazla kan döktüğünü görebilirsiniz. Şunu belirtmekte fayda var, ben bilimi saçma görmüyorum(Yani, dindarım diyen insanların kötü şeyler yapmasından dinin kötü ve yanlış olduğu sonucuna çıkmıyorum. Aynı mantıkla, bazılarının bilim adı altında kötülük yapmasından da bilimin kötü ve yanlış olduğu sonucuna çıkmıyorum). Dediğim şeyler doğru değil mi? Evet doğru, hepsinin sebebi bilimdi. Fakat bu bilim görüşü, yeni ateist görüşteki gibi bir bilimdi. Yani, tek rehber olarak görülen bilimdi. Bilimin tek rehber olarak görülmesi ahlakı da yok edecektir. Bilimi ilgili olduğu alanın dışına da söz sahibi yapmak bilimi istismar etmektir ki bunu yeni ateistler yapıyor. Bilim, üstte de dediğim üzere, insanların en önemli uğraşlarındandır. Ama yeni ateist görüşteki bilim anlayışı, bilimi istismar etmekte ve kötülükler doğurmaktadır, buna Yeni Ateizmin Çelişkilerinden Bazıları kısmında değineceğiz. Benim sunduğum iddiaya karşı “Bilim kötü değildir, bazı bilim insanları ve bilim insanlarının yaptığı şeyleri kullanan kimseler kötüdür” gibi bir cevap verebilir ki bu benim de verdiğim bir cevaptır. İyi ama bilimin kötülük yaymasına karşın böyle cevap verenler ne oluyor da dinin kötülük yaymasına karşın aynı cevabı verenlere, dinin kaynaklarından hiçbir ayet göstermeden karşı çıkar? Bu, yeni ateistlerin çelişkisi ve subjektifliği değil de nedir? Eğer tarihsel olayları örnek göstermeyip dini metinlerden bu “kötülüğü” gösterirse bunu tartışabiliriz ki sitemizde Kur’an’daki Savaş Ayetleri gibi teolojik açıklamaların olduğu yazılar da var. Ama şu andaki konumuz “dinlerin kötülük yaydığı” iddiası ve bu iddianın tarihsel bir takım örneklerdir. Yeni ateistler çok subjektif ve saldırgandır, dediklerimizi yazının ilerleyen kısımlarında daha da iyi anlayacaksınız.

 

2. “Birçok din var ve İslam bunlardan sadece bir tanesi. Ateist birisi 4000 dini reddederken Müslüman birisi de 3999 dini reddediyor.”

Bu düşünceyi yeni ateistlerin sıkça dile getirdiğini duyabilirsiniz. Her şeyden önce, burada durum kaç tanesine inanılıp kaç tanesinin reddedildiği değildir. Burada önemli olan şey hangisinin doğru olduğudur. Ve bunun, X fikirden bir eksik/bir fazla fikir reddetmekle alakası yoktur. Ateist birinin reddettiği o 1 din doğru olabilir mesela. Zaten, bir din doğruysa diğer dinler yanlış olacaktır, yani zaten beklenen şey bir  Müslüman’ın -sözgelimi- 3999 dini reddetmesidir. Eğer biraz düşünürseniz anlayacaksınız ki, İslam doğruysa da yanlışsa da zaten İslam’ın doğru olduğunu kabul eden birisi için bu böyle olacaktır ve bunda hiçbir sorun yoktur.

 

Hatta bir benzetme de yapayım, eğer böyle bir akıl yürütmeyi benimserseniz, yer çekiminin olduğuna inanmayan birisi de size “Ben 100 tane yer çekimi teorisini reddediyorum, sen de 99 tanesini. Bunda bir sorun yok.” derse, bunu kabul etmeniz gerekecektir. Ancak buna dair muhtemelen cevabınız “Bu ne saçma bir şey? Bunun hakkındaki teorilerin fazla olmasıyla ne alakası var? Bilimsel olarak daha  rasyonel olan şey bu konuda doğrudur. Ne kadar teori reddedildiği vs. önem arz etmemektedir.” olacaktır. Sonuç olarak, burada konu olan şey kaç tane fikrin reddedildiği değil, hangisinin sağlam kanıtlara ve sağlam temele dayandığı ve doğru olduğudur. Şunu da ekleyeyim; yerçekimi konusundaki örneğime “Ama o gözlemlenebilen bir şey.” diye itiraz ederseniz, burada zaten konunun ne olduğu değil akıl yürütmenin hatalı olup olmadığıdır bizim için. Ve ben akıl yürütmenin saçma olduğunu göstermek için o örneği verdim. Tanrı konusu felsefi bir konudur evet, fakat üstteki akıl yürütme şekli yanlıştır, Tanrı konusunun felsefi bir konu olması hiçbir şeyi değiştirmemektedir.

 

3. “Din, insanları yönetmek üzere insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.”

Bu yalnızca bir iddiadır. Bu iddianın kanıtlarının verilmesi gerekir. Çoğu kişinin dilinde bu iddiayı görürsünüz fakat iddianın kanıtlarına dair konuşmayı görmezsiniz. Veya en büyük “kanıt”, şu anki Müslümanların Tanrı adına cinayetler işlemesi, cahilce bilgilere Tanrı adı altında inanması olarak sunulur. Fakat insanların düşüncelerine veya yaptıklarına değil, konuştuğumuz konu hakkındaki kaynağa bakmalıyız.

 

Bir önermenin kanıtlanması demek, o önermenin papağan gibi tekrarlanması yahut insanlar tarafından (Bu “insanlar” hangi eğitim düzeyinde olursa olsun) kabul görmesi anlamına gelmez. Eğer “Din, insanları yönetmek için ortaya çıkmış, fakirleri kandırma aracıdır.” gibi bir önermede bulunuyorsanız, bunun sosyolojik, felsefi ve hatta belki de bilimsel kanıtlarını da beraberinde getirmeniz gerekir. Lâkin, her ne kadar bu söylem tekrarlansa da, orataya hiçbir kanıt sunulmamaktadır. Farklı şekillerde yorumlanabilecek birkaç olayın gündeme getirilmesi ve “Bakın işte din bunlara sebebiyet oluyor.” gibi şeylerin denmesi tamamen mantıksızdır ve argümanı kanıtlama açısından hiçbir şey ifade etmez. Buyrun argümanınızı sunun ve kanıtı getirin, bizler de üstüne tartışalım. Düzgün bir argüman kurmadan ve kanıtları getirilmeden söylenen şey “duygusal” olarak söylenen bir şeyden başka bir şey değildir. O halde o şey, o şeyin nesnel olması konusunda boştur, anlamsızdır.

 

4. “Evren hiç yoktan var olmuştur.” İddiası ve Çoklu Evrenler

Bu iddayı özellikle Lawrence Krauss’un “Hiç Yoktan Bir Evren” kitabından sonra birçok yeni ateistte görür olduk. Aslına bakarsanız burada anlam karmaşası vardır. Krauss’un “yoktan” dediği şey mutlak yokluk değildir. Krauss bu söyleminde kuantum vakumlarından bahsetmektedir.[32] Krauss’un “yokluk” dediği şey aslında felsefi olarak da bilimsel olarak da yokluk anlamına gelmez. Felsefede yokluk hiçbir şeyin var olmamasıdır, bilimde yokluk ise bir şeyin hiçbir özelliğinin bulunmamasıdır. Kuantum vakumu ise deneylenebilir etkiler yaratan ve ölçülebilir enerjiye sahip olan bir durumdur.[33] Kuantum vakumuna fizikte “yokluk/boşluk” denilir fakat bu bir jargondur diyebiliriz, yani halkın kullandığı anlamda bir yokluk anlamına gelmez, bilimin veya felsefenin kullandığı yokluk anlamına da gelmez. Lawrence Krauss hiç yoktan bir evren iddiasında aslında tanımı belirli olan bir kelimeyi farklı bir tanımla kullanıp mantıksal bir hata yapıyor, bu hataya fallacy of equivocation(Cinaslı Safsata) adı verilir.[34] Kişileri karalamayı pek sevmem ama Krauss’un bu hatayı bilerek yaptığını düşünüyorum. “Hiç Yoktan Bir Evren” diyerek, ve aslında var olan bir şeye yokluk özelliğini atfederek birçok yeni ateistin dikkatini çekti ve ateist “bilim sayfaları” arasında popüler oldu. Krauss’un bunu bilerek veya bilmeyerek yaptığı bir kenara, konumuza gelecek olursak, Krauss’un burada yaptığı hataya dair yaşayan en ünlü kozmologlardan biri olan George Ellis bir konuşma yapmıştır.[35] Aynı şekilde, kuantum vakumlarının “hiçlik” olmadığına dair Leonard Susskind, David Albert(David Albert en iyi bilim felsefecilerinden bir tanesidir, kendisi ateisttir. Ancak Krauss’u çokça eleştirmiş ve bilimsel olarak yanlış öğretiler verdiğinden dolayı güçlü tartışmaları da olmuştur.), John C. Lennox, Frank Wilczek, Alexander Vilenkin, John Barrow gibi bilim insanlarının felsefi ve bilimsel itirazlarını da internet üzerinden bulabilirsiniz. Bu itirazlar kuantum vakumunun varlığına bir itiraz değil, Lawrence Krauss’un yaptığı tanımsal hataya dair itirazlardır. Zaten evrenin kuantum vakumu sayesinde oluşması din felsefesi ve Kur’an açısından da hiçbir çelişki barındırmaz. Ve, Krauss’un hiçlikten çıkma iddiası bilimsel bir iddia değildir, felsefi bir iddia olarak savunulabilir fakat bilimsel olarak hiçbir kanıtı olmadığından ve bu iddia da bilimsel bulgu gerektirdiğinden dolayı(Yapısından dolayı) güçlü bir felsefi argüman olamaz. Hiçlikten varlık çıkabileceğine/çıkamayacağına dair tartışmalar felsefi boyutta devam etmektedir. Yazımızın ana içeriği bu olmadığı için detaya girmemekteyiz.

 

Gelelim Çoklu Evrenler Teorisi’ne. Bu teori şu an için sağlam bir bilimsel kanıta dayanmamaktadır fakat bu görüş belirli matematiksel hesaplara uymaktadır. Özellikle de sicim kuramından hareketle çoklu evrenlerin var olduğuna dair yorum getirilmektedir. Şunu da söylemeliyiz ki bu teorinin doğruluğu -ve tabii yanlışlığı- hakkında şu an için düzgün bir yorum yapamayız. Çünkü bu konuda sağlam temele oturmuş herhangi bir bulgu yoktur. Fakat biz bu teoriyi iki olasılıkta da değerlendireceğiz:

1) Çoklu Evrenlerin Olmaması Olasılığında Tanrı

Çoklu evrenler yoksa bu hassas ayar argümanı için de Tanrı’nın evreni yarattığına dair diğer argümanlar için de sorun çıkartmayacaktır. Zaten bu argümanlara karşılık genel olarak Çoklu Evrenler Teorisi ortaya sunulur.

 

 

2) Çoklu Evrenlerin Olması Olasılığında Tanrı

İlk önce teolojik olarak bir bakalım. Örneğin, çoklu evrenlerin olması Kur’an ile çelişir mi? Açıkçası, hiçbir çelişki barındırmaz, çünkü Kur’an’da birden fazla evren olmadığına dair bir söylem yoktur. Hatta çoklu evrenlerin olduğu iddiasını 900’lü yıllarda Er-Razi de ortaya atmıştır.[36] Tabii ki Er-Razi bu iddiayı bilimsel olarak savunmamış, Kur’an’da geçen “Alemlerin Rabbi” ifadesini, “Bizim yaşadığımız evrenlerden farklı evrenler var ve Allah bu evrenlerin hepsinin yaratıcısıdır, ana nedenidir.” olarak yorumlamıştır.

 

Şimdi, diyelim ki çoklu evrenler var, o halde hassas ayar argümanı olsun, genel olarak Tanrı’nın varlığı konusu olsun, bir çelişkiye/şüpheye mi düşer? İşte bu konuda net bir şey söyleyemeyiz. Çünkü, o evrenlerde başka yaratıkların olup olmaması, o evrenlerin nasıl bir mekanizmayla var olduğu gibi daha birçok şey bu konuda bir sonuca varmamız açısından değişiklik meydana getirecektir. Eğer başka evrenlerde var olan yaratıkların dinleri bizimkilerden çok farklı şeyler ise bu bir çelişki yaratabilir. Fakat eğer bir dinleri yoksa veya bizimkiyle aynı şekilde dinleri varsa bu çelişki yaratmaz(Dinleri yoksa çelişki yaratmaz, çünkü din kitaplarında bizden başka yaratıklara din yollanılıp yollanılmadığına dair bir ifade geçmemektedir. Ayrıca burada Tanrı’nın varlığından değil, dinlerin doğruluğundan söz ediyoruz.). Çoklu evrenler var diyelim. Az önce zaten detayların birçok şeyi değiştirebileceğini söylemiştik. Ama şunu da belirtmek istiyorum; mesela bu evrenleri yaratan mekanizma neden elma yaratmıyor veya işlevsiz bir şey yaratmıyor da evren yaratıyor? Eğer bu tip bir mekanizma varsa bu konunun araştırılması gerekecektir mesela. Hatta bazıları, “Bu mekanizmanın kendisi hassas ayarlıdır.” da demektedir. Fakat ben buna bir bakıma şüpheyle de bakıyorum, çünkü, o mekanizma nasıl bir hassas ayara sahip ki birçok evren yaratmış ve sadece çok azında yaşam var (Tabii diğer evrenlerde gelişmiş yaşamlar olmadığını veya hiç yaşam olmadığını düşünürsek bu soruyu sorabiliriz)? Sonuç olarak anlayacağınız üzere, ortada daha doğru düzgün bulgular yokken bu konudan bahsedip Tanrı’nın var olmadığını söyleyenler bilimsel metodu pek umursamıyorlar. (Bilimsel metottan kastım, o “bilim adamı tarafsızlığıyla bakmak” anlamına gelen, tavır olarak şüpheci olan bakış açısıdır.)

 

5. “Doğduğun yere göre dinini seçiyorsun. Eğer Hindistan’da doğsaydın Budist olacaktın. Türkiye’de aileler genellikle Müslümanlığa inandığı için sen de öylesin.” iddiası ve tüm bebeklerin ateist olduğu görüşü

Bu iddiayı iki tip savunma şekli vardır. Birincisi, dinlerin doğru olup olmaması bir yana doğduğun yere göre düşüncelerini belirlendiğini savunuyor. Bir diğeri ise, dinlerin yanlış olduğu ve sorgulamayan birisiysen ancak doğduğun yere göre dinini belirlediğini ve eğer araştırırsan inanmayı bırakacağını savunuyor. İlk iddianın cevabı çok basit, örneğin Amerika’da William Lane Craig gibi Hristiyanlar varken, Richard Dawkins gibi ateistler, Fatimah Linda Jackson gibi Müslümanlar ve Neil DeGrasse Tyson gibi agnostikler de var. Anlaşılacağı üzere dini görüşler doğduğun yere göre zorunlu olarak belli olmuyormuş. Peki ikinci iddia, onun cevabı nedir? İkinci iddia subjektif bir bakış açısıyla ortaya sunulmuş ve mantıksal bir gereklilik gerektirmeyen bir iddiadır. Bu iddiada kesin gerçeğin ateizm olduğu ve hatta bunun dışında olan herkesin irrasyonel olduğu savunuluyor. Ve hatası şu, bu iddia savunulurken de doğduğu yere göre bir yoruma gidiyor ve doğduğu yerle alakalı bir şekilde bunu savunuyor. Doğduğu yerle alakalı ise, herhangi bir kimse de “Kuzey Kore’de doğsaydın ateist olurdun. Ateizm saçmadır” der ve bu iddia ile aynı metotta bir iddia ortaya atar. Eğer doğduğu yerle alakalı değilse zaten bu argüman yanlıştır. Anlayacağınız üzere burada Genetic Fallacy(Kökensel Hata) adı verilen bir safsata yapılmıştır.[37] Yani, bir düşüncenin sadece nereden geldiği söylenmiştir ve onun yanlışlığına dair bir kanıt sunmadan o düşünce eleştirilmiştir. Yani bir Türk’ün doğduğu yerden dolayı Müslümanlığı seçmesi Müslümanlığın yanlış olduğunu gibi bir sonucu doğurmaz. Bu sadece o kişinin doğduğu yere göre bir düşünce seçtiği sonucunu doğurur. İşte bu tip iddialar ortaya atan kimseler bir safsata(Mantık hatası) yapmaktadır. Ve eğer bir görüşün kişinin doğduğu yere göre seçmesinden doğru-yanlış olduğunun anlaşılabileceğini savunuyorsanız kesin bir gerçekten söz edemeyiz. Bir ülkede ateizm doğru olurken diğer bir ülkede İslam doğru olur, çünkü bu görüşe göre bir ülkede en az takipçiye sahip görüş gerçek olmalıdır. O nedenle ülke ülke gerçek değişecektir, ve bu da rasyonel değildir. Çünkü bir Tanrı yoksa her yerde yoktur. Bir Tanrı varsa da her yerde vardır. Din eğer saçmaysa dinin saçma olduğu felsefi, bilimsel ve teolojik iddialarla kanıtlanabilir. Fakat “Doğduğun yere göre fikrini seçiyorsun.” iddiası dinin saçma olduğuna dair hiçbir kanıta gitmiyor, sadece dinin nereden geldiği hakkında yorum yapıyor ki bu yorumun doğruluğuna dair de sosyolojik ve felsefi bir kanıt sunmuyor. Bu iddia dinin saçma olduğu konusu için ortaya atılsa da felsefi bir hata içerdiğini size aktardık ve kanıt vermediğinden bahsettik. Aynı zamanda iddia sadece dinin nereden geldiği hakkında bir yorum yapıyorsa da bu iddianın geçersiz olduğunun gerekçelerini verdik. Dine inanan ve dinin doğru olduğunu kanıtlamak için felsefi, teolojik ve bilimsel iddialar veren kimselerin görüşleri, tartışmalı ön kabullere dayanan ve bu ön kabullerin neden doğru olduğu konusunda hiçbir fikir belirtmeyen iddialar ile çürütülemez!

 

Bu görüşler sadece dine inanan insanları küçük görmek üzerine kuruludur. Ateist bir din felsefecisi olan Wielenberg şöyle demektedir:

O zamana kadar, diyebilirim ki, Dawkins benzeri diyebileceğin eğilimler sergiliyordum. Dawkins, senin de farkında olduğun gibi, dini inançları sadece reddetmiyor, insanların bu inançlara sahip olmasını da aptalca buluyor. Bu tavrını da kimseden saklamıyor. Diyebilirim ki daha bilgisiz ve genç biriyken ben de bu fikirlere sahiptim. Ama din felsefesi konusunda çalışmak bu eğilimleri benden çekip çıkardı, ve bunun kesinlikle iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Aquinas, C.S. Lewis ve daha çağdaş olanlardan Alvin Plantinga gibi düşünürleri okuduğum zaman teizmin aptallar için doğru olan, saçma bir görüş olmadığını ve bu düşünürlerin çoğumuzdan -ve kesinlikle benden!- daha zeki olduklarını düşündüm. Ateizmi savunmaya devam etmeme rağmen, Dawkins benzeri eğilimlerim din felsefesi çalıştıkça ortadan kayboldu.[60]

 

Çoğu ateist din felsefesi alanına ve teoloji alanına pek de hakim olmadığı için, günlük hayatında gördüğü teistlerin bilgisizliklerinden yola çıkarak veya bazı gelenekselci ekolde olan hocaların söylemlerinden yola çıkarak teistlerin salak ve bilgisiz olduğuna inanıyorlar. Bir kere, bilim tarihinde ateist veya agnostikten çok teist görürsünüz. Ve bu insanların inanmasının nedeni de düşünmemek değildir. Tam tersine Descartes’ten tutun da Leibniz’e kadar, Newton’dan tutun Galileo’ya kadar, Kindi’den tutun Farabi’ye kadar, el-Cahiz’den tutun Anselmus’e kadar, Gödel’den tutun Abdus Salam’a kadar, Heisenberg’den tutun Ahmed Zewail’e kadar birçok insan Tanrı’nın varlığı hakkında fikir yürütmüş ve din felsefesi literatürüne bakmıştır. Hatta son yüzyılın en iyi matematikçisi ve mantıkçısı kabul edilen Gödel’in Tanrı’nın varlığına dair ontolojik argümanı bile vardır.[61] Leibniz’in Tanrı’nın varlığına dair ontolojik ve kozmolojik argümanları vardır.[62][63] Descartes’in Tanrı’nın varlığına dair ontolojik argümanı vardır.[64] İbni Sina’nın ontolojik argümanı vardır.[65] Hatta bilim konusundaki gelmiş geçmiş en büyük insan olan Newton’un bilim kitabından çok Tanrı hakkında kitapları vardır.[66] Teistlerin salak olduğunu iddia eden kişi, “Siz ateistler salaksınız çünkü Allah’ın varlığını reddediyorsunuz. Allah’ın varlığını her baktığınızda yerde görebilirsiniz.” diyerek işleri geçiştirmeye çalışan teist bir bilgisizden farksızdır.

 

Hatta şöyle bir şey söyleyeyim ki bilim ile din temelinde doğduğun yere göre inanma konusunda benzerlikler içeriyor. Bir görüşü savunmak için mantıksal sebeplerin yoksa zaten kanıtsızca inanıyorsun demektir. Bilim alanında da din alanında da bunu yapanlar var. Ama bunu din alanında yapanlar bilim alanında yapanlardan çok daha fazla. Peki, bilim ile din temelinde doğduğun yere göre inanma konusunda benzer şeyler içeriyorsa neden bilim konusunda çoğunluk direkt doğduğu yere göre fikir savunmaz iken din konusunda çoğunluk doğduğu yere göre fikirler savunuyor? İşte bu da çoğunluğun sorunu. Türkiye’den örnek vermek gerekirse, ateist olduğunu savunan kesimin çoğunluğu da, dine inandığını savunan kesimin çoğunluğu da düşük bilgiyle veya mantık hataları ile görüşlerine inanıyor. Bunların olması dini yanlış yapmaz. Dinin yanlış olduğunu göstermek için “doğduğun yere göre inanıyorsun işte” iddiası hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü bunun böyle olmadığını savunanlar da var ve bu iddia karşıt görüşlere hiçbir cevap vermiyor. Dolayısıyla bu iddia dinlerin, araştırmayan insanların inandığı bir şey olduğunu ve saçma olduğunu ortaya sunuyorsa, dinlerin saçma ve buna inanan insanların araştırmayan kimseler olduğuna dair hiçbir kanıt vermediği için boş bir iddiadır.

 

Gelelim herkesin doğduğunda ateist olduğu iddiasına. Bu iddia çok komik bir iddiadır. Çünkü bir bebek Tanrı hakkında bir görüşe sahip değildir. Ateizm ise bilinçli bir şekilde Tanrı’nın yokluğuna inanmaktır, yani ateizm dinsizlik(İnancın yokluğu) değildir. Örneğin bir masa da dinsizdir, ama ateist değildir. Teizm de ateizmin tam tersidir, bilinçli bir şekilde Tanrı’nın varlığına inanmaktır. Yani bir bebek doğduğunda ne ateisttir, ne deisttir, ne de teisttir. Bu görüşü ileride seçecektir. Ve üstte de belirttiğimiz gibi, bir çocuğun düşüncesini doğduğu yere göre seçmesi o seçtiği görüşün yanlışlığını göstermez, o çocuğun doğduğu yere göre bir düşünce seçtiğini gösterir. (Burada “inanç” kelimesini kullandığımdan dolayı gelip de “Ateizm inanç değildir.” demeyin. Ateizm de bir inançtır. Ve inanç demek bir şeyleri kanıtsızca takip etmek değildir. İnanç, gerekçelendirilmiş ve gerekçelendirilmemiş olarak ikiye ayrılır. Bir kimse hangi görüşü savunuyorsa savunsun, eğer o şeyin nesnel olduğunu düşünüyorsa inancını gerekçelendirmesi gerekir. Aksi halde inancının gerçek olduğuna dair bir kanıtı olmayacaktır ve inancını savunamayacaktır)

 

6. “O kadar iyilik yapan ama Allah’a inanmayan insanlar sırf Allah’a inanmıyor diye cehenneme mi gidecek?” Sorusu, “Tanrı madem biliyor, neden beni gideceğim yere direkt yollamıyor?” Düşüncesi, Tanrı’nın, İnsanlara O’na İnanması İçin Seçim Vermesi Konusundaki Eleştiriye ve Tanrı’nın, Kendisini Anmamızı İstemesi Konusundaki Eleştiriye Cevap

İlk önce Tanrı’nın insanlara seçim vermesi konusundaki bir eleştiriye cevap vereceğim. “Tanrı cehenneme atmıyor sen kendin cehenneme gitmeyi seçiyorsun.” fikrine karşın şöyle bir eleştiri yaparlar: “O halde bir analoji yapalım. Bir hırsız sana cüzdanını ver yoksa seni öldürürüm derse de sana seçim hakkı vermiş oluyor. Cüzdanını vermezsen ölmeyi sen seçmiş olursun. Sizinki gibi bir görüşe göre bir avukat davada bunu savunabilir ve müvekkilinin aslında seçim hakkı tanıdığını ve karşısındaki kişinin ölmeyi tercih ettiğini, burada bir sorun olmadığını söyleyebilir.” Eleştiri genel hattıyla böyledir. Cüzdan hırsızlığı örneğinde bir analoji hatası vardır(Benzetme hatası). İlk olarak, cüzdan olayında cüzdanı çalınan kişi açısından iki olasılıkta da bir kayıp vardır(Olumsuzluk vardır). Hırsızın soymaya çalıştığı kişi “Cüzdanımı al” derse paralarını kaybeder, “Cüzdanımı alma” derse de hayatını kaybeder. Yani iki olasılıkta da kayıp vardır. Fakat Tanrı konusunda, kişi inanmayı seçerse bir kaybı yoktur. Yani analoji şöyle olmalıydı; hırsız gelmeli ve karşısındaki kişiye “Ya cüzdanını ver, ya da vermek istemiyorum de seni serbest bırakayım.” demeliydi. Eğer böyle deseydi doğru bir analoji olurdu, ve bu analoji de Tanrı’nın bize seçim vermesi konusunda zaten sorun çıkartmazdı. Kişi cüzdanını vermeyi tercih edebilir ve parasını kaybetmesi kendi seçimidir çünkü.

 

“O kadar iyilik yapan ama Allah’a inanmayan insanlar sırf Allah’a inanmıyor diye cehenneme mi gidecek?” sorusuna gelelim. Öncelikle, o kadar iyilik yapan ama Allah’a inanmayan birisinin cehenneme gitmesi bir mantıksal sorun mu doğuruyor veya Tanrı’nın bir sıfatıyla mı çelişiyor ki bunu dinlere karşı sunuyorlar? Herhangi bir mantıksal çelişki doğurmadığı için bu söylem psikolojik olsa da felsefi anlamda güçlü bir eleştiri değildir. Zaten teolojik olarak da(Mesela Kur’an’a göre) cehennem herkes için aynı şekilde değildir. Kur’an, en büyük günahı Allah’a şirk koşmak olarak görür. Örneğin şirk koşan ve insanlara kötülükler yapan kimse cehennemde çok kötü bir muamele görecek iken, iyilik yapan ama Allah’a inanmayan birisi ona nazaran daha iyi bir muamele görecektir. Bu durum Kur’an’da ana hattıyla böyle verilmiştir, “muamelenin” nasıl olacağı tam olarak bildirilmemiştir. Bu alanda gelen eleştiriler de pek bir şey ifade etmemektedir. Tanrı bize iki ahlak kuralı koymuştur; birincisi diğer insanlara karşı olan ahlak kurallarımız, ikincisi ise Tanrı’ya karşı olan ahlak kurallarımız(İbadet vb.). Eğer cennete gitmek istiyorsanız bu iki kuralı da yerine getirmelisiniz. Bu iki kuraldan birini yapmazsanız cehenneme gidebilirsiniz(“Gidebilirsiniz” dedik çünkü bu alanda kararı biz kesin bir şekilde veremeyiz. Çünkü nasıl bir yargılanma olacağını bilmiyoruz, bu durumlar ayetler de detaylıca geçmiyor. Ancak zalimlerin kesinlikle cehenneme gideceği vardır.) Sonuç olarak, bu iddia hiçbir şey ifade etmiyor. Peki Allah’ın mutlak iyi sıfatıyla bu çelişmez mi? Hayır çelişmez. Eğer bizler her ne olasılıkta olursa olsun cehenneme gideceksek ancak bu durum çelişki yaratabilirdi. Fakat şimdi şans bizim elimizde olduğu için ve gelecekte yaptıklarımıza göre neler yaşıyacağımızı bildiğimiz için bu sıfat ile cehennem hiçbir çelişki yaratmayacaktır.

 

“Tanrı madem nereye gideceğimi biliyor, neden direkt gideceğim yere yollamıyor?” Bu iddia açıkçası hiçbir şey ifade etmemektedir. Öncelikle, Tanrı’nın bilmesi senin yapacağın bir şeyi etkilemez, bunun nedeni Tanrı’nın bize özgür irade verdiğidir(Dinler açısından geçerli bir nedendir). Tanrı bize özgür irade vermiş ve kimin ne yapacağını deniyordur. Tanrı’nın neden bizi direkt gideceğimiz yere yollamadığı konusuna sonradan geçeceğiz, onun öncesinde Tanrı’nın bilmesinin bizlerin özgür iradesini kısıtlayıp kısıtlamadığına değineceğiz. Şöyle bir örnek verelim: Diyelim ki yüzlerce yıl yaşayacak olan bir uzaylı var. Biz de bir insan olarak 70 yıl yaşıyoruz. Bu uzaylı bizim hayatımızı kayıt altına alıyor ve geçmişe giderek örneğin 60 yıl geçmişe giderek bizim hayatımızın kaydını babasına izletiyor. Şimdi, biz, o kayıtta bizim yapacağımız şeyler bulunduğu için mi onları yaptık yoksa zaten biz onları yapacağımızdan/yaptığımızdan dolayı mı o olaylar o kamera kayıtdında var? Bence çok açıktır ki ikincisi (Biz o şeyleri yapacağız diye onlar kayıtta var). Yani bizlerin özgür iradesini, yapacağımız şeylerin o kayıtta olması hiçbir şekilde etkilemiyor. Bu mantığı anlamak çok önemli. Normalde bir varlığın olan şeyleri önceden bilmesi bize garip gelir. O şeyleri ancak o ayarlamışsa o kadar kesin bilebilir diye düşünürüz. İşte bu kısıtlanmış algıyı Tanrı’ya da atfettiğimiz için “Tanrı biliyorsa, benim yaptığım kötülükler onun suçudur.” gibi saçma söylemler ortaya çıkıyor. Normalde önce neden olur, sonra da sonuç gerçekleşir. Fakat Tanrı her şeyi bilen ve mutlak kudretli bir varlık olduğu için, sonuç bu konuda önce geliyor, sonraysa neden. Yani, Tanrı’nın olacak olan şeyi bilmesi (Sonuç) ve bizlerin o şeyi gerçekleştirmesi (Neden) şeklinde ilerliyor. Ama dikkat ediniz ki sonuç, nedene bağlıdır. Yani, her ne kadar sonuç, nedenden önce gelse de nedene bağlıdır. Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse; Tanrı olan/olacak olan şeyleri kendisi ayarladığı için değil, bizler o şeyleri gerçekleştireceğimiz/gerçekleştirdiğimiz için  biliyor.

 

Tanrı’nın nereye gideceğimizi bilmesi ve neden bizi hemen oraya yollamadığı konusuna gelirsek, şu cevap dahi yeterli olacaktır: Tanrı bizim kendi seçimlerimizi seçtiğimizi görmememizi istiyor. Düşünün, bir Tanrı var ve “benliğinizin” farkında olduğunuz ilk anda direkt cehenneme gireceksiniz, şu anda da cehennemin “kapısının” önündesiniz. Ve Tanrı size siz hayatta iken yaptıklarınızı bir televizyon ekranından gösteriyor ve diyor ki “Bak işte, sen benim varlığımı reddettin ve insanlara karşı şöyle kötülükler yaptın.” Ve siz de öyle şeyler olduğunu hiç hatırlamıyor ve bilmiyorsunuz. Bu durumda şöyle bir itirazınız olabilir, “Hey Tanrı, neye dayanarak beni cehenneme koyuyorsun? Ben bunların olduğunu hiç bilmiyorum. Ben hiç senin varlığını reddeder miyim ve insanlara böyle kötülükler yapar mıyım?” Tanrı’dan cevap geliyor “Ben her şeyi bilirim ve senin bunları yapacağını bildiğim için de direkt cehenneme koyuyorum seni.” Sonuç olarak biz akıllı varlıklar olarak Tanrı’ya itiraz getirebiliriz o durumdayken. Eğer derseniz ki “Tanrı bizleri itiraz edebilen bir varlık olarak yaratmasın o zaman.” diye, çok hatalı bir şey söylemiş olursunuz. Tanrı zaten insan varlığını onu denemek için yaratıyor. Başka varlık yaratmak isteseydi onu yaratırdı (Hatta belki yaratmıştır da). Ama şu anda bizler insanlar olarak, akıllı varlıklarız ve bir ölçüde özgür iradeye de sahibiz. Tanrı şu anda insan varlığını yaratmak istedi ve ona göre muamele ediyor. Eğer ki hiç itiraz etmeyen varlıklar yaratsaydı ona göre muamele edecekti(Melekler mesela). Dolayısıyla, “Tanrı nereye gideceğimizi biliyorsa yollasın ya hemen.” itirazı anlamsızdır. Hatta, mantıksal açıdan Tanrı’nın bilmesi ve onu yapmaması çelişkili olmadığı için, bu itirazın bir değeri bile yoktur; cevap vermemizi bile gerektirmez. Bu konuyu daha iyi anlamak için şu yazımızı okuyabilirsiniz.

 

Şimdi gelelim Tanrı’nın, bizleirn O’nu hep anmasını istemesi konusundaki eleştireye. Bu eleştiriye göre Tanrı egoisttir ve sürekli kendisine tapınılmasını ister. Bu eleştiri de felsefi anlamda çok düşük, tamamen duygusal bir eleştiridir. Zaten birçok ayette Allah kendisi için ”Ben hiçbir şeye muhtaç değilim” diyorken kalkıp da “Allah bir şeylere muhtaçmış.” gibi yorumlar yapmak komik oluyor. Bu da gösteriyor ki bu iddiayı sunan ateistler ayetlerin nasıl yorumlanacağı konusunda ve akıl yürütme konusunda hiçbir şey bilmiyorlar ve yalnızca kendi ideolojilerini besleyecek yorumları takip ediyorlar. Bir kere, herhangi bir şekilde övülmeyi istemek zorunlu olarak muhtaç olmayı veya egoist olmayı gerektirmez. Bu nedenle bu itirazı da cevaplamamıza pek gerek yoktur. Fakat açıklamak gerekirse; zaten Allah’a inandığını söyleyip Allah’ı anmayan birisi zaten Allah’a inanmayan birisiyle aynı konumadadır. Tanrı’nın kendisini anmamızı istemesi O’nun övülmeyi istemesi değil de, bizlerin yararına bir şey olabilir. Bu, psikolojik olarak da dinsel açıdan da bir yarara sahip olabilir. Kaldı ki, psikolojik anlamda insanları en çok tatmin edecek varlık Allah’tır. Hatta temel arzularımızdan yola çıkıp Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışan argümanlar dahi vardır(Ben her ne kadar güçlü argümanlar olarak bulmasam da). Allah diye bir varlığın şuurunda olmak demek bütün olumsuzluklarda, çaresizliklerde ve sıkıntılarda başvurulabilcek bir kapının olması demektir. Allah’ı anmadığın zaman ise öyle bir kapı yoktur demektir. Öyle bir kapının olabilmesi için de “anmak” gerekmektedir. İnsan ne kadar çok anarsa o kadar sağlam bir konumda olur. Ayrıca bu sadece olumsuzluklar gerçekleştikten sonra geçerli değildir. Olumsuzluklar gerçekleşmeden önce ilerde olabilcek olumsuzlukların etkisini de düşürecektir. Hatta bazı şeyleri olumsuzluk olarak görmemeni bile sağlayabilir. Her an sizin yanınızda, hatta Kuran’ın da tabir ettiği gibi ”şah damarınızdan daha yakın” bir varlık var ve o varlığın size her türlü psikolojik destek verebileceğine inanıyorsunuz. Böyle biri hayattaki tüm olumsuzluklara karşı daha hazırlıklı değil midir(Dikkat edin burada Tanrı’nın var olması veya yok olması konusunda bir şey söylemiyor, Tanrı varsa şöyle bir çelişki vardır diyen bir çelişki iddiasına cevap veriyoruz. Yani Tanrı’nın var olduğunu kabul etmeseniz de, Tanrı var olsaydı evet dediğin gibi olabilirdi şeklinde gitmeniz gereklidir, çünkü dediğim gibi, biz bu iddiamızda Tanrı’nın var olduğunu iddia etmiyoruz. Tanrı varsa iddianın dediği gibi bir durum yoktur diyoruz)? Psikolojik açıdan Allah boşluğunu doldurabilecek başka bir unsur varsa lütfen söyleyin biz de bunun saçma olduğunu kabul edelim. Psikoloji alanında uzmanlığı olanlardan da kanıtlarıyla bunu duymak isteriz. Eş ve dost da elbette insana psikolojik destek verebilirler ama hepsi bir yere kadar. Bunların hepsi koşullarla sınırlı şeylerdir. Allah ise mekan ve koşullarla sınırlı bir şey değildir. İnsanın zihinsel sağlığı yerinde olduğu sürece Allah’ı anmayı engelleyebilecek hiçbir şey yoktur. Peki böyle makul bir açıklama varken Allah’ın bizim onu sıkça anmamızı istemesinde garipsenecek bir şey olabilir mi? Dinsel açıdan bir önemi olduğu gibi psikolojik açıdan(Ki daha farklı konularda da bunun yararı olabilir. Biz özellikle psikoloji alanına değindik) da Tanrı’yı anmamızın biz insanlar için yararı olabilir. Allah’ın kendisini anmamızı istemesinden O’nun egoist birisi olduğunu çıkartmak çok düşük bir yorumdur. Özellikle de üstteki gibi durumların olduğunu bilerek böyle bir iddiada bulunmak saçmadır. Fatır Suresi 15. ayet şöyle söyler:

Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Allah ise hiç kimseye muhtaç olmayan ve hamde lâyık olandır.

 

7. Evrim, Tanrı Konusu ve Darwin

Darwin’in J. Brodie Innes’e mektubu, 27 Kasım 1878[52]

Yeni ateistlerin en çok savunduğu şeylerden bir tanesi “Evrim var, bu nedenle Tanrı yok” fikridir. Oysa ki Tanrı felsefi bir düşüncedir ve evrim Tanrı’nın varlığı konusunda direkt anlamda bir cevap olamaz. Plantinga da, evrimin 5 temel iddiasını aktarır ve bu iddiaların hiçbirinin Tanrı görüşüyle çelişmediğini, dolayısıyla evrimi kabul eden birisinin Tanrı’yı da kabul edebileceğini söyler.[125] Prof. John Lennox da bilimsel yasalardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmeyi saçma bulur. Çünkü bilim, kendi alanı gereği Tanrı’nın varlığı ve yokluğuyla ilgili değildir ve hiçbir bilimsel bulgu Tanrı’yı reddedemez, O’nun varlığını da kanıtlayamaz. Ancak o bilimsel bulguların felsefi incelemesi Tanrı’nın varlığına ve yokluğuna dair bir şey ifade eder. Prof. John Lennox, bilim ve Tanrı arasında seçim yapmamızı söyleyenleri, “Jetlerin varlığı fizik yasalarına mı yoksa jet motorunun mucidi Frank Whittle’a mı bağlı?” şeklinde bir soru soran insana benzetir.[126] Bilimsel bulgulardan yola çıkarak Tanrı’yı reddetmek tutarlı bir görüş değildir. Örneğin yağmur nasıl yağmaktadır veya bir çocuk nasıl doğmaktadır? Belli ki yağmur da bir çocuğun doğumu da belirli doğa yasaları sayesinde gelişmektedir. Burada Tanrı’nın bir etkisini direkt olarak gözlemleyebildik mi? Hayır. Birçok teistin savunduğu şey zaten Tanrı’nın doğa yasalarını ayarladığı yönündedir(Bu yazının 12. maddesinde bununla ilgili bir analoji yapacağız: Henry Ford analojisi. Bu analoji doğa yasalarından yola çıkarak Tanrı fikrinin oluşturulması konusunda tutarlı ve açık bir analojidir). Yani bütün bu olaylar Tanrı’nın ayarladığı doğa yasaları sonucunda gelişmektedir, zaten teistlerde mitolojideki tanrılar gibi bir görüş yoktur. Evrim de aynen böyle. Tanrı, evrimin gelişmesi yönündeki doğa yasalarını ayarlamıştır(Biz teistik evrimcilere göre durum böledir. Şunu da değinmek istiyorum, akıllı tasarım ile teistik evrim aynı şeyler değillerdir. Akıllı tasarım bence de mantıksızdır. Fakat teistik evrim tutarlıdır. Akıllı tasarıma göre evrim dahi olsa, insanların gelişimi konusunda bilimin çözemeyeceği şeyler vardır. Teistik evrime göre ise Darwinizm direkt olarak kabul edilir fakat materyalist görüş benimsenmez. Yani teistik evrimcilerin evrimin bilimsel bulguları açısından bir sorunu yoktur). Dolayısıyla evrim gibi -var olan maddelerden “varlık”ların nasıl ortaya çıktığını açıklayan teoriler- Tanrı fikrini yıkamaz.Astrofizikçi olan Paul Davies de bilimden dolayı(Felsefi bir inceleme olmadan) Tanrı’yı reddedenlere şöyle söyler:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[9]

 

Eğer “Evrim Kur’an’la çelişir, bu nedenle Kur’an’daki Tanrı yaratıcı olamaz” gibi bir şey söylerseniz, bu, temel olarak tutarlı bir söylem olacaktır fakat Kur’an ile evrim çelişir mi sorusuna yanıt vermeliyiz. Evrim reddedilemeyecek bir gerçektir. Peki bunu neden Tanrı yarat(a)masın? Böyle düşünen kimselere göre Tanrı kompleks bir yaratım yapamıyor sanırım, peki neden Tanrı, canlıları kompleks bir yaratılış içine sokamıyor? Bunu diyen kimseler ilk hatalarını bilim felsefesinde, sonra da Tanrı felsefesinde yapmaktadır. Adem-Havva hikayesinin evrim ile çeliştiğini düşünenler Adem-Havva hikayesini bilmiyordur. Çünkü, Kur’an’da ne “Hava” ismi geçer, ne “Adem ilk insandır” gibi bir ifade geçer, ne “Cennet-cehennem ikilisindeki cennetten indirildiler” ifadesi geçer, ne “Havva, Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldı” ifadesi geçer, ne de “Ben Adem’i direkt yarattım, hiçbir süreç yoktur” gibi bir ifade geçer. “Kur’an’da neden evrim geçmiyor?” gibi saçma yorumlar da gelmektedir. İslam ve Evrim Çelişir Mi? adlı yazımızı okuyarak bu konunun detayını görebilir ve ayetlerin teker teker incelemesi ile felsefi incelemesini bulabilirsiniz, Kur’an ve evrim konusunu anlamak için o yazıyı kesinlikle okumanızı öneririm(Eski Ahit ile evrim de çelişmemektedir. Bunun hakkında detaylı bir yazı olan şu yazıyı okuyabilirsiniz). Darwin’in zamanında, Darwin’in de etkilendiği jeolog ve evrim felsefecisi olan Robert Chambers, Tanrı’nın evrimle yaratmasını daha üstün bir yaratma olarak görmüş ve bu fikri savunmuştur.[7] Dawkins tarafından Darwin’in en önemli halefi olarak anılan Ronald Aylmer Fisher, evrim ve Tanrı fikrinin çelişmediği savunmuş birisidir.[71] Hatta Theodosius Dobzhansky[72], Francisco Ayala[73], Simon Morris[74] gibi evrim teorisine çok büyük katkıda bulunmuş isimler de evrimin Tanrı fikriyle çelişmediği savunan ve bunu dile getiren kişilerdir. Charles Kingsley ve daha sonra İngiltere’nin en önemli iki din adamlarından biri(Canterbury başpiskoposu) olacak olan Frederick Temple, Darwin’in teorisini dinen sakıncalı bulmadığı gibi dinle uyumuna da vurgu yapmıştır.[127] Darwin’in en yakın dostlarından birisi olan ve Darwin’in okul yıllarında çokça konuştuğu botanikçi Asa Gray de Darwin’in teorisinde dinen bir sakınca görmemiş ve teorinin insanlar arasında yayılması için Darwin’e destek olmuştur.[128] Hatta Asa Gray, evrim bulgusunun kötülük problemini çözdüğünü savunmuştur. Darwin ile eş zamanlı olarak evrim teorisini ortaya atmış olan Russel Wallace da dine ve Tanrı’ya inanmayı bırakmamıştır.[129] Darwin, evrimin en önemli kitaplarından birisi olan ve kendisinin “Evrimin Babası” olarak anılmasına sebep olan Türlerin Kökeni kitabını yayınladığında bir teistti. Ve, Türlerin Kökeni kitabının birçok sayfasında Tanrı’nın evrim ile yarattığına atıf olduğu görebilirsiniz. En son sayfalarında da Adem’e “nefs” üflenmesi hakkında bir yorum yapar ve evrimde insanların gelişimine dikkat çeker.[130] Darwin, Evrim Ağacı adlı “bilim” sayfasının da slogan olarak kullandığı “Bu yaşam görüşünde ihtişam var” ifadesini Tanrı’nın evrimle yarattığını söyleyerek kullanmıştır. Zaten Darwin de evrim fikri nedeniyle dini ve Tanrı algısını reddetmemiştir. Desmond ve Moore’un ünlü Darwin biyografisinde Darwin’in Tanrı’dan uzaklaşmasının nedeninin daha çok psikolojik nedenler olduğuna dikkat çekilmiştir.[8] Darwin yaşadığı şeylerden dolayı -psikolojik sebeplerden dolayı- Tanrı’dan uzaklaşmıştır ve bazı felsefi düşüncelerin beraberinde de Tanrı’nın bilinemez olduğuna karar vermiştir. Bazı yeni ateistler Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında Tanrı’ya atıf yapmasını, “O dönemde evrim insanlar tarafından kötü karşılanırdı. Darwin de bir taktik yaparak Tanrı’ya atıf yaptı ve bağnaz sınıfın kabul etmesini kolaylaştırdı.” şeklinde yorumlamaktadır, fakat bu hiçbir tarihsel gerçeklik içermemektedir. Zira, Darwin otobiyografisinde o dönemlerde bir teist olduğuna ve Tanrı’nın evrimi yarattığını düşündüğüne inandığını söylemektedir, yani bu tür bir iddia zaten Darwin tarafından yalanlanmaktadır.[131] Bilimsel bulgu bularak Tanrı’nın var-yok görülemeyeceğine değinmiştik. Astrofizikçi Paul Davies, “Bilimsel bir bulgu buldum, artık Tanrı’ya ihtiyacım yok” diyen kişileri şöyle diyerek eleştirir:

Bu tür düşünceler, priz bularak buzdolabının varlığını açıkladığını söylemektedir.[9]

 

Tarihsel anlamda bakarsak, İslam dünyasında da evrim teorisi hiçbir zaman Tanrı’yı reddeden bir bulgu olarak görülmemiştir. Seyyid Ahmed Han, Hasan el-Attar, el-Tahtavi ve Muhammed Abduh gibi 19. yüzyıl İslam düşünürleri evrim teorisinin İslam ile uyumuna dikkat çekmiştir.[132] Gerçekten de bizler, Ankebut Suresi 20. ayetin dediği gibi, evrim teorisini dünyayı dolaşarak ortaya atmış ve yaratılışımızın temeline inmişizdir. İsmail Fenni Ertuğrul, evrim teorisinin bilimle desteklenmediğini düşünse de İslam ile çelişmediğini de dile getirmiştir. Hatta Fenni, o dönemde Amerikan okullarında evrimin yasaklanmasına karşı çıkmış ve bilimi bilim dışı otoritelere değil, bilim insanlarına bırakılması gerektiğine vurgu yapmıştır.[133] Darwin’in yaşadığı dönemlerde yaşamış olan Ahmet Midhat Efendi de evrim teorisinin doğruluğundan şüphe duyduğunu belirtmiş fakat İslam ile evrimin çelişmediğine, hatta süreçli yaratılışa dair ayetlerin olduğuna vurgu yapmıştır. Ayrıca, İslamın Altın Çağında yaşamış olan İbni Miskiveyh, el-Cahiz, Biruni, İbni Haldun, İhvan al-Safa Grubu gibi bilim insanları kendilerince evrim teorisi öne sürmüşlerdir.[134] Malum bilim insanları cansız maddelerden canlı maddenin oluşmasına dair görüşler de bildirmiştir, hatta John William Draper şöyle demektedir:

İslam Dünyasında bazen, şaşırtıcı bir şekilde, bizim zamanımızda ve bizim tarafımızdan ortaya çıkarılmış olmasıyla övündüğümüz fikirlerle karşılaşıyoruz. Nitekim bizim modern evrim ve gelişim doktrinlerimiz Müslümanların okullarında öğretiliyordu. Aslına bakarsanız Müslümanlar bu görüşü bizden daha ileri taşıyıp inorganik ve mineral şeylere kadar genişletmişlerdir. Simyanın temel prensibi de madeni cisimlerin doğal gelişim sürecidir.[135]

 

Müslüman bir bilim insanı olan el-Cahiz’in Kitâbü’l-Hayevân adlı eserinden iki sayfa. Eserin içerisinde 350’den fazla türden bahsetmiş ve bir çeşit evrim teorisi oluşturmuştur.[136] Orijinal eseri şuradan inceleyebilirsiniz.

Bu olayı doğa felsefesinden ileri taşıyıp, ilk defa gözlemsel kanıtlar vermeye çalışan kişi el-Cahiz’dir. el-Cahiz, hayvanlardan gözlemsel örnekler vermiş ve doğal seçilimden bahsetmiştir. Ayrıca, eserinde Allah’ın yaratışının büyüleyiciliğine dikkat çekmiş ve Kur’an’dan ayetlerle Allah’ın yaratılışının evrim olduğunu açıklamaya çalışmıştır.[137] Draper’ın da dediği gibi, Müslüman bilimciler cansız maddelerden var olmaya da dikkat çekmiştir. Örneğin İbni Tufeyl’in Hayy Bin Yakzan romanında(Ki bu roman dini bir romandır ve birçok dini öğüt vermektedir) kendiliğinden türemeye rastlanır.[138] Güçlü bir şekilde dini mesajlar içeren bu metne göre Hayy, anne ve babadan doğmamış, doğadaki maddelerden kendi kendine var olmuştur. İbni Sina, kendiliğinden var olma fikri ile birçok Avrupalı düşünürü etkilemiştir.[139]

 

Richard Dawkins evrimi sanki ateizmin bir argümanıymış gibi sunuyor ve evrimi bilimin alanından çıkartıp felsefenin alanına sokuyor. Evrim bilimsel bir bulgudur ve evrim hiçbir ideolojinin kanıtı olamaz. Ancak be ancak evrimin felsefi değerlendirmesi herhangi bir ideoloji için kanıt taşıyabilir. İşte bu konuda da yeni ateistlerde sorun vardır. Açıkçası ben düzgün bir evrim argümanıyla gelip de Tanrı’nın varlığını reddeden bir kimse görmedim, olasılık ilkesi ile ilgili bazı itirazlar oluyor fakat ona da aşağıda kısa ve net bir cevap verdik. Anlayacağınız, evrimi kabul etmek için Tanrı’yı reddetmeye ve Kur’an’ı reddetmeye gerek yok. Dawkins’in evrimi ateizmin bir argümanıymış gibi sunması temelinde bilimsel bir hatadır. Dünyanın en iyi biyologlarından birisi olan Francisco Ayala da evrimi ateizmin bir argümanıymış gibi gösterdiği için(Yani bilimin söz sahibi olmadığı bir konuya bilimi direkt olarak soktuğu için) Richard Dawkins’i sertçe eleştirmektedir.[38] Zaten literatüre bakarsanız yeni ateistlere birçok eleştiri görebilirsiniz. Felsefi eleştirilerden tutun da bilimsel eleştirilere kadar, ateist, agnostik ve teist bir çok bilim insanı ve filozof yeni ateizmi ve yeni ateistleri eleştiriyor. Çünkü yeni ateistler korkuluk safsatası gibi basit mantık hatalarına düşüyorlar. Paul Davies, Alvin Plantinga, Michael Ruse, Frans De Waal, John C. Lennox, William Lane Craig, George Ellis, John Barrow, Alexander Vilenkin, Leonard Susskind ve bu yazıda saydığımız ve saymadığımız daha bir çok bilim insanı, yeni ateistleri, bilimi ateizmin bir argümanıymış gibi gösterip bilimi tahrip ettiği için ve yeni ateistlerin birçok felsefi hataya düşmesinden ve iddialarında felsefi argümanlar kullanmayıp sadece ön kabuller sunmasından dolayı eleştirmektedir. Türkçe literatürde de Alper Bilgili’nin yazdığı Bilim Ne Değildir? kitabı bu konuda detaylı ve açık bir kitaptır.

 

Teolojik olarak bakarsak, Kur’an’ın da evrimle çelişip çelişmediğini buradaki yazımızda görebilirsiniz(Uzun bir yazıdır, detaylı bir inceleme vardır. Üstte de zaten belirtmiştik). Sonuç olarak söyleyeyim ki, evrim Kur’an’la çelişmediği gibi Tanrı fikri ile de doğrudan bir çelişki içermez. Ve insanların, evrimin yorumu ile evrim gerçeğini karıştırmaması gerekiyor. Evrim Kur’an ile çelişmez fakat evrimin materyalist(Genellikle ateist ve agnostik kesimlerin savunduğu evrim görüşü) yorumu ile çelişir. Materyalist yorum ise bilimsel bir yorum değildir, kişilerin görüşüdür. Örneğin teistik Tanrı görüşüyle şekillenmiş bir evrimin veya akıllı tasarımın da bir yorum olması gibi materyalist görüş de bir yorumdur. Hangi görüşün tutarlı olduğu tartışılabilecek bir konudur. Halktan birçok kişinin evrime karşı çıkması da ne yazık ki yeni ateistlerin bilimi istismar etmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü yeni ateistler, bilimsel bulguları değil, bilimsel bulgu diye kendi ideolojilerini aktarmaktadır. Dolayısıyla, bilimle çok ilgilenmeyen halk da evrimi yeni ateistlerin sunduğu gibi anlamakta ve Tanrı fikri ile evrimin çeliştiğini sanmaktadır. Ve, birçok yeni ateist kişi de evrimi anlamamış bulunmaktadır(Bilimi sevseler bile). Bilimi sevmek çok güzel bir şeydir, fakat Türkiye’de de çoğu genç bilimi ve bilimsel metodu sorgulamamaktadır. Yazının devamında bunlara değineceğiz.

 

Bazı kimseler doğanın çok vahşi olduğunu ve bunun eğer bir Tanrı tarafından yaratılamayacağı söyler. Bu çok kişisel bir yorumdur. Sonuçta vahşi dediğimiz şey o canlıların yaşam biçimidir, ona karşı “Kötü ve acımasız bir yaşam.” demek bilimin görevi değil, felsefenin görevidir. Ve felsefi olarak da bu iddianın hiçbir temeli yoktur, bu iddia sadece kişisel görüş üzerinde şekillenir. Clive Staples Lewis hayatında bu tür bir argümanı sunmuş ve sonrasında bu argümandan geri dönmüş ve Tanrı’ya inanmış birisidir.[51] Onun da dediği gibi, “Bir çizgiye düz demek için eğri biz çizginin olması gerekir.” Ayrıca hayvanların bu yaşam şekli Kur’an ile de bir çelişki içermez(Teolojik bir çelişki de yoktur).

 

Evrimi yapacak doğa yasalarının ve temel nedenlerinin Tanrı tarafından ayarlandığını savunan görüşe bir itiraz gelmektedir. Bu itiraz şunu söylemektedir: “Evrim hep yolunu bulur, Tanrı’ya gerek yok.”. Bu tür fikirler evrimin olasılık olarak felsefesini yapmaktadır. Açıkçası, evrim oksijensiz veya ışıksız ortamda yolunu bulsun, bunda herhangi bir sorun yok. Sonuçta Tanrı evrim sistemini böyle yaratmış olabilir ve eğer bir Tanrı varsa evrim zaten Tanrı’nın yarattığı sınırlar içinde oluyor demektir, Tanrı’nın sıfatlarıyla çelişkili bir durum da yaratmamaktadır bu. Ayrıca Kur’an’da da bunun aksine söyleyen bir ayet yoktur(Teolojik olarak da çelişkili değildir yani). Üstte yer aldığı gibi, priz bularak buzdolabının varlığını açıklayamazsınız. Bu tür iddialar kişisel görüştür, düzgün bir felsefi temel içermemektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın yanlış olduğuna veya bir Tanrı’nın var olmadığına dair hiçbir şey ifade etmez. Sadece evrimi tamamen algılayıp açıklasak da Tanrı’nın varlığı veya yokluğu hakkında bir cevap olamaz. Sonuçta evrim başlangıcı olan bir evrendeki canlıların nasıl bu şekilde geliştiğini ve canlıların ilk olarak nasıl var olduğunu açıklar. Yani zaten var olan maddelerden canlılığın nasıl var olduğunu açıklar, ancak o maddelerin nasıl var olduğunu açıklamaz. Tanrı’yı özellikle evrimle değil ama kozmolojik argümanlarla anlayabiliriz. Bazı kesimler, “Evrim olasılıklar içinde oluyorsa Tanrı buna müdahale edemiyordur.” fikrini savunmaktadır. Ancak, Tanrı istese zaten müdahale eder. Fakat, doğa yasalarını ayarlamış ve bunları devam ettirmektedir(Gördüğümüz üzere). Bir analoji yapmak gerekirse, bir insana arabanın çarpması da olasılıklar içindedir. Bir insana arabanın çarpması konusunda Tanrı’nın müdahalesinin olabileceğine dair itiraz getirmeyen(Ki getirilse de çok saçma olur) kimseler evrime bu tip bir itiraz getirince garip oluyor.

 

“Dinler insanlara belirli bir önem yüklüyor. Ama evrim, bizlerin diğer hayvanlardan farksız olduğunu göstermedi mi?” Öncelikle, diğer hayvanlarla aynı süreçlerde gelişmiş olmamız bizi neden daha önemsiz kılsın? Ahlak gibi fikirler açısından gerçekten de önemimiz olabilir. Ve gördüğümüz üzere, yüksek zekamızın olması, duygusal açıdan çok daha yoğun şeyler yaşamamız ve doğa yasaları hakkında böylesine tartışmalar yürütüp kitaplar ve makaleler yazabilmemiz diğer hayvanlardan farklı olduğumuzu göstermez mi? Eğer “göstermez” diyorsanız bir su tanesi de bizler ve diğer hayvanlar kadar önem taşımış olur. Açıkçası bu da felsefi açıdan düzgün bir temele dayanmaz. Bazı insanlar duygusal sebeplerden dolayı dinlerin insanlara önem arz etmesi konusuna karşı çıkıyor. Evet, dinler insanlara önem arz ediyor ama bu, “Diğer hayvanlara işkence yapın” dediği anlamına gelmiyor. Yani, biz insanların dinlere göre önemli olması, diğer hayvanlara acılar çektirmemize ve acımasızca onlara saldırmamıza sebebiyet vermez. Ve hatta, diğer hayvanlardan farksız olmamız onlara acı çektirebileceğimiz, bizde de ahlaksız davranışların olup bunlara karşı çıkılamayacağı anlamına gelir(Örneğin hayvanlar birbirine tecavüz eder ancak bizler “ahlaksız” demeyiz. Fakat insanlarda durum farklıdır, tecavüze ahlaksızlık gözüyle bakarız). Hatta yeni ateist olan Celal Şengör, diğer hayvanlarda olan birtakım kötülüklerin bizlerde de olmasına hiçbir şekilde laf etmiyor. Örneğin goriller birbirine dışkı yedirince buna kötü demediğimizi, ve insanlar da gorillerle ortan atadan türediği için insanların birbirine dışkı yedirmesinin de kötü bir olay olmadığını savunuyor.[53] İşte, yeni ateizme göre insanların önemli görülmemesi bunun gibi bir sonuç doğuruyor. Eğer ki insanlar diğer hayvanlardan önemli değilse, diğer hayvanların birbirlerine yaptığı “kötülükleri” insanların birbirine yapması da ahlaksızlık olarak görülmemeli ve insanlar mahkemelerde de yargılanmamalı. Anlayacağınız üzere, diğer hayvanlarla ve bitkilerle aynı süreçlerde var olmamız mantıksal olarak bizleri daha önemsiz yapmaz. Ve yine cevapladığımız üzere, evrim fikri hayvanların bizim için olmadığını da göstermemektedir. Diğer hayvanların da bizlerle aynı süreçlerde meydana gelmesinin önemimiz açısından bir sıkıntı çıkarmayacağını söylemiştik. Ve zaten dinlere göre bizlerin daha önemli olması diğer hayvanlara acı çektirebileceğimiz anlamına da gelmez. Hatta yeni ateist görüşten diğer hayvanlara acı çektirebileceğimiz gibi fikirler çıkmaktadır ki bunu Krauss, Dawkins, Şengör, Hitchens gibi yeni ateizmin önemli kişileri savunmaktadır. Ancak, kendi hayatlarında bu görüşlerini ne kadar uyguladıkları da merak konusu. Acaba bir hırsız evlerine gelip eşyalarını çalsa veya bir tecavüzcü yakınlarına tecavüz etse aynı şeyi söyleyecekler mi? Pek de söyleyecekler gibi durmuyor. Bu konuya, “Ateistler neden bilim yapar?” sorusu ve yeni ateistlerdeki bilimcilik çelişkisi başlığında değineceğiz. Kısacası, evrim fikri insanların önemli olması konusuyla hiçbir açıdan çelişmemektedir.

 

8. “Müslümanlar bilimle ilgilenmez ve her şeye ‘Allah, ol demiş o da olmuş’ derler. Zaten Tanrı fikri de ancak bilimsel olarak bilinmeyen şeylerle ayakta durur. Geçmişte de yıldırım çarpınca ‘Tanrı bize kızıyor’ deyip kendilerince tanrı uydurmuşlardır. Dinlerin de bundan pek bir farkı yoktur.”

“Müslümanlar bilimle ilgilenmez her şeye ‘Tanrı öyle yapmış.’ derler” iddiasına gelmeden önce ikinci iddiaya bakalım. İkinci iddia genel adıyla Boşlukların Tanrısı argümanıdır. Bu argüman bilim geliştikçe Tanrı’ya ihtiyaç kalmadığı ve Tanrı’nın bilimsel olarak henüz keşfedilmemiş şeyleri açıklamak için kullanılan bir yalandan ibaret olduğunu öne sürer. Şöyle bir gerçek var ki bu argüman Tanrı hakkındaki hiçbir argümana cevap vermiyor ve onları geçersiz kılmıyordur. Bu argüman herhangi birisinin “Ateizm, adaletsizlik ve kötülük yapmak için Tanrı’yı reddeder” demesiyle aynı derecede kanıt içerir. Çünkü tarihe baktığımızda bilim yapanlar çoğunlukla Tanrı’ya inanan kişiler olmuştur. Ve bu kişiler de öyle körü körüne inanmamış, dinler hakkında felsefeler üretmiş kişilerdir. Örneğin bilim tarihinde çok önemli bir yeri olan, fizikte ve matematikte çok büyük gelişmeler kaydetmiş Newton kendini bir bilim insanı olarak değil de din adamı olarak tanımlar.[10] Hatta kilisenin yargıladığı Galilei dahi bilim insanı olmasının yanında bir din felsefecisidir. Kaldı ki yargılanmasının nedeni de, Papa’nın dini otoritesine karşı çıkıp dinin her insan için olduğunu söylemesi ve Papa’yı ağır bir şekilde eleştirmesidir.[11] Şu unutulmamalıdır ki Newton döneminde insanlar Newton’ın bilimsel olarak her şeyi keşfettiğini düşünmekteydi, bu durumda dahi insanlar “Oh be her şeyi anladık, Tanrı’ya ihtiyacımız yok.” dememişlerdir, tam tersine “Tanrı muhteşem yaratmış.” demişlerdir. Eski dönemlerde insanların bilmediği ve garip bulduğu şeylere “Bunu üstün bir şey yapıyor” demeleri doğrudur. Fakat bu tüm dinlerin ve tanrı görüşlerinin böyle olacağı anlamına gelmez. Boşlukların Tanrısı argümanını sunan kişiler korkuluk safsatası yapmaktadır. Teistlerin çoğunun iddiası zaten “Bilimde açıklanamayan şeylerin açıklaması Tanrı’dır” şeklinde değildir ki, “Bulunan ve bulunacak olan tüm şeylerin açıklaması Tanrı’dır” deriz. Tanrı’yı da bilimde açıklanamayan şeylerden değil, felsefi argümanlar ile kanıtlamaya çalışırız. Boşlukların Tanrısı argümanı hakkındaki yazımızı buradan okuyabilir ve argümanın tüm hatalarını görebilirsiniz. Ayrıca, Tanrı’nın, insan egosunun bir ürünü olduğu gibi bir şey söylemek de sadece bir iddiadır, kanıt değildir. Felsefi anlamda Tanrı’nın çelişkilerini gösterip Tanrı’nın olamayacağını göstermek çok daha doğru olacaktır. Çünkü insanlarda olan Tanrı’ya tapınma ihtiyacı teizm için de delil olarak kullanılabilir. Örneğin, Caner Taslaman, Aruzlardan Allah’a isimli kitabıyla, insanların arzularının Tanrı’ya ulaştırdığına dair bir argüman öne sürmüştür. Ve, hayvanlarda da -insanların benzeri bir şekilde- bazı ritüellerin yapıldığını görmek hiçbir şey ifade etmemektedir. İnsanlar evrimin bir parçasıdır ve Tanrı, insanlardaki “Tanrı’ya tapınma ihtiyacını” -ki Kur’an’da buna atıf yapılır- hayvanlardan insanlara geçecek bir şekilde var etmiş olabilir. Buna aşağıda daha da fazla değineceğiz.

 

Şimdi ilk iddiamıza dönelim, “Müslümanlar bilimle ilgilenmez her şeye ‘Tanrı öyle yapmış’ derler” iddiasına… Müslümanlıkta farz olan namazı kılmanız, orucu tutmanız dahi astronomik ve coğrafi araştırmalar gerekmektedir. Hatta “Müslümanlar bilimle ilgilenmez” iddiasında bulunmak mantıklı olmamasının yanında da Hevelius’un eserinde aklın temsilcisi olarak gösterilen ve “camera obscubra” sistemini geliştiren, bilimin kaidelerini belirleyen İbni Heysem‘e iftiradır[12], böyle bir iddiada bulunmak algoritmayı keşfeden ve cebrin “babalarından” olan El-Harizmi‘ye iftiradır[13], böyle bir iddiada bulunmak Batı’nın fikir gelişiminde öncülük etmiş olan İbni Rüşd‘e iftiradır[14], böyle bir iddiada bulunmak sibernetikle uğraşan El-Cezeri‘ye iftiradır[15], böyle bir iddiada bulunmak Kitabu’l Esrar eseri ile tıp alanında devrim yaratmış(Kızamık ve çiçek hastalıklarından bahsetmiştir, sesi meydana getiren sinirleri keşfetmiştir. Kimyayı da tıpla harmanlamıştır) ve Prof. Dr. Philip Hitti’nin, hakkında “Orta Çağ’da yaşamış en büyük düşünürlerden ve klinikçilerdendir.” dediği Er-Razi‘ye iftiradır[16](Bu bilim insanlarının çoğunun İslam hakkında felsefe kitabı olmasının yanında bazılarının tefsir kitabı dahi vardır. Bu insanlar hem bilim üretmiş, hem de İslamla çok ileri bir seviyede ilgilenmişlerdir). Daha yakında döneme gelirsek; fiziğin birçok alanında kafa yormuş ve Nobel Ödülü alırken de Mülk Suresi’nin ilk ayetlerini okumuş olan Abdus Salam‘a iftiradır[17], femto kimyanın kurucusu olmuş ve Nobel Ödülü almış olan Ahmed Zewail‘e iftiradır[18], evrimsel biyoloji üstünde çalışmalarını yürüten Rana Dajani‘ye iftiradır…[19] İbni Heysem şöyle demektedir:

Ben sürekli bilgi ve gerçeğin peşinde koştum ve Allah’ın ihtişamına ve yakınlığına erişebilmek için gerçek ile bilgiyi aramaktan daha iyi bir yol olmadığına inandım.[89]

 

Bilime yaptığı katkılardan dolayı adı Ay’daki bir kratere verilen, Dünya’nın çapını bugünkü değerlere çok yakın bir şekilde ölçen, Dünya’nın döndüğüne ve içerisindeki maddelerin neden havaya uçmadığına dair fikirler sunan, mevsimlerin ne zaman başladığını keşfeden, The UNESCO Courier dergisinin 1974 basımını kendisi için hazırladığı, jeodezinin, paleontolojinin ve hindolojinin kurucusu olan Biruni[90][91] ise şöyle demektedir:

Benim bilimle uğraşma sebebim Ali İmran Suresi 191. ayettir.[92]

 

Dönelim bir de konunun kaynağı olan kitaba. Kur’an’da, “Allah ol dedi ve oldu” ifadesinin kullanıldığı evren konusu için başka bir ayette de “6 dönemde yaratıldı” ifadesi de geçmektedir. Yani, Allah’ın “ol” deyince o şeyin olması bunun bir süreç içinde olmadığını göstermez. Kur’an hiçbir zaman “Allah öyle yapmış işte.” cevabını kabul etmez. Tam tersine Kur’an bilime yönlendirir, bu konuda birkaç ayet(Kur’an’da Bilime Dikkat Çeken Ayetler adlı yazımıza buradan göz atabilirsiniz):

Ankebut Suresi 20. ayet – De ki “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına göz gezdirin.”

Nahl Suresi 66. ayet – Muhakkak ki hayvanlardan alacağınız ibretler vardır.

Gaşiye Suresi 9. ayet – Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı?

Zariyat Suresi 21. ayet – Benliklerimizin içinde de nice ayetler var. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz?

 

“Akletmeyecek misiniz?” sorusunu “iman etmeyecek misiniz?” sorusundan çok daha fazla soran bir kitap hakkında böyle bir ifadede bulunmak gerçekten gülünç bir ifade. Eğer derseniz ki “Müslümanlar öyle yapmıyor ama…” diye, bu dinin değil düzgün iman etmeyen insanların suçudur, Kur’an’da da inandığını söyleyip inanmıyormuş gibi olanlar hakkında çokça söylem vardır, küçük bir örnek(İnsanlara iyi şey yapmasını söyleyen fakat kendisi iyi şeyler yapmayan Müslümanlara karşı bir ayettir bu):

Bakara Suresi 44. ayet – İnsanlara iyiyi ve güzeli emredip de öz benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de Kitap’ı okuyup durmaktasınız. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

 

9. “Muhammed ve İsa hiç var olmadı. Hepsi dinlerin uydurduğu kişilerdir.”

Muhammed’in ve İsa’nın hiç yaşamadığına dair iddia sunar yeni ateistler. Peki gerçekten de öyle mi? Niye şu ana kadar büyük tarihçilerden hiç biri bu iddiayı sunmadı? İşte bunun nedenine bakacağız, ilk olarak İsa’dan başlayalım. Bu iddia Religulous ve Zeitgeist gibi “belgeseller” nedeniyle popülerleşti. Şu anda konumuz bu değil ama, bunlar kaynaklara dayanan belgeseller değiller. Hatta Zeitgeist’e dair olan detaylı bir itirazı buradan inceleyebilirsiniz.(Yazıyı kesinlikle okumanızı öneririm) Konumuza dönecek olursak, bu insanlar Muhammed’in ve İsa’nın yaşadığına dair ne tür bir kanıt istiyor? Ateist Forum ve Ekşi Sözlük gibi yerlerde gördüğüm üzere insanlar neredeyse video kaydı gibi kanıtlar isteyecek durumdalar. Bu insanlar ya çok büyük bir çarpıtma yapıyor ya da tarih hakkında bilgileri çok düşük. İlk Çağ’da ve Orta Çağ’da yaşamış insanlar hakkında zaten fotoğraf, video kaydı, doğum belgesi gibi kanıtlar bulamazsınız. Sizler İlk Çağ’da yaşadığını düşündüğünüz diğer kimselerin hakkında böyle kanıtlar olduğunu ve o yüzden “X kişisi gerçekten var olmuştu” dediğimizi mi sanıyorsunuz? İlk Çağ’da yaşamış diğer insanların yaşadığını anlamaya dair olan metodunuzu İsa ve Muhammed üzerinde de kullanmanız gerekmektedir. Gelelim Mitik Hristiyanlık iddialarına, bu iddialara dair hiçbir kanıt yok. Geçmişte Hristiyanlığı eleştiren Paganların, ve Yahudilerin İsa’ya sihirbaz, deli, büyücü gibi şeyler dediğini görürüz. Ama hiçbirinin “İsa yaşamadı” dediğini görmeyiz. Hatta o dönemde yaşamış olan Justin Martyr ve Minucius Felix gibi apolojistler de İsa’nın büyücü olması, deli olması gibi iddialara cevap verirler. Diğer bir şey ise, var olan farklı İnciller de İsa’nın yaşadığına dair bir kanıttır. Örneğin Yuhanna, Markos ve Matta İncil’i İsa’nın yaşadığı durumu farklı bir şekilde değerlendirir. O zaman şu anki gibi kağıt bulunduğunu düşünmüyorsunuzdur herhalde. Kağıdın pahalı ve az olduğu zamanlardan bahsediyoruz. Böyle olmasına rağmen farklı farklı İnciller İsa’nın yaşadığı olayı ne şekilde geliştiğini bildirmiş ve buna dair yorum yapmışlardır. Bu da tarihsel bir kanıttır. Aynı zamanda Hristiyan olmayan Josephus ve Tacitus gibi tarihçilerin İsa’yı tarihi bir figür olarak görmesi tarihsel bir kanıttır. Hatta Tacitus Hristiyanlıktan nefret ediyor, buna rağmen buna rağmen İsa’nın Tiberius zamanında Pontius Pilae tarafından cezalandırılmasından bahsediyor. Tüm bunlar o dönemde yaşayan birinin varlığını kanıtlamak için hayli hayli yeterli olan kanıtlardır. Dönemin ateist tarihçilerinden Tim O’Neill bazı ateistlerin böyle iddialarda bulunmasını eleştirir, çünkü İsa’nın var olduğu tarihsel anlamda sağlamdır(Yaşadığı döneme göre).[45][46]

 

Hz. Muhammed’in yaşadığına dair kanıtlar hakkında bilgi edinmek için de şu yazımızı okumanızı önermekteyim. Bu önemli bir konu ve bu konu hakkında özel bir yazımız varken bir daha buraya yazmayalım, boşuna yazıyı uzatmasın diye düşündük. Lütfen ilgili linke gidip o yazıyı okuyunuz bu konu hakkında bilgi edinmek istiyorsanız.

 

10. Kötülük “Problemi” ve Tanrı’nın Bizlerin Yapacağı Şeyleri Bilmesi Konusu

Kötülük problemi bildiğiniz üzere, insanlara olan kötülükler ve hayvanlara olan kötülükler şeklinde farklı farklı türlerde savunulmaktadır. Temel olarak, delilci ve mantıksal kötülük adı altında savunulmaktadır. Bunların hepsine cevap veren kısa ve net yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Kötülüğün olması ile Tanrı’nın sıfatları çelişmemektedir. Aynı zamanda kötülük “probleminden” bahsederken şundan da bahsedilmelidir; yeni ateistler bir şeyin kötü olduğuna dair temeli nasıl atıyorlar? Bu konu aşağıda bulunan “Yeni ateizmin çelişkilerinden bazıları” kısmında ele alınacaktır. Kötülük problemine cevap olarak üstte yönlendirdiğimiz linkte Tanrı’nın, bizlerin ne yapacağını bilmesi konusuna da değindik. Sonuçta kötülük problemi açısından olsun, bu konudan bağımsız olarak olsun Tanrı’nın bilmesi konusu da çok önemli ve üstüne konuşmaya değer bir konu.

 

11. “Tamam Allah da neden Zeus değil?”

Bu iddia yeni ateistlerde çokça görülmektedir(Özellikle de Türkiye’dekilerde). Bu iddiayı sunan kişiler Zeus’un ontolojik varlığını ve Tanrı’nın ontolojik varlığını anlamamışlardır. Zeus’un zaten maddeye ve zamana bağlı olan tanrı olduğunu bilirsiniz. Maddeye ve zamana bağlı olarak var olmuş bir şey maddenin ve zamanın yaratıcısı olamaz. Zeus tipi tanrılar hiçbir şey ifade etmemektedir. Zeus’un bilimsel boşlukları doldurduğuyla ilgili bazı itirazlar da geliyor. Yani diyorlar ki, “Zeus bilimsel olarak bilinmeyen şeyleri örtüyordu. Tanrı düşüncesi böyledir. Öncelikle, Zeus’un bilimsel olarak bilinmeyen konularda kullanılması mantıksal olarak diğer tanrı fikirlerinin de böyle olacağı gibi bir sonuç doğurmaz. Eğer Tanrı’nın da böyle olduğunu düşünüyorsanız felsefi bir argüman sunarsınız ve öncüllerinizi temellendirerek bunu kanıtlayabilirsiniz. Ancak, çoğu yeni ateistin yaptığı gibi, “Tanrı çok saçmadır. Tanrı boşlukları doldurur.” söylemlerini savunmak, felsefi bir argüman değildir. Hiçbir kanıta dayanmadan kişisel bir istek belirtmektir. Eğer gerçekten öyle bir şey olduğunu düşünüyorsanız mantıksal temellerle bunu belirtir ve Tanrı fikrinin boşluklarda nasıl kullanıldığını ve Tanrı fikrindeki çelişkileri ortaya koyarsınız. Ancak bugüne kadar bunu yapan yeni ateist görmedim. Eğer kaçırdığım bir şey varsa bu yazıya yorum olarak yazabilirsiniz, görmeyi çok isterim. Ve, geçmişe, yaklaşık 800’lü yıllara gidip baktığınızda kimsenin iddiasının  “Tanrı kızıyor ve yıldırım çarpıyor.” veya “Bilimsel konuda X konusu boştur. O halde bunu Tanrı yapmıştır” gibi iddialar olduğunu görmezsiniz. Kimse X konusu boş diye orayı Tanrı ile doldurmamıştır. Zaten Tanrı’nın o zamanki dolu olan kısımlarda da söz sahibi olduğunu savunmuşlardır. Bu fikir aslında tarihsel olarak da bir çelişki içermektedir. (Şimdi, yazının başlarında “Tarihsel kanıtlar bu yönde hiçbir şey ifade etmiyor, kaynak kabul edilen kitaba bakmamız gerekir ifademizden yola çıkarak siz de buradaki konuda aynı şeyi söylemeyin. Çünkü şu an konumuz olan iddianın tarihsel bir yönü de vardır. Ve bu tarihsel yönü çelişkilidir. Sonuçta her iddianın tarihsel anlamda yorumu hiçbir şey ifade etmez diyemeyiz, iddia tarihle ilgili ise ve sonucunda tarihle ilgili bir eleştiri/söylem varsa tarih de o konuda başlı başına bir cevap olabilir.)

 

Peki neden Kur’an’ın Tanrısı? İşte biz de Mantıksal Teizm’de tamamıyla bunu aktarmaya çalışıyoruz. Sitemizi bu nedenle takip etmenizi öneriyoruz. Zamanla birçok Tanrı argümanı ve bu argümanlara gelen eleştiriler, Kur’an hakkındaki argümanlar ve karşıt argümanların eleştirileri gibi konularla yazılar yayınlayacağız. Neden bir tanrının varlığına inandığımızı ve neden bu tanrının Kur’an’daki Tanrı olduğunu sitemizdeki yazıları takip ederek anlayabilirsiniz. Bu yazının sonunda da az çok bir fikriniz olacaktır bu konuda.

 

12. “Tanrı’nın varlığını iddia eden sizsiniz o zaman siz kanıtlayacaksınız.” ve “Tanrı’nın yokluğuna dair en iyi kanıt O’nun varlığına dair bir kanıtın olmayışıdır.”

Bu iddia felsefi açıdan doğru değildir. Nitekim, Tanrı’nın var olduğu iddiası gibi Tanrı’nın olmadığı da bir iddiadır. Yani ateizm, inanç eksikliği demek değildir. Ateizm bilinçli bir şekilde Tanrı’nın yokluğunu savunmaktır. Tanrı’nın varlığının ve yokluğunun kanıtlanmasını daha iyi anlamanız için analoji yapabiliriz. Şöyle düşünün; uzayda hayatın olduğunu iddia etmek de olmadığını iddia etmek de kanıt gerektirir. Bu analojideki kanıt tabii ki bilimsel anlamda bir kanıttır. Tanrı’nın varlığına ve yokluğuna ilişkin kanıtlar felsefe ile verilebilir. Tabii ki bu felsefi iddilar öncüllerini bilimsel gerçeklerle inşa ediyor olabilir. Fakat temel anlamda felsefe ile Tanrı hakkında konuşabiliriz. Ve, tarihte Tanrı’nın yokluğu üzerine argüman üreten felsefeciler de olmuştur. Çünkü, Tanrı’nın varlığını kanıtlamak teizmin görevi olduğu gibi yokluğunu iddia ettiği için de yokluğunu kanıtlamak ateizmin görevidir. Teist bir kimse Tanrı’nın varlığı hakkında argümanlar üretip, Tanrı’nın sıfatlarının çeliştiği gibi ateist argümanlara cevap vermelidir. Ateist bir kimse de Tanrı’nın yokluğu hakkında argümanlar üretip, teizmin argümanlarının sağlam olmadığını göstermelidir. Herhangi bir şeyin yokluğunun kanıtlanması için binlerce fikir yürütülebilir. Örneğin, Tanrı’nın yokluğu hakkında “Eğer Tanrı mutlak bilgiliyse, iyiyse ve kudretliyse kötülük olmazdı.” şeklinde argüman oluşturulmuştur. Hatta kötülük problemine cevap veren yazımızı şuradan okuyabilirsiniz.

 

Peki, Tanrı’nın varlığına dair hiçbir kanıt yok mudur? Öncelikle, kanıt nedir? Kanıt illa ki fiziki bir bulgu değildir. Kanıt, belli bir sonuca ulaşan bir akıl yürütmenin dayandığı gerçektir. Bu gerçekler fiziki şeylerden de beslenebilir, tamamen akıl yürütme üstüne de kurulu olabilir. Tanrı’nın varlığına dair felsefi argümanlar gereklidir. Ve Tanrı’nın varlığına dair Kelam Kozmolojik Argüman, Hudus Argümanı, Hassas Ayar Argümanı, Plantinga’nın ontolojik argümanı, Gödel’in ontolojik argümanı, Leibnizci Kozmolojik Argüman, Akıl Argümanı, Evrimsel Argüman, Evrenin Keşfedilebilirliği ve Potansiyeli Argümanları, Yasaların Varlığı Argümanı gibi daha yüzlerce argüman vardır. Bunların yanında teolojik argümanlar da vardır; Kur’an’i Tutarlılık Argümanı, Din Kitaplarının Tarihsel İddiaları Argümanı gibi… Ve bu argümanlar ateist, agnostik, teist, deist birçok din felsefecileri tarafından tartışılmaktadır. Tanrı’nın varlığına dair kanıt yok diyen bir kimse(Eğer tüm bu felsefi argümanları mantıksız bulduğunun gerekçesini vermemişse) din felsefesi literatürüne hiç bakmamıştır. Tanrı’nın varlığın dair felsefi argümanları kanıt olarak kabul etmeyen kimseler “kanıt” kavramının anlamını bilmiyorlardır. Bu yazının “Ateistler neden bilim yapar?” Sorusu ve Yeni Ateistlerdeki Bilimcilik Çelişkisi başlığında da değineceğimiz üzere, bilim dahil diğer tüm görüşler felsefi argümanlara dayanır. Bu konularda felsefi akıl yürütmeyi kabul eden ve hatta bilimi en yüksek mertebeye koyan kimseler Tanrı konusunda neden kulaklarını tıkarlar? Ve önemli bir alegori yapalım; Ford marka bir otomobili ele alalım. Dünyanın ilkel kalmış yerlerinden birinde yaşayan, onu ilk kez gören ve modern mühendislik hakkında hiçbir şey bilmeyen birinin, o aracın motorunun içinde aracı hareket ettiren bir tanrının(Örneğin Henry Ford’un, yani Ford markasının kurucusunun) olduğuna inanması mümkündür. Hatta aynı adam, motorun içinde bulunan Henry Ford’un kendisinden hoşnut olursa aracın güzelce gideceğini, eğer Henry Ford onu sevmez ise aracın gitmeyeceğini -veya yavaş gideceğini- bile düşünebilir. Elbette daha sonra mühendislik çalışarak ve aracı parçalarına ayırarak, o aracın içinde Henry Ford’un olmadığını da keşfedebilir. Hatta arabanın nasıl çalıştığını açıklamak için, Henry Ford’a ihtiyacı olmadığını anlamak için çok zeki olmasına gerek bile yoktur. İçten yanmalı motorların genel prensiplerini anlamak aracın nasıl çalıştığını açıklaması için o kişiye yetecektir. Veya en azından aracı parçalarsa içinde Henry Ford’un olmadığını görüp düşündüğü sistemin yanlış olduğunu da düşünebilir. Buraya kadar tamam… Fakat sonradan o kişi, motorun çalışma prensiplerini anlamanın, başlangıçta onu tasarlayan Henry Ford’un varlığına inanmayı gereksiz hale getirdiğine karar verirse, bu çok büyük bir hata olur. Eğer o kişi bunu yaparsa, felsefi terminolojiyle bir kategori hatası yapmış olacaktır. Oysa ki mekanizmayı tasarlayan bir Henry Ford olmasaydı, onun anlamaya çalışacağı bir şey de olmayacaktı. Tanrı konusu da aynen böyledir. Tanrı’nın varlığı hakkında direkt olarak fiziksel, kimyasal, biyolojik kanıtlar bulunamaz. Zaten bu bir eksiklik değildir, aksine, böyle kanıtlar beklemek çok saçmadır. Çünkü Tanrı, örneğin şimşeklerin çakmasını yarattığı ölçülerle ayarlamaktadır(Yağmur yağması, bir çocuğun doğması, evrenin genişlemesi, zıt yüklü parçacıkların birbirini çekmesi, canlıların evrimi gibi konular da böyledir). Tanrı’nın bunları yaptığını anlamamız için Tanrı’yı direkt olarak gözlemlememize gerek yoktur. Tanrı’nın da iddiası(Dinler için söylüyorum) bu yönde değildir. İşte bu nedenle felsefi olarak verilmiş argümanlarda Tanrı’nın yaptığı şeylerin izini bulabiliriz. Bir saatin tüm parçalarını tek tek incelemek(Bilim), entegre olmuş bir bütün olarak saatin nasıl çalıştığını kavramamıza yetmez. İşte bu nedenle Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu kanıtlamak için bilim gibi birçok konunun felsefesini yapmak gereklidir. Felsefi argümanları derinlemesine incelemeden ve hatta felsefeyi hiçe sayarak gözlerini ve kulaklarını tıkayan yeni ateistler zaten birçok görüşünde çelişkiye düşmektedir. “Yeni ateistlerin çelişkilerinden bazıları” başlığındaki kısmımızda bunlardan birkaç tanesini göreceksiniz. Ancak bu birkaç tanesi yeni ateizm açısından inanılmaz derecede sorun yaratmaktadır, çünkü temel olarak aldıkları görüşler dahi çelişmektedir.

 

13. Akılsız Tasarım İddiası

“Milyonlarca balık yumurtasından çok azı hayatta kalabiliyor. Bu bir tasarım olmadığını gösterir. Evrende ahenk falan yoktur, tamamen tesadüf vardır” ve “İnsanların gözünde birçok hata var, bunlar hep kusurdur ve bunları Tanrı yaratmış olamaz” tarzında iddialar sunuluyor. Yani bu iddialar en nihayetinde “Canlılar tasarlanmış diyorsunuz ama birçok kusurları var” demektedir. Bu iddialar felsefi anlamda gayet düşük iddialardır fakat Türkiye’deki çoğu ateist bu ve benzeri iddiaları sunmaktadır. “Canlılar tasarlanmış diyorsunuz ama birçok kusurları var” gibi bir iddiayı sunmak için öncelikle Tanrı’nın evreni yaratmasındaki amacının ne olduğuna bakmamız gerekir. Öncelikle, Tanrı zaten evreni kusursuz yarattığını söylemiyor ki. Hatta örneğin Kur’an birçok ayetinde insanların acizliğine vurgu yaparken akıllı varlıklar olduğuna ve tartışmacı türler olduğuna da vurgu yapmaktadır. Ama hiçbir ayetinde insanlara kusursuz dememektedir. Aynı şekilde doğaya da kusursuz dememektedir. Allah’ın güzel bir biçimde yarattığı açıktır ve ayetler de bunu söyler. Peki güzelden kasıt nedir? İşte burada önemli olan “amaç” konusudur. Şöyle düşünün, arazide gitmesi için yapılmış bir arabayla asfaltta gitmesi için yapılmış bir arabayı karşılaştırdığımızda bunlara nasıl kusurlu diyebiliriz ki? Örneğin arazide giderken arazi arabalarını tercih ederiz, çünkü o yolun amacına göre üretilmişlerdir. Ancak arazi araçları asfalt yolda sorunlar çıkarabilir. Asfalt yolda gitmesi için bir araç düşünelim. Bu araç da asfalt yolda güzelce gidebilir ama arazide sorun çıkaracaktır. Yani bir şey amacına göre değerlendirilmelidir. Asfalt için olan bir aracı aldığınızda zaten o aracın arazi için olmadığını bilirsiniz ve arazide giderken sorun çıkartacağını bilirsiniz. Bu arabaya arazide düzgün gidemediğinden dolayı kusurlu demek hatalıdır, zaten o arabanın amacı arazide gitmek değildir ki(Aynı örnek elektrikli bisiklet ve elektriksiz bisiklet için de geçerlidir. Örneğin, elektrikli bisikleti elektriğini açmadan sürerseniz, elektriksiz bisiklete göre çok daha yavaş gider -ağır olduğu için-. Ancak elektriği açık olduğunda elektriksiz bisikletten çok daha hızlı gidecektir. Elektriği açık olmadığında elektriksiz bisiklete göre yavaş gittiği için onu eleştirmek saçma olacaktır. Çünkü o bisikletin üretiliş amacı zaten elektrik olmadan hızlı giden bir bisiklet üretilmesi değildir. Anlayacağınız gibi, her şey, amacına göre değerlendirilir). Doğanın amacı da zaten kusursuzluk değildir. Tanrı zaten kusursuzlukta yaşamamızı isteseydi bizleri direkt olarak cennete götürürdü. Ama ilk etapta kusursuz bir yer istemediği ve imtihan yeri istediği için bunun amacına uygun olarak “kusurlu” diyebileceğimiz şeylerin olduğu bir evren yaratmış. Zaten Tanrı’nın iddiası buranın da kusursuz olduğu yönünde olmadığı için dinlerle de Tanrı görüşüyle de hiçbir çelişki barındırmaz. Eğer Tanrı’nın evreni yaratmasındaki amaç evrenin kusurlu olmasını gerektiriyorsa(Ki böyle kompleks bir imtihan dünyası iddiasında olduğundan dolayı kesinlikle gerektirmektedir) “akılsız tasarım” demek çok saçma kaçacaktır. Zaten “akıl”, tasarladığı şeyi bilerek “kusurlu” tasarlamıştır. Kusurlu olmasından dolayı Tanrı gibi bir varlık tarafından yaratılmadığını söylemek düzgün bir felsefi eleştiri değildir. Tanrı’nın kudretli sıfatı gereği, “Tanrı her şeyi kusursuz yapacaktır” diye bir şey de söylenemez. Tanrı’nın kudretli sıfatı, Tanrı mantık yasaları içinde istediği her şeyi yapar anlamına gelir. İstiyorsa kusurlu yaratır, istiyorsa kusursuz. Zaten Tanrı’nın iddialarından dolayıdır ki bu evrenin kusurlu olması daha olağan seçenektir.

 

Kur’an’da insana mükemmel diyen ayetlere atıfta bulunanlar genellikle diğer ayetlere bakmazlar. Diğer birçok ayette insanların birçok kusuruna dikkat çekilir. Bu da bir çelişki değildir. Çünkü mükemmel denilen yerde kastedilen şey insanların biyolojik anlamda mükemmel olması değildir, amacına uygun yaratılmasıdır. İşte bu nedenledir ki akılsız tasarım iddiası teizme karşı güçlü bir iddia değildir. Fakat deizme karşı bir argüman olarak sunulabilir. Çünkü, deizmde tam olarak Tanrı’nın bizi neden yarattığı ve dolayısıyla neden bizleri kusurlu yarattığı konusu biraz keyfi bir cevaba sahip olacaktır. Evrimde birçok canlının elenmesi ve şu anki canlıların genel çerçevede, canlıların çok az bir kısmını oluşturması da Tanrı’nın olamayacağına dair bir iddia olarak dile getirilir. Üstte de sunduğumuz üzere, bu iddia direkt olarak bir çelişki içermeyeceği için din felsefesine hakim olanlar tarafından böyle sunulmaz. Bu iddia felsefi olarak, “Evrimin sistemi daha çok zar atıyormuş gibi duruyor, akıllı bir varlık tarafından oluşturulmuş bir sisteme benzemiyor” gibi şekillerde sunulmaktadır. Fakat sorun şu ki, bizim, sistemin nasıl işlediğini tam olarak anlayamamamız Tanrı’nın bu sistemi kurallar içinde yaratmamış olduğu anlamına gelmez. Tanrı açısından bu sistem kurallara tabii ve düzgün bir biçimde ilerliyor fakat bunu bizlerin aklı anlamıyor olabilir, bunda hiçbir çelişki yoktur.

 

14. “Tanrı varsa Tanrı’yı kim yarattı?”

Einstein’dan Robert A. Thornton’a mektup. 7 Aralık 1944.[59] Einstein, bilim insanlarının kötü felsefe yapmasını eleştiriyor.

“Tanrı varsa Tanrı’yı kim yarattı? Onun da yaratıcısı olmalı.” iddiası felsefi açıdan hatalıdır. Felsefe ile çok yüzeysel bir şekilde ilgilenen herhangi birisi bile bu argümanın hatasını anlayabilecekken bu argümanı “ana argümanım” diye sunan bir kişi de “Yeni Ateizmin 4 Atlısı”ndan biri olarak tasvir edilen Richard Dawkins’tir.[55] Aynı iddiayı bir Türk yeni ateisti olan Celal Şengör de sunar.[80] Sundukları bu iddia ve sunuş şekilleri bu kişilerin din felsefesi konusunda ne kadar bilgili olduğunu ortaya koymaktadır. Ve ne yazık ki ülkemizdeki yeni ateistlerde de “Dawkins’den iyi mi bileceksin?”, “Dawkins hata yapmaz.”, “Celal Şengör’ün ne kadar ödülü var biliyor musun, o adam hatalı olamaz, sen cahilsin.” gibi görüşler bile var. Biz iddiamızı cevaplayalım:

1) Bu soru nedensellik ilkesine uygun değildir. Nedensellik ilkesi “Her var olmaya başlayan şeyin bir nedeni vardır” der. Bizler zaten Tanrı’ya, O kendiliğinden var olduğu için Tanrı diyoruz(O, geçmiş sonsuzdan beri hep vardır iddiasıyla O’na “Tanrı” diyoruz). Dolayısıyla, Tanrı’nın bir nedeni yoktur. Peki, Tanrı’nın sonsuz geçmişten beri hep var olduğunu nasıl biliyoruz? Tanrı’nın öyle olduğuna dair argümanlar sunuyoruz ve dinlerdeki Tanrı tasviri de böyledir. Ve, argümanlar kendi içinde eleştirilmelidir. (Zamanın A Teorisi ve Zamanın B Teorisi diye iki zaman teorisi vardır. Bunlardan yola çıkarak bir örnek vereceğiz)Biz bir argüman kuruyorsak ve bu argümanı Zamanın A Teorisi üzerine kuruyorsak bu argümana gelen eleştiriler de Zamanın A Teorisi üzerinden olmalıdır. Zamanın A Teorisi’nin yanlış olduğu, Zamanın B Teorisinin doğru olduğu bu argümana gelebilecek bir başka eleştiridir ama onun dışında bu argümana gelen eleştiri ancak be ancak Zamanın A Teorisi içinde olmalıdır. Bu argüman analojimizle “Tanrı’yı kim yarattı” görüşünü birleştirelim. Bizler Tanrı’nın sonsuz olduğunu söylüyoruz ve bu görüşümüze karşı çıkacak birisi Tanrı’nın ilk neden olduğu durumu içinde Tanrı’nın varlığına eleştiri getirilmesi gereklidir. Tanrı’nın ilk neden olmasının Tanrı’nın herhangi bir sıfatıyla çeliştiğini iddia eden başarılı bir argüman çıkarsa veya ilk neden fikrinin hatalı bir fikir olduğunu sunan başarılı bir argüman çıkarsa Tanrı’nın ilk neden olduğu görüşü yıkılabilir. Şu ana kadar bu yönde başarılı bir argüman sunan kimse olmamıştır. “Tanrı’yı kim yarattı?” sorusu -felsefeden anlamayan bir insan için basitleştirmek gerekirse- şunu söylüyor: “Kendiliğinden var olanı kim yarattı?” Gördüğünüz üzere bu soru yanlıştır. Eğer üstte örneklendirdiğimiz şekilde argümanlar sunulmazsa bu sorunun sorulması hatalı olacaktır. Peki neden illa ki ilk neden belirliyoruz? Felsefi olarak sonsuza giden bir durumun mantıklı olamayacağı birçok kişi tarafından ortaya konmuştur. Bu nedenle çoğu ateist zaten bizlerin Tanrı’ya atfettiği “ilk neden” durumunu maddeye yüklemiştir. Marx, Hegel, Bertrand Russell gibi ateistlere gittiğinizde bunu görebilirsiniz. Sonsuza giden bir durumun felsefi olarak hatalı olduğunu en açık biçimde Gazali ve el-Kindi ortaya koymuştur.[56] Şunları demektedirler:

Teker teker sonsuza dek saydığımızı düşünürsek bize sonsuz zaman dahi verilse sayamayız. Çünkü ne kadar teker teker birleştirme yaparsak yapalım nerede durursak bir sonrası vardır. Sonsuz zamanınız olsa bile bu sayıları tüketemezsiniz. Evrenin geçmişinde sonsuz neden vardır dersek aslında sonsuzu tüketip şu an buraya geldiğimiz söylemiş oluruz. Sonsuza kadar ileri saymak mümkün değilken, sonsuzdan geriye saymak da aynı şekilde mümkün değildir. Bu mantıksal açmazı ortadan kaldıracak şey ise ilk sebebin ilk yaratıcının olmasıdır.

 

2) Herhangi bir konuda en iyi açıklamanın açıklamasına ihtiyaç duymayız. Yani Tanrı’yı yaratan biri varsa da bu bizi ilgilendirmez ve bu evrenin bir Tanrı tarafından yaratıldığını yine kanıtlayabiliriz. Şöyle bir analoji yapalım: Diyelim ki size Tanrı Yanılgısı kitabını gösterdim ve bu kitabın yazarı kimdir diye sordum. Cevabınız “Richard Dawkins” olacaktır. Ve benim ilgilendiğim durum itibariyle Richard Dawkins cevabınız benim için açıklayıcıdır. Kitabın Dawkins tarafından yazıldığını anlamak için “Peki Richard Dawkins nasıl var oldu?” sorusunun cevabına ihtiyaç duymam. Dolayısıyla, “Tanrı’yı kim yarattı?” gibi bir soru pek de kuvvetli bir soru değildir.

 

Anlayacağınız üzere bu soru felsefi anlamda hiçbir şey ifade etmemektedir, hatalıdır. Çok popüler olan Tanrı Yanılgısı kitabının ana argümanı budur. Ateist filozof Michael Ruse, Tanrı Yanılgısı kitabının felsefeye giriş ve dine giriş derslerinden bile geçemeyecek kadar düşük, yetersiz bir kitap olduğunu söylemiştir.[81] Sizlere şunu önermekteyim, kişilerin hangi alanda bilgili olduğuyla beraber konuştuğu konuda nasıl kanıtlara dayandığına da bakmalısınız. Yeni ateistlerin birçoğu Dawkins’i hatasız ve çok bilgili olarak görüyorlar. Fakat kişilere değil, argümanlarına bakmamız gerekmektedir. Ve bu yapıldığında Dawkins’in pek çok konuda hatalı mantık yürütmelere sahip olduğu açığa çıkacaktır.

 

15. Sonuç Olarak

Sonuç olarak yeni ateizmi savunanlara baktığınızda göreceğiniz şey felsefeden kaçınmaları ve hiçbir temellendirme vermeden bilimi kullanmaları ve bilimi, ilgili olmadığı alanlara sokup istismar etmeleridir. Yeni ateistler kendi düşüncelerini felsefi bir temelle savunamayacak haldedir, dolayısıyla argümanları da temelsiz ve sorunlu argümanlardır. Filozoflardan tutun da bilim insanlarına kadar birçok kişi yeni ateizme eleştiri getiriyor. Bunun en basit nedeni üstte fotoğrafını da gördüğünüz John C. Lennox’ın dediği şeye dayanıyor. Yeni ateizmin argümanları hiç de yeni değil, eski ve cevaplanmış argümanları daha agresif bir şekilde ortaya atıyorlar ve kendilerinin aksini iddia edenlere saldırıyorlar. İşte bu duruma gelen yeni ateistleri eleştirenlerden en önemlilerinden biri kendisi de ateist bir filozof olan Michael Ruse’tur.[20] Michael Ruse klasik bir ateist felsefecidir. Ve yeni ateistleri sert bir dille eleştirmektedir. Gerekçesi de yeni ateistlerin düzgün bir felsefi argümanı olmadan bilimi ateizm ile bağdaştırmasıdır. Bunun yanında karşısındaki filozofları dinlemeyip sadece ve sadece karşısındaki görüşlere saldırması ve yeni ateistlerin kendi görüşlerinde felsefi hatalara düşmesidir.(Üstte de bunlardan birkaç örnek verdik. Mesela Cinaslı Safsatası ve Kökensel Hata bunlara örnektir) Başka bir gerekçesi de yeni ateistlerin hala, basit ve asırlar önce cevaplanmış olan “Tanrı’yı kim yarattı?” gibi soruları sorup teist düşünceyi yıktığını düşünmesidir. Yeni ateistlerin görüşleri de hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü görüşlerinde mantıklama yapmıyorlar. Örneğin, “Tanrı’yı kim yarattı?” sorusu zaten asırlar önce cevaplanmıştır, eğer yeni ateistler bu cevaptan tatmin olmuyorsa neden tatmin olmadığını ve cevabın bizim verdiğimiz gibi olamayacağını savunan bir argüman öne sürmelidir. Fakat yeni ateistler bunu yapmamakta ve sadece bizlerin iddialarına karşı çıkmaktadır, nedenini vermediği sürece de bu karşı çıkmak durumu hiçbir şey ifade etmemektedir. Yeni ateistler karşısındaki kişileri küçük görmekten başka bir şey yapmamaktadır. Özellikle Türkiye’deki yeni ateistlere bakarsanız çoğunun çocukluk döneminde, dine inandığını iddia eden insanların yobaz olduğunu gördüğü için veya dine inandığını iddia eden insanların haksızlık yaptığını gördüğü için ateist olduğunu görmekteyiz. Hatta Ateizm Derneği’nin bir dönem yöneticisi olan kişi bile böyle ateist olmuştur.[21] Fakat bu dine inanmamak için bir sebep değildir, çünkü dine inanan bir insanın öyle olması o dinin öyle olduğu gibi bir sonucu doğurmaz. Çok açıktır ki ateizm felsefi olarak savunulması zor bir hale gelmiştir. Bu nedenle bazı kimseler gülünç sebeplerin arkasına sığınırlar. Ve yeni ateistlerin çoğunluğunda psikolojik sebeple ateist olma durumu görülür. Bu insanlar bilim konusunda bilgili de olabilir bilgisiz de. Sonuçta bilim konusunda bilgili veya bilgisiz olmak ve kültürlü birisi olmak din felsefesi konusunda düzgün argümanlar sunmak gibi bir sonucu doğurmaz. Nitekim çok başaralı ve zeki bir bilim insanı olan Einstein da bazı konularda kendi isteği nedeniyle karşı görüşü reddetmiştir. Hatta sırf kendi teorisinin doğru olmasını istediği için, daha çok kanıta sahip olan ve sonraki dönemde tamamen kanıtlanacak olan teoriyi bile reddetmiştir.[22]

 

2. Yeni Ateizmin Temelindeki Çelişkileri

1. “Yeni ateistler neden bilim yapar?” Sorusu ve Yeni Ateistlerdeki Bilimcilik Çelişkisi

Öncelikle şunu söylemeliyim ki “Bilim insanlarının çoğu ateisttir.” görüşü saçma ve kanıtsızdır, bununla ilgili araştırmalara değinen ve sosyolojik analizler yapan Bilim İnsanlarının Çoğu Ateist Midir? adlı yazımızı okuyabilirsiniz. Yeni ateistler hangi temel ile bilimin yapılabilir olduğunu açıklamaktadır? Sadece bilimin egemenliğine inanan bu insanlar, bilimin yapılabilirliğini temellendirememektedir. Bilimin yapılabilirliğine dair hiçbir görüş yoktur. “Yaptığımız için yapılabilir olduğunu anlıyoruz.” demek kısır döngü safsatasına(Begging the question) sebep olur.[69] Yeni ateistlerin neden bilim yaptıklarına dair de bir temeli yoktur. Zaten her şeyin mübah olduğu yeni ateist görüş “Bilim yapılmalıdır.” veya “Bilim yapılmamalıdır.” gibi bir şey söyleyemez. Bu alanda isteyen istediğini yapar. Son zamanların en önemli mantıkçısı ve matematikçisi olan Kurt Gödel eksiklik teoreminde “Matematiğin tutarlılığına inanmadan matematik dahi yapamazsınız.”[23] demektedir. Einstein da kendi zamanında bilim insanlarının kötü felsefeci olduğundan yakınıyordu.[24] Özellikle son zamanların bilim insanları -hatta popüler olanları bile- felsefeden tamamen uzaktadır. Ve kendi yaptıkları iş de aslında felsefenin yarattığı bir düşünce sonucu ortaya çıkan bir iştir. Bazı popüler bilim insanları yeni ateistler fakat kendi görüşlerinin bilimle çeliştiğini dahi göremeyecek kadar felsefeden yoksunlar. Tarihsel anlamda baktığımızda birçok bilim insanın teist olduğunu görürsünüz ve doğayı inceleme fikri de teist(Tanrı’nın birliğine inanan) düşünürlerden ve bilim insanlarından ortaya çıkmıştır. Ünlü Amerikan filozof Richard Rotry, dünyada bir düzenin olduğuna dair zeminin teist inançlar -tek Tanrılı dinler- tarafından ortaya atıldığını söylemiştir.[47] Örneğin, Antik Yunan’da bilginin yalnızca düşünülerek elde edilebileceğine inanılıyordu. Needham’ın da dediği gibi, evrenin araştırılabilir bir yapısının olduğu fikri tek Tanrılı dinlere dayanmaktadır.[83] Bilim sosyolojisinin kurucusu olan Robert Merton da dinin bilimsel zihni inşa ettiğini söyler.[5] İşte aşağıda yeni ateist görüşün ve bazen de genel ateist görüşün bilimsel zihinle nasıl çeliştiğini göstereceğiz. Şuna da vurgu yapmak istiyorum, doğa bilimlerinin en önemli kitaplarından görülen Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri, Türlerin Kökeni, Felsefenin İlkeleri, Kitab el-Kimya, Bridgewater İncelemeleri gibi birçok kitabın içinde Tanrı’ya atıf bulunmaktadır ve bu kitapların hepsi Tanrı’nın eserlerini anlamak için yazılmıştır(Yazarlarının ifadesiyle).

 

Gelelim yeni ateistlerdeki bilimcilik düşüncesine ve bunun çelişkilerine. İlk önce düşünceyi verelim, yeni ateistler her konuda tek kaynağın deneycilik olduğunu savunuyor. “Görmediğime inanmam” edasında ilerleyip, “Bilim tek gerçekliktir.” diye savunuyorlar. Aslına bakarsanız filozoflar bu görüşü çok basit bir şekilde saf dışı bırakırlar. Çünkü “Bilim tek gerçekliktir” görüşünün kendisi deneyle kanıtlanmış bir görüş değildir ve gerekçelendirilmemiş bir inanca dayanır. Bu nedenledir ki kendiyle çelişen bir görüştür. Ayrıca, bilimin metotlarının ne olması ve nasıl olması gerektiği sorusu da bilimsel bir cevap içermez. Bilim tamamen felsefi temel üzerinde şekillenir. Bununla birlikte yeni ateistler “Dindar kesimler bilim yapamaz, onların görüşleri dogmatiktir bilim ise sorgulayarak ilerler.” şeklinde bir yorum yaparlar. Aslına bakarsanız, bu tarihi olarak tamamen çelişkili olmasının yanında fikirsel olarak da çelişkilidir. Bunu açıklayan yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Yazıda da göreceğiniz üzere, bu iddia çok düşük bir iddiadır. Hatta tam tersine, bilim ile yeni ateist yorum çelişmektedir.

 

Yeni ateistlerdeki diğer bir bilimcilik çelişkisi: Bu çelişki zihnimizin, evrenin rasyonel yapısına uyumlu olup olmadığında açığa çıkıyor. Yeni ateistlerin benimsediği doğalcılık fikri(Ki birçok ateist bu fikri savunur) bilim ile çelişmektedir. Yeni ateistler “Sadece bilim” dese de örneğin savundukları evrim yorumu bilim ile ve bilimsel metot ile çelişmektedir. Birçok ateistin -özellikle de yeni ateistlerin- savunduğu bu yoruma göre insan, tek amacı üremek ve hayatta kalmak olan bir madde yığınından ibarettir. Dolayısıyla bu madde yığının aklının yaptığı çıkarımlara güvenmek için ortada bir neden bulunmayacaktır. Bu temel üzerinden ateizme karşı üretilen Natüralizme Karşı Evrimsel Argüman yazımızı okuyabilirsiniz. Hatta Darwin de bu tür bir evrim yorumunun bilimle çeliştiğinin farkındaydı, dolayısıyla Darwin de evrimin bu yorumuna itiraz getirmiştir, Darwin şöyle diyor: “Daha düşük hayvanların aklından evrimleşen insan aklının çıkardığı sonuçların herhangi bir değer taşıdığı ve güvenilir olduğu konusunda şüpheliyim. Bir maymunun aklından çıkan şeylere güvenebilecek biri var mıdır, eğer bir maymunun aklından bir şey çıkacak olsaydı bile?”[66][67] Darwin’in de bahsettiği durum evrimin çelişkisi değildir, evrimin doğalcı yorumunun çelişkisidir. Gördüğünüz üzere, yeni ateistler bu yorumda hem bilim ile çelişir(Çünkü felsefe yaparak bir yorum kabul ederler ve bu yorumun bilim ile alakası yoktur), hem de bilimsel metot ile çelişir(Çünkü bilimsel metot insanların aklının doğruyu bulabileceği düşüncesi üstünde şekillenir, ama bu evrim yorumuna göre bu mümkün değildir). Yeni ateistler daha birçok konuda bilim ile ve mantık ile çelişmektedir. Bu yazıda zaten birkaç tanesine değindik ve değineceğiz. Şunu da söylemekte fayda görüyorum, bazı kimseler akıllı tasarım fikrinden yola çıkarak teistlerle dalga geçmeye çalışıyorlar fakat akıllı tasarımın sadece bir yorum olduğunun farkına varamıyorlar. Ben de dahil, birçok teist, teistik evrim görüşünü benimser. Yani evrimin mekanizmalarıyla ilgilenmeyiz(Din açısından), evrimin felsefi olarak Tanrı ile çelişip çelişmediğiyle ilgileniriz. Çünkü evrimin mekanizmasının direkt olarak Tanrı ile veya din ile çeliştiğini düşünmemekteyiz(Din açısından çelişmediğini görmek için Evrim ve İslam Çelişir Mi? başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz). Çünkü, bu yazının 12. maddesinde aktardığımız “Bay Ford” analojisinde de görüldüğü üzere, Tanrı’nın illa ki akıllı tasarımcıların iddia ettiği gibi direkt olarak kendini belli etmesi gerekmez. Ve, zihnimizin evreni anlayabilmesi teizm ile çelişki içermediği gibi, bu konu dinlerin zaten bahsettiği bir şeydir de(Aşağıdaki yeni ateistlerin diğer bir bilimcilik çelişkisinde bahsettiğimiz ayetler buna örnektir). Newton’un da dediği gibi, Tanrı, evreni bizlerin zihninin anlayabileceği şekilde yaratmıştır ki Tanrı’ya ulaşabilelim, zaten dinler de bunu söyler.[105]

 

Matematik felsefecisi Mark Steiner şu sözleriyle zihinle evren arasındaki uyumun doğalcılık(Natüralizm) açısından çelişkili olduğunu belirtir:

Gerçek uygunluk… İnsan beyni ile fiziksel dünyanın bütünü arasındaki uygunluk. Dünya diğer bir deyişle “kullanıcı dostu” gözükmektedir. Bu doğalcılığa karşı bir meydan okumadır.[106]

 

Ünlü doğalcı(Natüralist) evrimci J. B. S. Haldane de doğalcı paradigma içerisinde zihne güven duymanın zorluklarını şu sözleriyle itiraf eder:

Eğer zihinsel süreçlerim tamamen beynimdeki atomların hareketleri tarafından belirleniyorsa, inançlarımın doğru olduğunu varsaymam için hiçbir gerekçe yoktur… ve dolayısıyla beynimin atomlardan oluştuğunu varsaymak için de hiçbir gerekçem yoktur.[107]

 

Yeni ateistlerdeki diğer bir bilimcilik çelişkisi: Bu çelişki bilimin ön kabullere dayanmasında ve doğalcıların(Natüralistlerin) -yeni ateizm de bu grubun içinde yer alır- bu ön kabulleri temellendirememesinde ortaya çıkıyor. Bilim tümevarım ile çıkarım yapar.[68] Anlayacağınız üzere tümevarım bilim için en önemli şeydir. Örneğin zıt yüklü parçacıkların birbirini çektiğine dair bir deney yapıldı. Bu 1000 kere, belki de 100.000.000 kere denendi. Bu deneylerin sonucunda zıt yüklü parçacıkların her zaman ve her yerde birbirini çekeceği düşünülür, bu tümevarım prensibidir. Ama 100.000.000 kere denendiyse de bu 100.000.001’inci kez denendiğinde aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. Ve deneyin yapıldığı mekanda böyle bir sonuç çıkıyor da olabilir, örneğin evrenin herhangi bir yerinde zıt yüklü parçacıklar birbirini çekmiyor olabilir, teker teker evrenin her yerinde bu deney denendi mi? Hayır, zaten “tümevarım” budur. Tümevarım prensibi anlayacağınız üzere ön kabullere dayanan, bilimin yapılabilirliği için olan bir prensiptir. Bu prensip yeni ateistlerin açısından bir sorun çıkarmaktadır. Çünkü tümevarım kabulünün doğru olduğuna dair yeni ateizmin hiçbir iddiası yoktur(Örneğin teizmde zaten Tanrı’nın evreni anlaşılabilir olarak yarattığına dikkat çekilmektedir ve özelikle Kur’an’da yüzlerce ayette evreni incelemeye atıfta bulunulmaktadır. Örneğin Ali İmran Suresi 191. ayet, Ankebut Suresi 20. ayet, Zariyat Suresi 20-21. ayetler, Casiye Suresi 3-4-5. ayetler, Gaşiye Suresi 17-18-19-20. ayetler buna birkaç örnektir) Bazılarının bu duruma itirazı, “Evren yasalarının bugüne kadar değişmediği, evren yasalarının ileride de değişmeyeceği gibi rasyonel bir sonucu doğurur” şeklinde oluyor. Ama bu söz, “Kur’an’da Kur’an’ın doğru olduğu yazıyor diye Kur’an doğrudur.” demeye eşittir. Buna kısır döngü safsatası denilir(Begging the question).[69] Yani bu kişiler tümevarım mantığının tümevarım mantığını doğru yaptığını savunmaktadır ki bu bir açıklama olarak kabul edilemez. Yine bilimin tümevarım yapmadığına dair bir itiraz da Karl Popper’ın “Bilim yanlışlanabilirlik ilkesi ile ilerler.” sözünden gelmektedir. Bu iddiaya karşılık bu sözü savunanların neyden bahsedildiğini anlamadığını düşünüyorum. Çünkü bu durum tümevarım ile aynı bir sorunu çıkarır; bugün kabul edilen bir teorinin, yarın yine aynı deneyde yanlış çıkmayacağını nereden biliyoruz? İşte, bu ilke de aynı şekilde ön kabuller gerektirir. Yeni ateistlerin ise bu ön kabulleri “daha rasyonel” kılacak hiçbir açıklaması yoktur.

 

Üstte bahsettiğimiz durumla bağlantısı olan fakat ayrı da değerlendirilebilen, yeni ateistlerdeki diğer bir bilimcilik çelişkisi: bilimin doğa yasalarını evrensel kabul etmesinde ortaya çıkıyor(Zıt yüklü parçacıkların birbirini her zaman ve her yerde çekeceği düşünülür, demiştik). Bu konu hakkında doğalcılar -yeni ateistler de bu grubun içindedir- iki temel görüşü öne sürerler. Birinci görüş, doğa yasalarının tamamen bir tesadüf eseriyle şu anki gibi olduğunu öne sürer. Dolayısıyla bu görüşe göre doğa yasalarını evrensel kabul etmenin hiçbir nedeni yoktur. Daha iyi anlatmak için örnek verelim. Diyelim ki bir şehirdesiniz ve şehirde 100 tane otobüs ile karşılaştınız, 100 otobüsün de rengi kırmızıydı. Gördüğümüz 100 otobüsün rengi kırmızı diye tüm evrende var olan otobüslerin kırmızı olduğu gibi bir çıkarım yapamayız(Bu çıkarım mantıklı/rasyonel olmaz). Dolayısıyla bu görüşe göre doğa yasalarını evrensel kabul etmenin hiçbir nedeni yoktur. İkinci görüş, doğa yasalarının tümeller arası zorunlu ilişkiler olduğunu söyler. Bununla birlikte iki çıkarım yapılabilir. “A tümeli ile B tümeli arasında sonsuza kadar zorunlu ilişki olacaktır.” önermesi ile “A tümeli ile B tümeli arasında t zamanına kadar zorunlu ilişki olacaktır.” önermesi. Dikkatlice bakarsanız bu iki görüş de geçmiş gözlemlerimizi eşit derecede açıklamaktadır. Hatta, “A tümeli ile B tümeli arasında t zamanına kadar zorunlu ilişki olacaktır.” demek daha tutarlı olur. Çünkü t yerine 10 saniye de koyulabilir, 5 dakika da koyulabilir, sonsuz da koyulabilir. Fakat ilk söylemde t yerine direkt “sonsuz” yazılmış diye düşünebiliriz. Yani doğalcı yoruma göre doğa yasalarının evrensel olduğuna dair mantıki çıkarım yapabilmenin imkanı yoktur. Gelmiş geçmiş en iyi bilim insanlarından birisi olan Isaac Newton şöyle demektedir:

Eğer evrensel bir hayat varsa ve bütün uzay düşünen varlığın(Allah) doğrudan mevcudiyeti ile ondaki bütün şeyleri algıladığı bir alan ise o zaman yaşamdan ya da iradeden açığa çıkan hareket yasaları evrensel kapsamdadır.[88] 

 

Bu yazıda da gösterdiğimiz gibi, din ve bilimin çatıştığı gibi iddialar da korkuluk safsatasıdır ve tamamen yalanlara dayanmaktadır. Bilimin en temel ön kabullerinden olan Ampirisizmin önemli savunucularından John Locke, “Neden doğanın içinde kaos değil de bir düzen olduğunu düşünüyoruz” ve “Neden doğanın çözülemez bir gizem olduğunu değil de insan aklının alacağı bir yapıda olduğuna inanıyoruz” gibi sorulara, Tanrı’nın bu düzeni kurduğuna inandıklarına ve Tanrı’nın, insanların O’nu bulması için evreni insanlar tarafından anlaşılabilir yarattığına vurgu yapar.[140] Einstein da bir mektubunda, bilim insanlarının doğa yasalarını her zaman ve her yerde var olduğunu düşündüklerini ancak en nihayetinde bunun sadece bir inanç olduğunu şu şekilde hatırlatır:

Ancak, şunu itiraf etmeliyim ki, bu yasalar hakkındaki bilginiz kusursuz ve tam değildir. Bu nedenle, esasen Doğa’da her şeyi kuşatan yasaların olduğuna yönelik inancımız bir tür imanın üzerine bina edilmiştir.[98]

 

Neil DeGrasse Tyson – İbni Heysem bilimin kaidelerini belirleyen ilk kişi olmuştur. O, düşüncelerimizdeki yanılgıları acımasızca saf dışı bırakan sistematik bir düşüncenin kökenini oluşturdu.[39]

Tarihsel olarak bakalım bir de. Tarihsel olarak baktığımızda göreceğimiz şey şu olacak ki, tarihteki çoğu bilim insanı teizme inanan ve bu yönde felsefeler üreten kişilerdir. Hatta bazıları da din adamı olduğundan dolayı bilim insanı olmuştur. Buna Er-Razi, Newton, Pasteur, Lemaitre, Biruni gibi kişiler örnek olarak verilebilir.[40][41] Ve tarihsel anlamda bilimin teolojinin bir ürünü olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Buna dair “Kilisenin baskısı vardı ve mecburen dine inanıyor gibi gözüküyorlardı.” şeklinde itirazlar geliyor. Açıkçası bu itirazlar hiçbir kanıta dayanmadığı gibi, resmen gerçek olan bir şeyden kaçmaya çalışmaktadır. Newton’un bilim kitabından çok din kitabı vardır ve kilisenin Hristiyanlık anlayışının İncil’e uygun olmadığı gerekçesiyle kiliseyi eleştirir.[75] Er-Razi zaten Kur’an hakkında tefsir yazmış birisidir. Bununla birlikte Galilei’nin ve Bruno’nun başına geldiği iddia edilen olayların çoğu yalandır. Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek için Din ve Bilim Çatışır Mı? adlı yazımızı okuyabilirsiniz. Bildiğiniz üzere, Tanrı’nın evreni anlaşılabilir yarattığını düşünen teistler bilimin yapılabilirliğini tartmış ve bilimsel fikri ortaya çıkartmıştır. Tarihteki birkaç teist bilim insanı: Anselmus, Gregor Mendel, Galileo Galilei, Isaac Newton, John Bachman, Biruni, Nicolaus Copernicus, Blaise Pascal, İbni Sina, El-Harizmi, El-Kindi, Fred Hoyle, El-Farabi, Francis Bacon, Johannes Kepler, Nicole Oresme, Gottfried Leibniz, Isaac Milner, Michael Faraday, Heinrich Hertz, Cahit Arf, Immanuel Bonfils, İbni Bişr, Isaac Barrow, Eş-Şatir, Wilhelm Röntgen, Ernest Rutherford, Petrus Alphonsi, Riazuddin, El-Cahiz, George Price, Kurt Gödel, El-Fergani, John F. Haught, El-Battani, Ali Javan, Pierre Duhem, İbni Heysem, Ernan McMullin, Sameera Moussa, Guglielmo Marconi, Cabir bin Hayyan, Werner Heisenberg, Ali bin Abbas, Arthur Eddington, Fred Hoyle, Hüseyin Tevfik Paşa, İbni Nefis, Kerim Erim, James Clerck Maxwell, Max Born, Max Planck, İbni Miskeveyh, Karl Stern, John Ray, İbni Haldun, Jean Guitton, Akşemseddin, Abdus Salam, El-Cezeri, Fatma El-Fihri, Henry Margenau, Allan Sandage, Nasiruddin Tusi, Abraham Zacuto, İbni Firnas, Meryem El-İcliyye, William Turner, Selman Akbulut, Edward Hitchcock, İbni Miskiveyh, Pierre Gassendi, Fazlur Rahman Khan, Şerafettin Sabuncuoğlu, Robert Main. Ayrıca, bilim konusunda teolojik bazı iddialar geliyor. Kur’an bilime karşıdır gibisinden. Sadece “Kur’an bilime karşıdır” demek bir eleştiri değildir. Bu iddianıza ayetlerden kanıt gösterirseniz bu konu tartışılabilir bir konu haline gelir. Ben sizi Kur’an’da Bilime Dikkat Çeken Ayetler adındaki yazımızı okumaya çağırayım. Ve şunu da unutmayalım, Enfal Suresi 22. ayet dünyadaki en kötü canlıların aklını kullanmayanlar olduğunu söyler. Kur’an, Mülk Suresi 10. ayette aklını kullanmak ile vahye uymayı birbirinin yerine kullanır. Ayrıca, “aklınızı çalıştırmaz mısınız?” sorusunu “iman etmez misiniz?” sorusundan daha fazla sormaktadır(Allah hakkında aklı çalıştırmaya vurgu yapar bu ayetler. Allah hakkında aklınızı çalıştırarak iman etmelisiniz, akıl düşmanı olarak değil). Geleneksel din algısına sahip ve din hakkındaki bilgisi anne-babasının öğretiğinin üstüne çıkmayan insanlarla Kur’an’ı tartışırsanız tabii ki sorun çıkacaktır. Sonuçta kuantum fiziğini de halktan birisini alıp tartışmazsınız. İşin ehli olan ve üstüne araştırma yapanlarla tartışmanız gerekir. Kur’an için de aynısı söz konusudur.

 

Yeni ateistlerin, ateistleri bilimin ayakta tutucusu olarak göstermesi konusundaki bazı çelişkilerini ve saçmalıklarını aktardık. Şunu unutmayın, bilimin ideolojisi yoktur. Bir kişinin ateist olması veya Müslüman olması felsefenin konusudur. Bilim adı altında size yutturulmaya çalışan ateist ideolojilere de dinsel ideolojilere de kanmayın. Ateizmin ve dinin bilim hakkındaki görüşleri konusunda felsefe söz sahibidir. Ve felsefe hayali şeyler düşünmek değildir. Felsefi argümanlar gerek doğrudan bilimin verdiği temellerle gerekse de dolaylı olarak bilimden temellerle yapılan mantıklamalarla bir görüşü sunmak ve bu görüşün içindeki kabullerin mantıksal bir çelişkinin olmamasıyla beraber bu kabullerin mantıksal açıdan birbirini tamamlamasıyla oluşur. Sosyolojik alanda da bir örnek verelim, sizce Araplar arasından pek fazla bilim insanı çıkmıyorken ne oldu da 700’lü yıllar içinde birden bilim insanları değer kazanmaya başladı?(Bu yıllar tam da Kur’an’ın yayılmasına denk gelir) Bunun farklı sebeplerinin olmasıyla beraber, Kur’an’dan sebepli olduğu da gayet açıktır. Neden? Çünkü bu yıllarda okuyan ve yetişen ve sonrasında okuyup yetişen kimselerin çoğunluğu din ile ilgilenmiştir ve bunun yanında bilim yapmıştır. Zaten bu “çoğunluk” Kur’an’ın bilime önem verdiğini de söylemiştir. Kur’an’da direkt bilimle ilgili ayetler olduğu için ve bu insanlar İslam hakkında araştırmalar yapıp din felsefesi konusunda fikirler ürettiği için bunların olması gayet normaldir.

 

2. Yeni Ateistler Dinlere Hangi Temel İle “Kötü” Der?

Yeni ateistlerin dine kötü dediğini biliyorsunuz. Peki, yeni ateistler iyilik-kötülük kavramlarını neye göre belirledi de dine kötü diyebiliyor? Kısa ve net bir şekilde söyleyeyim; yeni ateizm iyiliği ve kötülüğü temellendiremez. Örneğin hırsızlık yapma eyleminin kötü olduğuna dair argüman nedir? Bizler din kitaplarıyla hırsızlık eyleminin kötülüğünü temellendirebiliyoruz. Peki ateist bir kimse bunu neyle temellendirebilir? İşte bu konuda ateizm tıkanmaktadır. Klasik ateizmde verilebilecek cevaplar vardır fakat yeni ateist görüşün buna dair hiçbir cevabı yoktur, çünkü bir şeye “kötü” demek kendi görüşleriyle çelişir. Şöyle ki, yeni ateizme göre bizler diğer hayvanlardan ontolojik olarak farksız varlıklarız(Aşağıda buna detaylıca değineceğiz). Doğada da hırsızlık, tecavüz gibi eylemlere çok kolay bir şekilde rastlanmaktadır. Peki, aynı ortak ataya sahip olduğumuz şempanzeler bunları yapınca “Ahlaksız” demiyoruz da neden insanlar yapınca “Ahlaksız” diyoruz? İşte sorun burada(Bunu dile getiren ben değilim, aşağıda da göreceğiniz üzere, bu mantığı yürütenler yeni ateist insanlardır). Yeni ateizm her konuda sadece bilimi rehber görür. Fakat biyolojik olarak insanlarda tecavüze veya hırsızlığa kötü “diyen” bir şey de yoktur, diğer hayvanlardan ontolojik olarak üste olduğumuzu kanıtlayan bir şey de yoktur. Dolayısıyla ahlakın daha farklı bir açıklaması olmalıdır ve bilimle ilgisizdir. Ayna nöronlarını ahlaka bağlayan kişiler çok basit felsefi hatalar yapmaktadırlar. Ayna nöronları ancak “Neden ahlak denen şey bizde var?” sorusunun cevabı olabilir, “Ahlakı nasıl temellendirebiliriz?” ve “Ahlak nedir?” gibi soruların cevabı olamaz. Kaldı ki akademik alanda genellikle ayna nöronları “Neden ahlaklıyız?” sorusunun cevabı olarak görülmemektedir. Konumuza dönelim, yeni ateist görüşe göre kötülüğün temellendirilmesi olamaz ve yeni ateistlerin dinlere “kötü” demesi mantıksızdır, çünkü onlara göre “kötü” diye bir şey yoktur ve herkes hayatta kalmak için istediğini yapabilir. Dilerse tecavüz de edebilir, hırsızlık da yapabilir, işkence de yapabilir, öldürebilir de. Doğada benzeri şeylere rastlarız ve diğer hayvanlardan ontolojik olarak farksız olduğumuz için, bilimsel olarak da “Ahlakı nasıl temellendiririz?”, “Ahlak nedir?” sorusunun cevabı verilemez, çünkü bu felsefenin alanıdır. Frans de Waal gibi primatologlar ahlakı bilimsel olarak açıklamaya çalışsalar da, ancak bazı davranışların türler açısından yapılmasının haz verdiği gibi şeylere çıkmaktadırlar. Ve bu, ahlakın temellendirilmesinde rol oynamaz! Defalarca dediğimiz gibi, bunlar, neden ahlak denilen şeyin bizde olduğuna dair ipucu verebilir(Ki bu olayın farklı farklı yorumları da olabilir). Yani bu, neden ahlak dediğimiz şey bizde var sorusunun cevabı olabilir ama ahlak nedir, ahlakın temellendirilmesi nasıl olur gibi soruların cevabı olamaz. Doğa bilimlerinin belirli şeylere cevap vermesi tabii ki doğa bilimlerinin bir eksikliği değildir. Fakat yeni ateist kimseler, bilimi ilgili olmadığı konulara sokmakta ve bilimi istismar etmektedirler. Benim de eleştirdiğim nokta budur. Bilim istismar edildiği için konulardan alakasız sonuçlar çıkarılıyor. Bilim insanlarının birçoğu bu konuda çok dikkatsiz, sanırım yeni bilim insanlarının kötü felsefeci olmasından kaynaklanıyor bu durum. Şunu da belirtmekte fayda görüyorum, ben ahlakın dinler sayesinde geldiğini düşünmüyorum. Yazımızın evrim ile ilgili olan maddesi üsttedir, Tanrı, evrim ile yarattığı için hayvanlarda benzer ahlak yapılarının olması, atalarımızdan belirli bir oranda bize de aktarılmış olması şaşılacak bir şey değildir. Yeni ateizme göre, insanlar ile diğer hayvanlar ontolojik olarak farksızdır(Sorun burada çıkıyor zaten). Bilimcilik çelişkisine düşmüş ve felsefeden korkmakta olan, safsataların içinde boğulmuş olan yeni ateist düşünce ahlakı temellendiremez.

 

Dawkins’e göre, “insan hakları, insanın asaleti ve insan yaşamının kutsallığı” gibi varsayımların da gerçekte karşılığı yoktur.[84] Burada ilk itiraz edeceğim şey şudur, Dawkins, insanların diğer hayvanlardan ontolojik olarak hiçbir farkının olmadığını savunuyor. Ama neden normal hayatında bu görüşün tam tersini gerçekleştiriyor? Hatta kendisi de kendi görüşüyle çelişen şu sözleri de söylüyor:

Ben hastanın bakıldığı, güçsüzün kollandığı, ezilenin gözetildiği bir toplumda yaşamak istiyorum, ki bu da anti-Darwinist bir toplumdur.[85]

 

Dawkins bir yandan dinlerin insanlık için son derece zararlı olduğundan ve bilimin dinlerin yerini alması gerektiğini savunurken, bir yandan da bu yaşam için dinlere borçlu olduğumuzu kabul ettiği “insan yaşamı kutsaldır” ilkesini, doğadan veya bilimden çıkarılamamasına rağmen benimsemektedir. Evet, ahlakın temellendirilmesi insanı “eşref-i mahlukat” gören dinle mümkündür. Ve eğer bir yeni ateistseniz insan hakları gibi bir şeyden söz edemez ve tecavüzleri, hırsızlıkları, cinayetleri cezalandıramazsınız. Bunları yapmak için insanlar ile diğer hayvanların ontolojik statüsü arasında fark olduğunu(Ve hatta insanın üstte olduğunu) benimsemek gerekir(Ki bunu Dawkins de söylemektedir, Celal Şengör de söylemektedir, Krauss da söylemektedir). Fakat yeni ateizmde bu kabul edilemez bir durumdur, insanların diğer hayvanlardan hiçbir farkı yoktur(Yeni ateizme göre). Ateist ahlak felsefecisi Peter Singer, hayvanlar yerine anne babasız bebeklerin veya zihinsel engelli bireylerin de ölümcül bilimsel deneylerde kobay olarak kullanılabileceğini söyler. Çünkü bu bireyler de hayvanlar gibi belli zihinsel yetilerden mahrumdur, dolayısıyla onları hayvanlardan üstün görmenin rasyonel bir gerekçesi yoktur.[86] Zaten Dawkins’e göre insan -diğer hayvanlar gibi- sadece hayatta kalma makinesinden ibarettir.[109]

 

İnsanların sadece hayatta kalma makinesinden ibaret görülmesi -ki yeni ateizm görüşüne göre bu böyledir- hem ahlaktan bahsetmeyi imkansız yaparken, hem de yeni ateizmin aslında bilimi gereksiz kıldığını ortaya koymaktadır. İnsanları bilime davet eden bu kimseler, hangi temel ile bilimin gerekli olduğunu ileri sürer ve bilime davet eder? Çünkü kendi görüşlerine göre herhangi bir insan yaşamak için her istediğini yapabilir. Dolayısıyla, bilim değersizdir. Ancak teknoloji üretip savaşmak için(Hayatta kalmak için bu gerekirse) yapılabilir. Ayrıca, dine karşı çıkan ve insanların inanmamasını söyleyen yeni ateistlere göre aslında bir kimse uçan spagetti canavarına da inanabilir. Çünkü, yeni ateizme göre her şey mübahtır ve insanların “akılcı” olması yeni ateizmin umurunda değildir, -yeni ateizme göre- isteyen herkes imkansız şeye bile inanabilir. Bir temele dayanmak ve akılcı olmak yeni ateist görüşe göre hiçbir şey ifade etmemektedir. Hatta yeni ateist görüşe göre, insanları hayata döndüren bir doktor ile yüzlerce insanı öldürüp tecavüz eden bir kimsenin arasında hiçbir fark yoktur. Kişilerden örnek vereceksek, birçok bilimsel buluş yapmış olan Nikola Tesla ile, birçok kadına tecavüz etmiş ve kadınları işkence yaparak öldürmüş olan Ted Bundy arasında hiçbir fark yoktur. Dawkins’in -ve genel olarak yeni ateistlerin- kendi söylediği sözlerdeki çelişkilerini gösterdik. Tabii ki Dawkins “uygulamalar” açısından da kendiyle çelişiyor. Bir görüşü eleştirip karşı çıkıyorsa, ancak o görüşü normal hayatında hiçbir şey olmamış gibi devam ettiriyorsa bu bir sorundur. Madem dinler kötü ve yeni ateizm, teizmden gelen her şeyi reddediyor, o zaman neden insanların değerli olduğu konusunu reddetmiyor? Dawkins’in yaptığı, kafasına göre Hristiyanlığın bir kısmını atmak, bir kısmını almak dürüst bir durum mudur? Dawkins’in ve diğer popüler yeni ateistlerin böyle şeyler yapmasının nedenini ben söyleyeyim, çünkü insanların değerli olduğunu reddederlerse ortada kaos çıkar, kimse bir diğerine birini öldürdüğü için laf edemez. Herkes dilediği gibi tecavüz eder, hırsızlık yapar, cinayet işler… Yeni ateistlerin görüşlerindeki çelişkiler bunun gibidir(Aşağıdaki maddede buna daha da detaylı bir şekilde değineceğiz). Çoğunluğu aynı bu şekilde A’yı savunup Z’yi gerçekleştirmektedir. Şunu da belirtmek istiyorum, dinlerdeki “İnsan değerlidir”(İnsan ontolojik olarak diğer hayvanlardan üstündür düşüncesi) düşüncesi, diğer hayvanlara işkence yapmanın ve eziyet çektirmenin meşru olduğu anlamına gelmez. Zaten dinlerde hayvanlara eziyet etmenin günah olduğu görüşü vardır. Örneğin, ben de maymunların “uyutulmasını”(Öldürülmesini) desteklemiyorum. Sadece Dawkins’in tutumlarındaki tutarsızlığından bahsediyorum. Diğer hayvanlarla ontolojik olarak aynı isek hiçbir şekilde kötülükten bahsedemeyiz. Dawkins de bunun farkında, ve bu nedenle A deyip(Yeni ateizme göre konuşup) Z’yi yerine getirmektedir(Dinin dediğini yerine getirmektedir). Ve birçok yeni ateist de dine “kötü” diye saldırdığı için, yeni ateistler bu durumun farkına varırsa aslında kendilerinin düşük noktası olduğunu ve hiçbir şeye “kötü” diyemeyeceklerini, hatta insan hakları gibi bir şeyi kabul edemeyeceklerini ve cinayetleri, tecavüzleri, hırsızlıkları cezalandıramayacaklarını göreceklerdir. Evrimsel açıdan doğalcı bir yorum yapılırsa(Ki bu yeni ateistlerin tercih ettiği yorumdur) herhangi bir tecavüzcüye, hırsıza, katile ceza verilemez. Celal Şengör de şöyle diyor:

Bir kere dışkı yedirmek işkence değildir… Ben bal gibi de yerim. Niye biliyor musun? … Ben bunların yediğini gördüm. Bir gün San Diego Hayvanat Bahçesi’nde goriller birbirlerine dışkılarını ikram ediyorlardı. Onlar da bizim gibi primatlar. Gayet güzel, hiç de bir şey olmaz.[53] (Celal Bey bu yorumu darbe zamanındaki işkenceler için söylemektedir, fakat genel anlamda bunun bir sorun olmadığını dile getirmektedir. Verdiğimiz kaynakta bunu açıkça görebilirsiniz)

 

Celal Şengör’ün mantığıyla birçok kanıya varılabilir. Örneğin, Bonobo maymunlarında yetişkinlerin çocuklarla cinsel ilişkiye girmeleri sıradandır. Şengör gibi sadece bilimi ve doğayı rehber edinen birisi aynı mantıkla pedofiliyi de normal görebilir. Hz. Muhammed’e hiçbir tarihsel kanıtları olmadan “Genç kızla evlendi” iftirasını atanlar, kendi düşüncelerinde pedofilinin meşru olduğunu görmemektedir. Şunu da dile getireyim, Celal Şengör çok iyi bir jeologtur, akademik kariyerine bakınca bu açıkça ortada. Fakat Şengör, bilim felsefesi, din felsefesi gibi alanlarda çok bilgisiz ve hatta bilgisizliğiyle insanlardan daha bilgili olduğunu düşünen birisi halindedir. İlber Ortaylı’nın tanımıyla, Celal Şengör’e “yarı cahil” diyebiliriz(Felsefe alanında yarı cahil). Thomas Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı eserinde, özetle, bilim insanlarının sanıldığı kadar özgür düşün(e)mediklerini, içinde bulundukları paradigmanın ve aldıkları eğitimin etkisi ile bilimsel teorileri sorgulamadan kabul ettiklerini; sadece devrim zamanlarında bilimsel teorileri gerçek bir sorgulamaya tabi tuttuklarını belirtmişti.[87] Türkiye’de de özellikle Celal Şengör birçok konuşmasında kendi ideolojisini bilim diye insanlara anlatmaktadır. Dediğim gibi, Şengör, iyi bir jeologtur ve bilimsel açıdan çok başarılı bir insandır. Fakat konu felsefeyse, bilerek veya bilmeyerek birçok şeyi çarpıtıyor. İyi bir jeolog olsa da, bilim felsefesi alanında bilgiye sahip değil ve biliyormuş gibi konuşunca da ağzından birçok hatalı ifade çıkıyor. Saygın bir jeolog olduğu için de insanlar ona “kanıyor”(Ki, kişiden hareketle dediklerini doğru saymak bir bilen safsatasıdır). En basitinden, Çetin Türkyılmaz’ın, Celal Şengör’e yaptığı eleştiriyi buradan okuyabilirsiniz(Eleştiri, Antikçağ Felsefesi hakkındadır. Celal Şengör yine bilgili olmadığı bir alanda bilgiliymiş gibi konuşmuş ve çok hatalı ifadeler kullanmış. Eleştiri yazısında güzelce değiniliyor bunlara). Alper Bilgili’nin yeni ateist ideolojiyi sosyolojik ve felsefi analizlerle eleştirdiği, muhtemelen son zamanların en gözde akademik çalışması olan(Türkiye’de) Bilim Ne Değildir? kitabını da alıp okumanızı öneririm.

 

Türkiye’deki en önemli yeni ateist olan Celal Şengör’ün de çokça atıf yaptığı İngiliz filozof Bertrand Russell Din ve Bilim adlı eserinde şunları söyler:

…bilimin değerler konusunda söyleyeceği hiçbir şey yoktur, “sevmek nefret etmekten daha iyidir” ya da “iyilik zorbalıktan daha çok istenir” gibi önermeleri tanımlayamaz.[99]

 

Russell bunu şöyle açıklar:

Savunmakta olduğum kuram, değerlerin “öznelliği” diye anılan öğretim biçimidir. Bu öğretiye göre, değerler konusunda ayrı düşünen iki kişi arasında, gerçekle ilgili bir anlaşmazlık değil, bir beğeni ayrılığı vardır. Bir kimse “midye iyidir” derken, başka biri de “bence kötüdür” derse ortada tartışılacak bir şeyin olmadığını görürüz. Sözünü ettiğimiz kuram değerler konusundaki bütün ayrılıkların buna benzer olduğunu öne sürer(Değerlere, aksiyolojik adı verilir. Yani ahlak aksiyolojik bir görüştür. Örneğin, Mozart’ın bir bestesinin herhangi bir eşeğin anırmasından daha estetik olduğu görüşü de aksiyolojik bir görüştür), oysa biz midyeden daha önemli görünen konular için böyle bir şeyi hiç düşünmeyiz. Bu görüşü benimsememizde başlıca dayanak şunun ya da bunun değerli olduğunu tanıtmakta sağlam bir kanıt bulabilmenin güçlüğüdür. Hepimizde bir görüş birliği olsaydı, görüşleri sezgiyle kavradığımıza inanabilirdik. Bir renk körüne çimenlerin kırmızı değil yeşil olduğunu tanıtlayamayız. Ama ona çoğu insanda bulunan tanıtlama yetilerinden yoksun olduğunu tanıtlayabiliriz; öte yandan değerler konusunda böyle kolaylıklar yoktur, anlaşmazlıklar renk konusundan çok daha fazladır. Değerler konusundaki ayrılıkları karara bağlamak için başvurulacak bir yol bile hayal edilemez, dolayısıyla, bu konuda benimseye zorlandığımız sonuç bu ayrılıkların bir beğeni ayrılığı olduğu, hiçbir nesnel gerçeğe dayanmamaktadır.[100]

 

Ahlakın temellendirilmesi açısından tarihte, Jeffrey Dahmer gibi örnekler de vardır. Jeffrey Dahmer 1987-1991 yıllarında cinayetler işlemiş ve cinayetleri işlerken hem işkence yapmış hem de tecavüz etmiş bir seri katildir. Dahmer’ın bu konudaki konuşması şu şekildedir:

“Eğer bir insan kendisine karşı sorumlu olunacak bir Tanrı’nın varlığını kabul etmiyorsa, o halde davranışlarını nasıl kabul edilebilir sınırlar içerisinde tutmayı başarabilir ki? Cinayetleri işlerken düşüncem bu şekildeydi. Artık Tanrı’ya inanıyorum ve benim de içinde bulunduğum herkes ona karşı sorumludur.”[57][58]

 

Ve şunu söylemekte de fayda görüyorum, biz “Yeni ateistler ahlaklı olamaz.” demiyoruz, “Yeni ateistler ahlakı temellendiremez.” diyoruz. Yoksa, teist olup da ahlaksız olanların olduğu gibi ateist olup da ahlaklı olanlar olabilir. Ama yeni ateist görüş ahlakı temellendiremez. Dolayısıyla yeni ateist görüşe göre her şey mübahtır, hiçbir “haktan” söz edilemez.

 

Bilimi tek rehber görmek bu yazıda da bahsettiğimiz gibi, yüzlerce hatta binlerce çelişki ortaya çıkarır. Bu, bilimin gereksiz olduğu gibi bir anlama gelmez tabii ki. Bilimin belirli bir alan ile ilgilendiği unutulmamalıdır. Bilimi ilgisiz alanlara sokan yeni ateistler, bilimin itibarını düşürmekte ve sürekli olarak yanılgıya düşmektedirler. Örneğin, Şengör, “İkinci Dünya Savaşı’nda altı milyon suçsuz insanın fırınlandığı cehennemler de bilimin ürünüydü.”[112] demektedir. Bilimi tek rehber olarak görürsek, ahlaka dair hiçbir şey söyleyemez ve kimseyi yaptığı saldırılardan, işkencelerden, tecavüzlerden dolayı suçlayamayız. Bilimin tek rehber olduğu bir durumda, Nazilerin nükleer silah projesinde çalışan büyük fizikçi Heisenberg’i hangi zeminde eleştirebiliriz? Bilimin tek rehber olduğu bir durumda, “Ölüm Meleği” olarak anılan, Hitler Almanyası’nın doktoru olan Doktor Mengele tarafından yürütülen ve 900 kadar suçsuz çocuğun ölümü veya ciddi sakatlığıyla sonuçlanan deneyleri nasıl kınayacaksınız? Bilimin hangi dalı bu eylemleri yasaklamaktadır? Bilim bu konuda söz sahibi değildir. Alman sosyolog Max Weber de doğa bilimlerinin sınırlarını şu şekilde aktarır:

Hayat yaşanmaya değer midir ya da ne zaman yaşanmaya değerdir, tıp bu soruyu sormaz. Doğa bilimleri bize, hayata teknik bakımdan egemen olmak için ne yapılması gerektiği sorusunun yanıtını verir. Hayat üstünde teknik egemenlik kurmamız gerekip gerekmediği ve bunun anlamlı olup olmayacağı sorusunu bir yana iter ya da bu konuda bazı kabuller yaparak ilerler.[108]

 

Nobel ödülü sahibi Oxfordlu Peter Medawar da bilimi, insanların eşsiz bir başarısı olarak sunduktan sonra; bilimin aşkın sorularını cevaplayamayacağını, bu sorularda hakem olamayacağını söylemektedir.[113] 

 

3. Yeni Ateist Kişilerin Tutarsızlığı

Üstte de belirttiğimiz gibi, yeni ateizm, ilkel ateist argümanları kullanmakta ve eskiye nazaran çok daha saldırgan, felsefeye savaş açan bir tavır benimsemektedir. Yazımızın evrim ile ilgili kısmında da değinmiştik, birçok bilim insanı yeni ateistleri, bilimi istismar ediyor diye eleştirmektedir. Bir sosyolog olan Rodney Stark’a göre, sadece Robin Hood hikayeleri okuyan bir kişi Ortaçağ hakkında ne kadar bilgi edinebilirse, yeni ateist literatürden beslenen bir kişi de teoloji hakkında o kadar bilgi edinebilir.[76] Yeni ateizmin argümanlarını üst tarafta açık ve detaylı bir şekilde eleştirdik. Şimdi ise yeni ateistlerin tutarsızlığını eleştireceğiz. Dawkins’in “Kur’an’da recm vardır.” ve “Kur’an’a göre dinden çıkan öldürülür.” gibi iddiaları ortaya[42] sunduğunu görmüşsünüzdür(Ki Kur’an’da bu ifadeler hiçbir ayette geçmez). Peki, Dawkins hayatında hiç Kur’an’ı okumuş mu? Tabii ki hayır.[43] Ve buna dair analojisi şu, “Naziler hakkında fikre sahip olmak için Kavgam adlı kitabı okumaya gerek yoktur.” Bu görüş tamamen yanlıştır. Kavgam adlı kitabı okuduktan sonra Hitler’in yaptığı belirli şeyleri daha iyi anlayabilir ve genel görüşünün ne olduğunu daha doğru anlayabiliriz ve belki de Hitler’in görüşlerinin farklı olduğunu ama Nazilerin bunu çarpıttığını görebiliriz, tabii bu durumda tarihsel kanıtlar da gerekir, çünkü Hitler yalan söylüyor da olabilir. Ama buradaki konumuz öyle olduğu veya olmadığı değildir, olasılıklardır. Ve şöyle bir şey var ki, Kur’an hakkında şu anki genel algının tam tersine “Kur’an o şekilde değildir, bu hiçbir ayette geçmemesine rağmen insanlar bunu çarpıtmaktadır” şeklinde iddiada bulunanların sayısı oldukça fazladır. Olasılıktan gidersek, şu anda “Hitler farklı düşünüyordu ama diğer Naziler hep onun görüşlerini çarpıttı” diye savunanların sayısı ne kadar fazladır sizce? Belki azınlıkta olsa da vardır. Ama İslam içinde bahsettiğimiz iddiayı kullananların sayısı oldukça fazladır. Hem de çoğunlukla akademik seviyede olanlar bu iddiada bulunur. Demek ki, Kur’an’ı okumak gerekiyormuş hakkında yorum yapmak için. Ve, sadece okumak da hiçbir şeye yaramaz. IŞİD’te militan birisi ateist iddiaları okusa onu ne kadar bağlar sizce? Ne kadar umrunda olur? O kişi zaten subjektif bir şekilde okuyordur. O okuduğu ateist iddia mantıklı olsa da olmasa da IŞİD militanının yapacağı şey saldırmaktır. Herhangi bir kişi Kur’an’ı bu şekilde okursa, bu temiz akılla okumak olmaz. Kur’an ise kendisi için “Temiz akıllılar için öğüttür”(Sad/29) demektedir. Bakın, o kadar itiraz gelmesine rağmen bu adam Kur’an’ı okumayıp ve hakkında araştırma yapmayıp nasıl olur da Kur’an hakkında kesin ve net iddialar ortaya atabilir? İşte, üstte bahsettiğimiz birçok bilim insanının ve filozofun, yeni ateistleri eleştirmesinin ana nedenlerinden biridir; yeni ateist kişiler, en az yobaz dinciler kadar subjektifler ve akıl düşmanılar. Felsefe yaparken de çok basit hatalara düşmekteler. Ama her nasılsa çok satıyorlar ve popülerler. Buradaki diğer bir sorun da, Dawkins’in bir bilim insanı olması. Bir bilim insanı her konuda düzgün bir metot benimsemeli ve örnek olmlıdır. Fakat Dawkins böyle bir metotla eleştiri yapıyorsa, bilim alanında neler yaptığını siz düşünün(Bu yazıda birkaçını ortaya da koyduk). Bilimi istismar etmek birçok “kötülüğe” sebebiyet vermek demektir. Dinci yobazların “Bilimle ne uğraşıyorsun ya, boş boş işler” demeleri herhangi bir bilim insanının bilimi istismar etmesi kadar acı ve zarar verici bir eylem değildir. Çünkü siz o kişilere “Yobaz” deyip bilimle ilgilenebilirsiniz. Fakat bilim istismar ediliyorsa, işiniz çok daha zordur.

 

Bilirsiniz ki yeni ateistler kendilerini toleransın ve açık fikrin temsilcisi, özgürlüğün ve iyiliğin ayakta tutucusu olarak tanımlamaktadır. Fakat, bilimsel teorilerin felsefi yorumlarını kendileri gibi yapmayan Antony Flew, Michael Ruse, Papa II. John Paul gibi isimleri ve daha birçok filozofu, din adamını ve bilim insanını cahil, aptal, deli ve kötü olarak tanımlamaktadırlar.[77] Yeni ateistlerin önemli bir ismi olan Harris’in 11 Eylül saldırılarına İslam’ın yol açtığı görüşünü yüzeysel bulan Noam Chomsky’yi eleştirmesi, Amerikalı muhafazakarlar ve İslam karşıtı siyasetçiler Ben Carson ve Ted Cruz’un Müslümanlara yönelik sert politika önerilerini savunması, ve “İslami” terörün çözülmesi adına işkence önermesi de yeni ateistlerin çelişkilerini ortaya koymaktadır(Sözde barışın temsilcisi olan bu kimseler kendi istemedikleri insanlara, hiçbir yargılama olmadan işkenceyi uygun görüyorlar).[93] Roy Abraham Varghese de yeni ateistlerin bu tutumunun çelişkiler ile dolu olduğunu aktarmaktadır.[78] Ayrıca, Terör Örgütleri İslam’ın Temsilcisi Midir? adlı yazımızı okuyarak “İslami” terör hakkındaki sosyolojik ve teolojik çıkarımlarımızı inceleyebilirsiniz. Her konuda sadece bilimi rehber gören -ki bunun çelişkilerini üstte aktarmıştık- yeni ateistlerin en önemli kitabı olan Tanrı Yanılgısı kitabının en temel iddiası “Tanrı varsa O’nu yaratan bir şey de olmalıdır” iddiasıdır. Bu iddia bilimsel değildir, felsefi bir iddiadır. Sadece bilimi rehber gördüğünü söyleyen kişilerin reddettiği bir konu olan felsefe ile cevap vermeye çalışmaları çok büyük bir çelişkidir.[79] Kaldı ki “Tanrı varsa O’nu yaratan bir şey de olmalıdır” iddiasını felsefeye dair sadece giriş kitabı okumuş birisi bile sunmayacaktır, çünkü çok tutarsız ve yüzeysel bir argümandır. Bilimsel anlamda birçok ödülü olan bir jeolog olan Celal Şengör de teizme karşı bu iddiayı sunmuştur.[80] Ateist filozof Michael Ruse, Tanrı Yanılgısı kitabının felsefeye giriş ve dine giriş derslerinden bile geçemeyecek kadar düşük, yetersiz bir kitap olduğunu söylemiştir.[81] Marksist düşünür Terry Eagleton da, Dawkins’in dini inancın ne olduğunu doğru bir şekilde anlamadan, dinlerin bilim tarafından yanlışlandığını iddia ettiğini hatırlatır.[82] Titov, atmosferin dışına çıkarak Dünya’nın etrafında dönen ikinci kozmonot olmayı başarmıştır. Kendisi şöyle demekteydi:

Uzay’a gittim ve Tanrı’yı görmedim. Bu Tanrı’nın olmadığı anlamına gelir.[94]

 

Yeni ateistlerin yaptığı çoğu şey Titov’un yaptığı gibidir. Titov böyle söylüyor fakat hiçbir ayet Tanrı’nın uzayda görülebileceğini söylemiyor ki. Titov sanki teizmin öyle bir iddiası varmış gibi bu sözü söylemiştir ve teizme karşı geldiğini düşünmüştür. Felsefede buna korkuluk safsatası(Straw man fallacy) denir.[95] Karşıdaki kişinin -ya da görüşün- sunmadığı bir şeyi karşıdaki kişi -ya da görüş- sunmuş gibi gösterip, yani bir korkuluk yaratıp ona karşı “savaşmaya” benzer, tabii ki kendi yarattığı korkuluğa karşı savaşmak kolaydı. Yeni ateistler bunu özellikle bilim-din ilişkisi konusunda yapıyorlar. Din adamlarının dogmatik olacağını ve bilimle alakalarının olamayacağını savunuyorlar. Oysa ki, birçok bilim dalının “babası” olan kişiler hep teisttir. Örneğin genetiğin babası olan Gregor Mendel bir rahipti de, kimyanın ve simyanın babası olan Cabir bin Hayyan dinine bağlı bir Müslümandı. Fizikte ve matematikte çığır açmış olan Newton bir Hristiyandı. Optiğin “babası” olan ve bilimin metotlarını belirleme konusunda ilk adımı atan İbni Heysem bir Müslümandı. Jeoloji konusunda, Mercalli şiddet ölçeğine ismini veren Giuseppe Mercalli de bir din adamıydı. Hatta kimya derslerinden bildiğimiz Robert Boyle, ateizm ile mücadele için bilim insanlarını ve din adamlarını dahi toplamıştır. Yeni ateistler özellikle bilim-din konusunda teizmin iddiaları olmayan şeylere teizmin iddialarıymış gibi saldırıyor. Ve tarihsel anlamda iddia ettikleri birçok olay da aslında yalan. Yeni ateistler korkuluk safsatasına düşmeyi pek seviyor. Örneğin Galileo hikayesi Voltaire, D’ Alembert gibi amacı Katolik Kilisesi’nin itibarını düşürmek olan kişilerin uydurduğu şeylerdir(Şunu belirtmekte fayda var, ben bu kişilere “pislik adamlar” falan demiyorum), örneğin Galileo hikayesinin yalanlarını onlar uydurmuştur[96], yeni ateistler de bu yalanın peşinden gitmektedir.[97]

 

Yeni ateistler insanları bilime davet eder ve bilimin yapılması gerektiğini söyler. Üstte de gösterdiğimiz üzere bilim, yeni ateist görüşe göre önemsizdir, her insan istediğiyle ilgilenebilir ve kimse buna karşı çıkamaz. Aynı şekilde, bir insan tecavüz de edebilir ve buna kimse karşı çıkamaz(Yeni ateist görüşe göre). Çelişkileri de burada ortaya çıkıyor. Örneğin bir yeni ateist olan Şengör, insanları bilime davet etmektedir ve bilim dışında bir şeye sarılanları şiddetle eleştirmektedir.[110] Çelişki işte burada başlıyor, üstte de söyledik, yeni ateist görüş, bilimi temellendirilemediği gibi bilimin gerekliliğine dair de hiçbir şey söylenemez. Dolayısıyla yeni ateistler kendileriyle tutarsızlık sergilemekte ve her ne kadar Dawkins, Harris, Şengör bilimi tek rehber olarak benimseyip bilimi gerekli görse de yeni ateist görüşte bilimin gerekliliğine dair bir temel atamazlar ve insanları diğer hayvanlardan farksız görüp adalet, özgürlük, insan hakları gibi kavramlara karşı çıksalar da(Şengör ayrı olarak, bazen adalete karşı çıkan sözler sarf ederken, bazen de adaleti savunmaktadır) hayatlarını böyle sürdürmemektedirler ve dinin getirdiği görüşleri savunarak tekrar ve tekrar tutarsızlıklarını göstermektedirler.[111] Diğer bir tutarsızlık, yeni ateist olan Celal Şengör, bilim felsefesi konusunda hep Karl Popper’a atıfta bulunur. Kendisi, Popper’ın bilim anlayışının isabetli olduğunu belirtir.[101] Popper’a göre yanlışlanabilir şeyler bilimseldir. Bu kriter ele alınırsa, dinlerin bilimsel olmadığı sonucu doğar. Çünkü, örneğin cennetin varlığına dair inancımız bilim ile yanlışlanamaz, duyu organlarımızla algılanamaz(Ki, dinin de böyle bir iddiası yoktur). Yani Popper, metafiziksel şeyleri bilimsel kabul etmez(Ki aslında dinin içinde bilimsel olan iddialar vardır, evrenin genişlemesi iddiası gibi. Fakat temeli açısından dinler metafizikseldir). Fakat kaçırılmaması gereken nokta şu, Popper, dogmatik ve saldırgan yeni ateistler gibi bilimsel olmayan şeyleri reddetmez.[102] Popper’a göre metafiziksel iddialar boş ve “değersiz” değildir. Metafiziksel iddialar sadece bilimsel değillerdir ve felsefe ile değerlendirilirler, yani metafiziksel iddiaların doğrulukları veya yanlışlıkları felsefe ile belirlenebilir.[103] Popper’a göre, bir şeyin “bilimsel” olması o şeyi “daha değerli” veya “doğru” yapmaz. Örneğin Batlamyus’un Dünya merkezli astronomisi de Popper’ın kriterine göre bilimseldir, çünkü bu iddia yanlışlanabilir bir potansiyele sahiptir. Yani Popper, “bilimsellik” ifadesini bir övgü olarak kullanmaz.[104] Popper’ın bilimsel fikirlerini isabetli bulan Celal Şengör, Popper’ın fikirlerini düzgün bir şekilde bilmemekte ve dediği şeylerde kendisiyle çelişmektedir. Celal Şengör’ün bilim felsefesi ve din felsefesi alanlarına hiç de hakim olmadığını daha önce söylemiştim, bu örnekler de yine bunu göstermektedir. Basit ve önemli bir örnek vereyim, bilimi her konuda rehber edinen ve sadece bilime güvendiğini söyleyen yeni ateistler yemeklerini, yemeğin içinde zehir olmadığı ön kabulüne dayanarak yerler, fakat bu bilimsel bir düşünce değildir, yemeklerinin zehirli olmadığına dair hiçbir bilimsel kanıtları yoktur ve yaptıkları şey sadece ön kabullere dayanmaktadır. Sadece bilimi rehber edindiğini söyleyen kişilerin bilimle alakası olmayan böyle bir şeyi yapmaları tabii ki tutarsızlıktır, çelişkidir. Bu çok basit bir örnektir, bu tür “önemli” ve basit örneklerin sayısı oldukça çoğaltılabilir.

 

Lawrence Krauss hakkında bir eleştiriyi “Evren hiç yoktan var olmuştur.” İddiası ve Çoklu Evrenler başlığı altında yapmıştım. Eğer orayı okumadıysanız dönüp okuyabilirsiniz. Krauss’un da diğer yeni ateistler gibi subjektif olması ve kibirli olması, çelişkili iddiaları benimseyip tek doğruyu yeni ateistler olarak görmesi, hatta kendi tanımıyla “militan ateist” olması[44] onu eleştirmemin nedenlerindendir. Ve kuantum vakumlarını anlatırken hata yaptığını bildiği halde popülerlik için “Hiç Yoktan Bir Evren” demeyi sevmesi de kişiliğini ortaya koymaktadır. Dinler hakkında araştırma yapmadan dinlere saldırmak, karşındaki kişiyle “tartışmaya” gelmek fakat onu dinlememek, popülerlik için hatalı tabirleri kullanmak, felsefi olarak onlarca hata içeren görüşleri halk seviyor diye savunmak ve bu görüşlerin aksini savunanı irrasyonel ilan etmek tam bir subjektif militanlıktır. Ve bu insanlar salak değil. Kendilerine dair gelen yüzlerce eleştiriyi görüyorlar. Ama hiçbirine cevap vermiyorlar ve aynı şeyleri söyleyerek para kazanmaya, popülerlik kazanmaya devam ediyorlar. Bu yazıyı okuduktan sonra karar vermeyi size bırakıyorum. Ve tekrar hatırlatıyorum, bu yazı yeni ateizme bir eleştiridir. Ateizmi felsefi düzeyde savunanlarla aramızda hiçbir problem yoktur. Hatta biz de tartışmanın peşindeyiz ki iki taraf da bilgi öğrensin, doğrunun peşine gitsin. Ama, yeni ateistler yalanlar atmaktan başka bir şey yapmamaktadır. Yeni ateizm de düşük ve kendiyle çelişen bir görüştür. İnanın ki şu yüzyılın en tehlikeli görüşlerinden bir tanesidir yeni ateizm. Bu görüş aynı IŞİD gibi tehlikelidir. Zaten bu görüşün IŞİD’ten tek farkı silahla eylem yapmamasıdır. Onun dışında karşısındaki kişiyi dinlememe ve kendi gibi düşünmeyenlerden nefret etme gibi konularda IŞİD ile birebir aynıdır. Peki IŞİD’ten neden tehlikelidir? Çünkü yeni ateistler bilimi de istismar ederek birçok konunun teistler tarafından yanlış anlaşılmasına ve bazı teistlerin bilime karşıtlık duymasına sebebiyet veriyorlar(Mesela evrim teorisini doğalcı yorumla birleştirip bilim diye anlatıyorlar. Oysa ki evrim bilimdir, evrimin doğalcı yorumu bilim değildir. Bu konuda pek araştırmaya sahip olmayan teistler de doğalcı yorumu bilim zannedip evrime karı çıkıyor haklı olarak. Oysa ki bu, yeni ateistlerin bilimi istismar etmesinin ve malum teistlerin araştırma yapmaması sonucunda ortaya çıkan bir hatadır) Sadece teistlere karşı da değil, bilimi istismar ettikleri için, ateist kişileri de bilime değil, kendi ideolojilerine yönlendiriyorlar. Dolayısıyla, çelişkilerle dolu bilim yapan ve argümanları dinlemeyip karşısındakilere saldıran insanlar ortaya çıkıyor.

 

Son olarak Şengör’den bir örnek daha vermek istiyorum. Şengör şöyle demektedir:

Peki ateistlerin bu durum karşısında takındıkları tavır nedir? Buna cevabı bizim Milet’li Anaksimandros MÖ 6. yüzyılda vermiştir. Kainatın ve zamanın ne başı ne de sonu vardır. O “aperion”dur, yani sınırsızdır.[4]

 

Öncelikle, yüzlerce kanıtla kanıtlanmış olan Big Bang’i kabul etmemek ne tür bilim bir bilim insanlığıdır? Üstelik, karşında kozmolojik olarak daha tutarlı bir görüş bildirmeden. Big Bang Teorisi kozmologlar açısından evrim teorisi gibidir. Yaşayan en önemli kozmologlardan olan Alexander Vilenkin’in bir sözünü aktarmakta fayda var diye düşünüyorum, Vilenkin şöyle diyor:

Derler ki, bir argüman, makul insanları ikna eder, bir kanıt ise makul olmayan insanları dahi ikna etmeye yeter. Şimdi, kanıtlar ortadayken, kozmologlar ezeli bir evren olasılığının arkasına daha fazla sığınamazlar. Kaçış yok: Kozmik bir başlangıç problemi ile yüzleşmek zorundalar.[3] 

 

Celal Şengör bir ateist olduğundan dolayı evrenin bir başlangıcı olduğunu reddettiğini söylüyor ve dine inanmadığı için de Big Bang Teorisi’ne inanmasının zorunlu olmadığını dile getiriyor. Aynı şekilde, John Maddox isimli bilim insanı da Big Bang Teorisi’ni dinlerin iddiasını doğruluyor diye kabul etmemişti.[2] Gördüğünüz gibi, Şengör, ideolojisini haklı kılmak için bilimle dahi çelişmektedir ve işin garibi, bilimsel anlamda önemli ödülleri var diye yaptığı bu cahillik görmezden gelinmektedir. Şuna da vurgu yapmak istiyorum, Şengör “apeiron” derken de ne dediğini bilmemekte. Anaksimandros’a göre apeiron sonsuzdur ancak tüm varlıklar da onun sayesinde var olur. Apeiron, her zaman var olandır, her şey ondan var olur, tüm her şeyin bir nedeni vardır ve tüm bu nedenle sonucunda apeiron’a bağlanır, apeironun bir nedeni yoktur. Anaksimandros’un tasviri şüphesiz ki bir tanrıyı andıracaktır. Nitekim Aristo da Anaksimandros’un ve filozofların çoğunluğunun apeiron kavramına, onun yok edilemez ve ölümsüz olması nedeniyle, bir tanrısallık atfettiklerini söyler.[1] Yani apeiron kavramı tanrıyı gereksiz kılan bir kavram değil, o bizzat, tanrısal vasıfları bulunduran ilahi bir varlıktır. Anaksimandros, apeiron kavramını evrenin sonsuzluğu için kullanmaz. Apeiron, kainat da dahil her şeyin varlığının borçlu olduğu varlık olarak sunulur.

 

Gördüğünüz gibi, genel olarak yeni ateizmin argümanları bunlardır. Propagandası çokça yapılsa ve çokça satılsa da, Tanrı Yanılgısı kitabı sadece kanıtsızca eleştiri yapan bir kitaptan ve genel olarak yeni ateizmin argümanları laf kalabalığından başka bir şey değildir. Ne Tanrı hakkındaki argümanlarına karşı yıkıcı bir cevap vermektedir, ne de dinleri yıkacak bir argüman öne sürmektedir. Bu kitap, ahlakın temeli hakkındaki görüşler ve bilimin yapılabilirliği gibi durumlara cevap vermeden dinlere ve Tanrı düşüncesine saldırmaktadır. Bu nedenle de zaten Dawkins, inanan ve inanmayan birçok felsefeci tarafından eleştirilen birisi olmuştur.[25][26] İnsanların bu kitabı çok sevmesinin nedeni bana göre, dine inanan insanların yaptığı ahmaklıklardan kaynaklanmaktadır. Dine inanan kimseler şu anda saldırılar düzenlediği ve dinde olmasa da din konusunda cahilce inanışlara(İsrailiyat hikayelerinde olduğu gibi) inandığı için daha bilgili olan kesimler dine inanan kesimi eleştirmektedir. Ve bundan da öte bu eleştirileri sonucunda ne yazık ki dinin mantıksız olduğuna kanaat getirmektedirler. Hiçbir cevabı olmasa da bu kitap dinleri ve cahil kesimi eleştirmektedir sonuçta. Kişilerin argümanlarına dikkat etmemiz gerekir, yoksa herkes istediğine saldırır ve isteyen istediği düşünceyi kanıtsızca seçer. Fakat Tanrı’nın varlığı gibi bir konudan konuşulacak ise tabii ki felsefe gerekir. Paul Davies şunu söylemektedir:

Ne kadar kaçınılmaya çalışılırsa çalışılsın tasarımın bıraktığı etki akıllara durgunluk verici. Ateizm, Teizm’den çok daha fazla iman gerektiriyor.[27]

 

Bu sözün nedenini sizler de çok iyi biliyorsunuz. Çünkü tarihte de teizmin argümanları ateizmin argümanlarını hep geçmiştir. Ateizmin yeni kolu olan yeni ateizm düşüncesi mantıksal olarak savunulmayacak bir haldedir. Bu görüşü savunmak için bilimi istismar etmeniz ve mantıksal açıdan çelişkili argümanlar sunmanız gerekir. Yeni ateizm, bilimi savunduğunu iddia ederken “ne yazık ki” bilimle çelişen, mantıkla çelişen bir çok şey ortaya atmaktadır. Kendileri üstte de yazdığımız gibi, bilim yapsalar da bilim yapmayı saçma bulan ve bilimi istismar eden bir görüşü benimserler. Bu nedenle de, “Ben Müslümanım” deyip Allah’a inanmayan biri gibi davranırlar. Bunun nasıl bir mantıksızlık olduğunu umarım anlamışsınızdır. Hatta astrofizikçi Paul Davies de ateizm ve bilim hakkında şunu söylemektedir:

Bilim evrendeki her şeyin akıl ve mantık çerçevesinde işlediğini öngören bir varsayım üzerinde temellenir. Ateistlere göre doğanın kanunlarının herhangi bir gerekçesi yoktur ve evren tamamen anlamsız bir dizi rastlantı üzerine bina edilmiştir. Bir bilim adamı olarak bu düşünceyi kabul etmem mümkün değil. Evrenin doğasını ve işleyişini belirleyen, her şeyin kökeninde yer alan ve hiç değişmeyen bir varlık olmalıdır.[28]

 

Not: Biz Tanrı Yanılgısı kitabını okumayın demiyoruz. Kitap okumaktan bir zarar gelmez. Ancak Tanrı Yanılgısı kitabını okuyup sebepsizce onun tarafını tutup da yobazlık yapmayın diyoruz. Her konuda argümanlara bakılması gerekmektedir. Aksi halde tüm söylenenler kişisel inançtan başka bir şey değildir. Tanrı Yanılgısı kitabı birkaç tane argüman vermekte ve geri kalanında sadece saldırmaktadır. Ve verdiği birkaç argümana da düzgünce kanıt sunmamaktadır, veya söylediği argümanlar kendi ile çelişmektedir. Bizim önerimiz şu; argümanlara dikkat edin ve her tür kitabı okuyun. Mesela Tanrı Yanılgısı kitabının yanında o kitabın iddialarına ve yeni ateizme cevap veren Aramızda Kalsın Tanrı Var kitabını(Orijinal ismi: God’s Undertaker) ve Dawkins’in Yanılgısı(Orijinal ismi: Dawkins Delusion) kitabını da okuyun. Lütfen, yeter ki okuyun. Amacı doğruyu aramak peşinde olan bir okuma sadece bir şeye zarar verir; bilgisizlik.

 

4. Duygusal Ateizm ve Ateist Gençler

Bu konuya çok uzunca değinmek gerekmektedir. Fakat ben, duygusal ateizmin ne olduğunu anlamanız için birtakım örnek verip bırakacağım. Öncelikle, insanlarda “Felsefede ve bilimde birçok araştırma yaptı ve ateist oldu” gibi saçma ve zıt bir algı vardır. Bu algıyı örneklerle de yıktıktan sonra duygusal ateizmin ne olduğuna geçeceğim. Howard Ecklund ve Jerry Park, Amerika’nın en prestijli 21 üniversitesinde bilim insanları arasında çalışma yürütmüştür. Bu çalışmada bilim insanlarına din ve bilimin çatıştığını düşünüp düşünmedikleri sorulmuştur. İstatistikler de gösteriyor ki çoğunluk çatışmadığını düşünmektedir.[141] Ve burada şöyle garip -aslında benim beklediğim- bir sonuç çıkmıştır, bilim ve dinin çatıştığını düşünenlerin büyük çoğunluğu seküler ailede yetişmiş ve hatta din eğitimi bile almamışlar. Bu da gösteriyor ki, din ve bilimin çatıştığına inanmalarında bilim değil, aile yaşantıları ve akranları sebep olmuştur.[142] Burada demek istediğim şey, “Ateizm popülariteden öğreniliyor, ateizm bu nedenle yanlıştır” gibi bir şey değildir. Yeni ateistlerin dine benzeri bir iddiası vardır ve bu yazıda onu da cevapladık, bunun kökensel hata olduğuna vurgu yaptık. Burada göstermek istediğim şey, çoğu gencin ateistleri akıllı ve bilgili sanması ve teistleri salak, bilgisiz sanmalarıdır. Halbuki tarihe bakarsanız ve şuanda da akademik alana bakarsanız dini ve Tanrı’yı tartışan birçok bilim insanı teist vardır, yazıda bunların bazılarını da aktardık hatta. Bir kimse, bilgisiz teistleri görüp de teizmi saçma buluyorsa orada sorun vardır. Yoksa, yeni ateizmin ne kadar çelişkili ve saçma olduğunu bu yazıda aktardık. Eğer ki ateizmin belirli bir kolunun cahilliğini tüm ateizme mal etseydik bu felsefi açıdan doğru olmazdı. İngiliz tarihçi Frank Turner, İngiltere’de sekülerleşmenin en hızlı yaşandığı dönemi incelediğinde insanların dinden soğumasının sebebinin bilim veya felsefe değil, kendine din kurumu diyen kurumların insanlara uyguladıkları baskılar, haksızlıklar ve bu kurumların yaptığı saçmalıklar olduğuna dikkat çeker.[143] The Atlantic dergisinde yayımlanan bir istatistiğe göre, insanların ateizme yönelme yaşının 14-16 arası olduğu bulunur. O yaşta bir çocuğun felsefi argümanları incelemesi, teolojik incelemeler yapıp bir kanıya varması, en önemlisi de tutarlı ve mantıksal bir metot benimsemesi oldukça güçtür.[144] Birazdan da örneklendireceğimiz üzere, birçok genç psikolojik sebeplerden dolayı ateizmi benimsemekte ve rasyonel bir nedenden dolayı ateizmi benimsediği gibi bir hava oluşsun diye kendine bilim kılıfları uydurmaktadır. Kaldı ki uydurdukları o “kılıflar” da yırtıktır, birçok çelişki ve tutarsızlık içerir, bu yazıda zaten bundan bahsettik. Burada o gençlerin kötü olduğundan söz etmiyorum, onlar da insan psikolojisinin bir ürünü olarak bunu yapıyorlar. Bilim ve felsefe en önemli şeylerdir fakat bu gençler, akademik alanda düzgün bir inceleme yapmıyor ve bazı “bilim” sitelerinin ve “bilim” insanlarının ideolojisine kanıyorlar. Oysa bilim hiçbir ideolojiyi içermez.

 

Birçoğu genç eleştirel düşün(e)memekte ve duygusal ateizme inanmaktadır. Duygusal ateizm derken sadece ateist olmayı “havalı” bulanlardan söz etmiyorum. Bilimle ilgilenen birçok ateist genç bunun içine giriyor. Kendileri din konusunda eleştirel düşünmeden bir kanıya varıyorlar ve sonrasında da birçok çelişki ve tutarsızlık barındıran görüşleri savunuyorlar. Sonrasında da kendilerine bilimsel bir kılıf uydurmaya çalışıyorlar. Örneğin, Türkiye’nin en ünlü yeni ateisti olan Celal Şengör’ün ateist olma hikayesi şöyledir:

Soru: Ateist olduğunuzu söylüyorsunuz…

Şengör: Evet… Ama yani şey değil, kendimi bildim bileli.

Soru: Kendinizi bildiniz bileli…

Şengör: Kendimi bildim bileli…

Soru: Yeni gelişen bir şey değil yani, veya okuduğunuz bir şeyle alakası yok?!

Şengör: Hayır, hayır, hayır, küçücük çocukluğumdan beri.

Soru: Ama siz bir ateist olarak…

Şengör: Efendim ben çok küçükken bana masallar okunuyordu. O masallarda cadılar falan vardı. Ben çok korkuyordum. Ve bana diyorlardı ki “Korkma, bu doğru değil. Bu bir masal, nihayetinde”. Ondan sonra dini öğretmeye başlayınca, orada da işte cehennemdi melekti falan… Bunlar nerede diyordum. Bunlar yok. Diyordum bunlar da masallardaki yaratıklar gibi. Bunlar da hayali. “Hayır” diyorlardı, “Bunlar hayali değil”. Ee, peki nerede? Cevabı yok.[145] 

 

Buradan da göreceğiniz üzere Şengör’ün inançsızlığının sebebinin bilim veya felsefe olmadığı(Kaldı ki kendisi çok tutarsız ve çelişkili birisidir, Yeni Ateist Kişilere Eleştiriler kısmında buna değindik) açıktır. Şengör, daha çocukken, eleştirel bir düşünceye ve mantıklı bir metoda ve herhangi bir argümana dayanmayarak dinleri reddetmiştir. Hatırlarsınız, bu yazıda bahsettiğimiz -Dünya’nın dışında Tanrı’yı göremediğini söyleyen- Titov ile Şengör benzerlikler içermektedir. İkisi de korkuluk safsatasına düşmektedir. Bilim, göremediğimiz varlıkların uydurma olduğunu söylemez. Nitekim, gözümüz ve kulaklarımız belirli sayıda titreşimleri algılayabilmektedir. Ve, dinlerin de meleklerin insanlar tarafından görüleceğini dair bir iddiası yoktur. Ve bu da dinin saçma olduğunu göstermez. Daha üstte de vurgu yapmıştık, mesela Popper da metafiziksel verileri mantıksız bulmaz ve bunların felsefi değerlendirmesinin yapılması gerektiğine vurgu yapar. Ayrıca, bilimin hiçbir bulgusu metafiziksel şeyleri reddetmemize sebebiyet vermez. Kaldı ki, yeni ateist görüşe göre bilim dahi metafizikten farksızdır ön kabulleri açısından(Yeni ateizmin bu çelişkisini üstte, “bilimcilik” çelişkisi adı altında aktarmıştık).

 

Bazen de ateizme giden yol iyi yönlü psikolojik sebeplerden değil de kötü yönlü psikolojik sebeplerden gerçekleşmektedir. Mesela Ufuk Uras namaz kıldığı için kendisiyle dalga geçildiğini ifade eder ve hikayesine bakarsanız da laboratuvarda aminoasitlerden proteinler yapıldığını öğrenince dinden uzaklaşmaya başladığını söyler.[49] Benzeri konulara zaten yazı boyunca değindiğimiz için bir daha değinme gerekliliği duymuyorum. Ufuk Uras burada korkuluk safsatası yapıyor -aynı Titov, Şengör, Dawkins, Harris gibi-. Dinin, öyle bir şey olmayacağına dair direkt veya dolaylı hiçbir iddiası yoktur. Ayrıca öyle bir şeyin olması Tanrı fikriyle de çelişmemektedir. Uras, düzgün bir argüman öne sürmeden, çok alakasız ve tutarsız bir şekilde dini reddetmektedir. Hatta üstte de bahsettiğimiz üzere, Kur’an evreni anlamanın ne kadar değerli ve önemli olduğuna yüzlerce kez vurgu yapmaktadır. Ancak, psikolojik nedenlerle ateist olan bu inanlar kendilerine -çelişkili ve mantıksız bir şekilde- bilimsel kılıf uydurmaya çalışmaktadır. Son olarak da, dünyaca ünlü filozof Thomas Negal’in söylediklerine bakalım. Negal, Tanrı’nın var olmasından korktuğunu ve bu iddianın kendisini rahatsız ettiğini belirtir. Negal şöyle der:

Bu korkuya güçlü bir şekilde maruz kalmış birisi olarak, tecrübemle konuşuyorum: Ateizmin doğru olmasını istiyorum ve tanıdığım en zeki, en bilgili insanların bazılarının dindar kişiler olması beni huzursuz ediyor. Sadece, Tanrı’ya inanmamamdan ve doğal olarak bu inancımda haklı olduğumu ummamdan bahsetmiyorum. Tanrı’nın var olmamasını ümit ediyorum. Tanrı’nın var olmasını istemiyorum: Evren’in o şekilde olmasını istemiyorum… Tahminim odur ki, bu kozmik otorite problemi az görülen bir durum değildir ve günümüzdeki bilimcilik ve indirgemeciliğin çoğundan sorumludur.[146]

 

William Lane Craig, Nagel’in bu yorumundan hareketle, bu pozisyondaki birisinin felsefi tartışmalarda ne kadar objektif olacağını ve argümanları ne denli sağlıklı bir şekilde değerlendirebileceklerini sorgular.[50] Alman psikiyatrist Manfred Lütz, ateistlerin, öte dünyada hatalarıyla ilgili hesap verme hissinin verdiği rahatsızlık ve bu dünyada diledikleri gibi yaşayabilme arzusu -en önemlisi de popülariteye uyma ve mutluluk arzusu- nedeniyle Tanrı’nın varlığını reddettiklerini iddia etmiştir.[48] Bu, hepsi için geçerli olmasa da birçok ateist için geçerlidir. Birçoğu felsefi argümanlardan bihaber yaşamakta ve bilimden hareketle Tanrı’nın yokluğunu iddia etmektedir(Bu benim bahsettiğim kılıf olayıdır). Bilimden hareketle Tanrı’nın reddedilmesinin saçma olduğunu zaten aktarmıştık. Birçok genç de teolojik bazı iddiaları okumakta ve malum alan hakkında detaylıca kitap okumayıp akademik alanı da incelemediği için cevabını alamamakta, ateizmin daha mantıklı olduğuna hükmetmektedir. Felsefi argümanlarda da aynı şekilde, pek çok ateistin felsefe ile ilgisi yoktur. Din felsefesine ne kadar hakim oldukları açıkçası gözler önünde. Bu nedenle çok bilgisizce ve tutarsızca iddialar ortaya sunmaktadırlar ve bu iddiaları popülarite düzeyinde savunmaktadırlar. Tüm inanlara önerim şu, araştırmak istediğiniz konuyu akademik alandaki tartışmalara bakarak araştırın. Yeni ateistlere cevap ve eleştiri olan bölümümüzün sonuna gelirken sizlere teist bir filozof olan William Lane Craig’in birkaç sözünü aktarmak istiyorum:

Dawkins çok popüler çünkü insanlar gelişmiş düşünmekten çok uzaklar. İnternette yazılıp çizilenleri gördüğümde hayretler içerisinde kalıyorum, insanlar düşünsel olarak olgunlaşmamış ve anlamaktan yoksunlar. Çoğu gencin hayatında hiç eleştirel düşünme ve doğru argüman kurma ile yüzleşmediklerinden çok endişeleniyorum. İşte bu yüzden Dawkins gibilerinin eserlerine maruz kalıyorlar, çünkü bu eserlere verilen felsefi cevapları hiç okumamışlar.[54]

 

3. Bozulmuş Din Algısı

Üstte de belirttiğimiz üzere “Yeni Ateizm”, diğer bir adla negatif ateizm hiçbir argüman içermeden yalnızca etrafına saldırmaktadır. Bu “saldırıları” düzenleyenlerin başında da Richard Dawkins gelmektedir. Richard Dawkins bilim konusunda başarılı birisi olduğu için Dawkins’in felsefe alanında hatasız konuşulacağı zannedilir. Fakat bu çok saçma bir görüştür. Örneğin bilim konusunda bilgili olmak bilimin felsefesinde bilgili olmayı sağlasaydı bilim felsefsi ile özel olarak ilgilenen ve bu konuda çok önemli işler başaran insanlar olmazdı. Dawkins’in söylediği her şey doğru olmayacağı gibi, biyoloji konusunda başarılı olsa da felsefede başarısız olabilir, ki başarısız da. John Lennox da bu konu hakkında “Dünyanın en ünlü bilim insanları tarafından söylense de saçmalık hala saçmalıktır.” demektedir. Dediğim gibi, Dawkins’in bilim alanında yaptıkları ortadadır, başarıları ortadadır, itiraz edilemez. Fakat felsefe konusunda berbattır ve Tanrı konusu da felsefi bir konu olduğu için, sürekli hatalara düşmektedir, dinleri araştırmadan dine saldırmaktadır. Oysa kendisinin söylediği birçoğu şey dinde dahi yoktur; Dawkins zina eden bir insanın taşlanabileceği görüşünün(Recm), dinden çıkanın öldürülebileceğini görüşünün dinde olduğunu söylemektedir.[29] Lakin bunları emreden herhangi bir Kur’an ayetini kimse gösteremez, çünkü yoktur! Bunun yanında, Dawkins’in her konuda bilgin gören kimseler zaten hata yapmaktadır. Açıkçası ben tartışırken böyle kişilere çokça rastladım. Dawkins’in argümanlarını değerlendirirken “Sen kimsin lan, Dawkins’in hatası mı olur?” diyenler bile çıktı. İşte, günümüz insanlarındaki en büyük sorunlardan birisi de bu aslında; paketçi düşünce. Bir insan belirleyip bir konuda veya birden fazla konuda sadece onu takip etmek. İşte bu zamanımızın büyük yanılgılarındandır. Aynı hatayı teistler de, ateistler de, agnostikler de yapıyor. Bu hatanın ideoloji ile ilgisi yok. Ancak bu hata günümüzün insanlarında çokça yapılan bir hatadır. Bunun yerine, herhangi bir konuda karşıt görüşlerin savunmalarını da okuyun ki kendi görüşünüzün sağlam temelde olduğunu görebilin. Karşıt düşüncenin argümanlarını okumak sizden bir şey eksiltmez, düşüncenizde hata varsa düşünceniz yıkılır veya hata yoksa sağlam temellerde olduğunuzu görürsünüz.

 

Hadislerde dinden çıkan öldürülebilir gibi şeyler geçmektedir. Neden hadislerin dinin kaynağı olamayacağını buradaki yazımızdan okuyabilirsiniz. Kur’an defalarca “Din konusunda Kur’an’dan başka bir söz geçerli olmaz.” derken, bazıları hadislerin dinin kaynağı olabileceğini söylemektedir. Kur’an’ı okursanız görürsünüz ki bu bir şirk söylemidir ve eski dönemlerde bunu müşrikler yapmışlardır . Özellikle Türkiye’de Kur’an’a inandığını iddia eden insanların Kur’an’ı okumadığını ve “Sevap kazanacağım” mantığıyla okuduğunu göz önüne alırsanız, bugünkü Müslümanların müşriklerden farksız olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz. Görürsünüz ki Hz. Muhammed de hep böyle kimselere karşı savaşmıştır. Bu kimselerin yaptığı, “Eğer bir şeyi yıkmak istiyorsanız onu iyi bir şekilde eleştireceğinize onu kötü bir şekilde savunun.” mantığını yerine getirmekten başka bir şey değildir. Türkiye’de de göreceğiniz üzere “mürşit” düşünceleri boy göstermektedir. Oysa ki dinde tek üstünlük takva ile olur ve aklını çalıştıran herkes Kur’an’ı anlayabilir. Ama “mürşit” olduğunu iddia eden kimseler insanları kandırarak zengin olmakta ve güç elde etmektedir. Kur’an ise bu konu hakkında Tevbe Suresi 34. ayette uyarır ve bazı din bilginlerinin insanlardan para kaçırdığını ve insanların buna dikkat etmesi gerektiğini, böyle kimselerin dinle hiçbir alakasının olmadığını söyler.

 

Şunu söyleyebilirz ki, “Din insanları yönetmek, cahil bırakmak, haksızlığı kabule ettirmek için vardır.” görüşü doğrudur. Evet doğrudur, ama bu hangi dindir? İşte bu “din” tam da Hz. Muhammed’in karşıtı olduğu “Şirk Dini”dir. Bu konuda birçok kişinin düşüncelerinden etkilendiği, ateist bir düşünür ve yazar olan Paul Sartre’nin dahi hakkında “Bir dinim yok, ama eğer bir dini kabul edecek olsaydım bu Ali Şeriati’ninki olurdu.”[30] dediği kişi olan Ali Şeriati’nin “Dine Karşı Din” kitabını önermekteyim. Ali Şeriati subjektif bir şekilde değil, mantıksal olarak ve objektif bir şekilde ve kanıtlar vererek “Şirk Dini”ni anlatmaktadır.

 

Şirk Dini’ne inan kimselere karşı Kur’an’da birçok şey anlatılır. Çünkü Kur’an’a zarar verenler kafirler değildir, Şirk Dini’ne inananlardır. Hatta Kur’an mantıksal düşünen kesim için bir uyarı da yapmaktadır:

Hud Suresi 109. ayet – Şunların kulluk etmekte oldukları şeyler yüzünden bir kuşku içine girme. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar, hepsi bu. Biz onların da nasiplerini hiç eksiltmeden elbette vereceğiz.

 

Bugünlerde yeni ateistler dine inan kişilerin saldırgan ve ahmak olduğunu gördüğü için “Bunların inandığı şeye ben inanmam.” kafasında ilerliyor ve dini reddediyorlar. Kur’an zaten bu yönde bir uyarı yapmaktadır! Kimi insanların kulluk ettiği yüzünden kuşkuya düşmeyin, araştırın, okuyun, İslamiyet’i kanıta ve mantığa dayalı bir felsefe ile kabul edin. Eğer reddediyorsanız da mantıksal bir şekilde ve kanıtlara dayalı bir felsefe ile reddedin. İşte “yeni ateistlerin” mantıksal olarak reddedememesi de buradan gelir. Çünkü kanıta dayalı bir felsefeleri yoktur, ellerinde sadece saldırmak vardır. Bakın, Kur’an’da, Allah dışında başka tanrılara inan kişiler için de Allah, “Kanıtınızı getirin eğer doğru sözlüler iseniz.”(Neml Suresi 64. ayet) demektedir. Bugünkü kimi dinci kesim “Allah çarpar” dese de Allah, kitabında iddiada bulunanların kanıt getirmelerini söylemiştir. Hatta Müslüman kimselere de “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.”(İsra Suresi 36. ayet) diyerek uyarı yapmaktadır.

 

İslam’ın Şirk Dini’ne çevrilmesi hakkında Ali Şeriati’nin Dine Karşı Din kitabındaki bir bölümde şöyle yazmaktadır:

Evet, sen Kur’an diyorsun, ama hangi Kur’an? Cehaletin elinde teberrük edilip kutsanan bir nesne olan Kur’an mı? Cinayetin mızraklarının ucundaki Kur’an mı? Yoksa çeyrek yüzyıldan daha az bir sürede, çölün dağınık ve düşman kabilelerini birleştirerek, dünyanın egemen güçlerini -Bizans, Sasani- çökerten, insanlığın kaderini ele geçiren, devrimci yapısıyla insanlık tarihinde yepyeni bir medeniyet ve kültür meydana getiren bir kitap olarak mı Kur’an?

Daha çok hayata, bilgiye, izzet, kemal ve cihada yönelik! Yaklaşık yetmiş suresinin adını insanı ilgilendiren konulardan alan bu kitap; yaklaşık otuz süresinin adını maddi fenomenlerden alırken, yalnızca iki süresinin adını ibadetlerden alan bir kitap!

Bu kitap, “dostunun cehaleti” ve “düşmanının hilesiyle” yaprakları açıldığı günden beri, yaprakları masraflı olmaya başladı. “Metni” terk edilip “cildi” revaç bulduğundan beri adı “okumak” anlamına gelen bu kitap, okunmaz oldu. Kutsama, teberrük ve mal kazanma işleri gördü. Toplumsal, ruhsal ve düşünsel mesele ve dertlerin cevabı bu kitapta aranmadığından beri, onda soğuk algınlığı, romatizma türünden bedensel hastalıkların şifası aranır oldu. Uyanıkken terkedip, yatarken başlarının üstüne asarak uyuduklarından beri, görüyorsun ki ölülerin hizmetine sunulmakta, ölüp gitmişlerin ruhlarına ithaf edilmekte ve sesi yalnızca mezarlıklardan duyulmaktadır.[31]

 

Bu kadar sene boyunca hemen hemen aynı şekilde anlaşılan ayetlere hatalı diyoruz ama neden insanlar hemen hemen aynı şekillerde anlamışlar? Kur’an anlaşılması kolaysa neden “Gerçek İslam” bulunamıyor? Bilirsiniz ki bizlerin ayet yorumlarına böyle eleştiriler gelir. Ki biz ayetleri dil bilimsel açıdan ve diğer ayetlerle uyumu açısından yaparız, yani kanıtlara dayalı bir şekilde yaparız. Örneğin İbni Kesir, Kur’an’ın ayetlerini hadislerle açıklamış bir kişidir ve ayetleri farklı taraflara çekerek hadislerle uyumlu hale getirmiştir. Aslına bakarsanız, Kur’an kolayca anlaşılabilir. Ama kimler tarafından? Kur’an’ın iddası zaten herkesin Kur’an’ı iyi anlayabileceği değildir, Kur’an şöyle der:

Zümer Suresi 9. ayet – …De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.

En’am Suresi 97. ayet – Karanın ve denizin karanlıklarında, kendileriyle yol bulmanız için yıldızları yol gösterici yapan O’dur. Bilge bir topluluk için gerçekten ayetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.

Yunus Suresi 5. ayet – Güneş’i ısı ve ışık kaynağı; Ay’ı, hesabı ve yılların sayısını bilesiniz diye bir nur/münir yapıp ona evreler takdir eden de O’dur. Allah bunları rastgele değil, şaşmaz ölçülere göre yaratmıştır. Bilgili bir topluluk için O, ayetleri böyle ayrıntılı açıklar.

Sad Suresi 29. ayet – Bereketli/mübarek bir kitap bu. Onu sana indirdik ki, ayetleri derin derin düşünsüler ve temiz akıl sahipleri öğüt alabilsinler.

 

Anlayacağınız üzere, Kur’an’ı gönül, akıl sahipleri, temiz akıllılar ve derin derin düşünenler Kur’an’ı iyi anlayabilir. Yani anlayabilecek kişi dürüst ve saygılı birisi olacak, temiz akıllı olacak(Önyargılı ve kalıp yargılı bir şekilde yaklaşmayacak), akıl sahibi birisi olacak(Her işinde argümanlara bakan ve düzgünce metotlar belirleyen birisi olacak) ve ayetler hakkında tedebbür edecek(Derincesine düşünecek). Bunların sonucunda bir kişi Kur’an’ı anlayabilir. Ayrıca, “O kadar insan yanlış da bir sen mi doğrusun?” gibi söylemler Kur’an’ın karşı çıktığı söylemlerdir. Aynısını gelen peygamberlere de yapmışlardı. Çünkü insanlar kendilerini değiştirmek istemez, atalarına uymak ister. Peygamberlerin yeniliklerine de karşı çıkıyorlardı bu tip söylemleri kullanarak. Kur’an “O kadar insan yanlış da bir sen mi doğrusun” söylemini şöyle eleştirir:

Maide Suresi 104. ayet – Onlara Allah’ın indirdiğine ve resulüne gelin dendiğinde şöyle derler: “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter.” Peki, ataları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayanlar olsa da mı?

Lokman Suresi 21. ayet – Böylelerine, Allah’ın indirdiğine uyun dendiğinde şu cevabı verirler: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.” Peki, şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?

Zuhruf Suresi 21-22. ayet – Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı yapışmaktadırlar? Hayır! Dediler ki: “Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, onların eserlerini izleyerek doğruya varacağız.”

 

Yine Kur’an’dan güzel bir örnek vermek istiyorum. İlk önce ayetleri aktaracağım ve sonrasında olayı daha iyi anlayacaksınız, ayetler şunlardır:

Bakara Suresi 50-51. ayetler – Hani önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz. Ve Mûsa ile kırk gece için sözleşmiştik de siz bunun ardından buzağıyı tanrı edinmiştiniz. Zulme sapmıştınız siz.

A’raf Suresi 148. ayet – Musa’nın kavmi, onun Allah’la konuşmaya gidişinden sonra, süs eşyalarından oluşmuş, böğürebilen bir buzağı heykelini ilah edinmişti. Görmediler mi ki, o onlarla ne konuşabiliyor ne de kendilerine yol gösterebiliyor? Onu benimsediler ve zalimler haline geldiler.

Taha Suresi 83-84-85-86-87-88. ayetler – Seni toplumundan çabucak uzaklaştıran neydi, ey Mûsa? Dedi: “Onlar, benim eserim üzerindeler. Ben sana gelmede acele davrandım ki, benden hoşnut olasın, ey Rabbim!” Buyurdu: “Biz senden sonra toplumunu tam bir biçimde imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı.” Bunun üzerine Mûsa, öfkeli ve ümidi kırık bir halde kavmine döndü. Dedi: “Ey toplumum! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Süre mi size uzun geldi yoksa Rabbinizden üzerinize bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze ters davrandınız?” Dediler ki: “Biz sana kendi irademizle/malımızla karşı çıkmadık. Olay şu: Bize o topluluğun süs eşyalarından bazıları yükletilmişti, onları kaldırıp attık; aynı şekilde Sâmirî de attı.” Sâmirî onlar için, böğürmesi olan bir buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: “Bu, hem sizin hem de Mûsa’nın tanrısıdır. Ama Mûsa unuttu.”

Taha Suresi 95-96. ayetler – Mûsa dedi: “Senin derdin neydi, ey Sâmirî?” Sâmirî dedi: “Onların görmediklerini gördüm. Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Nefsim bana böylesini hoş gösterdi.”

 

Görüldüğü gibi, Hz. Musa bir nedenden dolayı kavminin yanından 40 gün boyunca ayrılıyor. Ve 40 gün sonra geri geldiğinde halkını bir buzağıya tapar şekilde buluyor. Düşünün, hem de halkına peygamber olduğuna dair birçok şey göstermişken halk Musa gittikten sonra bazı “önderlerin” de uğraşlarıyla tekrar putlara tapmaya başlıyor. İşte bu kıssa muhteşem bir örnek teşkil ediyor. Ahlaksız, akılsız bir toplum ne olursa olsun saçma şeylerde diretiyor ve gerçeği bilerek görmemek istiyor. İbni Sina’nın da dediği gibi, gerçeği görmek istemeyen kadar kör kimse yoktur. Kur’an’daki peygamber kıssaları hep böyle öğütler vermektedir, tabii insanların geneli ayetlerin üfürüğüne kapılmışken Kur’an, Felak Suresinde buna karşı çıkar ve birçok ayette(Üstte de birkaç tanesini verdik) Kur’an’ın üfürük için değil, öğüt almak için olduğu söyler. Kur’an, Yusuf Suresi 111. ayette de aklını ve gönlünü(Yani Kur’an yine aklını kullanmaya ve dürüst olmaya dikkat çekiyor) çalıştıranların resullerin hikayesinden öğütler çıkaracağını bildiriyor. Ve dikkat edin ki ayetlerde “ve” kelimesi geçiyor. Yani, sadece aklı çalıştırmak veya sadece gönlü çalıştırmak da düzgün bir metot olmuyor. Hem aklını hem de gönlünü çalıştırmak gerekiyor. İnsanların çoğunluğunun ne yaptığı bizi ilgilendirmez, her konuda bizi ilgilendiren şey kanıtlar olmalıdır. Kaldı ki Kur’an, insanların çoğunun şirke bulaştığını ve kıyamet zamanında çok az insanın cennete gideceğini aktarıyor. “İnsanların çoğunluğu” derken inananların sayısının az olduğunu zannetmeyin! Ayrıca inananların çoğunluğunun şirke bulaştığını vurgulayan ayetler de vardır. Yani insanların çoğunluğu derken inanandığını iddia eden birçok kişiden de bahsediyor Kur’an. Dediğimiz gibi, insanlara bakarak bir sonuca varılamaz, konu her ne olursa olsun kanıtlar asıl öneme sahip şeylerdir. Ve Kur’an, Kur’an’a karşı iddialarda bulunanlara karşı Neml Suresi 64. ayette “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek ve dinler hakkında yalanlar atanlara karşı Bakara Suresi 111. ayette de “Eğer doğru sözlüler iseniz getirin delilinizi.” diyerek delilin önemine vurgu yapmaktadır.

 

İnananlardan cahiliye devrinin hükmünü gerçekleştirmek isteyenlerin olacağını aktarıyor Kur’an. Ve görüyoruz ki bugünkü çoğu Müslüman da bunun peşinde. Bugünkü Müslümanların önemli bir kısmı müşriklerin inandıkları şeyler olan, dinden dönenin öldürülmesi, peygamberlerin insan üstü varlıklar olması, ayetleri hiç anlamadan okumanın şifa vermesi gibi cahiliye devri şeylerine inanıyorlar. Aklını ve gönlünü çalıştıranlar için peygamberlerde çok önemli uyarılar var -Kur’an’ın dediği gibi-. Peygamberler de her zaman müşriklere karşı bir fikir savaşı vermiştir, kafirlere karşı değil. Çünkü İslam doğruysa zaten kafirler İslam’ı sarsamaz, ancak be ancak müşrikler sarsar. Ve öyle de olmuştur. Bahsettiğim ayetler:

Maide Suresi 48-49-50. ayet – Sana da Kitap’ı hak olarak indirdik. Kitap’tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak… O halde onlar arasında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, Hak’tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. Sen de aralarında, Allah’ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Dikkat et de Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler. Eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah onları bazı günahları yüzünden belaya çarptırmak istiyor. Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar. Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah’tan daha güzel hüküm veren kim vardır?

 

Bu ayetler şu anki durumu çok açık bir şekilde ortaya koyuyor ve uyarıyor. Zaten geçmişte olanlar hep şimdi de oluyor ve gelecekte de olacak. Ne yazık ki insanlar tarihten bir öğüt çıkarmayacak, peygamberlerin hikayelerinden öğüt çıkarmayacak. Ancak peygamberin kılına, giyindiklerine tapacaklar, onların kişiliklerini ve din konusunda onların başına gelenleri umursamayacaklar, müşrikler de böyleydi. Ve Kur’an inananların birçoğunun şirke bulaşmadan iman etmediğini söylemektedir. Şirk ise en kötü günahlardandır. Üstteki ayetlerin dikkat çektiği çok önemli noktalar vardır. Örneğin ayette “Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni uzaklaştırıp fitneye düşürmesinler.” demektedir. Bugünkü çoğu din adamı da, Allah’ın indirdiğinden bazılarını kabul  edip, bazılarını kabul etmemektedir ve müşriklerin yaptıklarını yapmaktadır(Bkz. Yunus Suresi 15. ayet). Ve hatta bu din adamları aynı müşrikler gibi, tek hüküm koyanın Allah olduğuna inanmamaktadır ve hadislere sarılmaktadır. Konumuza dönmek gerekirse, birçok din adamı bu ayetin dediğini yapmakta ve Allah’ın dediği şeylerin bazıları kabul edip, bazılarını kabul etmemektir. Tabii ki bu din adamları keyiflerine göre dine hükümler koymaktadırlar. Kadınların çalışmaması, erkeğin ipek ve kırmızı giyinememesi, sakal bırakmanın sevap olması, müziğin yasak olması, heykel yapmanın yasak olması, dövme yapmanın yasak olması, dinden dönenin öldürülmesi, eşcinsellerin öldürülmesi, zina yapanların taşlanarak öldürülmesi, Kur’an’ı anlamak için şeyhe ihtiyaç duymak gibi daha birçok iğrenç hükümler Allah’ın değil, Şirk Dini’nin hükmüdür. Şirk Dini, dine bozuk bir şekilde inananlar tarafından uydurulmuştur. Bugünlerde çoğu kişinin bildiği ve yaşadığı din de ne yazık ki budur. Bugünkü bazı din adamları Kur’an’ın yetersiz olduğu ve her şeyi bildirmediğini düşünmekte, Kur’an’ın “Çok boyutlu ve din konusunda her şeyi açıklamış” iddiasına inanamamaktadırlar. Bunun sonucunda Yunus Suresi 15. ayette bildirildiğine göre müşriklerin de yaptığı gibi, “Bundan başka hüküm verici getirin!” demekte ve Allah’a ulaşamayacaklarını düşünmekte, fakat “iman” etmektedirler. Bu iman, bilinçli bir iman değildir ve yalnızca cehennemden korkulduğu için edilen bir imandır. Bu iman, bozuk bir imandır ve İslam’ın değil, Şirk Dini’nin bir ürünüdür.

 

Son olarak, ayetleri değerlendirme konusunda çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum: “X ayeti bilimle çelişmektedir” tarzındaki söylemler de genellikle tutarlı ve düzgün değildir. Eğer bir ayetin dil bilimsel olarak tüm yorumları bilimle çelişiyorsa o zaman o ayet gerçekten de bilimle çelişiyordur ve Kur’an Allah sözü olamaz(Tabii burada malum konu hakkında bilimin verdiği kanıtın ne kadar doğru olduğu da tartışılmalıdır). Ancak, X ayetinin dil bilimsel olarak 3 tane yorumu-anlamı var diyelim. Bunlara A YorumuB YorumuC Yorumu adlarını verelim. A Yorumu genel kabul gören bir yorum olsun. Fakat dil bilimsel açıdan B ile C Yorumu da tutarlıdır. Bilimsel araştırmalarımızın sonucunda A Yorumu ile C Yorumu’nun bilimle çeliştiğini bulduk. Tarihte pek savunucusu olmamışsa da hala B Yorumu duruyor ve dil bilimsel açıdan tutarlı olduğu gibi bilimle de çelişmiyor. Neden bu ayet B Yorumu’nu kastetmiş olmasın? Burada, “Neden A Yorumu’nu kastetmiş olmasın.” gibi bir itiraz gelebilir. Fakat bu tip argümanları yargılarken, karşı tarafı her açıdan saf dışı bırakacak bir görüşü öne sürüp o şekilde argümanı yermeye çalışmanız gerekir. Aksi halde felsefi anlamda, karşı tarafın görüşünü yıkacak bir argüman ortaya sunmamışsınız demektir(Argümanınız tutarlı olsa bile). Dolayısıyla sizin, A, B, C Yorumlarının hepsini yermeniz ve hatasını ortaya çıkarmanız gerekir. Eğer ayetin bağlamı açısından tutarlı olan bir tane bile yorum duruyorsa o halde o ayete itiraz edemezsiniz. Çünkü hala B Yorumu duruyordur ve insanlar diğer yorumların bilimle çeliştiğini görünce B Yorumu’nu kabul etmeye başlarlar. Hatta şöyle de bir şey var ki, örneğin bilimsel konularda iki ayete de bakıp öyle bir yorum çıkartmak en doğrusudur. İki ayet derken, Kur’an “ayet” kelimesini hem Kur’an’daki malum parçalar için kullanır, hem de doğada yaratılan fenomenler için kullanılır. Dolayısıyla, bilimsel konularda iki ayete(Doğaya ve Kur’an’a) de bakıp, Kur’an’daki yorumu ona göre çıkarmak daha tutarlı olacaktır. Ne yazık ki forumlarda Kur’an’ın bilimle çeliştiğini göstermeye çalışan argümanları sunan kişilerin çoğu üstte söylediğimiz felsefi prensibi umursamamaktadır. Gençler de felsefeyi pek bilmedikleri için ve teolojik incelemelere bakmadığı için, “Evet, gerçekten de çelişiyor” diye direkt kanıya varmaktadır. Üstte söylediğimiz prensip “O mecaz ya, aslında orada başka bir şey söylüyor” gibi şeyler söylemeyi doğurmaz. Dil bilimsel açıdan tutarlı olması her şeye mecaz deme özgürlüğünü vermez. Mecaz olan ifadeler ve mecaz olmaması daha rasyonel olan ifadeler vardır. Mecaz olmaması daha rasyonel olan bir ifade geçiyorsa ve kişi buna “Mecaz” diyorsa düzgün bir şekilde nedenini göstermelidir, aksi halde mecaz olmaması daha rasyoneldir ve mecaz değil olarak kabul edilir. Fakat kişi kanıtını gösterirse ve mecaz olması daha tutarlı duruyorsa, o kişiye “Ayetleri büküyorsun” demek hiçbir şekilde işe yaramayacaktır, düzgün bir eleştiri değildir. Çünkü zaten Kur’an’da mecaz ayetlerin olduğu geçer ve hatta insanların bu mecaz ifadeleri çarpıtıp Kur’an’a saldırdığı da geçer(Ali İmran Suresi 7. ayet). Ayetleri değerlendirirken bu metotlara dikkat etmelisiniz. Bu metotlar sonucunda bilimle çeliştiğini gösterebileceğiniz bir ayet varsa buyurun gösterin, üstüne konuşalım. Tabii ki bu metot ayetler arasında çelişki olduğunu söyleyen iddialar için de geçerlidir. Ama bugünkü çoğu ateist sanki masal kitabı okuyorlarmış gibi, hiçbir metoda dikkat etmeden ve malum iddialarının üstüne yazılmış eserleri, makaleleri incelemeden direkt olarak ayetlere saldırıyorlar. Metotlara dikkat etmeden yapılan eleştirilerin hiçbiri geçerli değildir. Bu metotlar temel mantık metotlarıdır. Fakat şu anki çoğu ateist, bir ayetin bir yorumunun bilimle veya başka bir ayetle çelişkili olduğunu gösterince Kur’an’ın çelişkili olduğunu kanıtladığını sanmaktadır. Oysa ki sadece o yorumun çelişkili olduğu ortaya çıkmıştır ve o kişi bilmeden İslam inanışına destek sağlamıştır. Demek ki ayetin o çelişkili olan yorumunu kabul etmeyeceğiz ve diğer yorumlara bakacağız. Yani o yorumun çelişkili olduğunu göstermek Kur’an’a değil, o yorumu savunanlara dair bir eleştiri olabilir. Kişilerin yorumunun çelişkili olduğunu göstermek de Kur’an’ın çelişkili olduğunu göstermek demek değildir. Dolayısıyla Kur’an’da hala bir çelişki gösterilememiştir.

 

Kaynaklar

[1] Aristotle, Physics, çev. Robin Waterfield(Oxford: Oxford University Press, 1996), s. 64.

[2] John Maddox, “Down with the Big Bang”, Nature, vol. 340, 1989, s. 378.

[3] Alexander Vilenkin, Many Worlds in One: The Search of Other Universes(New York: Hill and Wang, 2006), s. 176.

[4] http://www.gazetevatan.com/ateizm–tanri-fikrinden-tutarlidir–422557-gundem

[5] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), s. 125.

[6] https://www.politicalavenue.com/PDF/ENCYCLOPEDIA_OF_WARS-LIBRARY_ON_WORLD_HISTORY-POLITICALAVENUE_DOT_COM.pdf

[6-EK] http://www.huffingtonpost.com/rabbi-alan-lurie/is-religion-the-cause-of-_b_1400766.html

[7] http://www.public.asu.edu/~jmlynch/darwin/RobertChambers.htm

[8] Adrian Desmond ve James Moore, Darwin: The Life of a Tormented Evolutionist(New York: Norton, 1991), s. 387.

[9] Paul Davies, The Origin Of Life(London: Penguin Books, 2003), s. 28.

[10] https://www.youtube.com/watch?v=QQU6vWjqcrs

[11] https://www.youtube.com/watch?v=viOFaeL03N0

[12] http://www.astronomicalimages.group.cam.ac.uk/database/entry.php?entry_id=482

[13] https://en.wikipedia.org/wiki/Algebra

[14] http://www.iep.utm.edu/ibnrushd

[15] http://www.dicle.edu.tr/muhendislikdergisi/cilt4sayi1/MD-12-017.pdf

[16] Ali Kuzu, Bilim Adamlarımız Sözlüğü(2016), ss. 96-103.

[17] https://en.wikipedia.org/wiki/Abdus_Salam

[18] https://en.wikipedia.org/wiki/Ahmed_Zewail

[19] http://www.nature.com/news/why-i-teach-evolution-to-muslim-students-1.17364

[20] http://www.beliefnet.com/columnists/scienceandthesacred/2009/08/why-i-think-the-new-atheists-are-a-bloody-disaster.html

[21] Ürün Desen, Ceviz Kabuğu 02.05.2014

[22] https://en.wikipedia.org/wiki/Bohr%E2%80%93Einstein_debates

[23] https://en.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6del%27s_incompleteness_theorems

[24] http://edwardfeser.blogspot.com.tr/2011/02/why-are-some-physicists-so-bad-at.html

[25] https://www.bethinking.org/atheism/dawkins-refuses-god-debate-with-william-lane-craig

[26] https://www.theguardian.com/commentisfree/2015/nov/30/we-can-save-atheism-from-the-new-atheists

[27] Paul Davies, The Cosmic Blueprint, Simon and Schuster, New York 1988, s. 203.

[28] Paul Davies, ‘What happened before the Big Bang’, ed: Russell Stannard, God for the 21st

[29] https://www.youtube.com/watch?v=5vT1llB0v20

[30] http://www.goodreads.com/quotes/108369-i-have-no-religion-but-if-i-were-to-choose

[31] https://derinstrateji.files.wordpress.com/2015/01/dine-karc59fi-din-e-kitap-ali-c59feriati.pdf

[32] http://www.nytimes.com/2012/03/25/books/review/a-universe-from-nothing-by-lawrence-m-krauss.html?mcubz=2

[33] https://en.wikipedia.org/wiki/Vacuum_state

[34] http://www.safsatakilavuzu.com/safsata%20turleri%20ve%20guncel%20ornekler-1.htm

[35] https://youtu.be/tq8-eLGpEHc?t=43m10s

[36] http://www.kalb-iselim.net/kutuphane/tefsirweb

[37] https://www.logicallyfallacious.com/tools/lp/Bo/LogicalFallacies/99/Genetic-Fallacy

[38] http://www.truefreethinker.com/articles/francisco-ayala-%E2%80%9Cam-i-monkey%E2%80%9D-religion-evolution-and-richard-dawkins

[39] Kozmos Belgeseli, 5. Bölüm, 2014

[40] http://www.enisdoko.com/wp-content/uploads/2011/07/D%C3%A2hi-ve-Dindar-Isaac-Newton.pdf

[41] http://www.sabah.com.tr/pazar/2017/02/26/kuantumla-nasil-zengin-olabilirsiniz

[42] https://www.youtube.com/watch?v=X6tmxFdnixQ

[43] https://twitter.com/richarddawkins/status/307369895031603200

[44] http://www.newyorker.com/news/news-desk/all-scientists-should-be-militant-atheists

[45] http://strangenotions.com/an-atheist-historian-examines-the-evidence-for-jesus-part-1-of-2

[46] http://strangenotions.com/an-atheist-historian-examines-the-evidence-for-jesus-part-2-of-2

[47] Roger Trigg, “The Christian Roots of Scientific Reasoning”, Denia Alexander (der), Can We Be Sure About Anything içinde, s. 38.

[48] John C. Lennox,  Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), s. 46-47.

[49] http://www.radikal.com.tr/politika/uras-namaz-kildigim-icin-alay-ettiler-1115356

[50] http://www.reasonablefaith.org/argument-from-contingency

[51] https://en.wikipedia.org/wiki/C._S._Lewis

[52] https://www.darwinproject.ac.uk/letter/DCP-LETT-12041.xml

[53] http://www.birgun.net/haber-detay/prof-celal-sengor-diski-yedirmek-iskence-degil-95775.html

[54] https://www.youtube.com/watch?v=6gpJuztzOH4

[55] https://luptaanticapitalista.files.wordpress.com/2011/04/the-god-delusion-by-richard-dawkins.pdf

[56] http://www.felsefe.gen.tr/filozoflar/kindi_alemin_yoktan_yaratilmisligi_nedir.asp

[57] https://tr.wikipedia.org/wiki/Jeffrey_Dahmer

[58] https://www.youtube.com/watch?v=IjW7bezdddE

[59] http://www3.nd.edu/~dhoward1/AEquotes.pdf

[60] http://commonsenseatheism.com/?p=7445

[61] http://page.mi.fu-berlin.de/cbenzmueller/papers/C40.pdf

[62] https://www3.nd.edu/~jspeaks/courses/2009-10/10100/LECTURES/5-leibniz.pdf

[63] https://plato.stanford.edu/entries/leibniz/

[64] https://plato.stanford.edu/entries/descartes-ontological

[65] https://www.ontology.co/avicenna.htm

[66] http://www.enisdoko.com/wp-content/uploads/2011/07/D%C3%A2hi-ve-Dindar-Isaac-Newton.pdf

[67] http://strangenotions.com/darwins-blind-spot

[68] http://www.evrimagaci.org/dosyalar/icerikler/63651691_let1png.PNG

[69] http://www.livescience.com/21569-deduction-vs-induction.html

[70] https://www.logicallyfallacious.com/tools/lp/Bo/LogicalFallacies/53/Begging_the_Question

[71] http://www.newworldencyclopedia.org/entry/Ronald_Fisher

[72] http://biologie-lernprogramme.de/daten/programme/js/homologer/daten/lit/Dobzhansky.pdf

[73] http://www.nytimes.com/2008/04/29/science/29prof.html

[74] https://whyevolutionistrue.wordpress.com/2012/09/10/paleobiologist-simon-conway-morris-gives-evidence-for-god-from-evolution

[75] Enis Doko, Dahi ve Dindar Isaac Newton(İstanbul Yayınevi, 2011), s. 17.

[76] Rodney Stark, What Americans Really Believe(Waco, Texas: Baylor University Press, 2008), s. 120.

[77] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), s. 46.

[78] Antony Flew, There is a God: Hot the World’s Most Notorious Atheist Changed His Mind(New York Harper One, 2007), ss. 134-151.

[79] Alper Bilgili, An Introduction to Logical Fallacies: Dawkins’ The God Delusion(European Journal of Science and Theology, 8, 2, 2012), ss. 39-46.

[80] http://www.gazetevatan.com/ateizm–tanri-fikrinden-tutarlidir–422557-gundem

[81] Michael Ruse, Why I am an Accommondationist and Proud of it(Zygon, 50, 2, 2015) ss. 362-363.

[82] Terry Eagleton, Culture and the Death of Go(New Heaven: Yale University Press, 2014), s. 148.

[83] H. Floris Cohen, The Scientific Revolution: A Historiographical Inquiry(Chicago: The University of Chicago Press, 1994), ss. 455.

[84] Richard Dawkins, Kör Saatçi(Tübitak Yayınları, 2013), s. 145.

[85] http://www.patheos.com/blogs/danthropology/2014/12/richard-dawkins-we-need-an-anti-darwinian-society

[86] Peter Singer, Practical Ethics(Cambridge: Cambridge University Press, 2011), ss. 51-52.

[87] Thomas S. Khun, Bilimsel Devrimlerin Yapısı(İstanbul: Alan Yayıncılık, 1991)

[88] John Hedley Brooke, Science and Religion: Some Historical Perspectives(Cambridge University Press, Cambridge MA, 1991), s. 139.

[89] C. Plott, Global History of Philosophy: The Period of Scholasticism(Montilal Banarsidass, Delhi, 2000), s.. 465.

[90] https://www.biruni.edu.tr/index.php/biruni-kimdir

[91] http://www.muslimheritage.com/article/illustrious-names-heavens-arabic-and-islamic-names-moon-craters

[92] Mehdi Golshani, The Holy Qur’an and the Sciences of Nature(Gobal Scholary Publications, New York, 2003), s. 54.

[93] https://www.theguardian.com/commentisfree/2015/nov/30/we-can-save-atheism-from-the-new-atheists

[94] Virgiliu Pop, Viewpoint: Space and Religion in Russia: Cosmonaut Worship to Orthodox Revival(Astropolitics: The International Journal of Space Politics&Policy, 7, 2, 2009, s. 156.

[95] http://www.safsatakilavuzu.com/safsata%20turleri%20ve%20guncel%20ornekler-1.htm

[96] Maurice A. Finocchiaro, Defending Copernicus and Galileo: Critical Reasoning in the Two Affairs(Dordrecht: Springer, 2010), ss. 175-177.

[97] http://www.patheos.com/blogs/davearmstrong/2008/03/richard-dawkins-and-double-standards-of-the-religion-vs-science-mentality-galileo-redux.html

[98] Albert Einstein, The Human Side: Glimpses from His Archives, Helen Dukas ve Banesh Hoffmann (der.)(Princeton: Princeton University Press, [1979] 2013), s. 98.

[99] Bertrand Russel, Din ile Bilim(İstanbul: Say Yayınları), s. 125.

[100] Bertrand Russel, Din ile Bilim(İstanbul: Say Yayınları) s. 167.

[101] Celal Şengör, Newton Neden Türk Değildi?(İstanbul: KA Kitap, 2015), s. 137.

[102] Malachi Haim Hacohen, Karl Popper – The Formative Years, 1902-1945: Politics and Philosophy in Interwar Vienna(Cambridge: Cambridge University Press, 2000) ss. 68-69.

[103] Edwin Hung, Philosophy of Science(Boston, MA: Wadsworh, 2014), s. 336.

[104] Edwin Hung, Philosophy of Science(Boston, MA: Wadsworh, 2014), s. 336.

[105] Gerald Holton, Thematic Origins of Scientific Thought: Kepler to Einstein(Harvard University Press, Cambirdge MA, 1988), s. 84. (1597, Maestlin’e mektup” içerisinde geçmektedir)

[106] Mark Steiner, The Aplicability of Mathematics as a Philosophical Problem(Harvard University Press, Cambridge MA, 1998), s. 176.

[107] J.B.S. Haldane, Possible Worlds(New Brunswick: Transaction Publishers, 2001), s. 209.

[108] Max Weber, Sosyoloji Yazıları, H. H. Gerth ve C. Wright Mills(der.)(İstanbul: Hürriyet Vakfı Yayınları, 1987), s. 140.

[109] Richard Dawkins, The Selfish Gene(Oxford: Oxford University Press, 1989), s. 21.

[110] Celal Şengör, Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?(İstanbul: KA Kitap, 2016), s. 58.

[111] Alper Bilgili, Bilim Ne Değildir?(İstanbul: Doğu Kitabevi, 2017), ss. 73-88.

[112] Celal Şengör, Newton Neden Türk Değildi?(İstanbul: KA Kitap, 2015), s. 123.

[113] Alister E. McGrath, The Ideological Uses of Evolutionary Biology in Recent Atheist Apologetics, Denis Alexander ve Ronald L. Numbers(der.), Biology and Ideology: From Descartes to Dawkins içinde(Chicago: Chicago University Press, 2010), s. 340.

[114] William T. Cavanaugh, The Myth of Religious Violence(Oxford: Oxford Universirty Press, 2009), s. 177.

[115] William T. Cavanaugh, The Myth of Religious Violence(Oxford: Oxford Universirty Press, 2009), s. 143.

[116] Keith Ward, Is Religion Dangerous?, s. 68.

[117] Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Dini ve Ahlak Kavramlar(İstanbul: Pınar Yayınları, 1991), ss. 122-123.

[118] David C. Rapoport, “Some General Observations on Religion and Violence”, Terrorism and Polttical Violence(3,3,1991), ss. 121-122.

[119] http://www.nytimes.com/2006/11/27/opinion/27Shweder.html

[120] Bertrand Russell, Has Man a Future?, s. 119.

[121] Stefan Zweig, The World of Yesterday: An Autobiograpgy(Lincoln: University of Nebraska Press, 1964), ss. 192-197.

[122] Jaap Harskamp, The Anatomy of Despondency: European Socio-Cultural Criticism 1789-1939(Leiden: Brill Academic Publishers, 2011), s. 601.

[123] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), s. 61.

[124] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk(Turhan Kitabevi, 2005), ss. 512-513.

[125] Alvin Plantinga, Where the Conflict Really Lies: Science, Religion and Naturalism(Oxford: Oxford University Press, 2011), ss. 8-12.

[126] John C. Lennox, Why the New Atheists are Missing the Target(Oxford: Lion Books, 2011), ss. 32-33.

[127] John Hedley Brooke, “That Modern Science Has Secularized Western Culture”, Galileo Goes to Jail and Other Myths About Science and Religion içinde, s. 227.

[128] David N. Livingstone, Darwin’s Forgotten Defenders: The Encounter between Evangelical Theology and Evoulitonary Thought(Grand Rapids, MI: W. B. Eerdmans, 1987), ss. 62-64.

[129] Ross A. Slotten, The Heretic in Darwin’s Court: The Life of Alfred Russel Wallace(New York: Columbia University Press, 2004), s. 4.

[130] Charles Robert Darwin, On the Origin of Species by Means of Natural Selection, or rthe Preservation of Favoured Races in the Strugle for Life(London: John Murray, 1860), s. 490.

[131] Francis Darwin(der.), The Life and Letters of Charles Darwin: Including an Autobiographical Chapter, I. Cilt(Londra: John Murray, 1887), ss. 312-313.

[132] John W. Livingston, Muhammad Abduh on Science, Muslim World, 3, 4, 1995, ss. 216-220.

[133] İsmail Fenni, Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali (İstanbul: Orhaniye Matbaası, 1928), ss. 110-111.

[134] http://www.evrimagaci.org/makale/566

[135] http://www.templeofearth.com/books/historyoftheconflictbetween%20religion%20and%20science.pdf

[136] https://en.wikipedia.org/wiki/Kit%C4%81b_al-Hayaw%C4%81n

[137] Rebecca Stoot, Darwin’s Ghosts: In Search of the Firs Evolutionists(Londra: Bloomsbury, 2013), ss. 43-47.

[138] Hakan Ertin ve Rainer Brömer, “Biology”, Ibrahim Kalin(der.), The Oxford Encyclopedia of Philosophy, Science, and Theology in Islam, I. Cilt(Oxford: Oxford University Press, 2014), s. 100.

[139] Dag Nikolaus Hasse, Avicenna’s Giver of Forms in Latin Philosophy, Especially in the Works of Albertus Magnus, Dag Nikolaus Hasse ve Amos Bertolacci(der.), The Arabic, Hebrew and Latin Reception of Avicenna’s Metaphysics içinde(Berlin: De Gruyter, 2012), s.. 237.

[140] Roger Trigg, “The Christian Roots of Scientific Reasoning”, Denis Alexander(der.), Can We Be Sure About Anything? içinde s. 32.

[141] http://www.baylorisr.org/wp-content/uploads/park_conflict.pdf

[142] Elaine Howard Ecklund ve Jerry Z. Park, “Conflict Between Religion and Science Among Academic Scientists?”, Journal for the Scientific Study of Religion, 48, 2, 2009, ss. 284-286.

[143] Frank M. Turner, “The Victorian Crisis of Faith and the Faith that was Lost”, ss. 9-11.

[144] https://www.theatlantic.com/national/archive/2013/06/listening-to-young-atheists-lessons-for-a-stronger-christianity/276584

[145] https://www.youtube.com/watch?v=xoPx2_408rU

[146] Thomas Nagel, The Last Word(Oxford: Oxford University Press, 1997), ss. 130-131.

Yazıdaki tüm ayetlerin mealleri Kur’an Meali adlı siteden alınmıştır. O sitede her ayet için 41 farklı meal ve ayetlerin Arapçasını da bulabilirsiniz.

MANTIKSAL TEİZM ©2017

Furkan

Temellendirilmiş bir inanışın dahi temelinde temellendirilmemiş bir inanış yatar. Dolayısıyla her şeyin yegâne ölçütü Tanrı olmalıdır.

You may also like...

21 Responses

  1. Asdfghjks dedi ki:

    İyi günler, ben dinleri ve Tanrı fikrini saçma bulan bir insanım en önemli sebeplerim 2,3,4,5 diğerlerinin payı az ya da yok ve yazdıklarınız beni etkilemedi
    2: Tanrı fikri insan uydurmasıdır bana göre halen öyle ,insan zekası geliştikçe tanrılar yetmedi ve yeni nitelikler verdik ayrıca tanrıya duyulan sevgi ya da saygi onu ulaşılmaz yapmak için yeni güçler vermemize sebep oldu bu insanın doğasında vardır korumak istediğimizi yüceltiriz erişilmez yaparız halen çok tanrılı dinlerin olması onların bu konuda çok da düşünmemesi bence.İslamin önceki üç dine ve bu dört dinin eski medeniyetlerin dinlerine benzemesi onların kopyala yapıştır olmasından, bu düşüncem değişmedi. Olayların hep Ortadoğu da geçmesi, peygamber isimlerinin, gönderildikleri yerlerin Ortadoğuyla ilgili olması, kutuplardan,kar yağışından habersiz bir peygamberin olması bunun büyük ispatlarindan. Her yere elci gönderdik iddiasi bence hiç de saglam değil peygamber isimlerinin hangi dilde olduğuna bakarsak bu iddia sarsılır neden Avustralya daki elçiden bahsetmez oradaki mucizelerden bahsetmez aborjinler gayet korumuş bir kültüre sahip allahı mı unuttular?

    3: Dinler gerçekten çoğu zaman bela olmuştur.İslam ise en hastalıklı olanıdır verdiginiz ayetlere baktim.Mekke’de söylenen ayetler ve Medine’dekileri karşılaştırın göçten sonra dil sertleşir.Birde şunu yazayım defalarca apaçık indirildi yazan, olağanüstü niteliklere sahip bir tanrının gönderdiği bir kitap nasıl olur da bu kadar zarar verir,yanlış yorumlanır düşünülmeli insanlar aptal, insanlar cahil demek kurtarmaz yani kitaba tanrıya yüklenen nitelik ve yaşananlar insana hayret veriyor.
    4: Benim dinim doğru bu sebeple 3999 una inanmıyorum demişsiniz anladığım kadarıyla da zaten biz bunu diyoruz din doğruluğu çok göreceli bu sebeple din secmek onu savunmak saçma geliyor .
    5: Hayatımda duyduğum en güzel sözlerden biri Din kitlelerin afyonudur sözüdür islam afyon olma konusunda çok elverişli olmalı göründüğü kadarıyla mesela kitap tek bir dil kutsal yerler bir ülkede ilkel,katı kurallar var vs.

    Ben fikirlerimi belirttim ama sunu söyleyeyim islamda tabiki güzellikler var bütün dinlerde vardır ama bu onu diğer dinleri kutsal yapmaz. Ayrica Muhammet büyük ihtimal hasta bir insandi psikolojik olarak,günümüzde yasasa tedavi edilirdi.Soylediği sözler sizi etkiliyorsa ve bunu hasta bir insanın yapamayacağını düşünüyorsaniz hasan mezarcı nın şiirlerini okuyun o da mesih ilan ediyor kendini eskiden yasasa peygamber ilan edebilirdi kendini.

    • Furkan dedi ki:

      Yorumunuz için teşekkür ederim. Öncelikle bu yazı(Yeni Ateizme Eleştiri yazımız) detaylı bir eleştiri değil, Türkiye’deki genel ateist düşüncesindeki hataların ortaya çıkarıldığı bir yazıdır. Örneğin, “Tanrı insan uydurması” derken genel Türk ateistleri saçma kanıtlar verirken veya kanıt vermezken, buna dair “işe yarayabilir” denebilecek kanıtlar verenler de vardır. O nedenle, bu yazı mantıklama yapanlara değil, genel Türk ateistlerine bir eleştiridir. Mantıklama yapanların mantıklamasında hata olduğunu düşündüğüme dair detaylı bir eleştiri yazısı da ileride gelecektir.

      2) “İnsanların Tanrı’ya ihtiyacı var ve uydurmuşlar. Geçmiştekiler yetmemiş, insanlar geliştikçe Tanrı da gelişmiş” fikriniz, Prof. Dr. Karl Stern’in “Ateizm şizofreni ile benzerlikler gösterir.” demesinden üstün bir tarafı var mıdır? Çünkü tarihsel bir kanıt vermemişsiniz. He, dediğiniz tek eleştiri “Kar vb. şeyler Kur’an’da geçmiyor, habersiz olduğu şeylerden bahsetmemiş Muhammed” tarzındadır. Bunu cevaplayacağım. Onun dışında, “Neden hep aynı coğrafyaya geldi?” eleştiriniz güçlü değildir. Tarihsel olarak öyle olmadığına dair tam bir kanıtımız yok. Öyle olduğuna dair de bir kanıtımız yok fakat, aksi bir şekilde bulgu olmadığından dolayı Kur’an’ın doğru olması peygamberlerin farklı coğrafyaya geldiğinin bir kanıtı olacaktır. Tam anlatamamış olabilirim, kısaca dediğim şey şu; peygamberlerin olduğu coğrafya ile ilgili gelen iddialar aksi olan iddialarden ne üstün, ne de altta. Bu durumda buna bakarak bir yorum yapmak yanlış olur. Cevaplayacağım dediğim yere geleyim; kar vb. olaylardan bahsedilmemesi Kur’an’ın Allah’ın sözü olmadığını göstermez. Evvela bir kişi de, “neden afrikadan bahsetmemiş?” diyebilir. Önemli olan bu değildir, o zamanki her şeyden bahsetmemesi zaten olasıdır. Ve kar gibi olayların geçip geçmemesi hiçbir şey ifade etmiyor iken, Kur’an’da, Arap Yardımadası’na yağma olasılığı çok düşük olan “dolu”(min beredin) yağış türü Nur Suresi 43. ayette geçiyor. Kur’an kesin doğru mu oldu? Tabii ki hayır.

      3) Dinlerin “bela” olduğuna dair yorumunuz mesela kişiseldir. Bir ateist olarak, “kötü”nün tanımını neye göre yapıyorsunuz? Hadi yaptınız diyelim, İslam mı “bela” yoksa insanlar mı onu bela haline getirmişler, buna dair kanıtlar vermememiz gerekir. Kur’an zaten “Kur’an apaçık bir kitaptır, herkes anlayabilir” demiyor buraya dikkat edelim. Sad Suresi 29. ayette “Temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdik” denir. Örneğin Yunus Suresi 5. ayette de bilgili toplulukların anlayacağını söylüyor. “Temiz akıl” ifadesine dikka edin. Akıl da yetmez, temiz akıl olması gerekiyor. Yani önyargı ile bakan, kalıpyargı ile bakan, dürüst olmayan zaten anlamayacaktır.(Temiz akıl bunu ifade eder. Hem temiz, hem de akıl olması gerekir. Temizden kasıt üstte yazdığım gibidir, akıl da, mantıksal şekilde iddialar ortaya atmak ile ilgilidir) Bizim dediğimiz İslam’ın tahrif edilmesi olayı dediğiniz ayetlerle çelişmemektedir, tam tersine o ayetler bizi doğrulamaktadır. Bununla birlikte, Mekkeli Müşriklerin Kur’an’daki ifadeler kendi atalarına uymadığı için “Bundan başka Kur’an getirin!” dediğini biliyoruz(Yunus/15). Bugün de benzeri şey oluyor ve aynı şekilde İslam tahrif ediliyor. Bu durumun Kur’an ile çelişen bir tarafı yok. İmtihan dünyası dahi bununla ilgili. İmtihan sadece kötü bir olayın olması değildir. Aklını kullanmak da buna dahildir. Yani, özgür irademle mantıksal bir şekilde düşünüp Tanrı’yı bulabilecek miyim? Tanrı’nın dediklerini yerine getirebilecek miyim? Zaten İslamiyet hiç tahrif edilmeyecek olsaydı, düşünüp araştırmanın, dolayısıyla imtihanın ne anlamı kalırdı?

      4) Orayı biraz yanlış anlamışsınız. Dediğim şey şu; inandığın düşünceye/dine dair kanıtın nedir? Eğer doğru düzgün bir kanıtın varsa zaten diğerleri yanlış olacaktır. Senin yaptığın eleştiri “Ben A’ya inandığım için B’yi reddediyorum” diyenler içindir. Biz ise, “Ben X sebepten dolayı A’ya inanıyorum, bununla birlikte B’de olan Z fikrinden dolayı B’nin yanlış olduğunu düşünüyorum.” gibi eleştiriyoruz. Bir analoji yapalım; 10 tane araç kaza yaptım diyelim. Her biri de “Ben suçsuzum” diyorsa, “Çok araç kaza yapmış ve hepsi suçsuzum diyor, boşverelim” mi diyeceğiz? Bu olayı araştırıp suçsuz olanın kim olduğunu bulup buna göre “X’den dolayı ikinci sürücünün doğru olduğunu düşünüyorum. Yani, diğer 9 şöfor suçludur.” demek mantıklı olanıdır. Din konusunda da aynen böyle. Sebep vererek İslamiyet’i doğru buluyoruz. “Ben bilirim, Tanrı var” gibi bir şey söylemiyoruz. Tanrı’nın varlığına dair argümanlardan ve teolojik argümanlardan yola çıkarak İslam doğru diyoruz. “4000 din var inan birisi de 3999’unu reddediyor” iddiasına karşılık şöyle bir iddia da verilebilir, “Tanrı hakkında 4000 tane ideolojik düşünce var(Panteizm, İslam, Agnostizm, Ateizm vs.) ve ateistler bunlardan sadece birine inanıyor, diğer 3999’unu reddediyor.” Görüldüğü üzere, bu mantıksız bir iddiadır. Ateistlerin diğer 3999 düşünceyi reddetmesi önemli değil, ateizme dair kanıtların olup olmadığı önemlidir. (Ateistler için “inanç” kelimesini kullandığımdan dolayı bana kızabilirsiniz ancak ateizm de bir inançtır; mesela Tanrı’nın olmadığına dair bir inançtır. Mesela çoğu ateistin inandığı şey bilimin yapılabilir olduğudur, lakin bilimin yapılabilir olduğuna dair hiçbir deneysel kanıtımız yoktur, sadece inancımız vardır. İnanç, kanıtsızca inanmak demek değildir. Kanıtlı ve kanıtsız inanç olarak ayrım yapılabilir. Sorun kanıtsız inançlarda. Bir kişi herhangi bir şeye inanıyorsa onun kanıtı getirmelidir ki “Bu doğrudur” diyebilelim.)

      5) Öncelikle katı kuralların saçma olmasına dair mantıklamanızın nedeni nedir? Ve İslam’da hangi kural “katı”dır? İslam’da tam tersine “Dinde zorlama yoktur” denilir, yani dine inan birisi namaz kılmıyorsa onu kimse zorlayamaz. Kur’an “Namaz kılmayan cehenneme gider” deseydi eğer, o zaman tam anlamıyla “katı” diyebilirdik, fakat öyle değil. Kitabın tek bir dil olması hiçbir şey teşkil etmiyor. Sonuçta, aynı anda farklı farklı yerlere indirme gibi bir prensip izlememiş Tanrı, bir yere indirip diğer yerlere de yaydırma presibini izlemiş. Bu durumun içinde tek bir dil olması zaten mantıklı değil midir? Mantıksal bir çelişki var mı ki burada “Kitabın tek bir dil olması sorunludur” diyebiliyoruz? Ve, eğer “O zaman Araplar daha iyi anlar ama” diyorsanız da. Bu yazımızı okuyabilirsiniz: https://goo.gl/dsYVQ7

      Ben Ali Şeriati’nin bu sözüne katılıyorum; dinler afyondur, ama hangi dinler? “Şirk Dinleri”. Örneğin “kutsal” ile ve dinlerin afyonu ile alakalı olarak; Kadir Gecesine insanlar bir anlam yükler ve “Kadir Gecesi kutsaldır” derler. Ancak Kur’an’da tam olarak böyle değildir. Kur’an’a göre önem ve “kutsallık” geceye ait değildir! O gecede inen şeye, yani Kur’an’a aittir. İnsanlar bu hatayı çok yapıyorlar. Örneğin Muhammed’in olduğu iddia edilen şeylere de öpücükler konduruyorlar sürekli. Sanki Muhammed normal bir insan değilmiş gibi, ve sanki Muhammed’in giydiği şeyler kustalmış gibi. Ki onların Muhammed’e ait olduğundan da emin değiliz. Hadi emin olduk diyelim, Muhammed’in giydiği şeylerin hiçbir değeri yoktur. Muhammed de bizim gibi bir insandı, farklı olarak peygamberdi. Ancak bu giydiklerini kutsal yapmaz. Bizlere getirdiği şeyi kutsal yapar. Ve, Muhammed’in hayatında izlediği yol bizim için önemli olur, giydikleri değil…

      6) Güzellikle olması da zaten beni ilgilendirmez 🙂 Çünkü “güzel” dediğimiz şeyin temelini atmak önemlidir. Aksi halde öznel bir şey söylemiş oluruz. Neyse, Muhammed’in hasta olduğuna dair eleştiriler çok saçma geliyor bana. Pozitif tarihte Muhammed çok sevilen birisi ve kimsenin ona “O hastaydı” dediğini görmedim. Muhammed çok iyi bir konuşmacı ve bilge birisi olarak anılır. Aksini iddia eden herhangi bir tarihsel kitaba veya düşünüre rastlamadım. Bu iddia günümüzün Türk ateistlerinde ortaya çıkmış ve herhangi bir kanıtı bulunmayan bir iddiadır. Hasan Mezarcı kim daha önce duymadım fakat,(Mesih diye yanlış yazdınız sanırım, mehdi olabilir) Mehdi gibi bir şeyin gelmeyeceği Kur’an’da çok açıktır. Bu, insanların eski tarihlerden beri uydurduğu bir şeydir. He, dersen ki Muhammed’in peygamberliğine inanıyorsun ama atıyorum annen sana gelse “Ben peygamberim” dese neden inanmazsın, bunu cevaplarım. Öncelikle, Muhammed sadece “Ben peygamberim” demekle kalmamış, dünyada birçok şey değiştiren bir kitap olan Kur’an’ı da delil olarak ortaya sunmuştur. Peygamberin bunları yaparken para istediğine dair herhangi bir tarihsel kanıt yoktur, ki tam tersine yardımlaşmalar yaptığına dair kanıt vardır. Bununla birlikte Kur’an’da da “Din konusunda sizden ücret istemeyenlere uyun”(Yasin/21) denir. Şu soru çıkar, Muhammed’in çıkarı neydi? Çıkarının olmaması tam bir kanıt değildir tabii ki. Fakat, Kur’an’ın da Tanrı’dan olduğuna dair iddialarının yanında, şöyle söylemleri vardır: “Eğer bu Allah sözü değilse hadi beşerler benzeri bir söz getirsinler!” veya “Eğer Allah’tan gelmiyor olsaydı bu kitapta çelişkiler olurdu” gibi… Bir kişinin havada uçması veya güzel konuşması onun peygamber olabileceği anlamına gelmez. Kur’an’da tarihsel olarak o dönemde yazılamayacak birçok şey var. Örneğin, “Tarık” diye bahsedilen “Vuruşlu yıldız” gibi. Örneğin, evrenin genişlemesi gibi.(O dönemlerde genel kabul edilene göre evrenin genişlediğini söyleyen bir model yoktur.) Örneğin, Kur’an’ın tarih hakkında söylemlerinin olması ve bunların da tarihsel olarak çelişmemesi gibi. Muhammed bunların hepsini nasıl yaptı? Antik Yunan’daki tüm kitapları dahi okusa, evrenin genişlediği o zamanlar söyleyen bir kitabın olduğuna dair hiçbir kanıt yok. O zamanlarda bahseden kişiler olduğunu bulurduk zaten. Ama hadi eski bir Antik Yunan kitabında evrenin genişlediği yazıyor diyelim. Muhammed o zaman hiç kabul edilmeyen bu görüşü aldı da neden Kur’an’a yazdı? O zaman Araplar arasında genellikle Aristo fikirleri hakim çünkü. Ve bu Aristo ile tamamen çelişkili.

      Genel olarak bu tür iddialar, doğru düzgün bir kanıta sahip olmadığı gibi mantıklama açısından ya hatalı, ya da düşük bir mantıklamaya sahip oluyor.

      • Asdfghjsk dedi ki:

        Merhaba, az öz yazayım:
        -2: tarihsel bir kanıt olarak tanrıların nitelikleri yetmez mi ? eski Yunan tanrıları,mısır tanrıları , putlar,yehoava,allah ,deizmdeki,tanrı yani ortada bir tanrı evrimi olduğu açık.
        3-Diğer dinlerde islama peygamberlere dair bir şey yok Kuran’da da sadece gönderdik denmiş ee gördüklerime mi anlatilana mı inanayım şu konuyu biraz a açayım kuranda 24 peygamber var 16 sı baba oğul torun anlatılan hikayeler hep yerel ,diger yerlere de göndermiş demek çok çaresizce benim iddiamın ispatı diğer dinler.

        Diğer yazdıklarina yazacagim yanıtlarin cevabını tahmin ediyorum bu yüzden sana Bir tavsiyem var Twitter’da Aklıngözü diye bir hesap İslam eleştirisi yapıyor oraya göz atabilirsin:

        Aklın Gözü (@aklingozu) adlı kişiye göz at: https://twitter.com/aklingozu?s=09

        kusura bakma ama yanit yazacak halim yok az çok belli senin de bana vereceğin yanıtlar iyi günler.

        • Furkan dedi ki:

          Asdfghjsk Bey/Hanım, yazıya birçok soru-cevap ekledim ve eskilerini yeniledim. Şu an çok daha tutarlı ve düzgün cevaplar yer alıyor. Yazıyı tekrar bir gözden geçirmenizi öneririm. Çok önemli konularda cevaplar var çünkü. Şimdiki söylediklerinizi cevaplamak gerekirse:

          2) Dedikleriniz felsefi anlamda pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü, “Hassas ayar argümanı var.” diyen bilim insanlarına karşı “Onlar olmasaydı zaten burada olmazdık.” diyenlerin hatasını yapıyorsunuz. Yani, hassas ayarların neden olduğuna dair açıklama yapmıyorsunuz, sadece neden-sonuç ilişkisi açısıdan bir şey söylüyorsunuz. Bu dedikleriniz pek bir önem arz etmez. Allah’ın yokluğunu kanıtlamak için bu gibi örneklerle değil, Kur’an’ın hatalı olduğu ve felsefi anlamda Tanrı’nın çelişkili olduğu gibi mantıklamalarla gelmelisiniz. Sadece tarihsel söylemlerle çok farklı şeyler çıkabilir ortaya. Ayrıca, attığınız kişinin birkaç tweetini okudum ve oruç hakkındaki tweetini görünce hiçbir felsefi bilgisi ve teolojik bilgisi olmayan, sadece önüne gelen şeye saydırıp popülerlik kazanan birisiymiş gibi göründü bana. Çünkü “Oruç, egoist Tanrıların insanlara çektirdiği eziyettir.” diyor. Birincisi, oruç zaten ölümüne tutulması gereken bir şey değildir. O yüzden Kur’an’da yolculara, zor durumda olanlara ve yaşlılara tutmak farz değil ve hatta yasaktır da, ki rahatsızlanmasınlar. Aynı zamanda Kur’an’da orucun nedeninin insanları fikirsel yönden geliştirdiği yazar ki gördüğümüz üzere de oruç diğer hayvanların pek de umursayacağı bir şey değil. Ön beyin ile alakalı, ve ön beyin de insanlarda çok geliştiği için bugün bizler bu haldeyiz. Oruç, diğer hayvanlardan yegane farkımız olan iradeyi arttırıyor. Tabii Kur’an’da yazıldığına göre tutulursa. Yani bir kişi yalnızca yemek orucu tutuyorsa bu Kur’an’daki oruç değildir, yararsızdır da. Tanrı’nın egoist olduğu önermesi mantıklanmamış ve boş bir önermedir. Aynı şekilde, “Tanrı şu kocaman evrene vermediği aklı insan gibi küçük bir canlıya vermiş.” gibi de düşünülebilir ve mantıklama açısından aynılardır.

          3) Öncelikle, Kur’an her yere peygamber gönderdik demiyor, resul gönderdik diyor. Bir peygamber aynı zamanda bir resuldür, ama bir resul illa ki peygamber değildir. Resul elçi anlamına gelir. Kur’an Hz. Muhammed’e son nebi der ama son resul demez. Bu konuda daha derin bir yazı olan (http://19.org/tr/her-topluma-elci) yazısına bakabilirsiniz. Şöyle bir şey var ki, Kur’an’da tarihsel olaylardan bahsederken de genellikle zamanı, mekanı ve bu yaşanan olayın içinde kimlerin bulunduğunu verilmez. Kur’an çok boyutlu bir kitap olduğu için kişilerden değil, kişiliklerden bahseder. Örneğin Musa kıssasında “Firavun” der, ama Firavun kişinin ismi değildir. Kur’an Firavunluğu aktarır, Firavun’un kişiliğini aktarır. Örneğin “Adem’in eşi” der ama adını söylemez, gerekli değildir çünkü. Kur’an “Ebu Leheb” der ama Ebu Leheb kişinin adı değildir, zaten Kur’an kişilerle muhattab değildir. Kur’an’ın amacı Ebu Lehebliği aktarmaktır. Dolayısıyla az ve öz bir şekilde aktarır(Bilirsin, Kur’an kolaylaştırıldığını söyler kendisi için). Bir de şöyle düşünün, Kur’an’da gelen binlerce/on binlerce peygamberden bahsedilseydi kaç sayfa olurdu? Her peygamberden bir sayfa bile bahsetse muhtemelen şu anki Kur’an’ın 5-10 katı olurdu(Kaç peygamber geldiğini bilmiyoruz). Hatta yüzbinlerce peygamber gelmiş ise şu anki Kur’an’ın yüzlerce katı olurdu(Düşünün, sadece peygamberlerden bir ayet bahsetseydi. Allah’ın sıfatları, yaratılış, cennet-cehennem gibi konulardan hiç bahsetmeyecek, sadece peygamberlerden bahsedecek olsaydı). Anlayacağınız üzere, Kur’an gelen birçok peygamberden bahsetmiyor ve gelmiş olan diğer peygamberlerin de şu anda Kur’an’da bulunan kıssalara benzer şeylerle karşılaştığını söylüyor. Dolayısıyla bahsetmemesi de gayet mantıklıdır. Ve tarihsel anlamda bu halklar(Örneğin Aburjinler) gelen elçiyi kaydetmemiş olabilir. Zaten Aburjinlerin tüm kayıtlarını bulduk mu? İlla ki kayıtlarına kaydetmeleri mi gerekiyor? İlla ki kayıt etmelerinin gerekmediği zaten açık, Kur’an’da da “İlla ki kayıt altına alacaklardır.” gibi bir iddia da yoktur. Ben “Her yere resul gelmemiştir” iddiasını pek güçlü bulmuyorum. Bunun yerine Kur’an’ın yanlış olduğunu kanıtlarsanız, o zaman Allah fikri de, bu cümle de yanlışlanmış olacaktır. Kur’an’da tüm peygamberlerden bahsetmeme konusunda çok rasyonel bir yolu seçmiştir. Teşekkürler sorularınız için.

          Ve şunu söylemek istiyorum. Eğer sorularınıza verilen cevaplar doğruysa yine o cevaplar verilecektir. Örneğin birisinin üstündeki t-shirt kırmızı olursa ve biz ona üstündekinin rengini sorarsak hep kırmızı diyecektir. Dolayısıyla sizin “Sen de hep aynı şeyi söylüyorsun.” deyip, kişinin dediklerini reddetmeniz rasyonel midir? Eğer bir şeylere itiraz etmek istiyorsanız lütfen yazın. Daha net ve güzel cevap vereceğimden emin olabilirsiniz.

    • lever dedi ki:

      Soru 1: Hz. Muhammed’in Kur’an’ın bildiricisi olduğuna inanıyor musun?
      Soru 2: Kur’an-ı Kerim’in Müslümanlığın kitabı olduğunu düşünüyor musun?

      Eğer yukarıdaki üç sorudan herhangi birine “Evet” diyorsan Hz. Muhammed’e “Hasta bir insandı” demeni kınıyorum.

  2. Hathrone dedi ki:

    Özellikle şu Hz. Muhammed’in yaşamadığı eleştirisine internette cevap veren yazı yoktu. Bu yazı çok detaylı ve süper olmuş! Yeni ateistlerin saçmalıklarına son vermişsiniz.

  3. hacı dedi ki:

    Her konuya güzelce cevap vermişsiniz ama unuttuğunuz bir şey var eski metinler ve dinlerdeki ifadelerin benzerlikleri hakkında ne diyorsunuz?

    • Furkan dedi ki:

      Haklısınız o konuya da değinmek gerekirdi. Tavsiyeniz için teşekkürler, bu konuyu da yazıya ekleyeceğim cevabımın ne olduğunu görürsünüz 🙂

  4. arda dedi ki:

    peki tanrı kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi? Eğer yaratamıyorsa güçlü değildir eğer yaratabiliyorsa da artık kendinden güçlü bir şey vardır ve yine güçlü değildir bu iddia sizce ne kadar kuvvetli?

    • Furkan dedi ki:

      Bu felsefi açıdan hiçbir mantık içermez ve hatalı bir söylemdir. John Mackie ve Saul Kripke gibi ünlü ateist filozoflar da böyle düşünmektedir, neden? Tanrı’nın tanımı zaten en kudretlidir(En kudretliden kasıt mantıksal olan her şeye gücü yetendir. Örneğin Kur’an’da da Tanrı’nın çocuğunun var olduğu iddiasına, “O bundan münezzehtir.” diye cevap verilir). Yani bu soru aslında “Her şeye gücü yeten şey gücünün yetmeyeceği bir şey yapabilir mi?” demektedir. Bu soru bu nedenle mantık hatasına sahiptir. Cevap: “Tanrı’nın her şeyi yapabiliyor olması O’nun çelişkili şeyler yapabiliyor olması anlamına gelmez, ve bu çelişkili şeyler yapma olayının Tanrı’nın en kudretli sıfatını yıkma ile ilgisi yoktur. Çünkü çelişkili şeyler yapmak herhangi bir varlık için imkansızdır. Tanrı, mantıksal açıdan her şeyi yapabilir, çelişkiler hiçbir varlık tarafından yapamaz. Tanrı’nın dört kenara sahip bir üçgen yaratması imkansızdır, çünkü mantıksal açıdan bu çelişki içerir. Aynı şekilde her şeyi kaldıran bir şeyin kaldıramayacağı bir şey yapması da imkansızdır. Dolayısıyla bu soru hatalıdır.”

      Anlayacağınız üzere, mantık yasaları her şey için geçerlidir ve bu soru hatalıdır. Eğer derseniz ki “Mantık yasaları her şey için geçerli değildir, bu Tanrı, her şeye gücü yetmeli.” o zaman cevabım şu olur: “Tanrı kaldırmayacağı bir şeyi yaratabilir ve bunu kaldırabilir.” Burada itirazınız “Ama kaldıramayacağı şeyi yaratıp kaldırması çelişki değil mi?” şeklinde olursa, çelişkilerin olabileceğini siz savundunuz ben değil. Ve burada Descartes gibi bir yorum da yapılabilir, yani Tanrı’nın mantık ötesinde olduğu savunulur. Sonuçta, bize çelişki gibi gelse de Tanrı her şeyi yapabilir.

      Ama ben Descartes’inki gibi bir yorumu savunmuyorum. Zaten Tanrı’nın mantıksal olan her şeyi yapabilmesi ve çelişkili şeyleri yapamaması O’nun güçsüzlüğünden kaynaklanmaz, çünkü çelişkiler birbirini yok eder, bu nedenle herhangi bir varlık tarafından yapılması imkansızdır. Yani şu şekilde, evli ve bekar olan bir adam diyemezsiniz. Ya evli, ya da bekar tanımlarından birini seçmelisiniz ve bir tanımı seçtiğinizde o adam için diğer tanım otomatik olarak yok olur. Aynı şey bu konuda da geçerlidir. Her şeye gücü yeten varlığın gücünün yetmediği bir şey olmayacağı için soru tamamıyla hatalıdır. He tabii, konuştuğunuz kişi Tanrı’nın tanımını “Çelişkili ve çelişkisiz her şeye gücü yeten” olmasını İSTİYORSA Descartes’inki gibi bir cevapla bu görüş de yıkılabilir.

      Bu görüş zaten din felsefecileri tarafından düşünülmemektedir bile. Aquinas zamanında zaten cevaplanmış bir görüştür. Yeni ateistler felsefeden yoksun olduğu için böyle mantıksız şeyleri söylese de bize bunun cevabını vermek düşer.

  5. Abcçdef dedi ki:

    Kadir gecesi hakkında ki yorumunuz yanlış olmamış mi? Normalde surede genel bir yaklaşım var, geçmiş bir zamandan bahsedilmiyor ki. (tenezzelü-lmelâiketü verrûhu fîhâ biizni rabbihim. min külli emr. (Kadir 97:4).Ee bu şimdiki kadir gecesini de mübarek kılmaz mı

    • Furkan dedi ki:

      Evet, Kadir Gecesi önemlidir fakat kutsal değildir. Kadir Gecesi önemlidir çünkü Kur’an o günde inmiştir. Ben orada özellikle o güne kutsallık ekleyenler için yorum yaptım. Önemli bir gecedir, fakat bunun nedeni o “gün”den dolayı değildir, inen şeyden dolayıdır. Ve gecenin herhangi bir kutsallığı falan yoktur, önemi de o günde Kur’an’ın inmesidir, farklı nedenleri yoktur. Meleklerin inmesini halk yanlış anlıyor. Meleklerin inmesini sanki o gün Noel Baba geliyor da hediye dağıtıyormuş gibi anlıyorlar. İşte bu yaklaşım yanlıştır. Yoksa Kadir Gecesi önemli ve güzel bir gecedir. Benim aktarmaya çalıştığım şey de işte bu yanlış bakış açısınaydı, Kadir Gecesi’nin önemine dair itirazım yok.

  6. Cengiz dedi ki:

    “”… daha birçok iğrenç hükümler Allah’ın değil, Şirk Dini’nin hükmüdür. “”

    İğrenç diyerek dinden çıktın belki de. Bunlar sahih hadislerde geçen bizzat peygamberin söylediği ve uyguladığı şeylerdir. Eğer sen işine gelmediği için bunlara yalan diyorsan, bunları kabul ettiği için dinden çıkanlara birşey diyemezsin, çünkü biliyoruz ki bunlar islam’da vardır ve insanlar da bunların islamda oldugunu bilir. “Zina edeni taslayarak öldür diyen bir dine inanmiyorum.” diyen birinin haksız olduğu kısım nedir? Senin gibi kafasına göre dini yorumlaması daha mı mantıklı? Demek ki sen de bunları kabul edemiyorsun,bunlar yüzünden dinden çıkan biriyle aranda fark yok yani. Zaten sen de “iğrenç” diyerek böyle bir dini kabul edemeyeceğini itiraf ettin, o zaman kabul edemeyenlere bir şey diyemezsin.

    • Furkan dedi ki:

      Merhaba Cengiz Bey, yorumunuz için teşekkür ederim öncelikle. İşime gelmediği için yalan demediğimi ve temel bir eleştiri yaptığımı bu yazının bir kısmında da belirttim aslında. Ama tam çıkaramamış olabilirsiniz, bu konuda özellikle şu yazımızı okumanızı isterim: https://mantiksalteizm.com/neden-kuran-yeterli

      Ben nerede dini kafama göre yorumladım? Öncelikle, “Herkes bunun İslam’da olduğunu bilir” demek bir eleştiri değildir. “Herkes” doğru mu biliyor? “Herkesin” dayandığı argüman nedir?(Felsefede argümanlara bakılır, istiyorsa 8.000.000.000 insandan 7.999.999.999 insan aynı şeye inansın. Kalan bir kişi sağlam bir argüman getirmişse o diğer tüm insanların görüşü yanlış demektir) Ben “herkesin” dayandığı şeye karşı temel bir eleştiri getirdim zaten, o “herkes” de dediklerimin yanlış olduğuna dair bir argüman sunsun madem(Not: “Kafana göre yorumluyorsun” demek bir eleştiri değildir). Ayrıca, dinin kaynağı nedir? Herhangi bir insanın dediği şey dinin kaynağı olabilir mi, yoksa yalnızca kitabı indirdiği iddia edilen Tanrı mıdır hüküm koyucu? Kur’an’da tek hüküm koyucunun(Din konusunda) Allah olduğu ve Kur’an’ın din konusunda yeterli olduğu defalarca geçiyor. Hadislere neden bakılır? Kur’an eksik diye… Ama Kur’an kendisine eksik demiyor. Tam tersine hadislere bakan birisi “dinden çıkmış” olur(Tabii dinden çıkmak kavramı çok derin bir kavramdır, kafamızda göre herkese bunu diyemeyiz. Kendine Müslüman diyen birisine “dinden çıkmış” deme hakkım da yoktur zaten, onu bir anlatma biçimi olarak alın). Eğer Allah’tan başka birisi hüküm koyabiliyorsa Kur’an’da neden din konusunda tek hüküm koyucunun Allah olduğu ve kitapta yazmayan şeyin din konusunda önemli olmadığı geçiyor(Bkz. Maide 101)?

      “İnanmayanlara bir şey diyemezsin” kısmın hatalı, sorun şurada, ben zaten dinin öyle olamdığını söylüyorum. Ve, bir şeyin “iğrenç” olması o şeyin yanlış olduğunu da göstermez(Birazdan buna değineceğim. Ki ben yazıda iğrenç olduğu için kabul etmediğimi yazmadım, temel bir eleştiri getirdim). Bu yazıda belirttiğim gibi, inanmayan kişilerin temelinde birçok tutarsızlıkları oluyor, o nedenle onlara bir şey diyebilirim. Ve, zaten dinin öyle olmadığını savunduğum için inanmayanlara bir şey diyebilirim(Bir şey diyebilirimden kasıt eleştiri getirebilirim). “İğrenç diyerek böyle bir dini kabul edemeyeceğini söylüyorsun” demişsin de bu hatalı bir söylem. Zira ben zaten din o değil diyorum, ona “Şirk Dini” diyorum(Bkz. Ali Şeriati). Ve, bir şeyin bize iğrenç gelmesi o şeyin yanlış olduğunu göstermez. Hadislere “iğrenç” olduğundan dolayı inanmıyorum değil(Çünkü iğrenç olsa da doğru olabilirler), Kur’an ile çeliştiğinden dolayı inanmıyorum. Ayrıca, sanırım diğer kısımları beğenmişsiniz ki sadece bu konuyu bir eleştiri getirmiş ve diğer kısımlardan bahsetmemişsiniz(Ki bu kısımda da hatalı söylemler kullanmışsınız, temelde mantık hatası olan cümleleriniz bulunuyor. Onları üstte cevapladım zaten). Yazının yeni ateizme eleştiri olan ve cevap olan kısımlarını nasıl buldunuz peki?

      • Cengiz dedi ki:

        Burada konunun dini ve fıkhi boyutuna girmek niyetinde değilim. Bu hadis konusu başlı başına bir tartışma konusudur,sana islami sitelerden hadis inkarcilarina karşı yazilan tonla makale gösterebilirim,bunla ilgili kitaplar da vardır. Tabi bunların olması onları haklı yapmaz ama demek istediğim şey bunun öyle kestir at şeklinde basit bir mantığı olmadığı. Kuranla çelişiyor demissin,buna da cevap verilebilir, başkasına göre celismez ve bir şekilde bunları uyuşturur birbiriyle. Dediğim gibi ben hadisler dinin kaynağı mı değil mi bunu tartisiyorum şuanda, bana göre hadissiz islam olmaz o ayrı mesele.

        İğrenç olduğunu söyleyip kabul edemiyorsandan kastım şudur, bu hadislere bakan biri senin gibi bunların iğrenç olduğunu düşünüyorsa “bir Tanrı bunları emretmiş olamaz,bu din ilahi olamaz” deyip dinden çıkabilir, sen kendin de bunların iğrenç olduğunu söylüyorsan, bu kişiye itiraz edemezsin onu diyorum. İkiniz de aynı düşünüyorsunuz çünkü, vardığınız sonuçlar farklı. Adam recm cezasını barbarca bulup sonsuz iyi merhametli bir Tanrı bunu emretmiş olamaz bu din yanlıştır diyorsa burada itiraz ettiğin şey nedir? Bu kişi senin gibi bir islam anlayışına sahip olmayabilir, hadisleri kaynak kabul edebilir,yani bunu din kabul edebilir,bu yüzden de dinden çıkabilir. İnsanlar dinin öyle olduğunu bilir derken bunu cogunluga basvurup doğruluk kanıtı olarak kullanmadım, bu din olarak düşünüldüğü için insanlar dinden uzaklaşıyor dedim.

        Yazı genel olarak iyi ve günümüzdeki bazı dinsiz olunca kendini süper zeki zannedenlerin iddialarına cevap olmuş.

        Katılmadığım birkaç nokta var:
        –Çoklu evrenler tanrının olmadığını göstermez demişsin.Evet göstermez ama çoklu evrenler varsa bu hassas ayar argümanı için bir alternatif oluşturur ve bu konuda tanrıya ihtiyaç olmadığını gösterebilir. Hassas ayarlar için naturalist bir açıklama sunar ve bunun tasarım sonucu olmadığını gösterebilir.Burada kimse çoklu evrenler varsa Tanrı yoktur demiyor, zaten biz herşeyi açıklayabilsek bile “Tanrı böyle yaratmış olabilir” diyerek Tanrıya yer bulabilirsin,yanlışlanamaz bir şeydir bir nevi. Çoklu evrenler varsa hassas ayar argümanı zayıflar, eğer sonsuz sayıda evren varsa bir tanesinin bizimki gibi olması şaşırtıcı değildir diyebiliriz.Ayrıca eğer bir ateiste “çoklu evrenler hakkında kanıt olmayan metafiziksel bir şeydir” dersen o da aynısının Tanrı için de geçerli olduğunu söyleyebilir, o zaman aralarındaki fark ne 🙂

        –Dinini doğduğun yer belirler, buna kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.Dünyada herkes doğduğu kültürün dinini miras alır ve bu nadiren değişir. Burada öne sürülen şey dinin bu yüzden yanlış olduğu değil, dini bizim seçmediğimiz ve yalnızca ailemizden aldığımızdır.Çok az kişi kendi dininden şüphe edip başka dinlere yönelir.Evet sen de amerikada doğup büyüseydin hristiyanlığı savunan bir blogda yazıyor olurdun ve islamı eleştirirdin muhtemelen.Bu tanrının ilahi sinav düşüncesinin mantığını da sorgular.Herkesin doğduu coğrafyaya göre dininin şekillendiği bir dünyada insanları yanlış dine inandı diye (şans eseri orda doğdu diye) cehenneme atmak adil midir? Muhtemelen “araştıran zaten islamı seçer” diyeceksin, evet herkes kendi dini için aynını söylüyor zaten 🙂

        –Cehennem konusunda,tıpkı düşündüğüm gibi düzgün bir cevap verememişsin, zaten hiçbir teistten şimdiye kadar cehennem problemine mantıklı bir çözüm sunan duymadım.Kaçamak ve yüzeysel bir cevap vermişsin. Kuranda cehennemdeki işkenceler detaylı olarak anlatılır,insanın aklına gelebilecek en korkunç işkence ve acılar cehennemdekilere layık görülür Allah tarafından.Bunun neresinde merhamet vardır acaba? İyi insanların,tanrıya inansın ınanmasın müslüman olmadığı için sonsuza kadar en korkunç acılarla cezalandırılması nasıl adalete ve merhamete sığar? Bunun açıklaması var mı?

        –Ateistler neden “inanmamak” istesin? Öldükten sonra sonsuz mutluluk,ilahi adalet,seni seven bir Tanrı fikri insanın hoşuna gider.Bunların yokluğu da insana dehşet verir.Bir ateist neden bunlara inanmak istemesin? Neden bu pis dünyanın ötesinde hiçbir şey olmadığına,ilahi adalet olmadığına,ölümün yokoluş olduğuna vs. inanmak istesin? Bunlar arzulanır şeyler mi? İnanmak istediğine inanan biri varsa bu teistler değil midir?

        –Son olarak evrim Tanrıyı dışlamaz demişsin.Bu da çoklu evrenler hipotezi gibi dışlamaz tabiki sonuçta evrimle yaratan Tanrı fikrini ortaya atabilirsin, fakat evrim kendi başına rastgele bir şekilde ilerleyebiliyorsa o zaman evrim tanrısız da mümkündür. Ayrıca dışlanır olduğunu da savunanlar vardır: Darvinci kötülük problemi http://alfa-sorgulama.blogspot.com.tr/2014/03/teizme-kars-evrimsel-arguman.html

        –Ateizme göre iyi-kötü olamaz demişisin,şunlara bakabilirsin:
        *http://alfa-sorgulama.blogspot.com.tr/2015/06/ahlak-ve-bilinc.html
        *http://alfa-sorgulama.blogspot.com.tr/2015/02/aksiyolojik-arguman.html

        • Furkan dedi ki:

          Öncelikle merhaba Cengiz Bey, bu yazıda Kur’an ile çeliştiğinden de bahsettik ama temel “inkar” nedenimiz Kur’an ile hadislerin çelişmesi değil, teknik anlamda Kur’an ile oluşmuş bir yapının hadisler ile çelişmesidir. Bizim temel nedenimiz iğrenç olduğundan dolayı kabul etmemek değil. Dediğiniz gibi, iğrenç gelmeyebilir de, hatta iğrenç olsa bile doğru olabilir de. Bizim hadisleri kabul etmeme nedenimiz din konusunda Kur’an’ın eksik olmadığı görüşü ve din konusunda sadece Allah’ın hüküm koyacağı görüşüne dayanır. Bu konuda özellikle şu yazımızı okursanız ne dediğimi anlarsınız: https://mantiksalteizm.com/neden-kuran-yeterli

          Yazıyı iyi bulmanıza sevindim, zaten dediğiniz amaçla yazdık. Ateizmi felsefi olarak savunanların da olduğunu biliyoruz. Dinde de Cübbeli Ahmet, Nihat Hatipoğlu gibilerinin yanında hem teolojik hem felsefi olarak işi inceleyenler de var, ateizmde de aynen öyle. Yazıda zaten “Ateizme Eleştiri” demiyoruz, yeni ateizme eleştiri diyoruz. Popüler bir görüş olan bu ateizmin bir kolu olan görüşü tamamıyla yıkacak bir yazı olduğunu düşünüyorum ben de 🙂

          Katılmadığınız noktalar hakkındaki cevaplarım:
          1. Tanrı ile çoklu evrenler arasındaki fark şu, çoklu evrenler bilimsel bir iddiadır Tanrı ise zaten tamamıyla metafiziksel bir iddia, yani Tanrı hakkında bilimsel bir kanıt bulmamıza gerek yok ama çoklu evrenler bilimsel bir iddia olduğu için metafiziksel olarak bırakılmamalı. Ben asla metafiziksel şeylere boş demiyorum. Ama çoklu evrenler bilimsel bir iddia ve şu an sadece metafiziksel bir şekilde duruyor. O nedenle şu anda çoklu evrenler hakkında konuşmak hatalı olacaktır. Çoklu evrenler “Sonsuz evren” var demiyor, birçok farklı görüşün olmasıyla birlikte özellikle 10^500 evren var diyor. Bu gerçekten muhteşem bir rakam. Fakat, sonsuz değil 🙂 Şu anda çok bilgimiz olmadığı için bir şey diyemiyorum çünkü ne desem bilimsel olması gereken bu konuda metafiziksel bir iddia olarak kalacak ve yanlışlığı, doğruluğu hakkında hiçbir şey ifade etmeyecek. Çoklu evrenleri oluşturan bu paradigmanın neye dayandığına da bakmamız gerekiyor mesela. Bu konular hakkında bilimsel hiçbir bilgimiz olmadığı için bu konuyla direkt bir eleştiri getirilmesini(Hassas ayara mesela) doğru bulmuyorum. Hassas ayar argümanına getirilebilecek çok daha güzel bir eleştiri var benim bildiğim 🙂 Her neyse, çoklu evrenler şu an için çok belirsiz bir konu ve bu kadar belirsiz bir konu hakkında ne desek sadece metafiziksel bir iddia olur. Bırakılm da bilim bize doğruyu göstersin.

          2. Öncelikle, mesela Kur’an’a göre tam anlamıyla kimin cehenneme, kimin cennete gideceği belirsizdir. Ve bunu belirleyen trilyonlarca şey vardır. Dediğin gibi de sorulabilir ve Tanrı’ya karşı çıkılabilir. Ama şöyle bir şey var, araştırma yükümlülüğü bize verilmiştir. Ve herkesin kendi dini için onu demesi benim dediğimi yanlış yapmaz. Gerçekten benim dediğim gibi olabilir mesela. Ben dediğin şeyi çok güçlü bulmuyorum. Çünkü mantıksal olarak Tanrı fikrinin çelişkisini göstermiyor. Daha çok kişisel bir yorum yapıyor. Umarım anlatmak istediğimi anlatabilmişimdir. Kaldı ki Kur’an’da birçok insanın cehenneme gideceği de söyleniyor. Ama bu demek değil ki “Ben Müslümanım” diyenler cennete gidecek. Ankebut Suresi 2. ayette ve daha birçok ayette bu duruma vurgu yapılır.

          3. Adalet ve merhamet kavramlarının temeli nedir, onu sormalıyız önce? Tanrı merhametlidir fakat kendine inanan birisine karşı merhametlidir. Bu inanan dediğim, ona buna kötülük yapan, Allah’a şirk koşan konusunda değil. Mesela bir kişi Allah’a inanıyor ama kötü bir şey yapmış, mesela tecavüz etmiş(Çok büyük bir günahtır bu). Fakat sonrasında çok pişman olmuş ve tövbe etmişse Allah’ın o kişiye merhamet edeceği aktarılır Kur’an’da. Aslında cevaplar kaçamak ve yüzeysel değil, epistemolojik temellendirmeyle alakalı. Tanrı, Tanrı’ya karşı sorumluluklarımız ve diğer canlılara karşı sorumluluklarımız diye ahlak kuralı koymuş. Bu kurallara uymayanlar ceza alacak. Tanrı’nın mutlak iyi olmasıyla cehennemde “işkence” olacak olmasına karşı bir itiraz getirilebilir ancak, “Bu kadar işkence adaletli mi” gibi bir itiraz kişisel olur. Tanrı, eğer bize seçim şansı sunmasaydı ve direkt oraya yollasaydı evet çelişirdi. Ama seçim şansımız olduğu için, “işkence” olacak olması çelişmez. “Neden illa ki işkence?” gibi eleştirel de dediğim gibi, çok kişisel. Tanrı öyle seçmiş, o nedenle işkence 🙂 Tabii ona bakış açısına göre işkence denilir.

          4. Psikolojik olarak inanmamak isteyebilir. Yaşadığı kötü şeylerden dolayı inanmak istemeyenler olabilir(Ki çevremde böyleleri var), inanan insanları salak görüp inanmamayı daha rasyonel bulabilir. İnanmak istediği için inanan veya inanmamak istediği için inananlar var. Yani teistlerde de ateistlerde de aynı tipte, irrasyonel olanlar var. O dediğin şeyleri görüp inanamayı seçenlerin olduğu gibi, “Bunlar ne be masal gibi” deyip reddedenler de var hiç düşünmeden. Ayrıca, böyle forumlara girip orada işte ayetler hakkında iddialar görüp, “Tanrı varsa nedeni de var, inananlar bunu sorgulaymıyor”, “Görünmez bir ejderhanın Tanrı’dan ne farkı var?” gibi şeyleri görüp “Lan bu kadar akıllı insan inanmıyor ve birçok kanıt sunuyorlar. İnanarak hata yapıyorum.” diyenler de var. Bir dönem bana da şey olmuştu, “O kadar bilgili bir inananla karşılaşmadım ama inanmayanlar mantıklı şeyler söylüyor gibi. İnanarak ben mi hata yapıyorum?” Ama ben bu fikrimden sonra daha fazla araştırmaya başladım ve şu anki hale geldim işte 🙂

          5. Bu konuda, popüler olanlardan çok derin olan felsefi argümanlara da mantıksal bir hata olmadan evrimin Tanrı’yı dışlamadığı cevabı verilebiliyor. “Evrim ve İslam Çelişir Mi” yazımızda popüler felsefi iddialara değindim mesela. Burada kısaca bahsettsem bir kısmı eksik kalacağı için o konuya şu an hiç girmiyorum. Ama genel anldam ateimin bize daha rasyonel gelebilecek cevaplar verdiğini düşünüyorum evrim konusunda. Yani diğer tüm konuları bir kenara bırakıp sadece evrimi değerlendirseydik Tanrı’nın varlığını seçmezdim. Ama Tanrı’nın varlığını diğer tüm alanlara bakarak da tartmamız gerekiyor. Sonuç olarak teizmin çok daha tutarlı cevap verdiğine inanıyorum. Evrim konusunda teizme bakış açım şu; mantıksal çelişki barındıran cevap vermezse tamamdır, diğer birçok konuda teizm daha rasyonel olduğu için teizm daha mantıklı olacaktır bana göre. Ki evrimsel konularda teizmin de cevapları var ve bunlar mantıkla, bilimle çelişen cevaplar değiller. Sadece ateistlerinki daha rasyonel geliyor. Ve bir konuda bir görüş daha rasyonel diye o görüşün doğru olduğu gibi bir sonuç çıkarmak hatalı olur. Mehmet Mirioğlu’nu(Alfa sitesinin sahibi) biliyorum daha önce okudum birçok yazısını. O iddialara özellikle cevap verebilirim ileriki zamanlarda, dediğim gibi, şimdi kısa kısa söylesem ne dersem eksik olacak. Kapsamlı bir şekilde ele almak lazım.

          Tekrar teşekkür ederim, sorgulama konusunda başarılar diliyorum.

          • Cengiz dedi ki:

            Tartışmayı daha uzatmak istemiyorum ikimiz de fikirlerimizi yazdık sonrası kısır döngü olucak, fakat şu hassas ayara getirilen güzel dediğin eleştiri nedir söylersen araştırmak istiyorum. Çünkü çoklu evren dışında hiçbir akla yatkın bir alternatif açıklama veya argumana doğru düzgün bir eleştiri duymadım, ateistleri bile etkileyen bir argüman bu. O bahsettigin eleştiri nedir?

          • Furkan dedi ki:

            Cevap verebilirsiniz aslında, hatta cevap vermenizi isterim. Ateistlerin neden inanmak istememesi konusu, çoklu evrenlerin hassas ayarı yok ettiği konusu, cehennemde yanmanın işkence olduğu konusu ve doğduğun yere göre dini seçme konusunda cevap vereceğinizi düşünmüyorum zaten. Ayrıca eski yorumuma şunları da ekleyeyim, temelinde bilim de din gibidir doğduğun yere göre inanma konusunda. Doğduğun yere göre bir bilim anlayışı, bilim algısı belirlersin. Bazı insanlar bilim konusunda sonradan araştırma yapıp temel felsefi şeylere uysa da din konusunda bunu pek yapmazlar. O nedenle “çok kişisel bir yorum” dedim. Çünkü diğer birçok konu da din gibidir(Doğduğun yere göre inanma konusunda). Ve, inanma konusu bizim elimizde olduğu için bu konudan bir eleştiri getirmek çok da tutarlı değil gibi. Ayrıca, bir ateist neye göre “Cehennemde yapılacak şey işkencedir” diyebilir? Yeni ateizme göre ahlak diye bir şey yokken “klasik ateizme” göre otorite ahlakın ne olduğunu belirler. Şu anda işkence bize kötü gibi geliyorsa da ileride ve hatta gelecek hayatta bunlar “kötü” diye adlandırılabilir mi? Adlandırılamaz. Ve, Tanrı “ahlak” kuralını böyle koymuş. Ayrıca, kişisel bir yorumdan çıkıp da “Tanrı’nın mutlak iyi kavramıyla bu durum çelişir” gibi felsefi bir iddiada bulunursanız de cevabım şu olacaktır: Eğer her ne olasılıkta olursa olsun işkence göreceksek bu mutlak iyi sıfatıyla çelişirdi. Fakat işkence görme ve görmeme durumları bizlerin elinde olduğu için bir çelişki yaratmayacaktır. Bazıları da, “Seçim mi? O zaman ‘Paranı ver yoksa öldürürüm’ diyen bir hırsız da seçim şansı veriyor. O nedenle böyle bir hırsız da yargılanmamalı” gibi saçma bir iddiada bulunuyor. Ama fark şu, hırsızın verdiği olasılıkların ikisi de kişi açısından “olumsuz” olasılıklar. Dolayısıyla bu olay ile Tanrı’nın seçim vermesi konusu aynı değildir. “Yazıda ateizme göre iyilik ve kötülük olmaz demişsiniz” deyip yazı atmışsınız fakat ben “Ateizmde iyilik kötülük olmaz” demedim. Yeni ateizme göre olmaz dedim. Diğer doğalcı ateist görüşlerde genel anlamıyla olabilir fakat iyilik ve kötülük değişken bir şeydir. Örneğin dünyadaki tüm erkekler “Tecavüz etmek iyidir” derse(Erkeklerin sayısı kadınlardan fazla olduğu için) tecavüz iyi bir şey olarak yorumlanabilir(Tabii burada aktardığım kadar basit değil). Ayrıca, “Teizme Karşı Evrimsel Argüman” yazısını okudum ve çok düşük bir eleştiriydi. YouTube ortamına geçince böyle şeylere cevap vereceğiz. “Akılsız Tasarım” ve “Darwinci Kötülük Problemi” argümanlarını güçlü bulmadım. Gereksiz Açıklama kısmı zaten birçok kişinin tatmin olmayacağı bir kısımdır, Ockham’ın usturası yanlış anlaşılmış gibi duruyor. Akılsız Tasarım’a dair 0hakikat0 kanalının YouTube üzerinden zaten güzel bir cevabı vardı. Darwinci Kötülük Problemi hakkında “Kötülük Problemine Cevap” adlı yazımızı okuyabilirsiniz şuradan:https://mantiksalteizm.com/kotuluk-argumanina-cevap (Darwinci Kötülük Problemi’nin de bahsettiği temel dayanakları yıktığını düşünüyorum malum yazımızın)

            Hassas ayar hakkındaki eleştiriye gelirsek, [0,+∞) aralığına bir olasılık ölçüsü koymak istersek ilgili olasılık dağılımı düzgün olamaz. Yani, eşit uzunluktaki her aralığa aynı olasılığı atayamayız. Evrende yaşama izin verecek sabitlerin olması gerektiği aralıkta olmalarının düşük bir “olasılık” olduğunu söyleyebilmek için bu sabitlerin olmuş olabileceği potansiyel aralığa bir olasılık ölçüsü koymak gerekiyor, lakin bu ölçü düzgün olamayacağı için “hassas” diyebilmek pek de olası olmuyor. Dediğimi tam anlamamış olabilirsin, birazda atacağım linkte bu konu hakkında da konuşuluyor, orada bahsederlerken anlarsın. Bu eleştiri ve bu argümana getirilen diğer eleştirilere cevap için şu videoyu izlemenizi öneririm: https://www.youtube.com/watch?v=jVPdJdNpIs8

            Ayrıca tekrar hatırlatayım, çoklu evrenler düzgün bir eleştiri değildir, hatta bana sorarsan “eleştiri” bile değildir. Çok belirsiz bir konu. Ve hatta hesaplamalarımıza göre, bu sefer de evrenleri yaratan paradigmanın “hassas” ayarlanmış olabileceğini de söyleyebiliriz. Çok belirsiz ve daha bilimsel anlamda konuşulabilecek bir alan olmadığı için o teori ile argüman getirmek düzgün olmayacaktır.

  7. Büşra Yıldırım dedi ki:

    ‘Bizler zaten Tanrı’ya, O kendiliğinden var olduğu için Tanrı diyoruz.’
    İslam’a göre Tanrı sonsuzdan gelir ve var olmamıştır, her şeyin tek sahibi O’dur.

    ‘Sonsuza giden bir durumun felsefi olarak hatalı olduğunu ilk olarak Gazali ve El-Kindi ortaya koymuştur.[56] Şunları demektedirler: Teker teker sonsuza dek saydığımızı düşünürsek bize sonsuz zaman dahi verilse sayamayız. Çünkü ne kadar teker teker birleştirme yaparsak yapalım nerede durursak bir sonrası vardır. Sonsuz zamanınız olsa bile bu sayıları tüketemezsiniz. Evrenin geçmişinde sonsuz neden vardır dersek aslında sonsuzu tüketip şu an buraya geldiğimiz söylemiş oluruz. Sonsuza kadar ileri saymak mümkün değilken, sonsuzdan geriye saymak da aynı şekilde mümkün değildir.’
    Bunun doğruluğuna inanmak Allah’ın sonsuzluğunu reddetmek olduğundan İslam’ı reddetmek olur.

    Dawkins’in, Şengör’ün din felsefesinin Eienstein’ın tabiriyle sadece ağacını görmüşsün. Tanrı reddi, çok daha büyük bir konudur.

    Nedenselliğin yanlış olduğunu, ‘Tanrı vardır.’ diyerek açıklamanın doğru olduğunu söylemişsin. Bu mantıkla ‘Tanrı’nın yaratmadığı sonsuzdan gelen bir evren vardır.’ demek de senin adına bir sıkıntı yaratmıyor, öyle mi?

    • Furkan dedi ki:

      Merhaba Büşra Hanım, yorumunuz için teşekkür ederim öncelikle. Eleştirilerinize cevabım şöyle:
      1. İslam’a göre Tanrı sonsuzdan gelir evet, “O kendiliğinden var olduğu için Tanrı diyoruz” kısmındaki sonuç da odur. Yani, zaten O kendiliğinden oldu ve en başından beri vardı, bir başlangıcı yok, onun başlangıcına bir şey sebep olmadı.

      2. Allah madde değil ki? Sanırım oradaki kısmı anlamadınız, Gazali ve el-Kindi maddenin sonsuzluğundan bahsediyor. Allah maddesel bir varlık olmadığı için o konu ile alakası yok.

      3. Dikkat edin, o açıklama “Tanrı vardır” ile aktarılmıyor, yoksa sadece “Tanrı vardır” yazardım. Orada temel mantık kurallarıyla ve felsefenin ilkeleriyle bir çıkarım yapılıyor. Birçok ateist din felsefecisi de üstte verdiğim nedenden dolayı o soruyu sormaz zaten, çünkü o iddia çok düşük bir iddiadır mantıksal olarak. İtirazlarınıza bakarsak genelde temel mantık kurallarını anlamamışsınız, burada da aynı durum söz konusu(Sizi aşağılamak için falan demiyorum yanlış anlamayın. Sadece temel mantık kurallarını anlamadığınızı veya yanlış çıkarım yaptığınızı söylüyorum). Söylediğiniz iddia benim adıma sıkıntı yaratıyor çünkü mantık kuralıyla veya felsefenin ilkesiyle çıkarılmış bir sonuç değil, keyfiyet ile çıkmış bir sonun. Üstte yazdığım o kısmı anlamadıysanız daha basitleştirilmiş bir cevap vereyim. Ben orada zaten nedensellik ilkesiyle karşı tarafın iddiasının çeliştiğini söyledim(Hatırlatırım). Şöyle ki, “Tanrı’nın nedeni yoktur” iddiası metafiziksel açıdan tutarlıdır. Bir ateistin Tanrı’nın öyle olmadığını göstermesi için ya mantıksal olarak ilk neden diye bir şeyin olamayacağını göstermesi ya da Tanrı’nın o sıfatının başka bir sıfatıyla çeliştiğini göstermesi gerekir. Şu ana kadar ben de bu dediğim iki olasılıktan birini gerçekleştiren bir argüman görmedim. Muhtemelen yok ki din felsefesi literatüründe birçok ateist ve agnostik felsefeci “Tanrı’nın nedeni vardır” gibi bir iddiayı sunmuyor ve “Tanrı’nın nedeni yoktur” fikrinin tutarlı olduğunu söylüyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir